Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Ampirizm, bilginin kaynağının deneyim olduğunu savunur. Locke bunu boş levha imgesiyle anlattı ve deneyimi duyum ile yansıma diye ikiye ayırdı, böylece hem dış dünyayı hem de zihnin kendi işleyişini deneyimin parçası saydı.
Hume bu fikri bir sınama aracına çevirdi. Bir fikri doğuran izlenimi gösterebiliyorsak fikir sağlamdır, gösteremiyorsak kuşku duymak için nedenimiz var.
Ampirizme iki güçlü itiraz yöneltildi. Birincisi zihnin kendi yapısının yok sayıldığını söylüyor, ikincisi nedensellik gibi vazgeçilemeyen fikirlerin deneyimden çıkarılamadığını gösteriyor, üçüncüsü ise ölçütün kendisinin deneyimden çıkmadığını hatırlatıyor.
Hume'un cevabı, nedenselliğin kaynağını tekrarlanan deneyimin bıraktığı alışkanlıkta buldu. Bu cevap ampirizmi ayakta tuttu, ama bilgimizin bir kısmının kesinlikten çok alışkanlığa dayandığını kabul ettirdi.
Bu yüzden ampirizm hem verimli bir ölçüt hem de kendi vardığı sonuçlarla uğraşmak zorunda kalan bir görüş olarak yaşıyor.
Açılış sahnesi
Bir anne bebeğini kucağına almış, ona bir elma gösteriyor. Bebek önce elmaya bakıyor, sonra uzanıp tutuyor, ağzına götürüyor ve ısırmaya çalışıyor, ve birkaç ay sonra aynı bebek "elma" diyecek.
Şimdi bir soru soralım. Bebeğin zihnindeki elma fikri nereden geldi? Kimse ona elmanın ne olduğunu tarif etmedi, çünkü bebek kırmızıyı gördü, yuvarlaklığı avucunda hissetti ve ekşiliğini dilinde tattı.
Bu sahneye, en sade hâliyle iki farklı biçimde bakılabilir, ve bu iki bakış felsefe tarihinin en uzun tartışmalarından birini başlattı. Birincisi şunu söyler: fikir zihinde önceden hazır bekliyordu, deneyim onu yalnızca uyandırdı. İkincisi şunu söyler: zihin boştu, fikir gördüklerinden, dokunduklarından ve tattıklarından oluştu. Geçen derste birinci bakışı inceledik. Bu derste ikincisini, ampirizmi ele alıyoruz.
Bu derste ne olacak
Önce ampirizmin ne dediğini sade bir cümleyle kuracağız. Bu iddiayı en açık biçimde yerleştiren imgeyi, boş levhayı, ve onu kuran düşünürü tanıyacağız.
Sonra iddiayı bir sınama aracına çevireceğiz. Hume'un elinde ampirizm, bir fikrin gerçek bir kaynağı olup olmadığını denetleyen bir ölçüte dönüşüyor. Bu ölçütü kendi günlük sözcüklerimiz üzerinde deneyeceğiz.
Ardından iki itirazı tartacağız. Birincisi zihnin kendi katkısını hatırlatıyor. İkincisi, ampirizmin kendi ölçütünün nedensellik gibi vazgeçilemez bir fikri tehlikeye attığını gösteriyor.
Sonda ampirizmin bu iki itirazdan sonra elinde ne kaldığına bakacağız. Ölçülü bir ampirizm mümkün mü, onu soracağız.
Merkez soru
Sorumuz şu: zihnimizdeki fikirler nereden geliyor ve bilgimizin kaynağı yalnızca deneyim mi?
Ölçülü iddiam şu: ampirizm, fikirlerin deneyimde köklenmesi gerektiği ölçütünü güçlü bir sınama aracına çevirdi, ama aynı ölçüt sıkı uygulandığında yerleşik bazı bilgilerimizi de sarsıyor.
Sıfır noktası
Ampirizmin çıkış noktası bir gözlem. Bir şeyi hiç yaşamamış biri, onu tam olarak kavrayamıyor ve bu eksiklik sözcüklerle giderilemiyor.
Bu düşünce bir tarihi de taşıyor. Ampirizmin en bilinen kurucusu, on yedinci yüzyılın sonunda yazan İngiliz düşünür John Locke'tur. Locke, zihne doğuştan yerleştirilmiş fikirler bulunduğu görüşüne açıkça karşı çıktı ve bunu yaparken bir sorunun peşindeydi: insanlar neden bu kadar farklı şeylere kesin gözle bakıyor? Kimi ilkeleri herkesin doğuştan bildiği söyleniyordu, oysa yolculuk anlatıları ve çocukların davranışları bu iddiayı çok zayıf gösteriyordu. Locke'a göre bir ilkeye doğuştan sahip olmak, ona herkesin ilk fark edişte onay vermesi anlamına gelirdi ve gerçekte böyle olmuyordu.
Argümanın yapısı
Ampirizmin ana argümanı üç adımdan oluşuyor.
Birinci adım şu: doğuştan fikirler olsaydı, herkes onlara sahip olurdu. Oysa küçük çocuklar ve pek çok yetişkin, doğuştan bilindiği söylenen ilkeleri açıkça bilmiyor. Locke bu gözlemi, doğuştan fikirlerin bulunmadığının kanıtı sayar.
İkinci adım şu: fikirlerin kökenini izlediğimizde hepsini deneyime kadar götürebiliyoruz. Karmaşık fikirler, basit fikirlerin birleşiminden oluşuyor. Basit fikirler ise doğrudan duyumdan ya da yansımadan geliyor.
Üçüncü adım en sert olanı: deneyime götürülemeyen bir fikir, içi boş bir sözcük olabilir. Bu adım ampirizmi bir kökenler kuramından çıkarıp bir denetim aracına çeviriyor.
İkinci adımın nasıl çalıştığını görmek için karmaşık bir fikri parçalarına ayırmayı deneyelim.
Bu örnek, ampirizmin gücünü ve sınırını birlikte gösteriyor. Güç şurada: en uçuk fikri bile parçalarına ayırıp kökenini bulabiliyoruz. Sınır ise şurada: parçaları birleştiren düzenleme yeteneğinin kendisi hangi deneyimden geldi?
Bu aracı en ustaca kullanan kişi, İskoç düşünür David Hume oldu.
Görüşler ve pozisyonlar
Ampirizmin tam olarak ne olduğu konusunda üç görüş var.
Birinci görüş, ampirizmi zihnin kökeni hakkında bir olgu iddiası olarak okur. Sorulan şey şu: zihin doğduğunda ne taşıyor? Cevap: hiçbir fikir. Bu okumada iddia, bebeklere ve çocuklara bakılarak sınanabilir bir tez.
İkinci görüş, ampirizmi bir ölçüt olarak okur. Zihnin gerçek kökeni belirsiz kalsa bile, bir inancı kabul etmek için deneyimle bağlantısını göstermemiz gerekir. Buna karşılık ilk okuma ölçütü kökene bağlıyor. İkinci okuma ise kök sorusunu açık bırakıp ölçütü tutuyor.
Üçüncü görüş, ampirizmi bir yöntem tavrı olarak alır. Bilimsel çalışmada varsayımların gözlemle sınanması gerektiğini söyler. Bu okuma, boş levha imgesinden vazgeçmeye bile razıdır. Oysa ilk okuma o imgeye sıkı sıkıya bağlı.
Bu görüşler birbirinin alternatifi olmak zorunda değil. Bir ölçüt kökene dair bir tezden güç alabilir, ama ölçüt olarak ampirizm, kökene dair tez yanlış çıksa da ayakta kalabilir. Bu ayrımı bilmek, ampirizmi eleştirirken hangi iddiayı hedef aldığını netleştirmene yardım eder: kökene dair tezi çürütmek ölçütü kendiliğinden çürütmez, ölçütü çürütmek de kökene dair tezi yıkmaz. Tartışmaların çoğunda bu iki hedef birbirine karışıyor ve karşı taraf, saldırılmayan iddiayı savunarak kendini başarılı sanıyor.
En güçlü itiraz
Ampirizme iki yönden güçlü itiraz gelir.
Ampirizm bu itirazlara cevap verdi, ama bir bedel ödeyerek. Zihnin katkısı itirazına şöyle karşılık verebilir: zihnin yapısı da, uzun bir deneyim birikiminin ürünü olabilir. Nedensellik itirazına ise Hume'un kendi cevabı var.
Açık kalan sorular
Bilgimizin kaynağı deneyimse, matematiğin kesin doğruları nereden geliyor? İki artı ikinin dört ettiğini hiçbir gözlemle kanıtlamıyoruz, ama hiçbir gözlem de onu çürütemiyor. Ampirizm bu soruya kısmi cevaplar verdi: matematiği, kavramlar arasındaki ilişkilerin açıklanması olarak gördü ve dünyaya dair bir bilgi saymadı. Sorunun tamamı hâlâ tartışılıyor, çünkü matematiğin doğal dünyayı bu kadar iyi anlatması bu cevabı yeterince açıklamıyor.
Zihnin doğuştan sahip olduğu şey yalnızca fikirler mi, yoksa fikirleri işleme biçimleri de mi? Boş levha imgesi bu ayrımı görünmez kılıyor. Leibniz'in itirazı tam bu boşluğa oturuyordu ve sonraki yüzyıllarda felsefenin ve zihin bilimlerinin en çok tartışılan konularından biri hâline geldi: bebek dünyaya hiçbir düzenleme yeteneği olmadan gelseydi, deneyim ona hiçbir şey öğretemezdi.
Ampirizmin kendisi deneyimden çıkarılmış bir iddia mı? Yoksa onu kabul ettiren şey deneyimden bağımsız bir akıl yürütme mi? Bu soru, ampirizmi kendi ölçütüyle yargılamanın yolunu açıyor. Ampirizmin kendisini bir gözlem sonucu saymak, gözlemin neyi kanıtlayıp neyi kanıtlayamayacağı sorusunu doğuruyor. Kendini deneyimle temellendirmeye çalışan bir görüş, temelini hangi deneyimle gösterecek?
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışAmpirizmi "yalnız gözle görülene inanmak" sanmak.
Ampirizm bilginin deneyimde köklendiğini söylüyor. Bu, deneyimin ötesine geçen çıkarımları, bilimsel kuramları ya da matematiği baştan yasaklamak anlamına gelmiyor. Locke da Hume da genelleme yapıyor ve kuram kuruyor, yalnızca bu kuramların deneyime nasıl bağlandığını hesaba katıyorlar.
Yaygın yanlışBoş levhayı zihnin hiçbir şey yapmadığı anlamında okumak.
Locke, zihnin yansıma yoluyla kendi işleyişini gözlemlediğini ve fikirleri birleştirdiğini söylüyor. Levha içerik bakımından boştur, oysa zihin işleyiş bakımından etkindir.
Yaygın yanlışRasyonalizmle ampirizmden birini akıllı, ötekini akılsız saymak.
İkisi de aklı ciddiye alıyor ve fark yalnızca aklın malzemesini nereden aldığı konusunda. Ampiristler için malzeme deneyimden, rasyonalistler için kısmen aklın kendisinden geliyor.
Yaygın yanlışHume'un nedensellik kuşkusunu, nedenselliğin var olmadığı iddiası sanmak.
Hume nedensel bağı göremeyeceğimizi söylüyor. Bu, nedenselliğin gerçek olmadığı anlamına gelmiyor, çünkü Hume'un sorduğu şey nedensel çıkarımlarımızın hangi dayanağa yaslandığı ve o dayanağın deneyimde bulunup bulunmadığı.
Kendin dene
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Ampirizm, bilginin kaynağının deneyim olduğunu savunur. Locke bunu boş levha imgesiyle anlattı ve deneyimi duyum ile yansıma diye ikiye ayırdı, böylece hem dış dünyayı hem de zihnin kendi işleyişini deneyimin parçası saydı.
Hume bu fikri bir sınama aracına çevirdi. Bir fikri doğuran izlenimi gösterebiliyorsak fikir sağlamdır, gösteremiyorsak kuşku duymak için nedenimiz var.
Ampirizme iki güçlü itiraz yöneltildi. Birincisi zihnin kendi yapısının yok sayıldığını söylüyor, ikincisi nedensellik gibi vazgeçilemeyen fikirlerin deneyimden çıkarılamadığını gösteriyor, üçüncüsü ise ölçütün kendisinin deneyimden çıkmadığını hatırlatıyor.
Hume'un cevabı, nedenselliğin kaynağını tekrarlanan deneyimin bıraktığı alışkanlıkta buldu. Bu cevap ampirizmi ayakta tuttu, ama bilgimizin bir kısmının kesinlikten çok alışkanlığa dayandığını kabul ettirdi.
Bu yüzden ampirizm hem verimli bir ölçüt hem de kendi vardığı sonuçlarla uğraşmak zorunda kalan bir görüş olarak yaşıyor.
Sonraki derse köprü
Rasyonalizm kesinliği akılda, ampirizm deneyimde aradı. İki gelenek bir noktada birleşti: bilgi, bir kişinin kendi aklı ve kendi deneyimiyle ne kadar ilerleyebilir?
Bu soru, o dönemin insanları için bir kitap masası sorusu olmaktan çıktı. Bir insan kendi aklını ve deneyimini ölçüt alırsa, kilisenin, kralın ve geleneğin otoritesiyle ne olacaktı? Doğa hakkındaki bilgiler artıyordu. Aynı ölçüt, toplumun kendi düzenine de uygulanabilirdi.
Bir sonraki ders bu genişlemeyi izliyor. Akıl ve deneyim, bilgi kuramından çıkıp siyasete, dine ve gündelik hayata taşındığında ortaya çıkan hareketin adı Aydınlanma. Orada ampirizmin sorusunu, bu kez laboratuvarın ve kütüphanenin dışında, bir toplumun kendine ne kadar güvenebileceği sorusu olarak yeniden göreceksin.