Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Nedensel bağ gereksinimi, dünyayla hiçbir geçmişi olmayan bataklık adamının cümlelerinin boş olduğunu söylüyor ve kum üzerindeki rastlantısal harita bu sezgiyi destekliyor.
Davidson, aynı gereksinimi savunduğu hâlde tersine bir sonuca varıyor ve gereken şeyin kişisel bir geçmiş değil, ileriye dönük bir bağ olduğunu söylüyor.
Yeni doğan örneği bu görüşü destekliyor ama bataklık adamıyla tam örtüşmüyor, sonraki günlerin bataklık adamı ise ileriye dönük bağın hızla kurulabildiğini gösteriyor.
İlk andaki cümle konusunda iki görüş ayrılıyor, biri o cümleyi boş buluyor, öteki yanlış hatırlanan olaydan yola çıkıp onun bir şey hakkında olduğunu savunuyor.
İlk an sorunu Davidson'ın çözümüne yöneltilen en güçlü itiraz olarak kalıyor ve cümleyi tek başına mı yoksa bir süreç içinde mi okuyacağımıza dair seçim de açık duruyor.
Açılış sahnesi
Bir yürüyüşçü bataklığın kenarında yürürken üzerine yıldırım düşüyor ve adam hayatını kaybediyor. Tam o anda, birkaç metre ötede başka bir yıldırım çamura çarpıyor. Çamur ve bitki artıkları rastlantı sonucu yeniden düzenleniyor ve ölen adamın her molekülüyle eşleşen bir beden ortaya çıkıyor.
Bu yeni beden ayağa kalkıyor ve evine doğru yürüyor. Kapıyı açan kadına adıyla sesleniyor, ona sarılıyor. Çocuklarının doğum gününü hatırlıyormuş gibi konuşuyor, eski bir dostunun şakasını tekrarlıyor.
Kimse bir fark görmüyor, ne komşular ne de en yakın arkadaşlar. Beden aynı sözleri söylüyor, aynı jestleri yapıyor, aynı anıları anlatıyor. Ama bu bedenin geçmişi yok, çünkü birkaç dakika önce bir çamur yığınıydı. Hiçbir olayı gerçekten yaşamadı, hiç kimseyle gerçekten tanışmadı, hiçbir şey öğrenmedi.
Soru ilk anda basit görünüyor, ama düşündükçe derinleşiyor. Bu beden eşimi seviyorum dediğinde, cümlesi gerçekten birini mi işaret ediyor? Yoksa yalnızca doğru sözcükleri doğru sırada mı üretiyor? Aynı belirsizlik, bedenin geçmişe dönük her sözünde geri dönüyor.
Bu derste ne olacak
Bu derste bataklık adamı denen düşünce deneyini ele alacağız. Sorumuz şu: bir zihinsel durumun gerçekten bir şey hakkında olması için, onu taşıyanın o şeyle bir geçmişe sahip olması gerekir mi? Geçen derste zombiyle deneyimi konuşmuştuk, burada ise soru deneyim değil, yönelmişlik.
Yönelmişlik, zihinsel durumların bir şeye yönelmesi demek. Bir inanç bir olgu hakkındadır, bir anı bir olay hakkındadır, bir özlem bir kişiye yönelir. Bataklık adamının cümleleri de dışarıdan bakınca bu türden görünüyor. Asıl merak ettiğimiz şey, bu görünüşün arkasında gerçek bir yönelme olup olmadığı.
Bu sahne bir kopyanın aslının devamı olup olmadığı sorusunu, yani kişisel kimlik sorusunu hatırlatabilir. Ama burada hayatta kalan kimse yok, çünkü bataklık adamı hiçbir zaman başka bir kişi olmadı, doğrudan var oldu. Devam eden bir yaşam öyküsü değil, sıfırdan başlayan bir varoluş var. Soru kimin sürdüğü değil, o andaki durumun gerçekten bir şey hakkında olup olmadığı.
Yöntemimiz şöyle olacak: önce en sağduyulu görünen cevabı olabildiğince güçlü kuracağız. Sonra bu cevabı savunanlardan birinin, kendi mantığını izleyerek nasıl tam tersi bir sonuca vardığını göreceğiz. Bir sahneyi sınamak yerine, bir görüşün kendi iç tutarlılığını izleyecek ve bu tutarlılığın nereye vardığına bakacağız.
Merkez soru
Bir zihinsel durumun gerçekten bir şey hakkında olması için, onu taşıyan varlığın o şeyle geçmişte kurulmuş bir bağa sahip olması gerekir mi?
Ölçülü iddiam şu: hayır, çünkü gereken şey kişisel bir geçmiş değil, doğru türde bir bağ ve bu bağ varlığın ortaya çıktığı andan itibaren kurulmaya başlayabilir.
Bu hayır ilk bakışta göründüğünden daha zor kazanılıyor. Sağduyu bataklık adamının cümlelerini boş bulmaya meyilli ve bu sezgiyi destekleyen güçlü örnekler var. Üstelik ileriye dönük bağ bile ortaya çıkışın ilk anını tam olarak açıklayamıyor. Dersin sonunda bu ilk anın hâlâ açık bir soru olarak durduğunu göreceğiz.
Sıfır noktası
Önce düşünce deneyinin kahramanını tanımlayalım, ardından sahneyi iki somut durumla netleştirelim.
İkinci sahne sorunun can alıcı noktasını gösteriyor. Özlemek, daha önce birlikte olduğunuz birinin yokluğunu hissetmek demek. Oysa bataklık adamı bu kadınla hiç birlikte olmadı. Öyleyse özlediği biri var mı?
Argümanın yapısı
Önce sağduyunun sezgisini en güçlü hâliyle kuralım, sonra sınırlarını arayalım. Bu sezgiye göre bataklık adamının cümleleri boş, çünkü dünyayla hiçbir bağı yok. Sezgiyi destekleyen ilk güçlü dayanak Putnam'dan geliyor.
Putnam'ın dersi şu: kafanın içindekiler aynı olsa bile, dünyayla kurulan bağ farklıysa anlam da farklıdır. Bataklık adamının kafasının içi gerçek adamınkiyle aynı. Ama dünyayla kurulmuş hiçbir bağı yok. Öyleyse sözcükleri neye gönderme yapıyor?
Aynı sezgiyi gündelik bir örnekle de destekleyebiliriz.
Bu örnek sezgiyi güçlendiriyor. Doğru sonucu vermek tek başına yetmiyor, o sonucu doğru türde bir süreçle üretmiş olmak da gerekiyor. Aynı akıl yürütme bataklık adamına da uygulanabilir görünüyor. Onun cümleleri de doğru sonuçlar veriyor, ama doğru bir süreçten geçmeden.
Sezginin arkasındaki görüşe bir ad verelim.
Bu gereksinime yöneltilen ilk itiraz, çizginin nerede çekileceğiyle ilgili.
İtiraz gerçek bir zayıflığı ortaya seriyor, ama gereksinimin kendisini çürütmüyor. Yalnızca çizginin tam olarak nereden geçtiğini belirsiz bırakıyor. Asıl tersine dönüş, beklenmedik bir yerden, bu gereksinimi savunan filozoflardan birinden geliyor.
Davidson'ın hamlesi bir bağı gerekli saymaya devam ediyor, yalnızca bağın yönünü değiştiriyor. Bu yeni görüşe de bir ad verelim.
Bu görüşü destekleyen en tanıdık örnek, hepimizin bir zamanlar içinde bulunduğu durum.
Ama örnek bataklık adamıyla tam örtüşmüyor ve bir itiraz tam bu farkı yakalıyor.
İtiraz haklı, ama Davidson'ın görüşünü bütünüyle devirmiyor. Bataklık adamının zaman içinde neler yaşadığına bakınca görüşün gücü yeniden ortaya çıkıyor.
Bu durum sezgiyi ikiye bölüyor. İlk andaki cümle ile bir hafta sonraki cümle artık aynı statüde değil. İlk hafta içinde bir yerde, belirsiz bir eşikte, içerik boşluktan doluluğa geçmiş görünüyor. Ama bu geçişin tam olarak nerede gerçekleştiği belli değil.
Görüşler ve pozisyonlar
Davidson'ın çözümü sonraki günleri iyi açıklıyor. Peki ya ilk an? Bataklık adamının çamurdan kalkıp söylediği ilk cümlenin durumu konusunda iki görüş ayrılıyor.
Birinci görüşe göre ilk andaki içerik gerçekten boş. Seni özledim cümlesi ortaya çıkışın ilk anında temelsiz, çünkü henüz hiçbir bağ kurulmadı. Cümle ancak sonraki günlerde kurulan bağla doluyor. İçerik aşama aşama kazanılıyor ve ilk an bu sürecin sıfır noktası.
Buna karşılık ikinci görüş, ilk anın boş olmadığını savunuyor ve dayanağını şu durumdan alıyor.
İkinci görüş bu örneği şöyle kullanıyor. Bir cümle ilk anda yanlış olabiliyorsa, zaten bir şey hakkında olmalı. Doğruluk değeri taşıyabilen bir cümlenin içeriksiz olması tutarsız görünüyor. Bu görüşe göre içerik ya vardır ya yoktur, aşama aşama dolmaz. İlk andaki cümle de tam bir içerik taşıyor, yalnızca bu içeriğin doğruluğu henüz sınanmamış.
En güçlü itiraz
Görüşler ayrışırken bir soru ortada kalıyor ve bu soru Davidson'ın çözümüne yöneltilebilecek en güçlü itirazı oluşturuyor.
İtiraz ciddi, çünkü Davidson'ın kendi ölçütünü ona karşı kullanıyor. Bağ gerekiyorsa ve ilk anda hiçbir bağ yoksa, ilk andaki cümle de boş olmalı. Bu itiraza verilebilecek en güçlü yanıt, soruyu farklı bir yerden ele alıyor.
Bu yanıt ilk an sorununu tam olarak kapatmıyor. Ama bizi yalnızlaştırılmış bir ana değil, bütün bir sürece bakmaya davet ediyor. Sorun şu ki bu davetin kendisi de bir seçim. Bir cümleyi tek başına mı, yoksa bir haftalık süreç içinde mi değerlendireceğimiz önceden verilmiş bir kural değil. Hangi bakışı seçtiğimiz, ilk anın dolu mu boş mu göründüğünü de belirliyor.
Açık kalan sorular
İlk açık soru, ilk andaki içeriğin durumu. Bu içerik gerçekten boş mu, yoksa doğruluk değeri taşıyabildiği için zaten bir şey hakkında mı? İki görüş de güçlü bir dayanak gösterdi, ama hiçbiri ötekini devirmedi.
İkinci açık soru, ileriye dönük bağın ne kadar sürede yeterli sayılacağı. Bir saat mi gerekiyor, bir gün mü, bir hafta mı? Bu sorunun cevabını verecek bir ölçüt ortaya konmadı.
Üçüncü açık soru, içeriğin aşama aşama mı yoksa bir kerede mi kazanıldığı. Sonraki günlerin bataklık adamı bir eşiğin var olduğunu düşündürdü, ama eşiğin nerede durduğunu göstermedi. Eşik varsa, onu geçmeden hemen önceki cümle ile hemen sonraki cümle arasında ne değişiyor?
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışBataklık adamını kişisel kimlik sorusuyla, yani bir kişinin hayatta kalıp kalmadığı sorusuyla karıştırmak.
Bataklık adamı hiçbir zaman başka bir kişi olmadı, doğrudan var oldu. Soru kimin sürdüğü değil, o andaki durumun gerçekten bir şey hakkında olup olmadığı. Kopyanın aslının devamı sayılıp sayılmayacağı bu düşünce deneyinin konusu değil.
Yaygın yanlışBataklık adamını Mary'nin odasının ya da Çin odasının deneyim ve anlama sorularıyla karıştırmak.
Burada mesele bir şeyi hissetmek ya da bir sembolü kavramak değil. Mesele, bir zihinsel durumun bir şey hakkında olmasının neye bağlı olduğu. Bataklık adamı pekâlâ bir şeyler hissediyor olabilir ve soru yine de yerinde durur.
Yaygın yanlışDavidson'ın cevabının hiçbir bağın gerekmediği anlamına geldiğini sanmak.
Davidson bir bağın gerekliliğini reddetmiyor, yalnızca bu bağın geriye değil ileriye baktığını savunuyor. Onun görüşünde de dünyayla hiç etkileşime girmeyen bir varlığın sözleri hiçbir şeye bağlanmaz.
Yaygın yanlışBataklık adamının gerçek bir kişi olup olmadığını bir kimlik sorusu olarak tartışmaya çalışmak.
Düşünce deneyi bunu sormuyor. Yalnızca o andaki bir cümlenin gerçekten bir şey hakkında olup olmadığını soruyor. Bataklık adamına hangi adı verdiğimiz, cümlelerinin neye gönderme yaptığı sorusunu çözmüyor.
Kendin dene
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Nedensel bağ gereksinimi, dünyayla hiçbir geçmişi olmayan bataklık adamının cümlelerinin boş olduğunu söylüyor ve kum üzerindeki rastlantısal harita bu sezgiyi destekliyor.
Davidson, aynı gereksinimi savunduğu hâlde tersine bir sonuca varıyor ve gereken şeyin kişisel bir geçmiş değil, ileriye dönük bir bağ olduğunu söylüyor.
Yeni doğan örneği bu görüşü destekliyor ama bataklık adamıyla tam örtüşmüyor, sonraki günlerin bataklık adamı ise ileriye dönük bağın hızla kurulabildiğini gösteriyor.
İlk andaki cümle konusunda iki görüş ayrılıyor, biri o cümleyi boş buluyor, öteki yanlış hatırlanan olaydan yola çıkıp onun bir şey hakkında olduğunu savunuyor.
İlk an sorunu Davidson'ın çözümüne yöneltilen en güçlü itiraz olarak kalıyor ve cümleyi tek başına mı yoksa bir süreç içinde mi okuyacağımıza dair seçim de açık duruyor.
Sonraki derse köprü
Bu derste bir zihinsel durumun gerçekten bir şey hakkında olması için bir bağın gerekip gerekmediğini, bağın geriye mi ileriye mi baktığını sınadık.
Sıradaki ders başka bir gerçeklik sınavına geçiyor. Orada bir inancın hem doğru hem de gerekçeli olmasının, onu bilgi saymaya yetip yetmediğini soracağız. Kişi doğru bir şeye inanıyor ve elinde bu inanç için gerçek bir gerekçe de var, ama yine de bir şey eksik görünüyor. Bu derste de ilk andaki cümle doğru sözcüklerle kurulduğu hâlde bir şey eksik kalıyordu. Orada da mesele bir bileşenin yokluğu değil, doğru bileşenlerin doğru biçimde bir araya gelip gelmediği olacak.