İçeriğe geç

P00-D06-M04-02·Yirminci yüzyıl ve sonrası

Fenomenoloji

sıfırdan ileri1.953 kelime≈ 13 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Beş cümlede dersin iskeleti.

Fenomenoloji, şeylerin bize göründüğü hâliyle, yani deneyimde verildiği biçimiyle incelenmesidir. Husserl bunu bir yöntem olarak kurdu: dünyanın varlığına dair doğal varsayımı geçici olarak askıya alan epokhe ve bilincin yönelmişliği.

Heidegger fenomenolojiyi dünyada-varlığa çevirdi. Ona göre insan dünyayı bir seyirci olarak değil, içinde iş gören biri olarak yaşar. Merleau-Ponty ise algının bedenden ayrı düşünülemeyeceğini gösterdi.

Fenomenolojiye üç güçlü itiraz yöneltildi. Önyargısız betimlemenin mümkün olmadığı, başkalarının deneyimine ulaşmanın zor olduğu ve betimlemelerin sınanamadığı söylendi.

Savunucular, betimlemenin tam tarafsız olması gerekmediğini, düzeltilebilir olmasının yeterli olduğunu ve betimlemelerin karşılaştırılabileceğini belirtti. Bu cevaplar tartışmayı kapatmıyor.

Bu yüzden fenomenoloji, deneyimin yapısına dikkatle bakmayı öğreten güçlü bir yöntem olarak, ama betimlemelerin nasıl temellendirileceği konusunda tartışmalı bir gelenek olarak yaşıyor.

Açılış sahnesi

Bir kişi sabah çayını içiyor. Bardağı tutuyor, sıcaklığı avucunda hissediyor, buharı görüyor, kokuyu alıyor. Bu sırada aklından başka bir şey geçmiyor. Çay içmek, kendiliğinden, hiç düşünmeden yapılan bir şey.

Şimdi bir felsefeci ona bir soru soruyor: "Şu anda tam olarak ne yaşıyorsun?" Kişi cevap vermeye çalışıyor ve zorlanıyor. Sıcaklığı, kokuyu, rengi, bardağın ağırlığını tek tek sayabiliyor, ama bunların bir araya gelip nasıl tek bir "çay içme deneyimi" olduğunu anlatamıyor.

Bu güçlük, fenomenolojinin başladığı yer. Deneyim bize en yakın şey, ama onu dikkatle anlatmak şaşırtıcı biçimde zor. Bu derste, bu zorluğu bir yönteme çeviren geleneği, fenomenolojiyi, kurucularıyla ve itirazlarıyla inceleyeceğiz.

Bu derste ne olacak

Önce fenomenolojinin ne olduğunu, ne olmadığını ayıracağız. Sonra üç düşünürün üç ayrı katkısını göreceğiz. Husserl bir yöntem kurdu. Heidegger deneyimi, dünyada iş gören bir varlığın deneyimi olarak yeniden düşündü. Merleau-Ponty ise deneyimin bedenden ayrı düşünülemeyeceğini gösterdi.

Ardından üç itirazı tartacağız. Biri önyargısız betimlemenin mümkün olup olmadığını, biri bu yöntemin başka insanlara nasıl ulaşacağını, üçüncüsü ise betimlemelerin nasıl sınanacağını soruyor.

Sonda fenomenolojinin bir bilim mi, bir sanat mı yoksa bir dikkat alışkanlığı mı olduğunu soracağız.

Merkez soru

Sorumuz şu: deneyimi, ona ilişkin kuramlar kurmadan önce, olduğu gibi betimlemek mümkün mü ve bu betimleme neyi açığa çıkarır?

Ölçülü iddiam şu: fenomenoloji, deneyimin yapısını dikkatle betimlemenin felsefede vazgeçilmez bir adım olduğunu gösterdi, ama önyargısız betimleme ideali ve betimlemelerin nasıl sınanacağı sorusu açık kaldı.

Sıfır noktası

Fenomenolojinin kurucusu, Alman düşünür Edmund Husserl'di. Husserl, yirminci yüzyılın başında, felsefenin çıkış noktasını yeniden belirlemek istiyordu. Bilimler dünyayı açıklıyordu ama açıklamaların dayandığı deneyimin kendisi, bilimlerin baktığı yerde kalıyordu. Bir fizikçinin ölçtüğü değerler, sonunda bir gözlemcinin okuduğu bir göstergeden geliyordu ve göstergeyi okumanın ne demek olduğu, fizik tarafından sorulmuyordu.

Husserl'in ikinci temel fikri, bilincin her zaman bir şeye yönelmiş olmasıydı. Bir korku bir şeyden korkmaktır, bir istek bir şeyi istemektir. Bu yönelmişlik, bilinci, bir kutu gibi içi dolu bir kap olmaktan çıkarıp, dünyaya açılan bir ilişki hâline getirdi ve deneyimin içeriğini, bilinç ile dünya arasındaki bağın içinde aramayı mümkün kıldı.

Argümanın yapısı

Fenomenolojik yöntemin gerekçesi dört adımda özetlenebilir ve bu adımlar, yöntemin neden bir kuram değil bir çalışma biçimi olduğunu da gösterir.

Birinci adım: bilimler ve gündelik yaşam, deneyimi olduğu gibi kabul ederek dünya hakkında bilgi kuruyor. Deneyimin kendisi, çoğu zaman sorulmayan bir zemin olarak kalıyor.

İkinci adım: felsefe bu zemini sorgulamak için, dünyaya ilişkin bütün varsayımları geçici olarak askıya almalı. Bunu yaparak, deneyimin kendi yapısına bakabilir.

Üçüncü adım: askıya almadan sonra kalan şey, bilinç ve onun yöneldiği şeylerdir. Bunların yapısı, dikkatli betimlemeyle ortaya çıkarılabilir.

Dördüncü adım: bu betimleme, bilimlerin ve gündelik bilginin dayandığı temeli açıklığa kavuşturur. Deneyimin yapısını bilen bir felsefe, bilimlerden hangi soruların beklenebileceğini de gösterir.

Bu çekirdek, fenomenolojinin sonraki kuşaklarda farklı yönlere gelişmesine zemin oldu ve her yeni kuşak, epokhenin ne kadar uzağa gidebileceği sorusunu kendi biçiminde yeniden sordu.

Görüşler ve pozisyonlar

Fenomenolojinin ne olduğu konusunda üç görüş var.

Birinci görüş, fenomenolojiyi bir bilimsel yöntem olarak okur. Husserl bunu istiyordu: felsefeyi, kesin ve sınanabilir bir bilim hâline getirmek. Buna göre fenomenoloji, deneyimin yapısına ilişkin genel ve zorunlu doğrular bulmaya çalışır.

İkinci görüş, fenomenolojiyi bir yorumlama sanatı olarak okur. Buna karşılık ilk okuma değişmez yapılar arıyor. Heidegger'in yönelimi ise, deneyimin her zaman belirli bir tarihsel ve kişisel bağlamda yaşandığını ve betimlemenin de bir yorum olduğunu söylemekti.

Üçüncü görüş, fenomenolojiyi bir dikkat alışkanlığı olarak okur. Oysa ilk iki okuma sistematik bir program istiyor. Bu okuma ise Merleau-Ponty'de görülen bir tutumu öne çıkarır: kuramları bir kenara bırakıp, deneyime tekrar tekrar, yeni bir dikkatle dönme alışkanlığı. Buna göre fenomenoloji, bir sonuca ulaşmaktan çok, bir bakış biçimidir.

En güçlü itiraz

Fenomenolojiye üç yönden ciddi itiraz yapıldı.

Fenomenolojinin savunucusu bu itirazlara şöyle cevap verebilir. Betimlemenin tam tarafsız olması gerekmez, dikkatli ve düzeltilebilir olması yeterlidir. Başkalarının deneyimi, ortak betimlemelerin karşılaştırılmasıyla sınanabilir. Ve betimlemeler, tek başına bir doğrulama aracı değil, bilimlerin ve kuramların dayandığı deneyimi açıklığa kavuşturan bir çalışma olarak değerlidir.

Açık kalan sorular

Bir deneyimi betimlemek, onu değiştirir mi? Sevinç içindeki biri sevincini betimlemeye çalıştığında, sevinç sönebilir ya da başka bir şeye dönüşebilir. Dikkatimizi bir deneyime çevirdiğimizde, deneyimin kendisi de başka bir şeye dönüşebilir. Bu, betimlemenin doğruluğu için ciddi bir soru.

Fenomenolojik betimlemeler, sinir bilimi gibi bilimlerle nasıl ilişkilendirilebilir? Bir bilim insanı, kişinin ağrısını betimlemesini beyin görüntüleriyle birlikte okuyabilir ama iki veri türü birbirine kolayca çevrilmiyor ve hangisinin ötekini açıkladığı belli değil. Bir deneyimin yapısına ilişkin bir betimleme, beyin çalışmalarının bulgularını yönlendirebilir mi, yoksa iki alan birbirinden bağımsız mı kalmalı?

Farklı kültürlerden insanların deneyimleri aynı yapıyı mı taşıyor? Husserl değişmez yapılar arıyordu. Ama deneyim kültüre ve dile bağlıysa, bu yapıların evrensel olup olmadığı belirsiz.

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışFenomenolojiyi, "her kişinin kendi gerçeği vardır" görüşü sanmak.
Doğrusu

Fenomenoloji, deneyimin ortak yapılarını bulmaya çalışır. Deneyimin kişiye göre değiştiğini söylemek onun amacı değil. Epokhe, dünyanın var olmadığını da öne sürmez.

Yaygın yanlışEpokhe'yi dünyayı inkâr etmek olarak okumak.
Doğrusu

Husserl dünyayı reddetmiyor. Dünyanın varlığına dair kararı, geçici olarak askıya alıyor, çünkü amaç deneyimin nasıl verildiğine bakmak.

Yaygın yanlışFenomenolojiyi yalnızca psikolojiye indirgemek.
Doğrusu

Psikoloji deneyimi bir olgu olarak inceler. Fenomenoloji ise deneyimin yapısını, kavramların ve anlamların kendisini açığa çıkarmayı hedefler. Husserl bu ayrımı özellikle vurguladı.

Yaygın yanlışHusserl, Heidegger ve Merleau-Ponty'yi aynı görüşü savunuyor sanmak.
Doğrusu

Üçü aynı geleneğe bağlı ama farklı yönlere gitti. Husserl kesin bir yöntem, Heidegger dünyada-varlık, Merleau-Ponty beden üzerinde durdu.

Kendin dene

Aklında kalsın

Beş cümlede dersin iskeleti.

Fenomenoloji, şeylerin bize göründüğü hâliyle, yani deneyimde verildiği biçimiyle incelenmesidir. Husserl bunu bir yöntem olarak kurdu: dünyanın varlığına dair doğal varsayımı geçici olarak askıya alan epokhe ve bilincin yönelmişliği.

Heidegger fenomenolojiyi dünyada-varlığa çevirdi. Ona göre insan dünyayı bir seyirci olarak değil, içinde iş gören biri olarak yaşar. Merleau-Ponty ise algının bedenden ayrı düşünülemeyeceğini gösterdi.

Fenomenolojiye üç güçlü itiraz yöneltildi. Önyargısız betimlemenin mümkün olmadığı, başkalarının deneyimine ulaşmanın zor olduğu ve betimlemelerin sınanamadığı söylendi.

Savunucular, betimlemenin tam tarafsız olması gerekmediğini, düzeltilebilir olmasının yeterli olduğunu ve betimlemelerin karşılaştırılabileceğini belirtti. Bu cevaplar tartışmayı kapatmıyor.

Bu yüzden fenomenoloji, deneyimin yapısına dikkatle bakmayı öğreten güçlü bir yöntem olarak, ama betimlemelerin nasıl temellendirileceği konusunda tartışmalı bir gelenek olarak yaşıyor.

Sonraki derse köprü

Fenomenoloji, deneyimi dikkatle betimlemeyi öğretti. Heidegger'in katkısı, betimlemenin merkezine insanın kendi varlığını koymaktı. İnsan, dünyanın içinde iş gören ve kendi yaşamını sürdürmek zorunda olan bir varlıktı.

Bu yönelim, yirminci yüzyılın ortasında Fransa'da çok geniş bir yankı buldu. Bir kişinin kendi varoluşunu betimlemek, çok geçmeden bu varoluşun ne kadar özgür ve ne kadar sorumlu olduğu sorusuna dönüştü. Hangi koşulda yaşarsak yaşayalım, nasıl davranacağımıza kendimiz karar vermek zorundaydık.

Bir sonraki ders bu gelişmeyi tanıtıyor. Varoluşçuluk, fenomenolojik betimlemeyi kişinin özgürlüğü, sorumluluğu ve kaygısı üzerine bir felsefeye dönüştürdü.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.