Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Marksizm, toplumu üretim biçimi ve sınıf ilişkileri üzerinden anlamaya ve kapitalizmi eleştirmeye çalışan düşünce geleneğidir. Marx, Hegel'in tarihsel düşüncesini maddi yaşama, yani insanın çalışmasına ve üretimine bağladı.
Ona göre üretim ilişkileri toplumun ekonomik temelini oluşturur ve hukuk, siyaset ile düşünce biçimleri bu temelin üzerinde yükselir. Kapitalist üretimde emek yabancılaşır: işçi ürününden, çalışmasından ve kendinden kopar.
Marksizme üç güçlü itiraz yöneltildi. Ekonominin tek belirleyici olmadığı, öngörülerin tutmadığı ve merkezî planlamanın bilgi sorununu aşamadığı söylendi.
Savunucular, Marx'ın metinlerinin bu itirazlara açık bir alan bıraktığını, yorumların farklı olduğunu ve eleştiri yönteminin katkısının bunlardan bağımsız olduğunu belirtti. Bu cevaplar tartışmayı kapatmıyor.
Bu yüzden Marksizm, düşüncelerin ve kurumların toplumsal kökenini gösteren güçlü bir eleştiri aracı olarak, ama tarih yasası iddiasıyla tartışmalı bir kuram olarak yaşıyor.
Açılış sahnesi
Bir tekstil atölyesinde bir işçi, sabahtan akşama aynı hareketi yineliyor. Kumaşı makineye sürüyor, düğmeye basıyor, kumaşı çekiyor. Günün sonunda yüzlerce parça hazır. Parçalar nereye gidiyor, kim giyecek, hangi fiyata satılacak, bunları bilmiyor.
Akşam eve dönüyor ve ev sahibiyle kirayı konuşuyor. Kira, ücretinin büyük bir kısmını götürüyor. Geriye kalanla mutfağı dolduruyor. Ertesi sabah aynı atölyeye gidiyor, çünkü gitmezse hem işini hem kirasını kaybedecek.
Bu işçiye özgür olup olmadığını sorsan, büyük olasılıkla hukuken özgür olduğunu söyler. Kimse ona zorla çalıştırıldığını dayatmıyor. Yine de günün büyük kısmını başkasının belirlediği bir işe verdiği de doğru. Bu derste, bu gerilimden çıkan öğretiyi, Marksizmi, kurucularının kendi sözleriyle ve karşılaştığı itirazlarla inceleyeceğiz.
Bu derste ne olacak
Önce Marksizmin ne iddia ettiğini sade bir cümleyle kuracağız. Sonra Marx'ın iki temel fikrini izleyeceğiz: insanın çalışma yoluyla kendini kurduğu düşüncesi ve toplumun ekonomik yapıyla biçimlendiği düşüncesi.
Ardından üç güçlü itirazı tartacağız. Biri, tarihin ekonomik bir yasayla açıklanmasının fazla dar olduğunu söylüyor. Biri, öğretinin öngörülerinin gerçekleşmediğini gösteriyor. Üçüncüsü, merkezî planlamanın bilgi bakımından işleyemeyeceğini ileri sürüyor.
Sonda Marksizmin bir tarih kuramı mı, bir eleştiri yöntemi mi, yoksa bir siyasi program mı olarak okunabileceğini soracağız.
Merkez soru
Sorumuz şu: bir toplumda kimin ne yaptığını, neye inandığını ve neyi mümkün gördüğünü, o toplumun iş ve üretim düzeni ne ölçüde belirler?
Ölçülü iddiam şu: Marksizm, düşüncelerin ve kurumların üretim düzenine bağlı olduğunu göstererek güçlü bir eleştiri aracı sundu, ama bu bağı bir tarih yasasına dönüştürdüğünde hem öngörülerinde hem uygulamalarında ciddi biçimde zorlandı.
Sıfır noktası
Marx, Hegel'in öğrencilerinin arasından çıktı. Hegel'de düşüncenin tarihsel olarak geliştiğini öğrenmişti, ama bu gelişmenin nedenini düşüncede değil, insanın maddi yaşamında aradı. Bu tercih, idealizmden bir ayrılıştı ve Marx'ın kendi ifadesiyle Hegel'in diyalektiğini baş aşağı duran hâlinden ayaklarının üzerine oturtma girişimiydi. Marx düşüncenin gelişme mantığını korudu ama motorunu fikirlerden alıp insanların maddi yaşamına yerleştirdi.
Argümanın yapısı
Marksist yaklaşımın ana argümanı, dört adımda özetlenebilir.
Birinci adım: insanlar, yaşayabilmek için üretmek zorunda ve üretim, başkalarıyla belirli ilişkiler içinde yapılıyor. Kim neyi kimin için ürettiği, toplumun temel yapısını belirliyor.
İkinci adım: üretim ilişkileri, toplumun ekonomik temelini oluşturuyor. Hukuk, siyaset, din ve düşünce biçimleri bu temelin üzerinde yükseliyor.
Üçüncü adım: bu temelde bazı gruplar üretim araçlarına sahip, bazıları sahip değil. Bu ayrım, sınıfları ve onların çıkar çatışmalarını doğuruyor.
Dördüncü adım: tarih, bu çatışmaların değişen biçimlerinin öyküsü ve her üretim düzeni, kendi içindeki gerilimlerle başka bir düzene doğru evriliyor.
Görüşler ve pozisyonlar
Marksizmin ne olduğu konusunda üç görüş var.
Birinci görüş, Marksizmi ekonomik belirlenimci bir öğreti olarak okur. Buna göre ekonomik altyapı her şeyi belirler ve hukuk, sanat, din ve siyaset yalnızca onun yansımasıdır. Bu, Marksizme yöneltilen eleştirilerin çoğunun hedeflediği okumadır ve Marx'ın kendi metinlerinde en sık alıntılanan cümlelere dayanır.
İkinci görüş, altyapının belirleyici olduğunu ama üstyapının da geri etki yaptığını söyler. Buna karşılık ilk okuma tek yönlü bir nedensellik kuruyor. Engels, yaşamının sonlarında yazdığı mektuplarda, ekonomik unsurun yalnızca son kertede belirleyici olduğunu, üstyapı öğelerinin de tarihsel mücadelenin seyrini etkilediğini belirtti.
Üçüncü görüş, Marksizmi öncelikle bir eleştiri yöntemi olarak okur. Oysa ilk iki okuma bir tarih yasası arıyor. Bu okuma ise Marx'ın asıl katkısının, görünüşte doğal ve tarafsız görünen düzenlerin arkasındaki güç ve çıkar ilişkilerini açığa çıkarması olduğunu söyler.
Bu üç okumanın hangisinin Marx'a en yakın olduğu tartışmalı. Marx'ın kendi metinleri, farklı yerlerde üçünü de destekleyen ifadeler içeriyor ve bu belirsizlik, sonraki kuşakların Marksizmi çok farklı yönlere taşıyabilmesinin nedenlerinden biri oldu.
En güçlü itiraz
Marksizme üç yönden ciddi itiraz yapıldı.
Marksizmin savunucusu bu itirazlara şöyle cevap verebilir. Marx'ın kendi analizi, ekonomik ilişkilerin düşünce ve kurumlarla birlikte anlaşılması gerektiğini içeriyordu. Öngörüler konusunda ise Marx'ın sonraki kuşaklarca yorumlandığı biçimle kendi yazılarının ayrılabileceği söylenir.
Açık kalan sorular
Bir toplumun düşünceleri, üretim düzeninden ne kadar bağımsız gelişebilir? Bu soru, Marksizmin en zayıf ve en güçlü olduğu yerin aynısı. Bağımsızlık tamsa, eleştiri aracı zayıflar. Hiç yoksa, düşüncenin kendi tarihi anlaşılamaz.
Mülkiyet biçiminin değişmesi, yabancılaşmayı gerçekten ortadan kaldırır mı? Marx bunu umuyordu. Yirminci yüzyılda mülkiyeti devletleştiren rejimler, işçinin kendi işi üzerindeki söz hakkını her zaman artırmadı.
Sınıf, bugün hâlâ toplumu anlamak için en yararlı kavram mı? Meslekler, kimlikler ve küresel üretim zincirleri çeşitlendikçe, sınıfın kimleri kapsadığı ve nasıl ölçüleceği sorusu güçleşiyor. Bir yazılım mühendisi ile bir depo işçisi, ikisi de ücretle çalıştığı için aynı sınıfta mı sayılmalı, yoksa üretim araçlarına erişimleri ve pazarlık güçleri o kadar farklı ki aynı kavram ikisini birden anlatmakta zorlanıyor mu?
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışMarksizmi yalnızca Sovyet rejimleri ya da onların uygulamaları olarak okumak.
Marx'ın yazıları, bu rejimlerin kurulmasından on yıllar önce yazıldı. Bu rejimlerin Marx'a ne ölçüde bağlı olduğu tartışmalı, ve Marksist gelenek içinde bile birbirinden farklı görüşler var.
Yaygın yanlışMarx'ın hiçbir mülkiyeti kabul etmediğini sanmak.
Marx ve Engels üretim araçlarının, yani fabrikaların ve toprağın özel mülkiyetini eleştirdi. Kişisel eşyaların mülkiyetini kaldırmayı önermediler.
Yaygın yanlışMarksizmi yalnızca bir ekonomi kuramı saymak.
Marx'ın metinlerinde ekonomi çözümlemesi ile birlikte felsefe, tarih ve siyaset var. Yabancılaşma, ideoloji ve sınıf gibi kavramlar bu alanların ortak dilini kuruyor.
Yaygın yanlış"Bilinç varlığı belirlemez" cümlesini, düşüncenin hiçbir şey yapmadığı anlamında okumak.
Marx düşüncenin toplumsal koşullardan doğduğunu söylüyor, ama düşüncenin tarihsel değişimde bir rol oynadığını da kabul ediyor. Mesele düşüncenin etkisiz olması değil, kaynağının toplumsal olması.
Kendin dene
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Marksizm, toplumu üretim biçimi ve sınıf ilişkileri üzerinden anlamaya ve kapitalizmi eleştirmeye çalışan düşünce geleneğidir. Marx, Hegel'in tarihsel düşüncesini maddi yaşama, yani insanın çalışmasına ve üretimine bağladı.
Ona göre üretim ilişkileri toplumun ekonomik temelini oluşturur ve hukuk, siyaset ile düşünce biçimleri bu temelin üzerinde yükselir. Kapitalist üretimde emek yabancılaşır: işçi ürününden, çalışmasından ve kendinden kopar.
Marksizme üç güçlü itiraz yöneltildi. Ekonominin tek belirleyici olmadığı, öngörülerin tutmadığı ve merkezî planlamanın bilgi sorununu aşamadığı söylendi.
Savunucular, Marx'ın metinlerinin bu itirazlara açık bir alan bıraktığını, yorumların farklı olduğunu ve eleştiri yönteminin katkısının bunlardan bağımsız olduğunu belirtti. Bu cevaplar tartışmayı kapatmıyor.
Bu yüzden Marksizm, düşüncelerin ve kurumların toplumsal kökenini gösteren güçlü bir eleştiri aracı olarak, ama tarih yasası iddiasıyla tartışmalı bir kuram olarak yaşıyor.
Sonraki derse köprü
Marx, bireyin düşüncelerinin ve seçeneklerinin, içinde bulunduğu toplumsal yapıyla belirlendiğini savundu. Bu, bireyin kendi yaşamı üzerindeki gücünü ikinci plana itiyor gibi göründü.
Aynı yüzyılın başka düşünürleri, ters yönden bir soru sordu. Bir sistem ne kadar eksiksiz olursa olsun, yaşayan bir kişi kendi yaşamı hakkında karar vermek zorunda kalıyorsa, o karar sistemin neresinde duruyor? Hegel'e karşı çıkan Kierkegaard bu soruyu, sistemin içinde yer bulamayan bir kişinin sorusu olarak sormuştu.
Bir sonraki ders bu soruyu tanıtıyor. Varoluşçuluğun kökleri, bireyin kendi varoluşunu, kaygısını ve kararını felsefenin merkezine koyan düşünürlere bakıyor.