Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Rasyonalizm, bazı bilgilerin duyulardan bağımsız ve kesin olarak akılla bilinebileceğini savunur. Bu iddia iki katmanlıdır: sarsılmaz bir başlangıç noktası olarak cogito ve bilginin geometri gibi aksiyomdan çıkarımla inşa edilmesi.
Mum örneği bu ayrımı gösteriyor, çünkü koku, renk ve sertlik gitse bile "bu hâlâ aynı mum" bilgisi aklın kavradığı bir süreklilik olarak elde kalıyor.
Kavramların kökeni ile bir doğrunun kesinliği aynı şey değil ve bu ayrım rasyonalizmi en güçlü itirazlardan birine karşı koruyor. Bir kavramı duyulardan öğrenmiş olmak onunla kurulan doğrunun duyulara muhtaç olduğunu göstermez.
Döngü sorunu daha zor, çünkü açık ve seçik fikirlerin güvencesi Tanrı'ya, Tanrı'nın kanıtı da bu fikirlere dayanıyorsa kolayca kapatılamayan gerçek bir zorluk doğuyor.
Descartes, Spinoza ve Leibniz aynı yöntemden çok farklı sonuçlara vardı ve bu, akla öncelik vermenin tek başına herkesi aynı dünya resmine götürmediğini gösteriyor.
Açılış sahnesi
Bir kişi elindeki mum parçasına bakıyor. Mumun bir kokusu, bir rengi ve parmaklarının altında hissettiği bir sertliği var. Sonra mumu yavaşça ateşe yaklaştırıyor.
Koku uçuyor, renk soluyor, katı mum eriyip akışkan bir sıvıya dönüşüyor. Duyularına dayanan her özellik birkaç dakika içinde değişti. Kokladığı, gördüğü ve dokunduğu şey artık aynı değil.
Yine de bunun aynı mum olduğunu biliyor. Peki bu bilgiyi ona veren şey ne? Duyuları olamaz, çünkü duyuların söylediği her şey değişti. Geriye tek bir aday kalıyor: aklı, değişen bütün görünüşlerin altında aynı kalan bir şeyin sürdüğünü kavrıyor.
Geçen derste teleskopla bakan bilginlerin otoritenin yerine gözlemi koyduğunu gördük. Bu sahnede ise başka bir şey oluyor, çünkü gözlem bile bir yere kadar götürüyor ve gözlemin bittiği yerde akıl devralıyor. Mumun ne olduğu sorusuna cevap veren şey ne teleskop ne de çıplak göz, aklın kendisi.
Bu küçük sahne, bir yüzyıl boyunca felsefeyi biçimlendirecek bir iddianın tohumunu taşıyor. Bu iddiaya göre bazı bilgiler duyulardan değil, akıldan geliyor.
Bu derste ne olacak
Önce rasyonalizmin iki ayrı iddiasını birbirinden ayıracağız. Biri hangi bilgilerin duyulardan bağımsız, akılla bilinebildiği, öteki bilginin nasıl bir sırayla inşa edilmesi gerektiği hakkında. Bu ikisi sık sık birlikte anılsa da ayrı ayrı sınanmayı hak ediyor.
Sonra bu iddianın en güçlü dayanağını, kuşkuyla bile sarsılamayan tek noktayı göreceğiz. Rasyonalizmin bütün binası bu noktanın üzerine kuruluyor.
Ardından rasyonalizmin asıl merkezinin nerede olduğu konusundaki görüşlere bakacağız. Merkez kesinlik mi, yöntem mi, yoksa ikisini birleştiren bir güven mi?
Son olarak bu iddiaya yöneltilen üç ciddi itirazı sınayacağız. Biri kavramların kökeniyle, biri iddianın içindeki bir döngüyle, biri de rasyonalist düşünürlerin kendi aralarındaki uyuşmazlıkla ilgili.
Merkez soru
Bir bilginin duyulardan değil yalnızca akıldan geldiğini nasıl anlarız ve gerçekten böyle bir bilgi var mı?
Ölçülü iddiam şu: akılla, gözleme başvurmadan bilinen bazı doğrular vardır, ama bu doğruların ne kadar geniş bir alanı kapsadığı rasyonalistlerin umduğundan daha tartışmalıdır.
Soruyu böyle kurmanın bir sebebi var. "Rasyonalizm" sözcüğü günlük dilde "mantıklı olmak" ya da "duygusallıktan uzak durmak" gibi bir şeyle karıştırılıyor. Oysa felsefi anlamıyla iddia çok daha dar ve çok daha cesur. Belirli bir bilgi türünün hiçbir gözleme başvurmadan, yalnızca düşünerek elde edilebileceğini söylüyor. Bu dersin işi, bu iddianın nerede durduğunu ve neye dayandığını görmek.
Sıfır noktası
Önce temel kavramı yerine koyalım, sonra onu iki gündelik sahneyle sınayalım.
Bu iki soru arasındaki farkı bir kez gördükten sonra onu her yerde fark etmeye başlarsınız. Bir sahne daha bu farkı gündelik hayata taşıyor.
Rasyonalizm bu iki biliş biçiminden birincisini temel alıyor. Ama birincisinin güvenilir olduğunu göstermek için önce kuşkudan geçmek gerekiyor.
Argümanın yapısı
Rasyonalizmin iddiası tek değil, iki katmanlı. Bu iki katman genellikle aynı düşünürde birlikte görülür, ama birbirinden ayrı sınanabilir ve biri doğru çıkarken öteki yanlış çıkabilir.
Birinci katman şu: kuşkuyla bile sarsılamayan ve bu yüzden duyulardan bağımsız olarak bilinen en az bir gerçek var.
Bu çıkarımın gücü ilk bakışta küçük görünebilir, çünkü yalnızca "ben varım" diyor. Ama Descartes için değerli olan içeriğin büyüklüğü değil, kesinliğin derecesi. Bir kez sarsılmaz bir nokta bulunursa, üzerine başka şeyler inşa edilebilir.
İkinci katman şu: bilgi, geometri gibi kesin bir sırayla, aksiyomlardan çıkarımla inşa edilmeli. Burada soru "neyi kesin biliyorum" değil, "bildiklerimi hangi sırayla dizmeliyim" sorusu.
Bunu somut olarak düşünmek için iki farklı emin olma stratejisini karşılaştıralım.
Peki hangi fikirlerin güvenilir bir başlangıç noktası olabileceğine nasıl karar verilecek? Descartes bu soruya bir ölçütle cevap veriyor.
Bu ayrım günlük hayatta da işe yarar. Bir şeyi güçlü hissetmek ile bir şeyi net kavramak aynı şey değildir ve Descartes'ın ölçütü tam bu farkı yakalamaya çalışıyor.
Görüşler ve pozisyonlar
Rasyonalizmin asıl merkezinin nerede olduğu konusunda görüşler ayrılıyor.
Birinci görüşe göre asıl iddia bilgi kuramına ait. Önemli olan, bazı bilgilerin duyulardan bağımsız ve kesin olarak bilinebilmesi. Bu okumaya göre cogito iddianın kalbi, geometrik yöntem ise bu kesinliği başka alanlara yaymanın yalnızca bir aracı.
Buna karşılık ikinci görüş, asıl iddianın yöntemde olduğunu savunuyor. Ona göre felsefe, geometri gibi aksiyomdan çıkarıma dayanan bir düzenle kurulmalı. Bu okumada önemli olan hangi önermenin kesin bilindiği değil, bilginin hangi sırayla inşa edildiği. Spinoza'nın Etika'yı bir geometri kitabı gibi yazması bir tesadüf değil, rasyonalizmin asıl vaadinin kendisi.
İki görüş birbirini dışlamıyor ve muhtemelen birlikte çalışıyor. Cogito gibi kesin bir başlangıç noktası bulmak yalnızca başlangıçta işe yarar. O noktadan bir bilgi yapısı kurmak için de geometrik bir yönteme ihtiyaç var, çünkü tek başına duran bir kesinlik bir bilgi sistemi kurmaz.
Üçüncü görüş ise ortak noktanın ne kesinlik ne de yöntem olduğunu, ikisinin aynı güvenden beslendiğini söylüyor. Bu güven, akıl yürütmenin doğru kurallara uyulduğunda gerçeğe ulaştıracağına duyulan güven. Bu güven bir kez sarsılırsa hem cogito'nun kesinliği hem de geometrik yöntemin vaadi birlikte sarsılır.
En güçlü itiraz
Bu iki katmanlı iddiaya yöneltilebilecek en güçlü itiraz üç koldan geliyor. İkisi iddianın kendi içindeki gerilimlerle, biri rasyonalist düşünürlerin kendi aralarındaki uyuşmazlıkla ilgili.
Üçüncü itirazı daha iyi anlamak için onu matematikten bir sahneye taşıyalım.
Birinci itiraz ciddi, ama rasyonalizmin iddiasını tam olarak çürütmüyor. Rasyonalist, bir kavramın nereden geldiğini, o kavramla kurulan bir doğrunun ne kadar kesin olduğundan ayırabilir. Mum kavramı duyulardan gelmiş olsa bile, "değişen görünüşlerin altında bir şey sürüyor" önermesinin doğruluğu artık yeni bir gözleme bağlı değildir.
İkinci itiraz, yani döngü sorunu, çok daha zor. Bu sorun kolayca kapatılamıyor ve Descartes'tan bu yana en çok tartışılan noktalardan biri olmaya devam ediyor.
Üçüncü itiraz da benzer bir zorluk taşıyor. Farklı sonuçlara varmak yöntemin çürüdüğünü göstermez, ama "akıl doğru işlerse herkesi aynı yere götürür" varsayımını sarsar. Belki akıl doğru işliyor ve sorun, sınanmamış farklı başlangıç noktalarından yola çıkılmasında.
Açık kalan sorular
Döngü itirazı gerçekten çözülebilir mi? Açık ve seçik fikirlerin güvencesi Tanrı'ya, Tanrı'nın kanıtı da bu fikirlere dayanıyorsa, bu çemberden çıkmanın bir yolu var mı? Bu soru yüzyıllardır tartışılıyor ve hâlâ kesin bir cevabı yok.
Descartes, Spinoza ve Leibniz aynı yöntemden nasıl bu kadar farklı metafizik sonuçlara vardı? Biri zihin ile maddeyi ayırdı, biri tek bir töz gördü, biri sonsuz sayıda basit tözden söz etti. Aynı akıl önceliği ilkesinin üç ayrı dünya resmi üretmesi, yöntemin mi yoksa başlangıç noktalarının mı sorgulanması gerektiği sorusunu açık bırakıyor.
Bir de daha temel bir soru var. Akılla bilinen doğrular yalnızca matematik ve mantıkla mı sınırlı, yoksa dünyanın kendisi hakkında da bir şey söyleyebiliyor mu? Rasyonalizmin cesareti ile sınırı tam bu soruda buluşuyor.
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışRasyonalizmi "duyulara hiç güvenmemek" sanmak.
Descartes gündelik hayatta duyularına güveniyordu. Yalnızca kesinlik arayışında, kuşku duyulabilecek her şeyi geçici olarak bir kenara koyuyordu. Metodik kuşku bir yaşam tarzı değil, bir sınama aracıdır.
Yaygın yanlışCogito'yu "düşünüyorum, öyleyse akıllıyım" gibi bir yetenek övgüsü sanmak.
Argümanın kanıtladığı şey yalnızca kuşku duyan bir şeyin var olduğu. Bu şeyin ne kadar akıllı ya da güvenilir olduğu hakkında hiçbir şey söylemiyor. Var olmak ile doğru düşünmek aynı şey değil.
Yaygın yanlışGeometrik yöntemi yalnızca soğuk ve kuru bir yazım biçimi sanmak.
Spinoza'nın tanımdan aksiyoma, aksiyomdan önermeye ilerleyen sırası bir üslup tercihi değil. Her adımın bir öncekinden zorunlu olarak çıktığını göstererek bilgiye geometri kadar sağlam bir temel kazandırma iddiası. Sırayı değiştirmek metni yeniden düzenlemek değil, kanıtın kendisini geçersiz kılmak anlamına gelir.
Yaygın yanlışBütün rasyonalistlerin aynı sonuçlara vardığını sanmak.
Descartes zihni ve maddeyi iki ayrı töz sayarken Spinoza tek bir töz olduğunu, Leibniz ise sonsuz sayıda basit töz olduğunu savundu. Ortak olan akla öncelik veren yöntemdi, sonuçlar değildi. Aynı aracı kullanmak aynı yere varmayı garanti etmiyor.
Kendin dene
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Rasyonalizm, bazı bilgilerin duyulardan bağımsız ve kesin olarak akılla bilinebileceğini savunur. Bu iddia iki katmanlıdır: sarsılmaz bir başlangıç noktası olarak cogito ve bilginin geometri gibi aksiyomdan çıkarımla inşa edilmesi.
Mum örneği bu ayrımı gösteriyor, çünkü koku, renk ve sertlik gitse bile "bu hâlâ aynı mum" bilgisi aklın kavradığı bir süreklilik olarak elde kalıyor.
Kavramların kökeni ile bir doğrunun kesinliği aynı şey değil ve bu ayrım rasyonalizmi en güçlü itirazlardan birine karşı koruyor. Bir kavramı duyulardan öğrenmiş olmak onunla kurulan doğrunun duyulara muhtaç olduğunu göstermez.
Döngü sorunu daha zor, çünkü açık ve seçik fikirlerin güvencesi Tanrı'ya, Tanrı'nın kanıtı da bu fikirlere dayanıyorsa kolayca kapatılamayan gerçek bir zorluk doğuyor.
Descartes, Spinoza ve Leibniz aynı yöntemden çok farklı sonuçlara vardı ve bu, akla öncelik vermenin tek başına herkesi aynı dünya resmine götürmediğini gösteriyor.
Sonraki derse köprü
Rasyonalizm kesinliği akılda aradı ve duyuları ikinci plana attı. Ama bu tercih yeni bir soru doğuruyor. Kavramlarımız gerçekten duyulardan geçmeden akılda hazır bulunuyorsa, yeni doğmuş bir çocuğun zihni neden boş bir sayfa gibi görünüyor?
Bu soru, bu derste gördüğümüz kavramların kökeni itirazının genişletilmiş hâli. Rasyonalizm o itiraza kesinlik ile köken arasında bir ayrım yaparak cevap vermişti. Bir sonraki gelenek bu ayrımı yetersiz bulacak ve bütün bilginin deneyimle başladığını savunacak.
Sıradaki ders tam bu soruyla rasyonalizmin karşı kutbuna geçiyor: ampirizm.