Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Eleştirel teori, toplumu yalnızca betimlemeyen, insanları köleleştiren koşulları açığa çıkarmayı ve kurtuluşa katkıda bulunmayı amaçlayan bir toplum kuramıdır. Horkheimer bunu geleneksel kuramdan ayırdı.
Horkheimer ve Adorno, kültürün bir endüstri hâline gelmesinin insanları düzene alıştırdığını ve aklın araçsal bir hesaba indirgenebileceğini savundu. Habermas ise aklın iletişimsel bir biçimi olduğunu, gerekçelendirmenin insanları ortak bir anlayışa götürebileceğini gösterdi.
Eleştirel teoriye üç güçlü itiraz yöneltildi. Kitleleri küçümsediği, eleştirinin ölçütünü belirleyemediği ve karamsarlığın bir çıkış bırakmadığı söylendi.
Savunucular, kalıpların etkisinin ciddiye alınmaya değer olduğunu, ölçütün insan acısında ve karşılıklı gerekçelendirmede bulunabileceğini ve iletişimsel aklın umut verdiğini belirtti. Bu cevaplar tartışmayı kapatmıyor.
Bu yüzden eleştirel teori, düzenin düşünceyi nasıl biçimlendirdiğini gösteren güçlü bir eleştiri geleneği olarak, ama ölçütünü ve çıkış yolunu temellendirmekte zorlanan bir gelenek olarak yaşıyor.
Açılış sahnesi
Bir kişi akşam eve dönüyor, televizyonu açıyor ve önüne bir dizi çıkıyor. Dizide yakışıklı bir kahraman, zor bir kararın ardından ödüllendiriliyor. Reklam arasında aynı kahramanın giydiği ceket satılıyor. Kişi ceketi beğeniyor ve bunun neden kendi zevki olduğunu bir an bile sorgulamıyor.
Ertesi gün iş yerinde arkadaşlarıyla dizinin son bölümünü konuşuyor. Herkes aynı sahneyi beğenmiş, aynı karaktere kızmış. Konuşma çok doğal akıyor. Bu doğallık, tam da felsefecilerin sormak istediği şey: kişi kendi zevkini ve düşüncesini kendisi mi belirliyor, yoksa onu çevreleyen düzen mi biçimlendiriyor?
Bu soru, yirminci yüzyılın ortasında Frankfurt'ta başlayan bir çalışmanın merkezinde duruyordu ve bugün sosyal medya ve reklam çağında bile güncelliğini koruyor. Bu derste, bu çalışmanın geleneğini, eleştirel teoriyi, kurucularıyla ve itirazlarıyla inceleyeceğiz.
Bu derste ne olacak
Önce eleştirel teorinin ne olduğunu ve geleneksel bir kuramdan nasıl ayrıldığını göstereceğiz. Sonra üç isim ve üç katkı üzerinde duracağız. Horkheimer kuramın kendisini bir kurtuluş çabası olarak tanımladı. Adorno ile Horkheimer birlikte, kültürün bir endüstri hâline gelmesini çözümledi. Habermas ise aklın bir başka biçimini, iletişimsel aklı öne sürdü.
Ardından üç itirazı tartacağız. Biri, kitleleri küçümsediklerini, biri eleştirinin kendi ölçütünü nereden aldığını, üçüncüsü de öğretinin karamsarlığının bir çıkış bırakmadığını söylüyor.
Sonda eleştirel teorinin bir kuram mı, bir tutum mu, yoksa bir araştırma programı mı olduğunu soracağız.
Merkez soru
Sorumuz şu: bir toplumun kültürü, kurumları ve düşünme biçimleri, o toplumdaki insanları özgürleştiriyor mu, yoksa alışkın oldukları düzene bağlıyor mu?
Ölçülü iddiam şu: eleştirel teori, toplumsal düzenin düşünceyi ve zevki nasıl biçimlendirdiğini sorarak güçlü bir eleştiri geleneği kurdu, ama eleştirinin kendi ölçütünü temellendirmekte ve bir çıkış yolu göstermekte zorlandı.
Sıfır noktası
Enstitü 1923'te kuruldu. Üyelerin çoğu Marksizmden etkilenmişti ama Marksizmi olduğu gibi tekrarlamak istemiyordu. Nazilerin iktidara gelmesiyle birlikte çoğu Almanya'yı terk etmek zorunda kaldı ve çalışmalarını bir süre Amerika Birleşik Devletleri'nde sürdürdü. Sürgün yılları, kültür endüstrisi gibi kavramların doğduğu dönem oldu: yazarlar, kitlesel radyoyu, sinemayı ve reklamı ilk elden gözlemleyebiliyordu.
Argümanın yapısı
Eleştirel teorinin yaklaşımı, dört adımda özetlenebilir.
Birinci adım: toplumsal düzen, insanlar tarafından kurulur ve bu yüzden değiştirilebilir. Ama insanlar bu düzeni çoğu zaman doğal bir olgu gibi yaşar.
İkinci adım: düzeni doğal gösteren şey, düşünce ve kültür alanındaki bazı işleyişlerdir: eğitim, medya, sanat ve gündelik dil. Bunlar, hangi şeylerin düşünülebilir ve arzulanabilir olduğunu belirler.
Üçüncü adım: bu yüzden toplum kuramı, yalnızca düzenin nasıl işlediğini betimlemekle kalmamalı, düzenin hangi varsayımlara ve kimin çıkarına dayandığını da açığa çıkarmalı.
Dördüncü adım: bu açığa çıkarma, kurtuluş için bir koşuldur. İnsanlar, kendilerini bağlayan şeyi görmeden ondan kurtulamazlar.
Bu yapı, eleştirel teorinin ortak zeminini oluşturur. Ama düşünürler bu zemini farklı sorulara uyguladı. Horkheimer kuramın kendisini sorguladı, Adorno kültürü, Marcuse ise gelişmiş sanayi toplumunda insanların kendi ihtiyaçlarını bile düzenin şekillendirdiği bir tarzda yaşadığını, tek boyutlu bir düşünme biçimine sıkıştığını savundu.
Görüşler ve pozisyonlar
Eleştirel teorinin ne olduğu konusunda üç görüş var.
Birinci görüş, eleştirel teoriyi Marksizmin bir devamı olarak okur. Buna göre Frankfurt Okulu, Marx'ın kapitalizm eleştirisini, kültür ve bilinç alanına genişletti. Marx'ın ekonomik çözümlemesini, düşüncenin ve kültürün çözümlemesiyle tamamladı.
İkinci görüş, eleştirel teoriyi Aydınlanma'nın kendi eleştirisi olarak okur. Buna karşılık ilk okuma Marx'a bakıyor. Bu okuma, Horkheimer ve Adorno'nun asıl sorusunun, aklın özgürleştirme vaadinin neden tahakküme dönüştüğü olduğunu söyler. Daha önce gördüğümüz Aydınlanma, burada kendi ölçütüyle sınanıyor.
Üçüncü görüş, eleştirel teoriyi bir araştırma programı olarak okur. Oysa ilk iki okuma belirli bir öğretiye bakıyor. Bu okuma, felsefeyi, sosyolojiyi, psikolojiyi ve ekonomiyi bir araya getiren disiplinlerarası bir çalışma biçimini öne çıkarır. Buna göre eleştirel teori, bir sonuçtan çok bir yöntemdir.
En güçlü itiraz
Eleştirel teoriye üç yönden ciddi itiraz yapıldı.
Eleştirel teorinin savunucusu bu itirazlara şöyle cevap verebilir. Kültür endüstrisi tezi, bireylerin tamamen pasif olduğunu değil, kalıpların etkisinin belirgin olduğunu söylüyor ve bu etki, sonraki araştırmalarla da desteklendi. Ölçüt konusunda ise, insanların acı çektiklerinde bunun gereksiz olduğunu hissedebilmeleri, eleştiri için yeterli bir başlangıç noktası olabilir. Karamsarlığa karşı da Habermas'ın kuramı, iletişim yoluyla ortaya çıkan bir umut sunuyor.
Açık kalan sorular
Dijital platformlar ve algoritmalar çağında, kültür endüstrisi tezi nasıl okunmalı? Her kişiye kendi zevkine göre içerik sunulması, standartlaşmayı azaltıyor mu, yoksa daha görünmez bir standartlaşma mı yaratıyor?
Eleştirel bir kuramın "doğru" olduğunu nasıl sınarız? Kuramın öngörüleri doğrulanmadığında, kuramın çürütüldüğü mü yoksa henüz gerçekleşmediği mi söylenmeli? Kuram, kendi konumunu da eleştirdiğinde, hangi ölçütle sınanacak? Bilimsel kuramlar için kullandığımız ölçütler burada işe yarıyor mu?
İletişimsel akıl, farklı kültürler arasındaki konuşmalar için de bir ölçüt olabilir mi? Habermas bunun mümkün olduğunu savundu, çünkü her konuşmanın doğruluk ve içtenlik iddiaları taşıdığını, bunun kültürden bağımsız bir özellik olduğunu düşündü. Herkesin aynı gerekçelendirme kurallarını kabul edeceğini varsaymak, kendi başına bir kültürel tercih olmuyor mu?
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışEleştirel teoriyi "her şeyi eleştiren" bir tutum saymak.
Eleştirel teori, eleştirinin ölçütünü belirlemeye ve koşulları açığa çıkarmaya çalışır. Amaç, eleştirmek için eleştirmek değil, özgürleşmeye katkıda bulunmaktır.
Yaygın yanlışKültür endüstrisi tezini, popüler kültürün değersiz olduğu anlamında okumak.
Horkheimer ve Adorno'nun itirazı, kültürel ürünlerin standartlaşmasına ve bunun düşünce üzerindeki etkisine yönelikti. Belirli ürünlerin kalitesi ayrı bir soru.
Yaygın yanlışFrankfurt Okulu'nu tek bir görüşü savunan bir grup sanmak.
Horkheimer, Adorno, Marcuse ve Habermas arasında ciddi farklar var. Habermas, ilk kuşağın karamsarlığına karşı çıktı ve aklın olumlu bir biçimini savundu.
Yaygın yanlışEleştirel teoriyi yalnızca Marksist bir öğreti olarak okumak.
Marx'tan beslendiği doğru, ama Freud, Weber ve Aydınlanma geleneğinden de yararlandı. Marksizmin ekonomik çözümlemesini kültür ve ruh alanına genişletmeye çalıştı.
Kendin dene
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Eleştirel teori, toplumu yalnızca betimlemeyen, insanları köleleştiren koşulları açığa çıkarmayı ve kurtuluşa katkıda bulunmayı amaçlayan bir toplum kuramıdır. Horkheimer bunu geleneksel kuramdan ayırdı.
Horkheimer ve Adorno, kültürün bir endüstri hâline gelmesinin insanları düzene alıştırdığını ve aklın araçsal bir hesaba indirgenebileceğini savundu. Habermas ise aklın iletişimsel bir biçimi olduğunu, gerekçelendirmenin insanları ortak bir anlayışa götürebileceğini gösterdi.
Eleştirel teoriye üç güçlü itiraz yöneltildi. Kitleleri küçümsediği, eleştirinin ölçütünü belirleyemediği ve karamsarlığın bir çıkış bırakmadığı söylendi.
Savunucular, kalıpların etkisinin ciddiye alınmaya değer olduğunu, ölçütün insan acısında ve karşılıklı gerekçelendirmede bulunabileceğini ve iletişimsel aklın umut verdiğini belirtti. Bu cevaplar tartışmayı kapatmıyor.
Bu yüzden eleştirel teori, düzenin düşünceyi nasıl biçimlendirdiğini gösteren güçlü bir eleştiri geleneği olarak, ama ölçütünü ve çıkış yolunu temellendirmekte zorlanan bir gelenek olarak yaşıyor.
Sonraki derse köprü
Eleştirel teori, kişinin düşüncesinin ve zevkinin, içinde yaşadığı düzenden etkilendiğini gösterdi. Bu etkinin hangi kurumlar ve hangi anlatılar yoluyla işlediği, ayrıntılı bir çalışma konusu oldu.
Aynı yıllarda başka bir gelenek, daha temel bir soru sordu. Bir anlamın kişinin niyetinden mi yoksa kişiyi önceleyen bir yapıdan mı geldiği araştırıldı. Bir dil, herhangi bir konuşandan önce vardı ve konuşanlar onu kullanmayı öğrenirken, dilin kurallarına göre düşünmeyi de öğreniyordu.
Bir sonraki ders bu geleneği tanıtıyor. Yapısalcılık, anlamı, kültürü ve toplumu, bireylerin niyetlerinden çok, onları çevreleyen yapıların işleyişi üzerinden anlamaya çalıştı.