İçeriğe geç

P00-D06-M03-03·On dokuzuncu yüzyıl

Faydacılık

sıfırdan ileri2.018 kelime≈ 13 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Beş cümlede dersin iskeleti.

Faydacılık, bir eylemin doğruluğunu etkilediği herkesin mutluluk ve acısına bakarak ölçer. Bentham bunu fayda ilkesiyle ve bir haz hesabıyla kurdu.

Bentham acı çekebilen her varlığı hesaba kattı ve hesabı yasalara, kurumlara uyguladı. Mill ise hazların yalnızca miktarla değil nitelikle de farklılaştığını ekledi.

Faydacılığa üç güçlü itiraz yöneltildi. Azınlığın haklarının feda edilebileceği, kişinin kendi hayatının bir hesap kalemine dönüştüğü ve mutluluğun ölçülemeyeceği söylendi.

Savunucular kural faydacılığıyla, bağlılıkların da mutluluk kaynağı olduğunu belirterek ve kabaca karşılaştırmaların yeterli olduğunu söyleyerek karşılık verdi. Bu cevaplar itirazları tümden gidermez ama tartışmayı derinleştirir.

Bu yüzden faydacılık, ahlaki kararlarda sonuçlara ve herkesin eşit değerine bakmayı öğreten güçlü bir öğreti olarak, ama tek başına eksik bir kuram olarak yaşıyor.

Açılış sahnesi

Bir belediye meclisi toplanmış ve elinde sınırlı bir bütçe var. Bir mahallede park yapılabilir, başka bir mahallede ise eski bir okulun çatısı onarılabilir. Parkı isteyen yüzlerce kişi var. Okulun çatısı ise ellerinden yağmur sızan yüz çocuğu ilgilendiriyor.

Meclis üyelerinden biri şöyle konuşuyor: "Hangi seçeneğin daha çok insana, daha fazla iyilik getireceğine bakalım." Bir başkası itiraz ediyor: "Ama çatı bir zorunluluk, park ise bir konfor." Üçüncüsü soruyor: "İyilik dediğimiz şeyi nasıl karşılaştıracağız?"

Bu üç cümle, on dokuzuncu yüzyılın en etkili ahlak ve siyaset öğretilerinden birinin çekirdeğini taşıyor. Karar verirken sonuçlara bakmak, insanlar arasında mutluluğu ve acıyı tartmak. Bu derste bu öğretiyi, faydacılığı, kurucularıyla ve karşılaştığı itirazlarla inceleyeceğiz.

Bu derste ne olacak

Önce faydacılığın tek bir cümleyle ne dediğini kuracağız. Sonra onu ilk kez sistemli biçimde ortaya koyan Bentham'ı, ardından onu yumuşatıp derinleştiren Mill'i izleyeceğiz.

Ardından üç itirazı tartacağız. Biri, çoğunluğun mutluluğu uğruna tek bir kişinin haklarının feda edilebileceğini gösteriyor. Öteki, kişinin kendi hayatına ve bağlılıklarına verdiği anlamı bir hesap kalemine çevirdiğini söylüyor. Üçüncüsü, hazların gerçekten karşılaştırılıp ölçülebileceğini sorguluyor.

Sonda faydacılığın, tam bir ahlak kuramı olmasa bile, neden karar vermenin vazgeçilmez bir aracı olarak kaldığını soracağız.

Merkez soru

Sorumuz şu: bir eylemin doğruluğunu, insanlara getirdiği mutluluk ve acıya bakarak ölçebilir miyiz?

Ölçülü iddiam şu: faydacılık, ahlaki kararlarda herkesin mutluluğunu eşit ağırlıkla saymayı ve sonuçlara bakmayı güçlü biçimde savundu, ama bireyin haklarını ve kendi hayatına verdiği anlamı yeterince korumadığı için tek başına yeterli bir ahlak kuramı olmakta zorlanıyor.

Sıfır noktası

Faydacılığın çıkış noktası şaşırtıcı biçimde basit. İnsanlar hazdan hoşlanır ve acıdan kaçınır. Öyleyse ahlak da bu iki şeye bakmalı.

Bentham ilkeyi somut bir hesap yöntemine de çevirmek istedi. Bir haz ya da acıyı tartarken onun yoğunluğuna, sürmesine, gerçekleşme kesinliğine, ne kadar yakın olduğuna, ardından başka hazlar getirme eğilimine, saflığına ve kaç kişiyi etkilediğine bakılmasını önerdi.

Bentham'ın en dikkat çekici adımlarından biri, acı çekebilen her varlığı ahlaki hesaba dâhil etmesiydi. Ona göre asıl soru, hayvanların akıl yürütüp yürütemediği ya da konuşup konuşamadığı değil, acı çekip çekemedikleri. Bu ölçüt, insan olmayan canlıları ahlaki tartışmanın içine soktu ve bugün de hayvan hakları tartışmalarında anılıyor.

Argümanın yapısı

Faydacılığın savunusu, dört adımlı bir akıl yürütmeyle kurulabilir.

Birinci adım: mutluluk ve acı, kişiler için gerçek ve önemli şeyler. İnsanlar mutlu olmak ister ve acıdan kaçınır.

İkinci adım: hiçbir kişinin mutluluğu, yalnızca kim olduğu yüzünden, başkasınınkinden daha değerli değil. Bir kişinin acısı, başkasının aynı büyüklükteki acısından önemsiz sayılamaz.

Üçüncü adım: o hâlde bir eylemin ahlaki değeri, etkilediği herkesin mutluluğunu ve acısını eşit ağırlıkla toplayarak belirlenmeli.

Dördüncü adım: doğru eylem, bu toplamı en yükseğe çıkaran eylem.

Bu akıl yürütmenin çekiciliği, eşitlikçi ve pratik olması. Kimsenin ayrıcalıklı olmadığı bir ölçüt sunuyor ve gerçek dünyada sonuçları nasıl etkilediğimize bakıyor.

Bentham'ın öğretisini genişleten ve yumuşatan kişi, John Stuart Mill'di. Mill, Bentham'ın izinde yetişmişti ama onun hazları yalnızca nicelik olarak görmesini yetersiz buldu.

Görüşler ve pozisyonlar

Faydacılığın nasıl uygulanacağı konusunda üç görüş var.

Birinci görüş, eylem faydacılığıdır. Buna göre her eylem tek tek değerlendirilir. Bir durumda hangi eylem toplam mutluluğu en çok artırıyorsa doğru olan odur. Bu yaklaşım esnektir ama her seferinde hesap yapmayı gerektirir.

İkinci görüş, kural faydacılığıdır. Buna karşılık, tek tek eylemler yerine kurallar değerlendirilir: hangi kural, herkes ona uyduğunda, toplam mutluluğu en çok artırıyorsa o kural izlenmelidir. Bu yaklaşım, verilen sözü tutmak ya da dürüst olmak gibi kuralların, tek bir durumda toplam mutluluğu azaltsa bile korunmasını açıklamaya çalışır.

Üçüncü görüş, faydacılığı kurumsal bir reform aracı olarak okur. Oysa ilk iki okuma bireyin kararını konu alır. Bu okuma, Bentham ve Mill'in asıl ilgisinin yasalar, hapishaneler, eğitim ve yoksulluk gibi kurumlar olduğunu vurgular. Buna göre faydacılık, ahlaki bir felsefeden çok, toplumun ortak kararlarını iyileştirme girişimidir.

En güçlü itiraz

Faydacılığa üç yönden ciddi itiraz yapıldı.

Faydacılığın savunucusu bu itirazlara şöyle cevap verebilir, çünkü öğretinin kendi içinde bu itirazlara karşılık gelişmiş yorumlar var. Kural faydacılığı, hakları toplam mutluluk için uzun vadede yararlı kurallar olarak korur. Bütünlük itirazına ise, bağlılıkların kendisinin insanlar için büyük bir mutluluk kaynağı olduğu, dolayısıyla faydacı hesabın onları ciddiye alması gerektiği söylenebilir. Ölçülemezlik konusunda ise kesin sayıların gerekmediği, kabaca karşılaştırmaların çoğu karar için yeterli olduğu savunulur.

Açık kalan sorular

Mutluluk, haz ve acıya mı indirgenmelidir, yoksa kişilerin kendi tercihlerini gerçekleştirmesi de mutluluğun parçası mıdır? Bu soru, faydacılığın içinde bile farklı cevaplar aldı.

Bir eylemin sonuçlarını ne kadar uzağa kadar hesaba katmalıyız? Gelecek nesillere, başka ülkelerdeki insanlara ve insan olmayan canlılara verdiğimiz zarar, hesaba girmeli mi? Girerse, hesabın sınırı nerede?

Faydacılık, bir ahlak kuramı olarak mı yoksa kamu politikası için bir karar yöntemi olarak mı daha güçlü? İki alan farklı sorular soruyor ve aynı ilke iki alanda farklı sonuçlar verebilir.

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışFaydacılığı "amaca ulaşmak için her şey mubah" demek sanmak.
Doğrusu

Faydacılık sonuçları ölçüt alır ama sonuçlar arasında herkesin acısını ve mutluluğunu sayar. Bir eylemin doğuracağı acı, hesabın bir parçası ve çoğu zaman bu acı, amaç için her yolu meşru kılmaz.

Yaygın yanlışFaydacılığı bencilliğin bir biçimi saymak.
Doğrusu

Faydacılıkta ölçüt, kişinin kendi mutluluğu değil, ilgili herkesin toplam mutluluğudur. Kişinin kendi mutluluğu da hesaba girer ama başkasınınkinden daha ağır bir ağırlık taşımaz.

Yaygın yanlışFayda sözcüğünü para ya da maddi kazanç olarak okumak.
Doğrusu

Bentham ve Mill'de fayda, haz ve acının dengesiyle, yani mutlulukla ilgilidir. Maddi kazanç, mutluluğa yol açtığı ölçüde faydalıdır, kendi başına bir ölçüt değildir.

Yaygın yanlışMill'i Bentham'ın basit bir devamı saymak.
Doğrusu

Mill, hazların niteliğini vurgulayarak Bentham'dan ayrılır ve bu ayrım, faydacılığı hem daha zengin hem de daha tartışmalı kılar. İki düşünür aynı geleneğe ait ama aynı şeyi söylemiyor.

Kendin dene

Aklında kalsın

Beş cümlede dersin iskeleti.

Faydacılık, bir eylemin doğruluğunu etkilediği herkesin mutluluk ve acısına bakarak ölçer. Bentham bunu fayda ilkesiyle ve bir haz hesabıyla kurdu.

Bentham acı çekebilen her varlığı hesaba kattı ve hesabı yasalara, kurumlara uyguladı. Mill ise hazların yalnızca miktarla değil nitelikle de farklılaştığını ekledi.

Faydacılığa üç güçlü itiraz yöneltildi. Azınlığın haklarının feda edilebileceği, kişinin kendi hayatının bir hesap kalemine dönüştüğü ve mutluluğun ölçülemeyeceği söylendi.

Savunucular kural faydacılığıyla, bağlılıkların da mutluluk kaynağı olduğunu belirterek ve kabaca karşılaştırmaların yeterli olduğunu söyleyerek karşılık verdi. Bu cevaplar itirazları tümden gidermez ama tartışmayı derinleştirir.

Bu yüzden faydacılık, ahlaki kararlarda sonuçlara ve herkesin eşit değerine bakmayı öğreten güçlü bir öğreti olarak, ama tek başına eksik bir kuram olarak yaşıyor.

Sonraki derse köprü

Faydacılık, toplumun toplam mutluluğunu ölçüt aldı ve kurumları bu ölçüte göre yeniden düşünmeyi önerdi. Bu, yasaların ve hapishanelerin yanı sıra çalışma ve yoksulluk sorularını da gündeme getirdi.

Ama bir soru açıkta kaldı. Toplam mutluluğa bakan bir hesap, o mutluluğu üreten işin nasıl paylaşıldığını ve üretimin kimin elinde olduğunu ölçütün içine almadı. Bir toplumda bazı kişiler çok çalışıp az kazanıyor ve başkaları az çalışıp çok kazanıyorsa, toplam hesap bunu nasıl görür?

Bir sonraki ders bu soruyu merkeze koyan öğretiyi tanıtıyor. Marksizm, toplumu mutluluk toplamı olarak değil, üretim ilişkileri ve bu ilişkilerin doğurduğu çıkar çatışmaları üzerinden anlamaya çalıştı.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.