Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Kent-devletinin söz hakkı kaybolunca, felsefe iyi hayatın dayanağını dış dünyada değil kişinin kendi zihninde aramaya başladı.
Stoa, elimizde olanla olmayanı ayırıp yalnızca kendi yargımızla ilgilenerek ve evrenin akışına bilerek uyarak apatheiaya vardı.
Epikürosçuluk, hareketli hazzı değil durgun, katastemik hazzı arayarak ve siyasi hayattan bilerek çekilerek sakinliğe vardı.
Kuşkuculuk, denk güçteki iddialar arasında yargıyı askıya alarak ve kesinlik beklentisini bırakarak huzura vardı.
Üç okulun yöntemi kökten ayrıldı, ama vardıkları iç huzur ataraksia sözcüğüyle tarif edilebilecek kadar birbirine benzedi.
Açılış sahnesi
Atina'da yaşayan, orta yaşlı bir yurttaş düşünün. Babası kentin meclisinde söz alır, savaşa ve barışa komşularıyla birlikte karar verirdi. Oğlunun elinde artık böyle bir hak yok, çünkü kararlar uzak bir sarayda, adını bile tam bilmediği bir kralın çevresinde alınıyor.
Kentin surları hâlâ ayakta, tapınaklar yerinde duruyor ve pazar her sabah yine kuruluyor. Ama kent artık dünyanın merkezi değil, çünkü Büyük İskender'in fetihleri, bir kuşak içinde onlarca bağımsız kenti geniş krallıkların içine katmış.
Bu yurttaş eski bir soruyu yeni bir biçimde soruyor. Dünyada olup bitene dair hiçbir söz hakkım kalmadıysa, iyi bir hayat hâlâ mümkün mü, ve mümkünse bu hayat nereden başlar?
Eskiden bu sorunun cevabı meclis kürsüsündeydi, çünkü iyi yaşamak kentin işlerine katılmak demekti. Şimdi geriye tek bir yer kalmış gibi görünüyor: kişinin kendi zihni.
Aynı soruyu o yıllarda birden çok felsefe okulu yanıtladı. Bu okullar birbirinden habersiz değildi: aynı kentte, birbirine rakip olarak çalıştılar ve birbirlerinin cevaplarına sürekli itiraz ettiler.
Bu derste ne olacak
Bu derste o soruya verilen üç büyük cevabı tanıyacağız: Stoa, Epikürosçuluk ve Kuşkuculuk. Üçü de kendi başına derin bir gelenek, bu yüzden burada her birinin ana fikrini ve bu fikrin gündelik hayata nasıl dokunduğunu göreceğiz.
Geçen derste Sokrates'ten Platon'a, Platon'dan Aristoteles'e uzanan bir öğretmen-öğrenci zincirini izledik. Bu kez böyle bir çizgi yok, çünkü üç okul aşağı yukarı aynı dönemde ve aynı kentte doğdu. Bu yüzden onları art arda değil, yan yana koyacağız: tek bir soru, üç bağımsız cevap.
Üç okulun ortak bir hedefi var gibi görünüyor: dışarıda ne olursa olsun sarsılmayan bir iç huzur. Ama her okul bu huzura giden yolu başka bir yerden açıyor ve dersin asıl işi bu yol ayrımını görünür kılmak.
Bize bağlı olanla olmayanı ayırmak ve yargıyı askıya almak, daha önce karşılaştığımız iki araç. Onları burada kısaca hatırlayacak ve yeni bir soruya bağlayacağız: bu araçlar insanı huzura nasıl taşıyor?
Merkez soru
Üç okul aynı soruya üç ayrı cevap veriyor, peki bu cevaplar gerçekten aynı iç hedefe mi varıyor, yoksa aralarındaki benzerlik yalnızca yüzeyde mi kalıyor?
Ölçülü iddiam şu: üç okul da dış koşulların bozamayacağı bir iç huzura varmaya çalışıyor, ama neyi kontrol edilebilir saydıklarında kökten ayrılıyorlar.
Bu iddia, üç okulu birbirine indirgemek anlamına gelmiyor; tam tersine, ortak hedefin altında yatan anlaşmazlık bu dersin asıl konusu. Bunu aynı tepeye çıkan üç patika gibi düşünün. Tepe aynı olabilir, ama her patika başka bir yamaçtan tırmanır ve yolcuya başka şeyler öğretir.
Sıfır noktası
Sözcük Yunanca ve kabaca "çalkantısızlık" demek; aklınıza fırtınadan sonra durulan bir deniz yüzeyi gelsin. Rüzgâr hâlâ esebilir, ama su artık her esintiyle köpürmüyor. Ataraksia, zihnin tam olarak bu durgun hâline verilen ad.
Argümanın yapısı
Üç okulu sırayla ele alalım, ama biri ötekinin devamı değil, her biri aynı soruya verilmiş bağımsız bir cevap.
Birinci cevap Stoa'dan geliyor ve Stoa'ya göre iyi hayat bir ayrımla başlar: elimizde olan ile elimizde olmayan. Hava durumu, başkalarının fikri ve bedenimizin hastalanması elimizde değil. Kendi yargımız ve neye yöneldiğimiz ise elimizde, bu yüzden Stoacı dikkatini yalnızca bu ikinci gruba verir.
Stoa bu ayrıma bir adım daha ekler: erdem, iyi bir hayat için tek başına yeterlidir. Servet, sağlık ya da ün iyi hayatın parçası sayılmaz, çünkü bunlar gelip gidebilir. Erdem ise kişinin kendi yargısında yaşar ve dışarıdan alınamaz.
Stoa, Kinizmin bu şüphesini daha ölçülü bir biçimde devraldı. Mal mülk kötü değildir, der Stoacı, kötü olan huzurunu onlara bağlamaktır. Bu fikir yüzyıllar boyunca yaşadı ve Roma'da en güçlü sesini buldu.
Bu satırları yazan kişinin konumuna dikkat edin, çünkü dünyanın en güçlü adamlarından biri, kendine elinde olmayanı hatırlatıyor. Demek ki Stoa'nın ayrımı yalnızca güçsüzler için bir teselli değildi. Bir imparator da kendi yargısından başka hiçbir şeye tam olarak sahip değildi.
İkinci cevap Epikürosçuluktan geliyor ve bu okula göre iyi hayat hazza dayanır. Ama Epikuros'un kastettiği haz, çoğu kişinin sandığından çok daha sakin bir şeydir. Şölen, şarap ya da sürekli eğlence değil, acının ve kaygının yokluğudur.
Bu ayrımın pratik bir sonucu var: az şeyle yetinmeyi öğrenen kişi, huzurunu daha az şeye bağlar. Sade bir sofra, bir dost çevresi ve kaygısız bir zihin ona yeter. Epikuros'un bahçesi, bu fikrin gündelik hayatta sınandığı küçük bir deneme alanıydı.
Üçüncü cevap Kuşkuculuktan geliyor ve bu yol en şaşırtıcı olanı. Stoa ve Epikuros huzuru doğru bir öğretiye dayandırırken, kuşkucu huzuru hiçbir öğretiye bağlanmamakta buluyor.
Kuşkucu yöntemi daha önce Sextus Empiricus üzerinden görmüştük: ona göre her iddianın karşısına eşit güçte bir karşı iddia konabilir ve buna denk güçlülük denir. İki taraf eşit ağırlıktaysa, akıllı kişi yargısını askıya alır. Burada yeni olan şey, bu askının huzurla kurduğu bağ.
Sextus'a göre kişiyi huzursuz eden, bir şeyin kesin doğru ya da kesin yanlış olması gerektiği beklentisidir. Doğruyu bulamayan kişi kaygılanır, bulduğunu sanan kişi de onu kaybetmekten korkar. Yargı askıya alındığında bu beklenti de bırakılır ve huzur o zaman aranmadan, kendiliğinden gelir.
Bu itiraz ciddi, ama kuşkucunun bir cevabı var: askıda yargı eylemden kaçınmayı gerektirmiyor, çünkü kişi onay vermeden görünüşe uyarak davranabilir. Kuşkucu acıktığında yemek yer, yalnızca yemeğin "gerçekten iyi" olduğuna dair bir hüküm vermez. Bu ayrım ince görünebilir, ama sonucu somut: kuşkucu günlük hayatın hiçbir kararını felç etmiyor, yalnızca o kararların arkasındaki kesinlik iddiasından vazgeçiyor.
Görüşler ve pozisyonlar
Üç okulun vardığı yerin gerçekte ne kadar örtüştüğü konusunda iki okuma öne çıkıyor.
Birinci görüşe göre örtüşme yüzeysel, çünkü üç okulun yöntemi aynı sözcükle anılamayacak kadar farklı. Stoacının kabulü, Epikürosçunun geri çekilmesi ve kuşkucunun askısı birbirine hiç benzemeyen zihinsel hareketler. Bu görüşe göre ataraksiayı ortak payda ilan etmek, üç çözümü tek bir etikete sıkıştırıyor ve aralarındaki gerçek felsefi anlaşmazlığı görünmez kılıyor.
Buna karşılık ikinci görüş, tam da bu yöntem çeşitliliğini ilginç buluyor. Üç bağımsız yol aynı sonuca varıyorsa, bu sonuç insan doğasında gerçekten aranan bir şey olabilir. Üç okul birbirine rakipti ve birbirini sürekli eleştirdi, ama tarif ettikleri son durum yine de birbirine çok benziyor. Bu görüşe göre bu bir tesadüf değil, insan zihninin huzursuzluk karşısındaki gerçek çözümlerinin sınırlı olduğunun işareti.
İki görüş aynı veriye bakıyor ama farklı yere ağırlık veriyor. Birincisi yolların farkını, ikincisi varılan yerin benzerliğini öne çıkarıyor. Hangisine yakın durduğunuz, bir fikri yöntemiyle mi yoksa sonucuyla mı tanımladığınıza bağlı.
En güçlü itiraz
Bu üçlü karşılaştırmaya yöneltilebilecek en kökten itiraz, ortak hedefin kendisine dönük.
İtiraz haklı bir uyarı taşıyor, çünkü üç okulun hiçbiri, asıl hedefimiz budur diyerek tek bir sözcüğü öne koymuyor ve her biri kendi merkez kavramıyla konuşuyor. Oysa üçünün vardığı son durumun tarifi, kendi kaynaklarının diliyle şaşırtıcı ölçüde örtüşüyor. Üçü de korkusuz, sarsılmaz ve dış olaylara teslim olmayan bir zihin anlatıyor.
Bu örtüşme bir okuma hatası olmaktan çok, bir aile benzerliğine işaret ediyor. Kardeşler aynı kişi değildir, ama yüzlerinde ortak bir çizgi görmek de yanılsama sayılmaz.
Açık kalan sorular
Kinizm, bu üç okulu besleyen daha eski bir gelenekti ve burada ona yalnızca Zeno'nun öyküsü üzerinden değindik. Diyojen'in mülkü köktenci biçimde reddetmesi, Stoa'nın ölçülü tavrından ne kadar farklıydı? Bu soru kendi başına ayrı bir incelemeyi hak ediyor.
Üç okulun huzur tarifi birbirinin aynısı mı, yoksa yalnızca benzer mi? Apatheia ile katastemik haz arasındaki fark, bu sorunun tam ortasında duruyor. Soruyu kapatmak için okulların Yunanca metinlerini yan yana okumak gerekir, çünkü çeviriler aradaki ince anlam farklarını silebilir.
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışEpikürosçuluğu sınırsız zevk düşkünlüğü sanmak.
Epikuros'un kendisi sade bir yaşam sürdü ve aşırı hazzın huzuru bozduğunu savundu. Aradığı şey coşku değil durgunluktu, çünkü ona göre ekmek ve su bile, ihtiyacı olana en yüksek hazzı verebilir.
Yaygın yanlışStoacı kabulü kadercilik ya da edilgenlik sanmak.
Stoa, elimizde olmayanı kabul etmeyi öğütler. Ama elimizde olanla, yani kendi yargımız ve eylemimizle, etkin biçimde ilgilenmeyi ister. Kabul, çabayı değil, yanlış yere yöneltilmiş çabayı reddeder.
Yaygın yanlışStoacı apatheiayı duygusuzluk ya da soğukluk sanmak.
Stoacı hissetmeyi bırakan kişi değildir. Bıraktığı şey, yanlış yargıdan beslenen ve kişiyi sürükleyen aşırı tepkilerdir. Dostluk ve sakin bir sevinç, Stoacı hayatta yerini korur.
Yaygın yanlışÜç okulun birbirini hiç etkilemediğini, kapalı kutular olduğunu sanmak.
Aksine, üçü de aynı kentte, birbirinin argümanlarına doğrudan cevap vererek gelişti. Bu dersteki itirazların çoğu da bu karşılıklı eleştiriden geliyor.
Kendin dene
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Kent-devletinin söz hakkı kaybolunca, felsefe iyi hayatın dayanağını dış dünyada değil kişinin kendi zihninde aramaya başladı.
Stoa, elimizde olanla olmayanı ayırıp yalnızca kendi yargımızla ilgilenerek ve evrenin akışına bilerek uyarak apatheiaya vardı.
Epikürosçuluk, hareketli hazzı değil durgun, katastemik hazzı arayarak ve siyasi hayattan bilerek çekilerek sakinliğe vardı.
Kuşkuculuk, denk güçteki iddialar arasında yargıyı askıya alarak ve kesinlik beklentisini bırakarak huzura vardı.
Üç okulun yöntemi kökten ayrıldı, ama vardıkları iç huzur ataraksia sözcüğüyle tarif edilebilecek kadar birbirine benzedi.
Sonraki derse köprü
Bu derste siyasi söz hakkının kaybolduğu bir dünyada, üç okulun aynı soruya verdiği üç bağımsız cevabı yan yana koyduk. Üçü de huzuru bu dünyanın içinde, kişinin kendi zihninde aradı.
Bu okullar yüzyıllar boyunca yan yana yaşadı, ama zamanla tabloya yeni güçler girdi. Önce Roma'nın kendisi geldi, sonra Roma topraklarında yayılan yeni bir din. Felsefe artık yalnızca hangi okulun haklı olduğunu sormuyor, aklın imanla nasıl bir ilişki kuracağını da sormaya başlıyordu.
Sıradaki ders olan Geç Antik Çağ, tam bu karşılaşmayı ele alıyor. Felsefenin eski soruları orada yeni bir dinî çerçeveyle yüz yüze geliyor.