İçeriğe geç

P00-D06-M02-05·Modern dönem

Aydınlanma

sıfırdan ileri1.970 kelime≈ 13 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Beş cümlede dersin iskeleti.

Aydınlanma, aklı ve deneyimi otoritenin önüne koyan ve kişinin kendi aklını başkasına sormadan kullanmaya cesaret etmesini isteyen bir düşünce hareketidir. Kant bunu, ergin olmayıştan çıkış olarak tanımladı.

Bu çıkışın somut sonuçları oldu. Voltaire hoşgörüyü hukuki bir gereklilik olarak savundu, Montesquieu yetkinin ayrı ellerde durmasını özgürlüğün güvencesi saydı ve bilgi herkese açılmaya başladı.

Aydınlanma'ya üç güçlü itiraz yöneltildi. Burke geleneğin bir birikim taşıdığını, sonraki eleştirmenler hareketin kendi ilkelerine her zaman uymadığını, Horkheimer ile Adorno ise aklın kendisinin bir araca dönüşebileceğini söyledi.

Bu itirazların ortak noktası, Aydınlanma'yı reddetmek değil, onu kendi ölçütüyle yeniden sınamak. Akıl kendini de sınamalı ve bu sınama hiçbir zaman tamamlanmış sayılmamalı.

Bu yüzden Aydınlanma hem bir tarih dönemi hem de her çağda yeniden verilmesi gereken bir karar olarak yaşıyor.

Açılış sahnesi

On sekizinci yüzyıl Paris'inde bir kahvehane düşün. Masalardan birinde bir hekim, bir avukat ve genç bir öğretmen oturuyor. Yan masada gazete gibi elden ele dolaşan bir broşür var. Broşürde kilisenin bir yasağı eleştiriliyor ve altına yazarın adı, cesurca, açıkça yazılmış.

Üç kişi broşürü okuyor ve tartışıyor. Biri yasağı savunuyor, biri karşı çıkıyor, üçüncüsü ikisinin gerekçesini soruyor. Kimse kimseye emir vermiyor. Herkes yalnızca ne söylendiğine değil, neden söylendiğine bakıyor.

Bu sahne, önceki iki dersin bir sonucunu gösteriyor. Rasyonalizm ve ampirizm, bilginin kaynağı konusunda ayrıldı ama bir noktada birleşti: bir kişi kendi aklıyla ve kendi deneyimiyle bir şeyi sınayabilir. Şimdi bu düşünce kitap masasından çıkıp kahvehaneye, kiliseye ve saraya kadar ulaşıyor.

Bu derste ne olacak

Önce Aydınlanma denen hareketin çekirdek fikrini tek cümleyle kuracağız. Bu fikri en açık biçimde söyleyen Kant'ın kısa bir yazısına bakacağız.

Sonra bu fikrin üç somut sonucunu izleyeceğiz: hoşgörü, kuvvetler ayrılığı ve bilginin herkese açılması. Her birini, o fikri savunan bir yazardan alınmış bir örnekle tartacağız.

Ardından üç itiraza yer vereceğiz. Biri gelenekten, biri Aydınlanma'nın kendi çelişkilerinden, biri de aklın kendi tarafından gelen bir eleştiriden.

Sonda Aydınlanma'nın bir tarih dönemi mi yoksa hâlâ sürmesi gereken bir tutum mu olduğunu tartışacağız.

Merkez soru

Sorumuz şu: bir insan ya da bir toplum kendi aklını başkasının yol göstermesi olmadan kullanmaya cesaret edebilir mi ve bunun bedeli ne olur?

Ölçülü iddiam şu: Aydınlanma, aklın kamusal biçimde ve kimseye sormadan kullanılması gerektiğini savunan güçlü bir tutumdur, ama aklın kendisini de sorgulamayı bıraktığında kendi ölçütünü çiğnemiştir.

Sıfır noktası

Aydınlanma'yı tek bir kuram olarak düşünmek yanıltıcı olur. Bilimciler, hukukçular, tiyatro yazarları, hekimler ve kraliçeler bu hareketin içinde yer aldı, üstelik birbirleriyle çoğu konuda anlaşamadılar. Onları bir arada tutan şey bir doktrin değil, bir tutumdu.

Bu tanımın en dikkat çekici yanı, sorunu bir bilgi eksikliği olarak değil, bir tutum olarak görmesi. Kişi bilgisizliği yüzünden değil, başkasına güvenmenin rahatlığı yüzünden ergin olmayabilir. Kant bu rahatlığı açık bir dille anlatır: bana adına düşünen bir kitabım, vicdanıma bakan bir din adamım ve perhizimi belirleyen bir hekimim varsa, kendim düşünmek zorunda kalmam. Bedelini başkası öder gibi görünen bu kolaylık, uzun vadede kişinin kendi yargı gücünü köreltir.

Kant'ın bu ayrımı önemli, çünkü Aydınlanma'yı anarşi olarak sunmuyor. Bir subay emri yerine getirmeye devam eder ama aynı subay, kamuoyuna yazdığı bir yazıda o emrin isabetini eleştirebilir. Bu düzenleme, düzeni bozmadan eleştiriye yer açıyor: eylem sırasında uyum, yazıda ise serbest bir tartışma. Kant'ın bunu savunması, Aydınlanma'nın bir devrim çağrısı değil, kamusal bir tartışma alışkanlığı çağrısı olduğunu da gösteriyor.

Argümanın yapısı

Aydınlanma'nın temel argümanı dört adımda özetlenebilir.

Birinci adım: insan aklı, doğru kullanıldığında dünya hakkında güvenilir bilgi üretebilir. Bilimsel devrimin ve Newton'un başarısı bu güveni besledi, çünkü gezegenlerin hareketi gibi çok uzak bir konuda bile insan zihninin düzenli bir açıklamaya ulaşabildiği görülmüştü. Böyle bir başarı, aynı yöntemin insan toplumuna ve inançlara da uygulanabileceği düşüncesini doğurdu.

İkinci adım: geleneğin ve otoritenin bilgisi de aynı ölçütle sınanabilir. Bir şeyin eskiden beri söylenmesi, onun doğru olduğunu göstermez.

Üçüncü adım: sınama serbestçe yapılabilmeli. Serbest tartışma olmadan hataların ayıklanması yavaşlar.

Dördüncü adım: bu serbestlik kurumlarla korunmalı. Hoşgörü, kuvvetler ayrılığı ve bilginin yayılması bu korumanın araçları.

Bu dört adım birbirine bağlı ama ilk adımdaki güven ne kadar sağlamsa sonrakiler o kadar sağlam duruyor. Bu yüzden ampirizmin ve rasyonalizmin sonuçları Aydınlanma'nın ilk adımını doğrudan etkiledi.

Görüşler ve pozisyonlar

Aydınlanma'nın ne olduğu konusunda üç görüş var.

Birinci görüş, Aydınlanma'yı belirli bir tarih dönemi olarak okur. Bu okumada mesele, on yedinci yüzyılın sonu ile on sekizinci yüzyılın sonu arasında Avrupa'da yaşanan olayların anlatısıdır: bilimsel akademiler, ansiklopediler, salonlar, devrimler. Bu okuma tarihi görünür kılar.

İkinci görüş, Aydınlanma'yı bir tutum olarak okur. Buna karşılık dönemi değil, Kant'ın tarif ettiği kendi aklını kullanma cesaretini merkeze koyar. Bu okumaya göre Aydınlanma her çağda yeniden yapılması gereken bir iştir ve hiçbir çağda tamamlanmış sayılamaz. Kant da kendi zamanı için "aydınlanmış bir çağda" değil, "aydınlanma çağında" yaşadığını söyler.

Üçüncü görüş, Aydınlanma'yı bir siyasi program olarak okur. Oysa ilk iki okuma düşünceyi öne çıkarır. Bu okuma ise hoşgörünün, kuvvetler ayrılığının ve ifade özgürlüğünün kurumlara nasıl dönüştüğüne bakar.

En güçlü itiraz

Aydınlanma'ya üç yönden ciddi itiraz yapıldı.

Aydınlanma'nın savunucusu bu itirazlara cevap verebilir. Gelenek de sınanabilir, ama sınama geleneğin bir gerekçesi olduğu ihtimalini de kapsamalı, yoksa sınamanın kendisi peşin bir hüküm hâline gelir.

Açık kalan sorular

Aydınlanma'nın hoşgörü ilkesi, hoşgörüsüzlüğe karşı ne kadar hoşgörülü olmalı? Bir inancı sırf farklı olduğu için değil, başkasına zarar verdiği için sınırlamak mümkün mü? Zarar sözcüğünün içinde neyin yer aldığı, yani bir sözün, bir ibadetin ya da bir alışkanlığın ne zaman zarar sayıldığı, bu sınırı çizmenin en güç yanı ve ölçütü hâlâ tartışılıyor.

Aydınlanma'nın evrensel akıl fikri, farklı kültürlerin farklı akıl yürütme biçimlerini nasıl karşılıyor? Akıl herkeste aynı işliyorsa, kültürel farklar yüzeyde mi kalıyor, yoksa akıl da farklı biçimlerde mi ortaya çıkıyor?

Bilgi herkese açıldığında, yanlış bilgi de aynı hızla yayılıyor. Serbest tartışmanın hataları ayıklama gücü, bugün bu yayılım karşısında yeterli mi, yoksa Aydınlanma'nın tartışma ortamı, hızın ve kalabalığın değiştirdiği koşullara göre yeniden kurulmalı mı?

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışAydınlanma'yı dine karşı bir hareket saymak.
Doğrusu

Dönemin düşünürlerinin çoğu bir Tanrı'ya inanıyordu. Onların itirazı inanca değil, inancın kişiye sorulmadan, baskıyla ve tartışılmadan dayatılmasıydı.

Yaygın yanlışAydınlanma'nın herkesi aynı düşünceye getirmeye çalıştığını sanmak.
Doğrusu

Hoşgörü ilkesi tam tersini söylüyor: farklı düşünenler zarar görmeden yaşayabilmeli. Aydınlanma düşüncelerin çeşitliliğini savunuyordu, bir tek doğruya boyun eğdirmeyi değil.

Yaygın yanlışKant'ın "kendi aklını kullan" çağrısını, kimseye danışma anlamında okumak.
Doğrusu

Kant kamusal akıl kullanımını savunurken görevin gerektirdiği uyumu da kabul ediyor. Çağrı, başkalarının aklından yararlanmayı yasaklamıyor. Yasakladığı şey, kendi aklını hiç işe koşmamak.

Yaygın yanlışAydınlanma eleştirisini akıl karşıtlığıyla karıştırmak.
Doğrusu

Burke'ün ya da Horkheimer ile Adorno'nun itirazı aklı bırakmayı önermiyor. İlki aklın tek başına yetersiz kalabileceğini, ikincisi aklın kendi kendine sorgulanması gerektiğini söylüyor.

Kendin dene

Aklında kalsın

Beş cümlede dersin iskeleti.

Aydınlanma, aklı ve deneyimi otoritenin önüne koyan ve kişinin kendi aklını başkasına sormadan kullanmaya cesaret etmesini isteyen bir düşünce hareketidir. Kant bunu, ergin olmayıştan çıkış olarak tanımladı.

Bu çıkışın somut sonuçları oldu. Voltaire hoşgörüyü hukuki bir gereklilik olarak savundu, Montesquieu yetkinin ayrı ellerde durmasını özgürlüğün güvencesi saydı ve bilgi herkese açılmaya başladı.

Aydınlanma'ya üç güçlü itiraz yöneltildi. Burke geleneğin bir birikim taşıdığını, sonraki eleştirmenler hareketin kendi ilkelerine her zaman uymadığını, Horkheimer ile Adorno ise aklın kendisinin bir araca dönüşebileceğini söyledi.

Bu itirazların ortak noktası, Aydınlanma'yı reddetmek değil, onu kendi ölçütüyle yeniden sınamak. Akıl kendini de sınamalı ve bu sınama hiçbir zaman tamamlanmış sayılmamalı.

Bu yüzden Aydınlanma hem bir tarih dönemi hem de her çağda yeniden verilmesi gereken bir karar olarak yaşıyor.

Sonraki derse köprü

Aydınlanma aklın kendi başına ve cesaretle kullanılmasını istedi. Ama hemen bir soru doğuyor: akıl ne kadar ileri gidebilir ve nerede durması gerekir? Rasyonalistler aklın kendi başına dünya hakkında bilgi üretebileceğini savunmuştu. Ampiristler ise bilginin deneyime dayanması gerektiğini söylemişti. İki taraf da haklı görünen bir şeyi söylüyordu ve iki taraf birbirinin iddiasıyla çelişiyordu.

Kant bu iki geleneği aynı soruya taşıdı. Bilgi hem deneyimden gelmeli hem de zihnin kendi yapısı tarafından biçimlendirilmeli olabilir. Bu düşünce, Leibniz'in ampirizme yönelttiği itirazı ciddiye alan ve aklın sınırlarını akıl yoluyla çizmeye çalışan yeni bir felsefe doğurdu.

Bir sonraki ders bu felsefeyi tanıtıyor. Immanuel Kant, aklın neyi bilebileceğini ve nerede duracağını, aklın kendi eleştirisiyle belirlemeye çalıştı.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.