İçeriğe geç

P00-D06-M03-02·On dokuzuncu yüzyıl

Liberalizm

sıfırdan ileri1.963 kelime≈ 13 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Beş cümlede dersin iskeleti.

Liberalizm, bireyin özgürlüğünü siyasi düzenin temel değeri sayar ve devletin gücünü sınırlanması gereken bir güç olarak görür. Locke bunu doğal haklar ve rızaya dayalı hükûmet fikriyle kurdu.

Constant, modern özgürlüğün eski özgürlükten farklı olduğunu gösterdi: modernler için özgürlük, özel yaşamda bağımsızlıktır. Yine de bu bağımsızlığın güvencesi siyasi katılımdır.

Mill sınır sorusuna tek bir ilkeyle cevap verdi. Bir kişinin özgürlüğüne müdahalenin tek haklı gerekçesi, başkalarına zarar vermesini önlemektir.

Liberalizme üç itiraz yöneltildi. Hukuki özgürlüğün fiilî özgürlük olmadığı, bireyin toplumdan önce var olmadığı ve zarar kavramının bulanık kaldığı söylendi.

Bu yüzden liberalizm hem güçlü bir koruma ilkesi hem de kendi eksiklerini sürekli sorgulaması gereken bir gelenek olarak kalıyor.

Açılış sahnesi

Küçük bir kasabada bir adam, her sabah evinin önüne kırmızı bir bayrak asıyor. Bayrağın ne anlama geldiğini kimse tam olarak bilmiyor. Bir komşu bundan rahatsız oluyor. Bir başkası bayrağı dinî bir işaret sayıyor ve hoşlanmıyor. Üçüncüsü hiçbir şey demiyor.

Kasaba meclisi toplanıyor ve bir soru soruyor: bu adamın bayrağı asmasını yasaklamak hakkımız mı? Bayrak kimseyi yaralamıyor, kimsenin malını almıyor, kimseyi bir şey yapmaya zorlamıyor. Yalnızca birilerinin hoşuna gitmiyor.

Bu küçük sahne, liberalizmin sorduğu büyük soruyu taşıyor. Bir toplum, üyelerinin yaşamına hangi gerekçeyle ve nereye kadar karışabilir? Bu derste bu soruya verilen cevabı, cevabın kaynaklarını ve sınırlarını inceleyeceğiz.

Bu derste ne olacak

Önce liberalizmin ne olduğunu, ne olmadığını ayıracağız. Adı gündelik dilde çok farklı şeyler için kullanıldığından, felsefedeki dar anlamını bulmak gerekiyor.

Sonra üç düşünürü izleyeceğiz. Locke, bireyin hakları ile hükûmetin gücü arasındaki ilişkiyi kurdu. Constant, modern özgürlüğün eski özgürlükten farkını gösterdi. Mill ise toplumun bireye karışabileceği sınırı bir ilkeyle belirledi.

Ardından üç itirazı tartacağız. Biri özgürlüğün eşitsizliği gizleyebileceğini, biri bireyin toplumdan önce var olduğu varsayımının zayıf olduğunu, üçüncüsü ise sınır çizen ilkenin kendisinin bulanık kaldığını söylüyor.

Sonda liberalizmin bir kuram mı yoksa bir alışkanlık mı olduğunu soracağız.

Merkez soru

Sorumuz şu: bir kişinin kendi yaşamı üzerindeki kararlarına, başkalarının ya da devletin karışması hangi koşulda haklı olur?

Ölçülü iddiam şu: liberalizm, bireyin özgürlüğünü korumanın gerekçelerini güçlü ve açık biçimde ortaya koydu, ama özgürlüğün hangi koşullarda gerçekten kullanılabildiği sorusunu yeterince cevaplamadı.

Sıfır noktası

Liberalizmin kökeni, on yedinci yüzyıl İngiltere'sindeki iç savaşlara ve din çatışmalarına dayanır. Bu dönemde kimin hangi inanca sahip olduğu, aynı zamanda kimin hangi siyasi haklara sahip olduğu anlamına geliyordu ve bu ikisinin birbirine bağlanması, özgürlük sorusunu ilk kez günlük bir mesele hâline getirdi. Bir kral, bir kilise ve bir meclis, kimin kime ne hakla emir verdiğini tartışıyordu. Bu tartışmada bir soru öne çıktı: yönetenin gücü nereden geliyor ve yönetilenler ondan neyi saklı tutabilir?

Locke'un öbür ana fikri hükûmetin kaynağıdır. Ona göre insanlar hükûmet olmadan da yaşayabilir ama bazı sorunlar, örneğin anlaşmazlıkların hakemsiz kalması, herkesi kendi davasında yargıç yapar. Bu yüzden insanlar rızalarıyla bir hükûmet kurarlar ve hükûmet, kuruluş amacını, yani hakları korumayı, bozarsa halkın ona direnmeye hakkı olur.

Argümanın yapısı

Liberalizmin savunusu, dört adımlı bir akıl yürütmeyle kurulabilir.

Birinci adım: her kişi, kendi yaşamı hakkında bilgi sahibi ve karar vermeye yetkili bir varlık. Kişiyi en iyi tanıyan çoğu zaman kişinin kendisi.

İkinci adım: bir kişiye başkası adına karar vermek, kişinin kendi hayatını yönetme yetisini bastırır. Bu, hem o kişiye hem de karar verene bir zarardır, çünkü karar veren kişi, başkası adına karar vermeyi alışkanlık hâline getirir ve kendi yargısını yanılmaz sayma eğilimini büyütür.

Üçüncü adım: bu yüzden kişinin özgürlüğü, ancak başkalarına zarar vermesi durumunda sınırlanmalıdır. Zarar dışında bir gerekçe, kişiye yönelik bir vesayete dönüşür.

Dördüncü adım: sınırlama yetkisi, hukukla bağlı ve denetlenebilir bir hükûmetin elinde olmalı. Yoksa özgürlüğü korumak için kurulan güç, özgürlüğün en büyük tehdidi hâline gelir.

Bu dört adım, hoşgörü, ifade özgürlüğü, mülkiyet güvencesi ve hukukun üstünlüğü gibi somut taleplere dönüşür.

Görüşler ve pozisyonlar

Liberalizmin temeli konusunda üç görüş var.

Birinci görüş, liberalizmi hak temelli bir öğreti olarak okur. Buna göre bireylerin devredilemez hakları vardır ve bu haklar, kimsenin, çoğunluğun bile, çiğneyemeyeceği sınırlar çizer. Locke'un okuması böyleydi.

İkinci görüş, liberalizmi sonuç temelli bir öğreti olarak okur. Buna karşılık haklar, baştan verilmiş şeyler değil, toplumun uzun vadeli iyiliği için en yararlı düzenlemelerdir. Bu okumada bireye özgürlük tanımak, toplumun daha iyi işlemesine yardım ettiği için gereklidir.

Üçüncü görüş, liberalizmi bir tavır olarak okur. Oysa ilk iki okuma bir gerekçe zinciri kuruyor. Bu okuma ise liberalizmin bir kuram olmaktan çok bir alışkanlık olduğunu söyler: farklı düşünenlerle yan yana yaşama, gücü sınırlama ve hataya açık olma alışkanlığı.

Bu üç okuma, liberalizmi savunan kişilerin bile birbirinden ayrı gerekçelere yaslanabildiğini gösteriyor. Aynı sonuca, yani bireyin korunmasına, farklı yollardan ulaşılıyor ve bu çeşitlilik hem bir güç hem bir zayıflık: güç, çünkü farklı kanaatlerden insanlar aynı ilkede buluşabiliyor. Zayıflık, çünkü ilkenin sınırı sorulduğunda her okuma farklı cevap veriyor.

En güçlü itiraz

Liberalizme üç yönden ciddi itiraz yapıldı.

Liberalizmin savunucusu bu itirazlara şöyle cevap verebilir. Özgürlüğün maddi koşulları, liberal ilkelerin kendi içinde ciddiye alınabilir. Nitekim sonraki liberal düşünürler, temel bir eğitim ve asgari bir güvence sağlamayı, özgürlüğün kullanılabilir olması için gerekli sayan görüşler geliştirdi.

Açık kalan sorular

Özgürlüğün sınırı olarak zarar, ne kadar dolaylı zararı kapsıyor? Bir kişinin kendine verdiği zarar, ailesi ve toplum için de zarar sayılabilir. Bu zincirin hangi halkada kesileceği, Mill'in ilkesinin en tartışmalı tarafı.

Liberal bir toplum, liberal olmayan bir topluluğa ne ölçüde hoşgörü göstermelidir? Hoşgörünün kendisini reddeden bir görüşe hoşgörü, liberalizmi zayıflatır mı, yoksa liberalizmi tanımlayan şey tam da bu hoşgörü müdür? Bu soru, Locke'un kendi zamanında da vardı: Locke inançlara geniş bir hoşgörü savunurken, hoşgörüyü temelden reddedenleri kapsam dışında bırakmıştı ve bu sınır bugün de tartışılıyor.

Özgürlük ile eşitlik arasındaki gerilim çözülebilir mi? Özgürlüğü artırmak eşitsizliği büyütürse ve eşitliği artırmak özgürlüğü kısıtlarsa, liberalizm hangi dengeyi savunmalı?

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışLiberalizmi, "her şey serbest olsun" demek sanmak.
Doğrusu

Mill'in ilkesi özgürlüğü başkalarına zarar verme noktasında durdurur. Liberalizm sınırsız serbestlik değil, sınırın nerede ve neden çizileceğine dair bir gerekçe arayışı.

Yaygın yanlışLiberalizmi yalnızca ekonomik bir görüş saymak.
Doğrusu

Liberalizmin ilk çıkış noktası inanç, ifade ve siyasi güç meseleleriydi. Mülkiyet ve ticaret özgürlüğü önemli bir parçası, ama tek parçası değil.

Yaygın yanlışLiberalizmi bencilliğin savunusu olarak okumak.
Doğrusu

Liberal kuramlar, kişinin başkalarına karşı sorumluluğunu reddetmez. Zarar ilkesi, bu sorumluluğun bir yönünü tam da ifade eder. Kişi kendi yaşamı üzerinde egemen, ama başkalarına zarar verme özgürlüğü yok.

Yaygın yanlışConstant'ın ayrımını, eski özgürlüğün kötü, modern özgürlüğün iyi olduğu anlamında okumak.
Doğrusu

Constant iki özgürlüğün çağlara göre farklı biçimler aldığını söyler ve modern insanın yönetime katılımı ihmal etmemesi gerektiğini de vurgular. Ayrım bir değer sıralaması değil, bir tanı.

Kendin dene

Aklında kalsın

Beş cümlede dersin iskeleti.

Liberalizm, bireyin özgürlüğünü siyasi düzenin temel değeri sayar ve devletin gücünü sınırlanması gereken bir güç olarak görür. Locke bunu doğal haklar ve rızaya dayalı hükûmet fikriyle kurdu.

Constant, modern özgürlüğün eski özgürlükten farklı olduğunu gösterdi: modernler için özgürlük, özel yaşamda bağımsızlıktır. Yine de bu bağımsızlığın güvencesi siyasi katılımdır.

Mill sınır sorusuna tek bir ilkeyle cevap verdi. Bir kişinin özgürlüğüne müdahalenin tek haklı gerekçesi, başkalarına zarar vermesini önlemektir.

Liberalizme üç itiraz yöneltildi. Hukuki özgürlüğün fiilî özgürlük olmadığı, bireyin toplumdan önce var olmadığı ve zarar kavramının bulanık kaldığı söylendi.

Bu yüzden liberalizm hem güçlü bir koruma ilkesi hem de kendi eksiklerini sürekli sorgulaması gereken bir gelenek olarak kalıyor.

Sonraki derse köprü

Mill'in zarar ilkesi bir soruyu açık bıraktı: zarar neye göre ölçülür? Bir davranışın kime ne kadar acı verdiğini ya da ne kadar iyilik getirdiğini nasıl tartacağız?

Mill bu soruya kendi başına bir kuramla cevap verdi. Ona göre bir eylemin doğruluğu, sonuçlarının insanlara getirdiği mutluluk ve acıyla ölçülür. Özgürlüğün savunusu da, kişilerin kendi yaşamlarını kendilerinin yönetmesinin toplam mutluluğu artırdığı savına dayandı.

Bir sonraki ders bu ölçüt kuramını tanıtıyor. Faydacılık, bir eylemi, ona uyan kişilerin niyetine ya da eylemin türüne değil, eylemin sonuçlarında ortaya çıkan mutluluğa göre değerlendirmeyi öneriyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.