Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Gerekçelendirilmiş doğru inanç tanımı, çeşme kehaneti gibi bir "ya" cümlesiyle çürütülüyor: üç şart sağlanıyor, ama bilgi oluşmuyor.
Nedensel bilgi kuramı, inanç ile olgu arasında bir bağ şart koşuyor ve çeşme örneğini doğru biçimde eliyor.
Sahte ahırlar bölgesi bu onarımı da zorluyor, çünkü orada nedensel bağ tam olduğu hâlde şans hâlâ içeride duruyor.
Onarımların art arda çürümesi iki biçimde okunabiliyor: sınırların netleştiği bir haritalama ya da yanlış yerde aranan bir çözüm.
Son derslerde içeriden yeterli görünen bir durum dışarıdaki bir şeyi garanti etmedi ve Gettier vakasında bu boşluğun adı şans.
Açılış sahnesi
Bir öğrenci, arkadaşının dönem projesi yarışmasını kazanacağından emin. Arkadaşı bunu ona kendi ağzıyla söyledi, jüri üyelerinden biri de üstü kapalı bir ipucu verdi. Her işaret aynı yöne gidiyor.
Öğrenci bu kanıttan bir sonuç çıkarıyor ve iki olasılığı tek bir cümlede birleştiriyor: "Ya arkadaşım kazanacak ya da okulun bahçesindeki eski çeşme bu yıl onarılacak". Cümlenin ikinci yarısı aklına öylesine gelmiş bir ek, hiçbir dayanağı yok.
Yarışma günü geliyor ve arkadaşı kazanmıyor, ödülü başka biri alıyor. Ama aynı hafta, bambaşka bir sebeple, çeşme gerçekten onarılıyor. Belediyenin bütçesi artmış ve sıra nihayet okulun bahçesine gelmiş.
Şimdi öğrencinin cümlesine dönelim. Cümle doğru çıktı, çünkü iki yarısından biri doğru. Öğrencinin bu cümle için bir gerekçesi de vardı, hem de güçlü bir gerekçe. Yine de kimse bu öğrencinin çeşmenin onarılacağını bildiğini söylemez, çünkü doğruya isabet etti ama isabetini şansa borçlu.
Bu derste ne olacak
Önce bilginin eski tanımını hatırlayacağız: bilgi, gerekçelendirilmiş doğru inançtır. Açılıştaki öğrenci bu tanımın üç şartını da sağlıyor ve yine de bilmiyor. Bu tür durumlara Gettier vakası deniyor.
Sonra tanımı onarmaya çalışan ilk ciddi denemeye bakacağız. Bu deneme, inanç ile olgu arasında nedensel bir bağ istiyor ve çeşme örneğini başarıyla eliyor. Bir an için sorun çözülmüş gibi görünüyor.
Ardından onarımı zorlayan yeni bir sahne kuracağız: sahte ahırlarla dolu bir bölge. Orada nedensel bağ tam ve görme süreci sağlam, ama şans yine içeri sızıyor. Tanım, çürütme, onarım ve yeni çürütme sırası, tartışmanın gerçek tarihindeki biçimini izliyor.
En sonda bu zinciri son derslerin ortak desenine bağlayacağız. O derslerde hep aynı şeyi gördük: içeriden tam görünen bir durum, dışarıdaki bir şeyi garanti etmedi. Gettier vakaları bu desenin bilgi alanındaki hâli.
Merkez soru
Gerekçelendirilmiş doğru inanca bir şart daha eklenerek, bilgiyi epistemik şanstan tamamen ayıran bir tanım kurulabilir mi?
Soru teknik görünüyor, ama gündelik bir sezgiye dayanıyor. Bir şeyi bilmek ile bir şeye şans eseri doğru inanmak arasında bir fark sezeriz. Zor olan, bu sezgiyi her durumu kapsayan kesin bir tanıma dökmek.
Ölçülü iddiam şu: denenen her yeni şart, yeni bir şans türüyle çürütülüyor ve bu tekrar tesadüf değil, sorunun kendisi hakkında bir şey söylüyor.
Bu iddiayı tek bir onarımı çürüterek savunmayacağım, zincirin bütününe bakacağız. Her halkada şans başka bir kapıdan giriyor ve asıl öğretici olan, bu kapıların çeşitliliği.
Sıfır noktası
İki tanıdık kavramı adlarıyla kullanacağız. Epistemik şans, bir inancın kişinin marifetiyle değil rastlantıyla doğru çıkmasıdır. Güvenilirlik ölçütü ise inancı üreten sürecin genellikle doğru sonuç verip vermediğine bakar.
Gettier vakasını anlamak için önce son derslerin ortak kalıbına bakmak işe yarıyor, çünkü bilgi sorunu o kalıbın yeni bir örneği.
Şimdi aynı kalıbı bilgiye uygulayalım. Bu kez içeride duran şey kişinin gerekçesi, dışarıda duran şey ise inancın doğruluğu.
Bu nokta dersin kilidi, çünkü şans kişinin kendi bakış açısından görünmüyor. Öğrenci kendini ne kadar yoklarsa yoklasın, bildiği ile şans eseri tutturduğu arasındaki farkı bulamaz. Bu yüzden tanımı onarmak isteyen biri, çoğu zaman kişinin zihninin dışına bakmak zorunda kalıyor.
Argümanın yapısı
Zinciri dört adımda kuracağız. Önce tanım gelecek, sonra onu çürüten örnek, ardından bir onarım ve en sonda o onarımı çürüten yeni bir örnek.
Birinci adım tanımın kendisi. Buna göre bir kişi bir şeyi biliyorsa üç şart birlikte sağlanır: kişi ona inanır, inandığı şey doğrudur ve inancı için iyi bir gerekçesi vardır. Bu üç şart uzun süre bilginin tanımı sayıldı.
Tanım bu tür sıradan anlarda iyi çalışıyor. Sorun, üç şartın sağlandığı ama sezgimizin itiraz ettiği durumlarda çıkıyor ve ikinci adım tam olarak böyle bir durumu kurmak.
Bu örnekten çıkan sonuç sade. Üç şartın üçü de sağlanıyor, ama bilgi ortada yok. Demek ki üç şart birlikte yeterli değil ve tanıma dördüncü bir şart eklemek gerekiyor.
Üçüncü adım ilk onarım denemesi. Çeşme örneğinde neyin eksik olduğuna yakından bakalım. Öğrencinin inancı arkadaşının sözlerinden geldi, cümleyi doğru kılan ise belediyenin bütçe kararıydı. Bu ikisi arasında hiçbir bağ yok. O hâlde eksik şart, gerekçe ile doğruluk arasında doğru türde bir bağ olabilir.
Kuramın gücü buradan geliyor: şansı soyut bir kavram olarak yakalamaya çalışmıyor, onun yerine somut bir soru soruyor. İnancı üreten şey ile inancı doğru kılan şey birbirine bağlı mı? Çeşme örneğinde bu sorunun cevabı açıkça hayır.
Dördüncü adım yeni bir çürütme. Onarılmış tanımın da elemediği bir durum kurulabilir mi? Kurulabiliyor ve bu kez şans daha ince bir yoldan giriyor.
Bu sahne iki ölçütü aynı anda zorluyor. Nedensel bağ sağlanıyor, çünkü kişinin inancını gerçek ahır üretti ve görme süreci de normal biçimde çalışıyor. Oysa ikisi birlikte bile bilgiyi vermiyor.
Çeşme kehanetiyle fark burada netleşiyor. Orada nedensel bağın kendisi yoktu, burada ise bağ tam ama sezginin aradığı şey hâlâ eksik. Şans, bağı koparmadan onun yanına yerleşebiliyor. Kişi doğru inanca ulaştı, ama aynı yoldan kolayca yanlış bir inanca da ulaşabilirdi.
Görüşler ve pozisyonlar
Onarım projesinin geleceği üzerine iki görüş ayrılıyor. İkisi de aynı kayda bakıyor, yani art arda denenen şartlara ve art arda gelen karşı örneklere. Ayrıldıkları nokta, bu kaydın ne anlama geldiği.
Birinci görüşe göre doğru şart eninde sonunda bulunacak, çünkü her çürütme bir sonraki denemeyi daha isabetli kılıyor. Arayış, matematikte uzun süre kanıtlanamayan bir teoremin sonunda kanıtlanması gibi, sabırla sürdürülebilir bir proje.
Bu görüşün dayandığı bir gözlem var: nedensel kuram boşa gitmedi, çeşme kehanetini ve benzerlerini doğru biçimde eledi. Başarısız olduğu yer, sahte ahırlar gibi daha ince bir şans türüydü. Birinci görüş için bu, yolun bir kısmının alındığı anlamına geliyor.
Buna karşılık ikinci görüş, şans kavramının keskin bir sınırla kapatılamayacak kadar dereceli olduğunu düşünüyor. Sahte ahırlar bölgesi bunu gösteriyor, çünkü nedensel bağ ve güvenilirlik sağlansa bile şans arka planda sessizce durabiliyor. Bu görüşe göre hiçbir ek şart onu tek seferde temizlemeyebilir.
İkinci görüşün kaygısı şu: bir şans türü kapatıldığında bir başkası açık kalıyor. Şansın kaç türü olduğunu önceden bilmediğimiz için liste kapanmıyor ve liste kapanmadıkça tanım da kapanmıyor.
En güçlü itiraz
Şimdiye kadarki itirazlar tek tek onarımlara yönelikti. En kökten itiraz ise onarım projesinin kendisini hedef alıyor.
İtiraz ciddi, çünkü tek bir karşı örneğe değil, bir örüntüye dayanıyor. Tek bir başarısızlık kötü talih sayılabilir, ama onlarca yıl süren bir başarısızlık dizisi yöntem hakkında bir şey söylüyor olabilir.
İki okuma aynı olgudan yola çıkıyor, oysa vardıkları sonuçlar zıt. Aralarında kesin bir seçim yapacak dışarıdan bir hakem de yok. Her taraf kendi okumasını bir varsayım olarak taşıyor ve kanıtla kapatmıyor; bu da felsefede sık rastlanan bir tıkanma türü.
Açık kalan sorular
Epistemik şansı tümüyle eleyen bir ek şart bulunabilir mi? Bu soru kapanmadı: nedensel kuram bir aşamayı geçti, sahte ahırlar bir sonrakini engelledi.
Onarım projesinin kendisi doğru yöntem mi, yoksa yanlış bir hedefe mi kilitlenmiş? Bu soru da yanıtsız. Belki aranan şey tek bir şart değil, bilginin bağlama göre yükselip alçalan bir eşiği.
Sahte ahırlar örneğinde ortamın rolü de açık bir soru. Aynı kişi sahte cephelerin hiç bulunmadığı bir bölgeye geçse, aynı türden inancı bilgi sayılır mı? Sezgimiz evet demeye yatkın. Öyleyse şansın ağırlığı sabit olmayabilir ve kişinin içinde bulunduğu ortama bağlı olabilir.
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışGettier vakalarını tek bir örnekten ibaret sanmak.
Durmuş saat de, çeşme kehaneti de aynı sorunun farklı sahneleri. Çeşme kehaneti yalnızca ilk çürütmeyi göstermek için değil, onarım denemelerini sınamak için kuruldu.
Yaygın yanlışGettier'in gerekçelendirilmiş doğru inanç tanımını tamamen reddettiğini sanmak.
Gettier üç şartı kabul ediyor ve yalnızca üçünün birlikte yeterli olmadığını gösteriyor. Her şart gerekli kalabilir, ama toplamları bilgiyi garanti etmiyor.
Yaygın yanlışNedensel kuramın ya da güvenilirlik ölçütünün Gettier sorununu kesin biçimde çözdüğünü sanmak.
Sahte ahırlar bölgesi ikisini de zorluyor. Onarım geçerli bir aşama, ama son aşama değil; çeşme örneğinde işe yarayan ölçüt, ahır örneğinde susuyor.
Yaygın yanlışSorun elli yıldır çözülmediği için bilgi diye bir şey olmadığı sonucuna atlamak.
Ders bunu göstermiyor, yalnızca ek şartın ne olduğunun hâlâ tartışmalı olduğunu gösteriyor. Sıradan bilme anları bu tartışmadan etkilenmeden duruyor ve gündelik hayatta bilgi ayrımları her gün rahatça yapılıyor.
Kendin dene
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Gerekçelendirilmiş doğru inanç tanımı, çeşme kehaneti gibi bir "ya" cümlesiyle çürütülüyor: üç şart sağlanıyor, ama bilgi oluşmuyor.
Nedensel bilgi kuramı, inanç ile olgu arasında bir bağ şart koşuyor ve çeşme örneğini doğru biçimde eliyor.
Sahte ahırlar bölgesi bu onarımı da zorluyor, çünkü orada nedensel bağ tam olduğu hâlde şans hâlâ içeride duruyor.
Onarımların art arda çürümesi iki biçimde okunabiliyor: sınırların netleştiği bir haritalama ya da yanlış yerde aranan bir çözüm.
Son derslerde içeriden yeterli görünen bir durum dışarıdaki bir şeyi garanti etmedi ve Gettier vakasında bu boşluğun adı şans.
Sonraki derse köprü
Bu derste bir tanımın kurulup çürütülmesini, onarılıp yeniden çürütülmesini izledik. Böylece düşünce deneyleriyle yürüdüğümüz yolun sonuna geldik.
Bu yolda beş boşluk açıldı: fiziksel bilgi ile deneyim, sembol üretimi ile anlam, tasarlanabilirlik ile olanaklılık, davranış ile nedensel geçmiş ve son olarak gerekçe ile doğruluk arasında. Her seferinde içeriden tam görünen bir şey, dışarıdaki bir şeyi kendiliğinden vermedi.
Sıradaki derste yöntem değişiyor ve kurgulanmış sahnelerden çıkıp felsefe tarihinin başına, Presokratiklere gidiyoruz. Onlar düşünce deneyi kurmadan, gördükleri dünyaya bakarak her şeyin altında tek bir ortak öğe olup olmadığını soruyordu; bu öğeye arkhe diyeceğiz. Soru biçimi tanıdık kalıyor: görünenin altında, görünenle karıştırılmaması gereken bir şey var mı?