Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Sistemler Yanıtı, anlayanın kişi değil kişi, kitap ve odanın oluşturduğu bütün olabileceğini savunuyor ve nöron örneği böyle bir sıçramanın mümkün olduğunu gösteriyor.
İçselleştirme hamlesi kuralları kişinin zihnine taşıyıp sistemin sınırını kişiyle çakıştırıyor, kişi yine de anlamadığını bildiriyor ve işaret edilecek ayrı bir bütün kalmıyor.
Geriye kalan tek savunma, kişinin bilinçli raporunun ötesinde bir alt-kişisel anlamanın var olabileceği ve bu savunma reddedilmemiş ama kanıtsız kalmış durumda.
Dennett'in ölçek uyarısı ile Searle'ün niteliksel sıçrama cevabı, iki karşıt varsayımın çarpıştığını ve ikisinin de kendi varsayımını göstermediğini ortaya koyuyor.
Anlama sözcüğü kesin tanımlanmadıkça, bütün bu tartışmanın sonucu da aynı ölçüde kesinlikten yoksun kalıyor.
Açılış sahnesi
Kapalı bir oda düşünün, içinde de Çince bilmeyen bir kişi oturuyor. Kapının altındaki aralıktan içeri, üzerinde Çince işaretler olan kâğıtlar geliyor. Kişi bu işaretlerin ne anlama geldiğini bilmiyor, elinde yalnızca kalın bir kural kitabı var. Kitap ona şunu söylüyor: şu biçimde bir işaret gelirse, şu biçimde bir işareti geri gönder.
Kişi kurallara harfiyen uyuyor ve dışarıdaki gözlemci gelen cevapları okuyunca çok memnun kalıyor. Cevaplar akıcı, yerinde, hatta zaman zaman esprili. Gözlemciye göre odadaki kişi Çince konuşuyor. Oysa kişi yalnızca şekilleri başka şekillerle eşleştiriyor ve bu şekillerin neyi anlattığından hiç haberi yok.
Bir seminerde eğitmen bu sahneyi hatırlatınca bir öğrenci elini kaldırıyor. Belki Çince'yi bilen kişi değildir, diyor, belki kişi, kitap ve oda birlikte biliyordur. Sonra bir benzetme ekliyor: tek bir nöron İngilizce bilmez, ama nöronlardan oluşan beyin bilir. Ona göre bilen parça değil, bütündür.
Eğitmen itirazı ciddiye alıyor ve bir adım daha ileri gidiyor. Peki kişi bütün kuralları ezberlese ve artık ne kâğıt ne kitap ne de oda kalsa ne olur? Kişi sembolleri yalnızca kafasının içinde işliyor ve dışarıda kalan hiçbir parça yok. Kişi, sistemin kendisi hâline gelmiş durumda.
Öğrenci uzun bir süre duraksıyor, eğitmen de soruyu sabırla tamamlıyor. Sistem artık kişiyle aynıysa ve kişi hâlâ Çince anlamadığını söylüyorsa, sistemin anladığı iddiası neye dayanacak?
Bu derste ne olacak
Bu derste Çin odasına verilen en ünlü cevabı, Sistemler Yanıtı'nı ele alacağız. Odayla yönelmişliği konuşurken kısaca karşılaşmıştık, bu kez odanın kendisine yakından bakıyoruz. Sorumuz şu: anlayan parça değilse, bütün mü anlıyor?
Sorumuz bilinçle ilgili değil. Mary'nin odası, bir şeyi yaşamanın nasıl bir şey olduğunu soruyordu, burada ise soru başka. Bir sembolü doğru yerde kullanmak, o sembolün anlamını kavramakla aynı şey mi? Deneyim hissetmekle ilgilidir, anlama ise kavramakla, bu yüzden ikisini birbirine karıştırmayacağız.
Yöntemimiz bir tartışmayı tur tur izlemek olacak. Önce itirazı en güçlü biçimiyle kuracağız, sonra ona verilen en güçlü karşılığı göreceğiz. Ardından o karşılığa gelen yeni itirazlara bakacağız ve her turda hangi tarafın neyi kazanıp neyi kaybettiğini not edeceğiz.
Dersin sonunda şunu görmüş olacağız: Sistemler Yanıtı'nın ilk biçimi ciddi bir darbe alıyor, ama bütünüyle yıkılmıyor. Geriye daha zayıf bir savunma kalıyor. Bir de tartışmanın baştan sona tanımlamadan kullandığı bir sözcük kalıyor, o da anlama sözcüğünün kendisi.
Merkez soru
Sistemler Yanıtı, anlayanın parça değil bütün olduğunu söylüyor. Bu savunma, sistemin sınırı kişinin sınırıyla çakışacak kadar daraldığında da ayakta kalıyor mu?
Ölçülü iddiam şu: büyük ölçüde hayır, çünkü kişi kuralları içselleştirdiğinde işaret edilecek ayrı bir bütün kalmıyor.
Kişi bu durumda da anlamadığını bildiriyor ve geriye çok daha zayıf bir savunma kalıyor. Belki kişinin içinde, onun hiç farkında olmadığı bir parça sessizce anlıyordur. Bu savunma çürütülmüş değil, ama onu destekleyen bağımsız bir kanıt da ortada yok.
Sıfır noktası
Önce tartışmanın merkezindeki kavramı netleştirelim, çünkü dersin geri kalanı bu kavramın etrafında dönüyor.
Bu yanıtın arkasında güçlü bir sezgi var: parçalarda bulunmayan bir özellik bütünde ortaya çıkabilir. Bunu gündelik hayattan da tanıyoruz. Tek bir tuğla duvar değildir, ama tuğlalar doğru biçimde yan yana gelince ortada bir duvar olur.
Searle bu yanıtı önceden görmüş ve ona doğrudan bir cevap vermişti.
Buradaki hamle basit ama etkili. Searle bütünü ortadan kaldırmıyor, bütünü kişinin içine taşıyor. Böylece bütün anlıyor demek ile kişi anlıyor demek aynı şeye dönüşüyor. Kişi ise ısrarla anlamadığını söylüyor ve bu rapor artık başka bir yere havale edilemiyor.
Argümanın yapısı
Şimdi tartışmayı tur tur izleyelim. Her turda bir taraf hamle yapıyor, öteki taraf da bu hamleye karşılık veriyor.
Birinci tur, Sistemler Yanıtı'nın ilk ve en yaygın biçimi. Kişi anlamasa da bütün sistem anlayabilir, çünkü bütün, parçaların taşımadığı bir özelliği taşıyabilir. Nöron örneği böyle bir sıçramanın en azından mümkün olduğunu gösteriyor.
İkinci tur, Searle'ün içselleştirme hamlesi: kuralları kişinin kafasına taşı ve dışarıda hiçbir parça bırakma. Şimdi sistem ile kişi aynı sınırı paylaşıyor. Bütünü aramak için kişinin dışına bakmanın bir anlamı kalmadı, çünkü dışarıda aranacak bir şey yok.
Bu hamleye ilk gelen itiraz, sahnenin gerçekçiliğine yöneliyor.
İtiraz gerçek bir sınırı gösteriyor ve üçüncü tur onu şöyle karşılıyor. Sahnenin fiilen yapılabilir olması gerekmiyor, tutarlı biçimde düşünülebilmesi yeterli. Hafızanın sınırı teknik bir güçlük, ama ilkeye dair soruya dokunmuyor. Hiçbir insanın bir kitabı bir saatte ezberleyememesi, o kitapta ne yazdığını değiştirmez.
Üçüncü turun vardığı yer şu: kişi artık bütün sistemin kendisi ve yine de anlamadığını söylüyor. Sistemler Yanıtı'nın ilk hamlesi burada gücünü yitiriyor, çünkü işaret edeceği ayrı bir bütün kalmadı.
Savunucuların elinde yine de bir yol daha var ve bu yol, kişiyi ikiye bölmekten geçiyor.
Dördüncü tur bu itirazı sınıyor. İtiraz, kişinin içinde ikinci bir anlayan varlık bulunduğunu söylüyor, ama bunun için bağımsız bir kanıt sunmuyor. Bölünme, itirazı kurtarmak için sonradan eklenmiş bir varsayım gibi duruyor. Kişinin kendisi ise tek bir rapor veriyor ve o rapor olumsuz.
Turların toplamı şöyle özetlenebilir. İçselleştirme hamlesi, Sistemler Yanıtı'nın ilk biçimini ciddi biçimde zorluyor. Geriye tek bir savunma kalıyor: kişinin raporunun ötesinde bir alt-kişisel anlama olabilir. Bu savunma reddedilmedi, yalnızca kanıtsız kaldı, ve kanıtsız kalması da tartışmanın vardığı sonuçlardan biri.
Görüşler ve pozisyonlar
Bu sonucun ne kadar kesin olduğu konusunda iki görüş var ve ikisi de ciddiye alınmayı hak ediyor.
Birinci görüşe göre içselleştirme hamlesi meseleyi kapatıyor. Sözdizimi, yani sembolleri yalnızca biçimlerine göre düzenleyen kurallar, hiçbir ölçekte anlama dönüşmüyor. Sistem küçük olsun büyük olsun, şekil işlemek tek başına anlam üretmiyor, çünkü anlam şekillerin ötesinde bir şey gerektiriyor.
Buna karşılık ikinci görüş bu sonucu erken buluyor. Bu görüşe göre anlama sözcüğü burada tanımlanmadan kullanılıyor. Belki anlama dediğimiz şey, yeterince karmaşık ve hızlı bir sistemde kendiliğinden beliren bir örüntüdür. Kişinin anlamıyorum raporu ise o karmaşıklığa hiç ulaşmayan küçük bir sahneden geliyor olabilir.
İkinci görüşün en güçlü savunucularından biri Dennett.
Dennett'in uyarısı sahnenin ölçeğine dikkat çekiyor ve bunu somut hâle getirmek işe yarar.
Parçalarda olmayan bir yeteneğin bütünde belirmesine doğadan da bir örnek verilebilir.
Birinci görüş bu noktada sert bir karşılık veriyor.
Bu karşılığın gösterdiği yer ilginç, çünkü iki görüş de karşı tarafın sıçramasını kanıtsız buluyor. Biri büyüklüğün anlam doğurduğunu varsayıyor, öteki hiçbir büyüklüğün yetmediğini. İkisi de kendi varsayımını göstermiyor. Tartışma burada eksik bir kanıtta değil, iki karşıt varsayımın çarpıştığı yerde tıkanıyor.
En güçlü itiraz
Şimdi bütün tartışmanın altındaki zemine bakalım. En kökten itiraz, anlama sözcüğünün kendisine yöneliyor.
Bu itirazın gücünü bir sınıf sahnesiyle görebiliriz.
İtiraz ciddi ve tartışmanın gerçek bir zaafını buluyor, yine de bütünüyle çürütücü değil. Aynı belirsizlik itirazı, tanımı verilmeden kullanılan pek çok kavrama yöneltilebilir ve bu, o kavramların hiçbir ayrım taşımadığı anlamına gelmez. Kişinin raporu belirsiz bir sözcüğe dayansa bile tutarlı ve ısrarlı, çünkü aynı kişi aynı soruya hep aynı cevabı veriyor.
Geriye kalan pay şu: anlama sözcüğü daha dikkatli tanımlanmadan, bu uzun tartışmanın sonucu da bir o kadar kesinlikten yoksun kalıyor.
Açık kalan sorular
İlk açık soru alt-kişisel anlamayla ilgili: kişinin farkında olmadığı bir anlama gerçekten var olabilir mi? Gündelik hayatta buna benzeyen bir deneyim var.
Bu örnek bir imkânı gösteriyor, bir kanıtı değil. Kişinin bilinçli raporunun ötesinde ayrı bir anlayan parçanın bulunup bulunmadığı sınanmış değil. Bunu sınamak için zihnin bilinç dışı süreçlerine ayrıca ve dikkatle bakmak gerekiyor.
İkinci açık soru, anlama sözcüğünün tanımı. İki görüş de kendi sıçramasını varsayıyor ve sözdiziminin anlama nerede dönüştüğü, ya da neden hiç dönüşmediği, açık kalıyor.
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışÇin odasını güncel yapay zekânın gerçekten anlayıp anlamadığı tartışmasına indirgemek.
Düşünce deneyi belirli bir teknolojiyi değerlendirmiyor, sözdizimsel işlemin anlam için yeterli olup olmadığına dair bir argümanın yapısını sınıyor. Odadaki kişi bir bilgisayar değil, sıradan bir insan, ve sahne teknolojiyle değil kural izlemekle ilgili.
Yaygın yanlışÇin odasını Mary'nin odasıyla aynı soruyu soruyor sanmak.
Mary'nin odası nitel deneyimi, yani bir şeyi yaşamanın nasıl bir şey olduğunu sorguluyordu. Çin odası ise anlamayı ve yönelmişliği sorguluyor. Bunlar ayrı sorular ve biri çözülünce öteki kendiliğinden çözülmüyor, çünkü bir sistem hiçbir şey yaşamadan da doğru sembol üretebilir.
Yaygın yanlışSistemler Yanıtı'nın içselleştirmeyle bütünüyle çürütüldüğünü sanmak.
İçselleştirme hamlesi yanıtın ilk biçimini zorluyor, ama alt-kişisel anlama savunması reddedilmedi, yalnızca kanıtsız bırakıldı. Zorlanmak ile çürütülmek aynı şey değil ve bu fark, tartışmanın hangi noktada durduğunu doğru okumak için önemli.
Yaygın yanlışSearle'ün sözdizim ile anlam arasında kurduğu ayrımı kanıtlanmış bir sonuç sanmak.
Ayrım güçlü bir sezgiye dayanıyor. Ama en kökten itirazın gösterdiği gibi, anlama sözcüğü kesin tanımlanmadan bu sezginin güvenilirliği belirsiz kalıyor. Güçlü bir sezgi, kanıtlanmış bir sonuçla aynı şey değil.
Kendin dene
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Sistemler Yanıtı, anlayanın kişi değil kişi, kitap ve odanın oluşturduğu bütün olabileceğini savunuyor ve nöron örneği böyle bir sıçramanın mümkün olduğunu gösteriyor.
İçselleştirme hamlesi kuralları kişinin zihnine taşıyıp sistemin sınırını kişiyle çakıştırıyor, kişi yine de anlamadığını bildiriyor ve işaret edilecek ayrı bir bütün kalmıyor.
Geriye kalan tek savunma, kişinin bilinçli raporunun ötesinde bir alt-kişisel anlamanın var olabileceği ve bu savunma reddedilmemiş ama kanıtsız kalmış durumda.
Dennett'in ölçek uyarısı ile Searle'ün niteliksel sıçrama cevabı, iki karşıt varsayımın çarpıştığını ve ikisinin de kendi varsayımını göstermediğini ortaya koyuyor.
Anlama sözcüğü kesin tanımlanmadıkça, bütün bu tartışmanın sonucu da aynı ölçüde kesinlikten yoksun kalıyor.
Sonraki derse köprü
Bu derste doğru davranmak ile bir şeyi gerçekten kavramak arasındaki çizgiyi, kişinin kendi tanıklığıyla sınadık.
Sıradaki ders bu ayrımı bir adım daha ileri götürüyor ve davranışın kendisi de dahil her şeyi aynı tutuyor. Dışarıdan bakınca acı çeken, düşünen, konuşan bir varlık düşüneceğiz, ama bu varlığın içinde hiçbir ışık yanmıyor. Sorulacak soru şu: böyle bir varlık gerçekten tasavvur edilebilir mi? Edilebiliyorsa bu, içerideki ışığın davranıştan bütünüyle bağımsız olduğunu mu gösterir?