İçeriğe geç

P00-D06-M01-02·Antik ve orta dönemler

Klasik Yunan

sıfırdan ileri2.220 kelime≈ 15 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Beş cümlede dersin iskeleti.

Sokrates "X nedir" sorusunu sordu ve elenkhos yoluyla her tanımın içinde tanımlanmamış bir boşluk bıraktığını gösterdi.

Platon bu boşluğu İdealar Kuramı ile doldurdu: cevap duyulur dünyada değil, akılla kavranan ayrı bir formlar alanında duruyordu.

Mağara sahnesi bu ayrımı somut bir görüntüye döktü ve kurama güçlü bir sezgisel destek verdi.

Aristoteles bu çözüme ayrılık sorunuyla itiraz etti ve evrenselin tikellerin kendi içinde durduğunu önerdi.

Bu ikinci çözüm de tikel öncesi belirsizlikle kendi bedelini taşıdı ve iki bedel aynı gerilimin iki ucu olarak karşımızda duruyor.

Açılış sahnesi

Bir Atinalı general, meydanda toplanmış gençlere cesaretin ne olduğunu anlatıyor: cesaret, savaş hattında durup asla geri çekilmemektir. Kalabalığın arasından bir dinleyici bir soru soruyor. Bir komutan ordusunu kurtarmak ve sonra kazanmak için bilerek geri çekilirse, o da korkak mı sayılır?

General bir süre duraksıyor ve tanımını düzeltiyor: cesaret, doğru zamanda doğru şekilde direnmektir. Dinleyici hemen yeni bir soru soruyor. "Doğru zaman" ve "doğru şekil" tam olarak ne demek? Bunu bilmek, cesaretin ne olduğunu önceden bilmeyi gerektirmiyor mu?

General bu kez bir cevap bulamıyor. Önerdiği her yeni tanım, içinde tanımlanmamış bir sözcük daha bırakıyor. Dinleyici generale karşı bir üstünlük iddia etmiyor, kendi tanımını da ortaya koymuyor. Yalnızca sorular soruyor ve generalin cevaplarının kendi kendini çürütmesini bekliyor.

Bu dinleyici tipi, Atina sokaklarında dolaşıp insanlara sorular soran Sokrates'in bize ulaşan resmi. Sahnenin asıl konusu cesaret değil, bir sorunun kendisi: bir şeyin ne olduğunu sorduğumuzda aslında neyi arıyoruz?

Bu derste ne olacak

Önce Sokrates'in sorusunu yakından tanıyacağız. "Cesaret nedir", "adalet nedir" gibi sorular basit görünüyor, ama hiçbirine kalıcı bir cevap bulunamıyor. Bu başarısızlığın kendisi, sonraki iki düşünürün başlangıç noktası oluyor.

Sonra Sokrates'in öğrencisi Platon'un cevabına geçeceğiz. Platon'a göre aradığımız cevap duyularla gördüğümüz dünyada değil, ayrı bir düzeyde duruyor. Bu görüşü, Platon'un ünlü mağara sahnesiyle somutlaştıracağız.

Ardından Platon'un öğrencisi Aristoteles'in itirazına bakacağız. Aristoteles, ayrı bir düzeyde duran formların hiçbir şeyi açıklamadığını savunuyor ve genel olanı şeylerin kendi içine yerleştiriyor.

En sonda iki çözümü yan yana tartacağız. Her biri bir sorunu çözerken kendi bedelini doğuruyor ve bu iki bedelin aslında aynı gerilimin iki ucu olup olmadığını soracağız.

Merkez soru

Sokrates'in cevapsız bıraktığı "X nedir" sorularına Platon'un İdealar Kuramı kalıcı bir cevap mı veriyor, yoksa Aristoteles'in itirazının gösterdiği gibi yeni bir sorun mu açıyor?

Soru soyut görünse de gündelik bir şaşkınlıktan doğuyor. Cesur bir davranışı gördüğümüzde tanırız, ama cesaretin ne olduğunu söylemeye kalktığımızda tökezleriz. Tanıdığımız ama tanımlayamadığımız bu şey nerede duruyor?

Bu soru, üç düşünürü tek bir çizgiye oturtuyor. Sokrates soruyu soruyor, Platon cevap veriyor, Aristoteles cevabı sınıyor. Üçü arasında gerçek bir öğretmen zinciri de var: Sokrates Platon'un, Platon da Aristoteles'in öğretmeni.

Ölçülü iddiam şu: İdealar Kuramı biçimsel bir cevap sağlıyor ama yeni bir sorun doğuruyor, Aristoteles'in çözümü de o sorunu aşarken kendi bedelini taşıyor.

Yani ne Platon'un ne de Aristoteles'in cevabı bedelsiz. Ders bu iki bedeli görünür kılmaya ve tartmaya çalışacak.

Sıfır noktası

Başlamadan önce kaynaklarımız hakkında bir uyarı gerekiyor. Sokrates hiçbir eser yazmadı. Onu bugün öğrencisi Platon'un diyaloglarından ve bir başka öğrencisi Ksenofon'un yazdıklarından tanıyoruz. Sokrates'in kendi sesi ile Platon'un ona verdiği sesi ayırmak bazen imkânsız. Bu dersteki Sokrates de başkasının kaleminden geçmiş bir Sokrates.

Sokrates'in bu sınama yöntemine elenkhos deniyor. Sokrates bu tür sorgulamaları hayatının sonuna kadar sürdürdü ve hiçbir "X nedir" sorusuna kendi ağzından kalıcı bir cevap bırakmadı. Onun en parlak öğrencisi Platon, bu boşluğu doldurmaya çalıştı.

Kuramın ne dediğini gündelik bir örnekle düşünelim. Hayatımızda yüzlerce masa gördük ve hiçbiri ötekine tam benzemiyor. Yine de hepsine masa diyoruz. Platon'a göre bu ortaklık, masaların hepsinin tek bir kalıba, Masa formuna yönelmesinden geliyor.

Argümanın yapısı

Zinciri iki halka üzerinden izleyelim: önce Platon'un cevabı, sonra Aristoteles'in itirazı.

Platon'a göre "cesaret nedir" sorusunun cevabı bulunamıyorsa, bunun sebebi sorunun kötü kurulması değil. Sebep, aranan cevabın duyularla görülen dünyada değil, ayrı bir düzeyde durması. Generalin örnekleri hep tek tek cesur davranışlardı, oysa aranan şey bütün cesur davranışların ortak kalıbıydı.

Bu sahne İdealar Kuramı'na güçlü bir sezgisel destek veriyor. Bir masa kırılıp değişse de masa kavramı değişmeden kalıyor. Demek ki kavramın kendisi tek tek masalardan ayrı bir yerde duruyor gibi görünüyor.

Aynı örüntü matematikte daha da net. Kâğıda çizilen bir çember ne kadar eğri büğrü olursa olsun, çemberin tanımı bozulmuyor. Tanım, hiçbir çizimle tam örtüşmeyen, kendi başına duran bir şeye işaret ediyor gibi. Platon'un formları tam da bu "kendi başına duran şey".

Ama kuram önemli bir soruyu cevapsız bırakıyor.

Aristoteles öğretmeninin bu sorununu dolaylı yoldan değil, doğrudan hedef alıyor.

Aristoteles'in önerdiği çıkış yolu, formu ayrı bir alandan alıp şeylerin içine taşımak.

Bu itiraz Aristoteles'in çözümüne de bir bedel yüklüyor. Ayrılık sorunundan kaçınmak, bu kez evrenselin tikellerden önceki ve sonraki durumunu belirsiz bırakıyor.

Aristoteles'in çözümünün çekiciliğini de görmek gerekiyor. Onun görüşünde bilgi edinmek için mağaradan çıkmak gerekmiyor. Kırmızılığı tanımak için kırmızı elmalara, insanlığı tanımak için insanlara bakmak yetiyor. Gözlem, gerçeğe giden yolun kendisi oluyor. Aristoteles'in canlıları sınıflandırmaya, doğayı tek tek incelemeye bu kadar emek vermesi bu görüşle uyumlu.

Platon'da ise gözlem daha çok bir başlangıç ya da bir hatırlatıcı. Gerçek bilgi, duyuların ötesine geçen akıl yoluyla ediniliyor. İki düşünür yalnızca evrenselin nerede durduğunda değil, onu nasıl bildiğimizde de ayrılıyor.

Görüşler ve pozisyonlar

Elimizde iki bedel var ve hangisinin daha ağır olduğu üzerine iki görüş ayrılıyor. İkisi de aynı olguları kabul ediyor, ama bu olgulara farklı ağırlık veriyor.

Birinci görüşe göre ayrılık sorunu daha ağır. Platon'un çözümü hiç gözlemlenemeyen, tamamen yeni bir varlık alanı icat ediyor. Aristoteles'in çözümü ise en azından hepimizin ortaklaşa gördüğü dünyanın içinde kalıyor. Açıklamak istediğimiz dünyayı terk etmeyen bir çözüm, bu görüşe göre daha sağlam.

Buna karşılık ikinci görüş, tikel öncesi belirsizliği daha ağır buluyor. Matematik gibi kesin alanlarda, hiç çizilmemiş bir şekil üzerine bile son derece kesin şeyler söyleyebiliyoruz. Bu, evrenselin tikellere ihtiyaç duymadan da bir içerik taşıdığını düşündürüyor. Matematikçi yeni bir şekil tasarlarken, o şeklin özelliklerini onu hiç çizmeden keşfedebiliyor.

İkinci görüşe göre bu örnek, İçkin evrensel görüşünün kabul ettiğinden daha güçlü bir bağımsızlık işareti. Birinci görüşü savunan biri ise kanıtın kâğıttaki çizime değil, tanıma dayandığını söyleyebilir. Tartışma burada tanımın kendisinin nerede durduğu sorusuna geri dönüyor.

Bu geri dönüş rastlantı değil. İki görüş de bir noktada aynı soruya çarpıyor: bir kavramın içeriği, o kavramın örneklerinden bağımsız mı? Birinci görüş bağımsızlığı bir lüks sayıyor, ikinci görüş ise bir zorunluluk. Hangisinin haklı olduğu, büyük ölçüde matematiğe nasıl baktığımıza bağlı görünüyor.

En güçlü itiraz

Bu iki halkalı zincirin karşılaşacağı en zorlu sınav, iki çözümün aynı kaynaktan beslendiğini fark etmekten doğuyor.

İtiraz ciddi bir simetri gösteriyor. Ama bu simetri iki çözümü eşit derecede başarısız ilan etmiyor. Gösterdiği şey, ikisinin de kendine özgü bir bedel taşıdığı ve burada bedelsiz bir çözümün bulunmadığı.

Açılıştaki generale dönelim. Platon'a göre generalin aradığı cesaret, tek tek cesur davranışların ötesinde duran bir form. Aristoteles'e göre ise cesaret, cesur insanların kendi karakterinde bulunuyor. Birinci cevapta cesaretin nerede durduğunu göremiyoruz. İkinci cevapta ise dünyada tek bir cesur insan kalmasa cesaretin ne olacağını bilemiyoruz.

Bu gözlemin bir önemi daha var. İki bin yılı aşkın süredir bu iki uç arasında salınan bir tartışma sürüyor. Bu sürekliliğin kendisi, bedelin geçiştirilebilecek küçük bir sorun olmadığının bağımsız bir işareti.

Açık kalan sorular

Ayrılık sorunu ile tikel öncesi belirsizliği arasında, bağımsız bir ölçütle hangisinin daha ağır bastığı bu derste kapanmadı.

Aristoteles'in sayıları ve şekilleri öteki evrensellerle aynı kategoride sayıp saymadığı da açık bir soru. Hiç çizilmemiş üçgen örneği tam bu sorunun ortasına düşüyor ve kendi başına ayrı bir tartışma istiyor.

Sokrates'in kendi sesinin Platon'un ona verdiği sesten nerede ayrıldığı da cevapsız kalıyor. Bu ayrım, antik metinleri inceleyenler arasında hâlâ tartışılan bir konu. Platon'un diyaloglarında Sokrates bazen yalnızca soru soruyor, bazen de formlar hakkında kesin görüşler dile getiriyor. Bu iki Sokrates'ten hangisinin tarihteki kişiye daha yakın olduğu, elimizdeki kaynaklarla kesin biçimde çözülemiyor.

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışSokrates'in kendi görüşlerini bizzat yazdığını sanmak.
Doğrusu

Sokrates hiçbir eser bırakmadı. Bugün ona atfedilen her şey Platon ve Ksenofon üzerinden geliyor ve ikisinin anlattığı Sokrates bazı noktalarda birbirinden ayrılıyor.

Yaygın yanlışMağara sahnesini yalnızca bir eğitim öyküsü sanmak.
Doğrusu

Sahne, duyulur dünya ile akılla kavranan dünya arasındaki ayrımı somut bir görüntüye döküyor. Yani İdealar Kuramı'nın kendisini anlatıyor.

Yaygın yanlışAristoteles'in öğretmeni Platon'u her noktada reddettiğini sanmak.
Doğrusu

Aristoteles evrensellerin gerçekten var olduğunu kabul ediyor. Reddettiği şey, bu evrensellerin tikellerden tamamen ayrı bir yerde durması.

Yaygın yanlışBu dersi, Platon ile Aristoteles'ten hangisinin nihai olarak haklı olduğuna dair bir karar sanmak.
Doğrusu

Ders iki çözümün de kendi bedelini taşıdığını gösteriyor. Taraf tutmuyor, yalnızca iki bedeli yan yana koyuyor.

Kendin dene

Aklında kalsın

Beş cümlede dersin iskeleti.

Sokrates "X nedir" sorusunu sordu ve elenkhos yoluyla her tanımın içinde tanımlanmamış bir boşluk bıraktığını gösterdi.

Platon bu boşluğu İdealar Kuramı ile doldurdu: cevap duyulur dünyada değil, akılla kavranan ayrı bir formlar alanında duruyordu.

Mağara sahnesi bu ayrımı somut bir görüntüye döktü ve kurama güçlü bir sezgisel destek verdi.

Aristoteles bu çözüme ayrılık sorunuyla itiraz etti ve evrenselin tikellerin kendi içinde durduğunu önerdi.

Bu ikinci çözüm de tikel öncesi belirsizlikle kendi bedelini taşıdı ve iki bedel aynı gerilimin iki ucu olarak karşımızda duruyor.

Sonraki derse köprü

Bu derste bir öğretmen zincirinin bir soruyu nasıl devraldığını ve her halkada farklı bir bedelle yeniden kurduğunu izledik.

Aristoteles'in ölümünden kısa süre sonra, Büyük İskender'in fetihleriyle birlikte Yunan dünyasının siyasi düzeni değişti. Felsefe artık tek bir kentin okulunda değil, birbirine rakip birçok okulda sürdürüldü. Bu okulların ortak sorusu da artık "gerçeklik nedir" değildi.

Sıradaki ders Helenistik okulları izliyor. Orada soru daha kişisel ve daha acil hâle geliyor: kargaşalı, öngörülemez bir dünyada bir insan iç huzuru nasıl bulur? Felsefe, bir gerçeklik kuramından bir yaşama sanatına doğru kayıyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.