İçeriğe geç

P00-D06-M04-01·Yirminci yüzyıl ve sonrası

Analitik felsefe

sıfırdan ileri1.960 kelime≈ 13 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Beş cümlede dersin iskeleti.

Analitik felsefe, felsefi sorunları kavramları ve ifadeleri açıklığa kavuşturarak, gerekçeleri ortaya koyarak ve mantığın araçlarından yararlanarak ele alan bir gelenektir. Frege mantığı yeniden kurdu, Russell ve Moore geleneği başlattı.

Wittgenstein'a göre felsefe bir öğreti değil, düşüncelerin mantıksal olarak açıklığa kavuşturulması etkinliğiydi. Russell bunu, karmaşık kavramları yalın parçalarına ayırmak olarak anladı.

Analitik felsefenin ne olduğu konusunda üç okuma var: bir yöntem, bir üslup ya da bir tarihsel soy. Üçü de bir yönüyle doğru.

Bu geleneğe üç güçlü itiraz yöneltildi. Büyük soruları dışarıda bıraktığı, çözümlemenin kesin sınırlar çizemediği ve Wittgenstein'ın kendi sonraki görüşünün ilk yaklaşımı çürüttüğü söylendi.

Bu yüzden analitik felsefe, açıklığı ve gerekçeyi felsefenin ilk koşulu yapan güçlü bir miras olarak, ama çözümlemenin kapsamı konusunda kendi içinden sorgulanan bir gelenek olarak yaşıyor.

Açılış sahnesi

Bir toplantıda iki kişi "adalet" üzerine tartışıyor. Biri adaletin herkese eşit pay vermek olduğunu söylüyor. Öteki, herkese hak ettiğini vermek olduğunu söylüyor. Tartışma yarım saattir sürüyor ve ikisi de giderek daha kararlı görünüyor.

Üçüncü bir kişi bir soru soruyor: "Eşit pay derken neyin payından söz ediyorsunuz? Hak etmek derken neyi ölçüyorsunuz?" Sessizlik oluyor. İki kişi de bu sözcüklerle ne kastettiğini aslında hiç açık etmemiş.

Bu küçük sahne, yirminci yüzyıl felsefesinin büyük bir bölümüne yön veren bir sezgiyi taşıyor. Bir felsefi tartışmaya girmeden önce, tartışmadaki sözcüklerin ne demek olduğunu netleştirmek gerekiyor. Bu derste, bu sezgiyi merkeze alan geleneği, analitik felsefeyi, kurucularıyla ve itirazlarıyla inceleyeceğiz.

Bu derste ne olacak

Önce analitik felsefenin ne olduğunu, ne olmadığını ayıracağız. Adı bir konu değil bir yöntem ve bir üslup çağrıştırdığı için, sık yanlış anlaşılan bir gelenek bu.

Sonra üç ismi izleyeceğiz. Russell ve Moore, on dokuzuncu yüzyıl sonundaki İngiliz idealizmine karşı çıkarak bu geleneği başlattı. Wittgenstein ise felsefenin işinin ne olduğu sorusuna ilk kitabında sert bir cevap verdi.

Ardından üç itirazı tartacağız. Biri geleneğin büyük soruları dışarıda bıraktığını, biri çözümlemenin kesin sınırlar çizemediğini, üçüncüsü de Wittgenstein'ın kendi sonraki değerlendirmesini gösteriyor.

Sonda analitik felsefenin bir okul mu, bir yöntem mi, yoksa bir üslup mu olduğunu soracağız.

Merkez soru

Sorumuz şu: felsefi sorunları, kullandığımız kavramları ve ifadeleri dikkatle çözümleyerek açıklığa kavuşturabilir miyiz?

Ölçülü iddiam şu: analitik felsefe, açıklığı ve gerekçeyi felsefenin ilk koşulu yaptı ve pek çok sahte tartışmayı ayıkladı, ama çözümlemenin tek başına felsefenin bütün sorularını çözebileceği düşüncesi kendi içinden ciddi itirazlarla karşılaştı.

Sıfır noktası

Geleneğin çıkış noktası, on dokuzuncu yüzyılın sonunda Almanya'da bir matematikçinin çalışmasıydı. Aynı dönemde İngiltere'de felsefe, Hegel'den etkilenmiş bir idealizmin egemenliğindeydi ve Russell ile Moore, yirminci yüzyılın başında bu egemenliğe karşı çıktı. Onlara göre idealizmin iddiaları, açıkça ortaya konmadığı ve gerekçelendirilmediği için sınanamıyordu. Gottlob Frege, mantığı yeni bir simgesel dille yeniden kurdu ve cümlelerin yapısını, önceki mantıktan çok daha ince biçimde çözümlemeyi mümkün kıldı. Bu, felsefede bir alet olarak kullanılabilecek yeni bir mantıktı.

Argümanın yapısı

Analitik yaklaşımın gerekçesi dört adımda özetlenebilir.

Birinci adım: felsefi tartışmaların birçoğu, sözcüklerin ne demek olduğunun açık olmamasından doğuyor. İki kişi aynı sözcüğü kullanıyor ama farklı şeyleri kastediyor.

İkinci adım: bu yüzden bir soruyu cevaplamadan önce, soruyu oluşturan sözcüklerin ve ifadelerin ne anlama geldiğini netleştirmek gerekiyor. Yanlış kurulmuş bir soru, ne kadar dikkatle cevaplanırsa cevaplansın bir sonuca varamaz.

Üçüncü adım: soruyu netleştirmenin araçları var: mantık, örnekler ve karşı örnekler, kavramları parçalarına ayırma. Bu araçlar, cevabın hangi koşullarda doğru olacağını gösterebilir.

Dördüncü adım: netleşmeden sonra kalan soru, gerçekten çözülmesi gereken sorudur. Bazı sorular çözülür, bazıları anlamsız çıkar, bazıları da açık ve gerçek felsefi sorular olarak kalır.

Bu yapı, analitik felsefenin farklı düşünürlerde farklı biçimler aldığı çekirdek fikri oluşturuyor. Russell için bu fikir mantıksal çözümlemeydi, Moore için sağduyuya dayanan titiz soru sorma, Wittgenstein için ise düşüncelerin açıklığa kavuşturulması. Ortak olan, cevabı büyük bir sistemde aramak yerine, önce sorunun kendisini dikkatle çözümlemekti.

Görüşler ve pozisyonlar

Analitik felsefenin ne olduğu konusunda üç görüş var.

Birinci görüş, analitik felsefeyi bir yöntem olarak okur. Buna göre onu belirleyen, kavramsal çözümleme ve mantıksal araçların kullanılmasıdır. Yöntem, konudan bağımsız olarak uygulanabilir.

İkinci görüş, analitik felsefeyi bir üslup olarak okur. Buna karşılık ilk okuma belirli bir teknik istiyor. Bu okuma ise açıklığı, gerekçeyi ve itirazlara açık olmayı öne çıkarır. Bir yazının analitik sayılması için, iddiaları açıkça ortaya koyması ve argümanlarını izlenebilir kılması yeterlidir. Bu ölçüt gevşek görünür ama pratikte çok şey ister: yazar belirsiz bir ifadeyle yetinemez, her iddiasının hangi gerekçeye dayandığını gösterebilmelidir ve karşı görüşün en güçlü hâlini de ciddiye almalıdır.

Üçüncü görüş, analitik felsefeyi bir tarihsel gelenek olarak okur. Oysa ilk iki okuma niteliğe bakıyor. Bu okuma, geleneği, Frege, Russell, Moore ve Wittgenstein'dan başlayan ve birbirine atıf yapan düşünürler zinciri olarak tanımlar. Buna göre analitik felsefe, ortak bir yöntemden çok ortak bir soydan gelir.

En güçlü itiraz

Analitik felsefeye üç yönden ciddi itiraz yapıldı.

Analitik felsefenin savunucusu bu itirazlara şöyle cevap verebilir. Büyük sorulara da açıklık getirmek bir kayıp değil bir kazançtır. Tanımların kesin olmaması, çözümlemenin işe yaramadığı anlamına gelmez, yalnızca kavramların bulanık kenarları olduğunu gösterir. Wittgenstein'ın sonraki görüşü de, geleneğin dışından değil, onun içinden gelen bir gelişmeydi.

Açık kalan sorular

Kavramsal çözümleme, kavramların bizim kullanımımızı mı yoksa dünyanın yapısını mı ortaya çıkarır? Bir kavramı çözümlediğimizde, dil hakkında mı yoksa dünya hakkında mı bir şey öğreniyoruz?

Felsefi sezgilerimiz, bir kavramın doğru çözümlemesi için ne kadar güvenilir bir kanıt? Farklı kültürlerden insanlar aynı örneklere farklı tepki verebiliyor ve bu, sezgilerin kanıt değeri sorusunu doğuruyor.

Analitik ve kıtasal felsefe ayrımı hâlâ anlamlı mı? Ayrım coğrafi bir ayrım olarak başladı ama coğrafyaya tam oturmadığı çabuk anlaşıldı. Bugün pek çok düşünür iki geleneğin sınırını aşıyor ve ayrımın kendisi, geleneklerin tarihsel bir yanlış anlaşılmasından doğmuş olabilir.

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışAnalitik felsefeyi yalnızca mantık ve matematikle uğraşan bir dal saymak.
Doğrusu

Analitik yöntem etikten siyasete, zihin felsefesinden estetiğe kadar her alanda uygulandı. Belirleyici olan konu değil, yaklaşım.

Yaygın yanlışAnalitik felsefeyi "sadece sözcük oyunu" diye küçümsemek.
Doğrusu

Kavramların açıklığa kavuşturulması, gerçek sorunların ortaya çıkmasını sağlar. Bir sorunun sözcük karışıklığından mı yoksa gerçek bir güçlükten mi doğduğunu ayırmak, ciddi bir felsefi çabadır.

Yaygın yanlışAnalitik felsefeyi tek bir doktrin sanmak.
Doğrusu

Bu gelenek içinde Wittgenstein'ın ilk ve son görüşleri, Moore'un sağduyusu, Russell'ın atomculuğu ve Quine'ın eleştirileri birbirinden çok farklı. Ortak olan yöntem ve üslup, doktrin değil.

Yaygın yanlışAnalitik geleneğin Avrupa kıtasındaki felsefeye tümden yabancı olduğunu düşünmek.
Doğrusu

Geleneğin kurucusu Frege bir Alman matematikçiydi ve Viyana Çevresi Avrupa kıtasında doğdu. İki gelenek arasındaki ayrım, çoğunlukla sonradan çizildi.

Kendin dene

Aklında kalsın

Beş cümlede dersin iskeleti.

Analitik felsefe, felsefi sorunları kavramları ve ifadeleri açıklığa kavuşturarak, gerekçeleri ortaya koyarak ve mantığın araçlarından yararlanarak ele alan bir gelenektir. Frege mantığı yeniden kurdu, Russell ve Moore geleneği başlattı.

Wittgenstein'a göre felsefe bir öğreti değil, düşüncelerin mantıksal olarak açıklığa kavuşturulması etkinliğiydi. Russell bunu, karmaşık kavramları yalın parçalarına ayırmak olarak anladı.

Analitik felsefenin ne olduğu konusunda üç okuma var: bir yöntem, bir üslup ya da bir tarihsel soy. Üçü de bir yönüyle doğru.

Bu geleneğe üç güçlü itiraz yöneltildi. Büyük soruları dışarıda bıraktığı, çözümlemenin kesin sınırlar çizemediği ve Wittgenstein'ın kendi sonraki görüşünün ilk yaklaşımı çürüttüğü söylendi.

Bu yüzden analitik felsefe, açıklığı ve gerekçeyi felsefenin ilk koşulu yapan güçlü bir miras olarak, ama çözümlemenin kapsamı konusunda kendi içinden sorgulanan bir gelenek olarak yaşıyor.

Sonraki derse köprü

Analitik felsefe, felsefi sorunlara dilin ve kavramların çözümlemesi üzerinden yaklaştı. Bu yaklaşımda, düşüncenin anlamı, dilin yapısı ve mantıksal ilişkiler öne çıktı.

Aynı yıllarda başka bir gelenek, farklı bir yerden başlayarak farklı bir soruyu sordu. Bir şeyin nasıl göründüğünü ve deneyimin nasıl yaşandığını, dilin ya da mantığın araçlarına başvurmadan önce, olduğu gibi betimlemeye çalıştı. Ona göre felsefe, deneyimin kendisine dönmeliydi.

Bir sonraki ders bu geleneği tanıtıyor. Fenomenoloji, bilincin deneyimini, kuramlar kurmadan önce, göründüğü hâliyle incelemeyi önerir.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.