Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Kant, Hume'un nedensellik kuşkusunu ciddiye aldı ve şu soruyu sordu: deneyimden çıkarılamayan ama vazgeçilemeyen bilgi nasıl mümkün olabilir? Cevabı, önsel bilginin zihnin deneyimi düzenleyen kalıplarından geldiği oldu.
Bu cevap, Kopernik dönüşü olarak adlandırıldı: bilgi dünyaya uymuyor, dünya bilginin kalıplarına uyuyor. Uzay, zaman ve nedensellik gibi kavramlar bu kalıpların parçası.
Kant'a göre kavramsız sezgi kör, sezgisiz kavram boştur. Bilgi, deneyimin malzemesi ile zihnin kalıplarının birleşmesiyle oluşur. Böylece rasyonalizm de ampirizm de tek yanlı bulunmuş olur.
Bu çözümün bedeli, görünüşler ile kendinde şeyler arasındaki ayrımdır. Bilginin sınırı, bilebileceğimiz şeyler kadar bilemeyeceğimiz şeyi de belirliyor.
Bu yüzden Kant, modern felsefenin hem çözüm getiren hem de yeni sorular doğuran dönüm noktası olarak kalıyor.
Açılış sahnesi
Bir odada iki kişi aynı masaya bakıyor. Biri sarı camlı bir gözlük takıyor, öteki takmıyor. İkisi de masanın rengini söylüyor ve cevaplar birbirinden farklı çıkıyor. Gözlüklü kişi masayı sarı görüyor.
Şimdi gözlüğü çıkarmanın imkânsız olduğunu düşün. Gözlük doğuştan takılı ve hiçbir zaman çıkmıyor. Bu durumda masanın gerçekte hangi renkte olduğunu sorabilir miyiz? Bunu ancak gözlükle görebildiğimiz hâliyle biliyoruz.
Kant'ın felsefesi, ilk bakışta, bu benzetmeye yakın bir yerden başlıyor. İnsan zihninin dünyayı belirli bir düzenle algıladığını, bu düzenin bizim seçtiğimiz bir şey olmadığını söylüyor. Yine de benzetme bir noktada yetersiz kalacak ve o noktayı bu derste açacağız.
Bu derste ne olacak
Önce Kant'ın çözmeye çalıştığı düğümü göreceğiz. Rasyonalistler bilginin kaynağını akılda, ampiristler deneyimde aramıştı ve iki taraf da haklı bir şey söylüyordu. Kant bu iki cevabı birleştirmeye çalıştı.
Sonra onun çözümünü izleyeceğiz: bilgi hem deneyime hem zihnin kendi yapısına dayanıyor. Bu fikri, Kant'ın kendi dile getirdiği bir devrim benzetmesiyle anlayacağız.
Ardından çözümün bedelini tartacağız. Zihnin kalıpları bilgiyi mümkün kılıyor ama bilebileceklerimizin sınırını da çiziyor. Bu sınırın nerede durduğu ve ötesinde ne kaldığı sorusuna bakacağız.
Sonda Kant'ın çözümünün nasıl okunabileceğini ve iki güçlü itirazı tartışacağız.
Merkez soru
Sorumuz şu: deneyimden bağımsız olarak, yani önceden, dünya hakkında bir şey bilebilir miyiz ve bilebiliyorsak bunun dayanağı nedir?
Ölçülü iddiam şu: Kant, bilginin deneyimle zihnin kalıplarının birlikte çalışmasından doğduğunu göstererek rasyonalizm ile ampirizmi tek bir çerçevede buluşturdu, ama bu çerçeve bilgimizin sınırını da belirlediği için zihnin ötesindeki dünya hakkında konuşmayı zorlaştırdı.
Sıfır noktası
Immanuel Kant on sekizinci yüzyılda yaşadı ve hayatının büyük kısmını Königsberg kentinde geçirdi. Geniş çevrelerle yazışan biriydi ama yolculuğu çok azdı. Asıl yolculuğunu düşüncede yaptı.
Kant'ın kendi anlattığına göre, onu yerleşik düşünme alışkanlığından çıkaran Hume oldu.
Bu soru, Kant'ın bütün felsefesini yönlendiren bir çıkış noktası. Hume deneyimden çıkarılamayan fikirleri şüpheli saymıştı, Kant ise onları şüpheli saymak yerine zihnin kendi katkısı olarak yeniden düşündü. Bu tercih, bir zayıflığı bir yapıya çevirmek anlamına geliyordu: deneyime dayanmıyor diye vazgeçilecek olan şey, deneyimin ancak onun sayesinde mümkün olduğu bir şeye dönüşüyordu.
Bu ayrım, Leibniz'in ampirizme yönelttiği itirazla aynı yöne bakıyor: duyuların kendisi hariç, zihinde duyulardan gelmeyen bir şey vardı. Kant bu bir şeyi ilk kez sistemli biçimde çözümledi ve zihnin katkısının ne olduğunu tek tek saymaya çalıştı. Bu çözümleme, kitabın en uzun ve en zor bölümlerini oluşturuyor, çünkü Kant hangi kavramların deneyime katıldığını ve bunların neden gerekli olduğunu ayrı ayrı göstermek zorundaydı.
Argümanın yapısı
Kant'ın çözümünün bir yapısı var ve bu yapı üç adımda kurulabilir.
Birinci adım bir ayrımla başlıyor. Yargılar iki türlü olabilir. Bazı yargılar yalnızca kavramların içeriğini açar: "bekâr evlenmemiş biridir" gibi. Buna analitik yargı denir. Bazı yargılar ise kavrama yeni bir şey ekler: "bu masa sarıdır" gibi. Bu yargıya sentetik denir.
İkinci adım, bir tür yargının var olup olmadığını sorar: hem sentetik hem önsel. Yani hem yeni bir şey söyleyen hem de deneyimden önce bilinen bir yargı. Kant'a göre matematik ve nedensellik böyle yargılarla dolu.
Üçüncü adım, bilmecenin çözümünü verir. Sentetik önsel yargılar mümkündür, çünkü zihin deneyimi kendi kalıplarıyla düzenler. Uzay ve zaman, bu kalıpların ilkidir. Nedensellik ve benzeri kavramlar, ikinci gruptur. Bir şeyi deneyimleyebilmemiz için zaten uzayda ve zamanda, nedenlerle ve sonuçlarla düzenlenmiş olması gerekiyor.
Görüşler ve pozisyonlar
Kant'ın bilgi kuramının bedeli konusunda üç okuma var ve bu bedelin kendisi tartışmalı.
Birinci okuma, Kant'ı bir tür idealist olarak görür. Bu okumaya göre dünya, bizim algıladığımız hâliyle, zihnin ürünüdür. Zihinden bağımsız bir dünya yoktur ya da bizim için anlamsızdır. Bu okuma Kant'ın metinlerinde bazı ifadelerle desteklenir ama başka ifadelerle çelişir.
İkinci okuma, Kant'ı iki bakış kuramcısı olarak görür. Buna karşılık bu okuma yalnızca bir dünya olduğunu kabul eder ve biz ona iki açıdan bakabiliriz: bize göründüğü hâliyle ve kendi başına olduğu hâliyle. İlk okuma ise algılanan dünyayı zihnin ürünü sayıyor, oysa bu okuma dünyanın kendisine dokunmuyor. Bu okumada görünüş ile kendinde şey ayrımı, dünyanın bölünmesi değil, onu bilme biçimimizin ayrımıdır.
Üçüncü okuma, Kant'ı iki dünya kuramcısı olarak görür. Buna göre kendinde şeyler, bilincimizin dışında gerçekten var olan ve görünüşlerimize yol açan ayrı bir düzendir. Bu okuma Kant'a sık yönelen bir eleştirinin de kaynağı: kendinde şeylerin var olduğunu söylemek, bilgimizin sınırını aşmak olmaz mı?
Bu üç okuma, aynı metnin farklı yerlerine yaslanıyor. Kant'ın kendi metni bu sorunu kesin olarak çözmüyor ve bu belirsizlik, sonraki kuşakların onu birbirine çok farklı biçimlerde sürdürmesine yol açtı.
En güçlü itiraz
Kant'a iki yönden ciddi itiraz yapıldı.
Kant'ın savunucusu bu itirazlara şöyle cevap verebilir, çünkü ikisi de sistemin merkezini değil, ayrıntısını hedef alıyor gibi okunabilir. Kendinde şey, bilginin nesnesi olmayıp düşünülebilen bir sınır kavramı olarak okunabilir. Uzay örneğinde ise sorun Kant'ın felsefesinin çekirdeğinde değil, örneğinde.
Açık kalan sorular
Zihnin kalıpları herkeste aynı mı? Kant bunları bütün insanlar için ortak sayıyordu. Ama farklı kültürlerin ve farklı dillerin, deneyimi farklı biçimlerde düzenleyebilmesi ihtimali ciddi bir soru olarak sürüyor.
Kalıplar önselse, nereden geliyor? Kant onları deneyimden çıkarmıyor. Biyolojik evrim gibi sonraki kuramlar, zihnin yapısını tarihsel bir süreçle açıklamaya çalıştı. Böyle bir açıklama, önsel olanı sonsal bir kökene bağlamış olur mu?
Bilginin sınırı aklın kendi tarafından çizildiyse, bu sınırın kendisini bilebilmek için sınırın ötesine bakmak gerekmez mi? Kant bu soruya, aklın sınırını ancak aklın kendisinin çizebileceğini söyleyerek cevap verdi ve bu yüzden eserlerine eleştiri adını verdi. Eleştiri burada aklı küçümsemek değil, aklın yetkisini sınamak demekti. Yine de bu cevap, sınırı çizen aklın hangi konumdan konuştuğu sorusunu tam olarak kapatmıyor ve tartışma bugün de sürüyor.
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışKant'ı, dünyanın yalnızca zihinde var olduğunu söyleyen biri sanmak.
Kant, görünüşlerimizin dışarıdan bir kaynağı olduğunu kabul eder. Kendinde şeyin varlığını inkâr etmez, yalnızca onu bilebileceğimizi reddeder.
Yaygın yanlışSarı gözlük benzetmesini kesin bir model saymak.
Benzetme Kant'ın fikrini sezgisel kılıyor ama bir noktada yanıltıyor. Gözlükte gözlüğü çıkarınca gerçeği görebilirsin. Kant'a göre zihnin kalıplarını çıkarmak mümkün değil, çünkü onlarsız deneyim de olmaz.
Yaygın yanlışÖnsel bilgiyi doğuştan fikir sanmak.
Kant doğuştan fikirleri savunan rasyonalistlerden ayrılır. Önsel olan hazır bulunan bir içerik değil, deneyimi düzenleyen bir biçimdir. Bu biçim, deneyim olmadan işe yaramaz.
Yaygın yanlışKant'ın rasyonalizmi ve ampirizmi yalnızca ortalama bir çözümle uzlaştırdığını düşünmek.
Kant iki tarafın da doğru yanını aldı ama ikisinin de yanlış bulduğu bir şeyi ekledi: zihnin kalıpları. Sonuç, iki cevabın arasında bir nokta değil, ikisini de dönüştüren üçüncü bir görüş.
Kendin dene
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Kant, Hume'un nedensellik kuşkusunu ciddiye aldı ve şu soruyu sordu: deneyimden çıkarılamayan ama vazgeçilemeyen bilgi nasıl mümkün olabilir? Cevabı, önsel bilginin zihnin deneyimi düzenleyen kalıplarından geldiği oldu.
Bu cevap, Kopernik dönüşü olarak adlandırıldı: bilgi dünyaya uymuyor, dünya bilginin kalıplarına uyuyor. Uzay, zaman ve nedensellik gibi kavramlar bu kalıpların parçası.
Kant'a göre kavramsız sezgi kör, sezgisiz kavram boştur. Bilgi, deneyimin malzemesi ile zihnin kalıplarının birleşmesiyle oluşur. Böylece rasyonalizm de ampirizm de tek yanlı bulunmuş olur.
Bu çözümün bedeli, görünüşler ile kendinde şeyler arasındaki ayrımdır. Bilginin sınırı, bilebileceğimiz şeyler kadar bilemeyeceğimiz şeyi de belirliyor.
Bu yüzden Kant, modern felsefenin hem çözüm getiren hem de yeni sorular doğuran dönüm noktası olarak kalıyor.
Sonraki derse köprü
Kant'ın çözümü bir soruyu açık bıraktı. Görünüşlerimizin ötesindeki kendinde şey bilinemiyorsa, ondan neden söz ediyoruz? Bu, Kant'ın en sert eleştirilen noktalarından biriydi.
Kendinden sonra gelen düşünürlerden bir kısmı, kendinde şeyi sistemden çıkarmayı denedi. Onlara göre zihnin kalıpları yalnızca bilgiyi biçimlendirmiyor, gerçekliğin kendisini de belirliyor. Dünya, zihnin bir ürünü ya da onunla özdeş bir süreç olarak düşünülebilir.
Bir sonraki ders bu yönde ilerleyen geleneği tanıtıyor. On dokuzuncu yüzyılda Alman düşüncesinde ortaya çıkan idealizm, Kant'ın açık bıraktığı bu soruyu cevaplamaya çalıştı ve felsefenin gidişini değiştirdi.