İçeriğe geç

P00-D06-M01-05·Antik ve orta dönemler

İslam, Yahudi ve Hristiyan Orta Çağı

sıfırdan ileri2.240 kelime≈ 15 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Beş cümlede dersin iskeleti.

İbn Sina, Aristoteles'in nedensellik düşüncesinden zorunlu varlık kanıtını çıkardı ve mümkün varlıkların zincirinin bir yerde zorunlu bir kaynakta durması gerektiğini savundu.

İbn Rüşd bu mirası Gazâlî'nin saldırısına karşı satır satır savundu ve kendi yorumlarıyla Aristoteles'i Latin Batı'ya taşıyan köprü oldu.

Maimonides aynı çerçeveyi Tevrat'ı akılcı biçimde okumak için kullandı ve harfi harfine okumayı bir hata saydı.

Akvinolu Thomas İbn Sina'nın ayrımını kendi Tanrı kanıtına taşıdı, ama İbn Rüşd'ün takipçilerine atfedilen çifte hakikat görüşünü reddetti.

Dört halka aynı hammaddeyi taşıdı ve birbirini bilerek okudu, ama her biri kendi dininin sorununu çözmek zorunda kaldı; zincir malzemede gerçekti, amaçta değil.

Açılış sahnesi

Roma'nın batı yarısı çöktüğünde, Aristoteles'in eserlerinin çoğu Latin Batı'da okunmaz oldu. Birkaç mantık kitabı dışında, koca bir düşünce dünyası kütüphanelerden silinip gitti. Geçen dersin Augustinus'u bile çoğunlukla Aristoteles'le değil, Platon'un mirasıyla çalışmıştı.

Ama Aristoteles'in metinleri yok olmadı, yalnızca yön değiştirdi. Bu metinler Bağdat'ta Arapçaya çevrildi ve Bağdat'tan Kurtuba'ya uzanan geniş bir dünyada okundu. Bilginler üzerlerine yorumlar yazdı ve onları kendi tektanrılı inançlarıyla nasıl bir arada tutacaklarını sordu.

Yüzyıllar sonra Latin Batı, Aristoteles'i yeniden keşfettiğinde onu büyük ölçüde bu yorumların eşliğinde okudu. Yani bir filozofun metni, başka bir dilin ve başka bir dinin süzgecinden geçerek eski evine döndü.

Bu dersin asıl sorusu da buradan doğuyor: üç ayrı din aynı mirası yalnızca üç ayrı biçimde mi yoğurdu? Yoksa bu miras, üç dinin içinden geçerek tek bir zincir mi oluşturdu?

Bu derste ne olacak

Bu derste dört düşünürü izleyeceğiz: İbn Sina, İbn Rüşd, Maimonides ve Akvinolu Thomas. İkisi Müslüman, biri Yahudi, biri Hristiyan, ama dördü de Aristoteles'i ciddiye aldı ve onu kendi inancının sorularıyla karşılaştırdı.

Geçen derste Augustinus'un Plotinos'u devralıp üç noktada dönüştürdüğünü görmüştük. Burada aynı desen daha geniş bir ölçekte, dört halkalı bir zincir olarak tekrarlanıyor. İbn Sina Aristoteles'ten yola çıkıp bir Tanrı kanıtı kurar. İbn Rüşd bu mirası sert bir saldırıya karşı savunur ve kendi yorumlarıyla Latin Batı'ya taşır.

Maimonides aynı çerçeveyi Tevrat'ı okumak için kullanır. Akvinolu Thomas ise hepsini devralıp Hristiyan teolojisinin içine yerleştirir. Her halka bir öncekini bilerek okuyor ve bu yüzden onları bağımsız dört yorum değil, bir zincir olarak ele alacağız.

Son olarak şu itirazı tartacağız: bu gerçekten bir zincir mi, yoksa aynı kütüphaneyi paylaşan dört ayrı proje mi? Cevap, zinciri nasıl tanımladığımıza bağlı olacak.

Merkez soru

Bu dört düşünür gerçekten tek bir felsefi projeyi mi sürdürüyor? Yoksa her biri kendi dininin sorununu çözerken ortak malzemeyi, yani Aristoteles'i, yalnızca ödünç mü alıyor?

Ölçülü iddiam şu: gerçek bir zincir var, çünkü her halka bir öncekini adıyla anıp ona cevap veriyor, ama her halkanın çözmek zorunda kaldığı sorun kendi dinine göre değişiyor.

Başka bir deyişle, zincirin taşıdığı malzeme ortak, ama her halkanın yükü farklı. Bunu bir bayrak yarışı gibi düşünün, çünkü bayrak elden ele geçer ve hep aynı bayraktır. Ama her koşucu farklı bir parkurda, farklı engellerle koşar.

Sıfır noktası

Bu ayrım ilk bakışta soyut görünebilir, ama gündelik bir sezgiye dayanıyor. Çevremizdeki her şey bir yerden gelmiş ve bir şeye bağlı: bir ağaç tohuma, toprağa ve yağmura muhtaç. İbn Sina bu gözlemi alıp en genel hâline taşıyor: bütün bu muhtaç şeylerin toplamı neye muhtaç?

Argümanın yapısı

Zincirin dört halkasını sırayla izleyelim ve her birinde aynı soruyu soracağız: bu halka bir öncekine neyi ekliyor, neyi değiştiriyor?

Birinci halka İbn Sina: Aristoteles'in nedensellik düşüncesini alır ve ondan Tanrı'nın varlığına dair yeni bir kanıt kurar.

İkinci halka İbn Rüşd, çünkü Aristoteles'i yalnızca yorumlamakla kalmaz, onu döneminin en sert eleştirisine karşı savunur.

Bu savunma tek başına durmuyordu, çünkü İbn Rüşd başka bir eserinde, Faslu'l-Makâl'da, akıl ile vahyin birbiriyle çatışmadığını da savunmuştu. Onun gözünde doğru düşünen bir filozof ile doğru okuyan bir mümin aynı hakikate varırdı.

Üçüncü halka Maimonides: aynı Aristotelesçi çerçeveyi devralır, ama bu kez onu Tevrat'ı okumak için kullanır.

Dördüncü halka Akvinolu Thomas: bu zincirin tamamını devralır ve onu Hristiyan teolojisinin içine yerleştirir. Ama İbn Rüşd'ün bıraktığı gerilimi kendi biçiminde çözmeye çalışır.

Bu kanıtın kökenine dikkat edin. Bir Hristiyan teolog, Müslüman bir filozofun ayrımını alıp kendi en temel sorusuna uyguluyor. Üstelik bunu bir yabancıdan ödünç alır gibi değil, kendi geleneğinin malzemesini kullanır gibi yapıyor. Zincir tam da bu tür anlarda görünür hâle geliyor.

Görüşler ve pozisyonlar

Bu dört halkanın ne ölçüde tek bir gelenek sayılabileceği üzerine iki görüş öne çıkıyor.

Birinci görüşe göre bu gerçekten tek bir düşünce geleneği. Üç din de aynı Aristotelesçi mirası aynı sorularla işledi: nedensellik, zorunlu varlık ve evrenin başlangıcı. Diller ve kutsal metinler farklıydı, ama düşünme araçları aynıydı.

Buna karşılık ikinci görüş, bu okumanın yanıltıcı olduğunu savunuyor. Her din kendi vahiy metninin özel taahhütlerini taşıyordu. Tevrat'ın bedensel ifadeleri, Kur'an'ın yaratılış anlatısı ve Hristiyanlığın teslis öğretisi birbirinden çok farklı sorunlar doğuruyordu. Bu görüşe göre Aristoteles her seferinde bambaşka bir soruna, bambaşka bir çözüm olarak devşirildi. Ortak bir kelime dağarcığı, ortak bir proje anlamına gelmiyor.

Dersin savunduğu ölçülü iddia bu iki görüşün arasında duruyor. Birinci görüşten halkaların birbirini bilerek okumasını, ikinci görüşten sorunların farklılığını alıyor. Böylece hem halkalar arasındaki bağı hem de her halkanın kendi yükünü aynı anda görmek mümkün oluyor. Bayrak aynı kalıyor, ama her parkur başka bir koşu istiyor.

En güçlü itiraz

Bu dört halkayı "tek bir zincir" diye adlandırmaya yöneltilebilecek en kökten itiraz, bu adlandırmanın geriye dönük bir kurgu olabileceği.

Bu itirazı ciddiye almak gerekiyor, çünkü dört projenin amaçları gerçekten farklı. Ama bu derste zincirin tanımı hiçbir zaman ortak amaç olmadı. Zincir, halkaların birbirini bilerek okuduğu ilişkide duruyor.

Bu ilişkinin kanıtları metinlerde görülüyor. Akvinolu Thomas İbn Sina'nın ayrımını adıyla kullanıyor. İbn Rüşd, Gazâlî'ye adını vererek ve onun kitabını satır satır izleyerek cevap veriyor. Maimonides İbn Sina'nın çerçevesini biliyor ve kendi okumasına yerleştiriyor. Amaçlar farklı olabilir, ama okuma ilişkisi hiçbir halkada kopmuyor.

Açık kalan sorular

İbn Rüşd'ün bazı takipçilerine atfedilen ve Akvinolu Thomas'ın reddettiği çifte hakikat tartışmasına burada yalnızca değindik. Bu tartışma 1277'de Paris'te resmî bir kınamayla sonuçlandı. Bu kınamanın Akvinolu Thomas'ın kendi bazı görüşlerini de kapsayıp kapsamadığı ayrı bir soru olarak duruyor.

Evrenin ezelî mi, yoksa yaratılmış mı olduğu tartışması da üç gelenekte açık kaldı. İbn Rüşd'ün önerdiği uzlaşma, gördüğümüz gibi herkesi ikna etmedi. Başlangıçsız ama yaratılmış bir evren fikri, bir kısım okura tutarlı bir çözüm, bir kısmına ise sözcük oyunu gibi göründü.

Zincirin dördüncü halkasından sonra ne oldu? Bu mirasın Akvinolu Thomas'ın takipçileri arasında sonraki yüzyıllarda nasıl sürdüğü de burada izlenmedi.

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışOrta Çağ felsefesini yalnızca dinî dogmanın tekrarı sanmak.
Doğrusu

Bu dört düşünürün her biri titiz argümanlar kurdu ve çoğu zaman birbirine sert biçimde karşı çıktı. Uzlaşma değil, tartışma bu dönemin asıl karakteriydi. Gazâlî ile İbn Rüşd arasındaki tartışma, iki tarafın da en keskin mantıksal araçlarını kullandığı gerçek bir felsefi çatışmaydı.

Yaygın yanlışİslam dünyasının Aristoteles'i yalnızca edilgen biçimde koruduğunu, özgün bir katkı yapmadığını sanmak.
Doğrusu

Zorunlu varlık kanıtı gibi araçlar Aristoteles'in kendi metinlerinde bulunmaz ve İbn Sina'nın kendi katkısıdır. Koruma tek başına bu dönemi açıklamaya yetmez.

Yaygın yanlışMaimonides'i İslam dünyasının dışında, ondan kopuk bir düşünür sanmak.
Doğrusu

Maimonides Endülüs'te doğdu, Fas'ta ve Mısır'da yaşadı ve felsefeyi Arapça yazan filozoflardan öğrendi. Başyapıtını da Arapça yazdı. Yahudi felsefesi bu dönemde İslam düşüncesiyle aynı ortamda, aynı kavramlarla gelişti ve onunla sürekli konuştu.

Yaygın yanlışZincirin dört halkasının birbiriyle tam uyum içinde olduğunu sanmak.
Doğrusu

Akvinolu Thomas'ın çifte hakikate itirazı, zincirin içinde ciddi anlaşmazlıklar olduğunu gösteriyor. Devralmak burada da tam kabul anlamına gelmiyor.

Kendin dene

Aklında kalsın

Beş cümlede dersin iskeleti.

İbn Sina, Aristoteles'in nedensellik düşüncesinden zorunlu varlık kanıtını çıkardı ve mümkün varlıkların zincirinin bir yerde zorunlu bir kaynakta durması gerektiğini savundu.

İbn Rüşd bu mirası Gazâlî'nin saldırısına karşı satır satır savundu ve kendi yorumlarıyla Aristoteles'i Latin Batı'ya taşıyan köprü oldu.

Maimonides aynı çerçeveyi Tevrat'ı akılcı biçimde okumak için kullandı ve harfi harfine okumayı bir hata saydı.

Akvinolu Thomas İbn Sina'nın ayrımını kendi Tanrı kanıtına taşıdı, ama İbn Rüşd'ün takipçilerine atfedilen çifte hakikat görüşünü reddetti.

Dört halka aynı hammaddeyi taşıdı ve birbirini bilerek okudu, ama her biri kendi dininin sorununu çözmek zorunda kaldı; zincir malzemede gerçekti, amaçta değil.

Sonraki derse köprü

Bu derste bir mirasın üç din arasında nasıl el değiştirdiğini ve her halkanın bir öncekini bilerek okuduğunu gördük.

Ama bu zincirin son halkasında bile eski bir alışkanlık sürüyordu: bir otoriteye dayanmak. Bu otorite bazen Aristoteles'ti, bazen kutsal metin, bazen de bir önceki yorumcu. En özgün kanıt bile bir öncekinin omuzlarında, ondan aldığı kavramlarla yükseliyordu.

Sonraki dönemde bu alışkanlık sarsılacak. Düşünürler yorumcuların zincirine güvenmek yerine doğrudan kaynağa, metnin kendi diline dönmeye başlayacak. Sıradaki ders, Rönesans, bu kaynağa dönüşün yorumcunun otoritesini nasıl sınadığını izliyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.