Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Hobbes, Locke ve Rousseau'nun doğa durumu tarifleri otoritenin yokluğunda birleşiyor, ama insanın doğuştan nasıl bir varlık olduğuna dair varsayımda ayrılıyor.
Aynı otoritesizlik, farklı bir insan doğası varsayımıyla eşleşince bambaşka bir sonuç veriyor ve rol değişimi sahnesi bunu tek başına gösteriyor.
Locke'un kıtlık koşulu sahneye üçüncü bir aday sokuyor, yani doğa durumu tek bir sabit sahne değil, koşullara göre kayan bir sahne.
Hobbes'un argümanı kötü bir insan tarifine indirgenemez, ama yapısal okuma da bir karar kuralı seçtiği için insan doğası varsayımından tamamen kurtulamıyor.
Doğa durumu kontrollü bir deney olarak kurulmadı, ama okur onu bir deney gibi kullanıyor ve bu kullanım, sonucu asıl taşıyan insan doğası varsayımını görünmez kılıyor.
Açılış sahnesi
Bir siyaset kuramı dersinde eğitmen sınıfı üç gruba ayırıyor ve üçüne de aynı tek cümleyi veriyor: hiçbir hükûmet, hiçbir yasa, hiçbir ortak otorite yok, ne olur?
Birinci grup karanlık bir tabloyla dönüyor. Herkes herkesten korkuyor ve kimse elindekinden emin değil. İnsanlar saldırıya uğramaktan çekindikleri için önce kendileri saldırmayı düşünüyor, bu çekince de kendi başına bir saldırı nedenine dönüşüyor. Hayat güvencesiz, kısa ve yorucu.
İkinci grup bambaşka bir tablo getiriyor. İnsanlar birbirine zarar vermenin yanlış olduğunu zaten biliyor, çoğu sözünü tutuyor ve komşusunun toprağına dokunmuyor. Bu gruba göre sorun zarar verme isteği değil, bir anlaşmazlık çıktığında kimin haklı olduğuna karar verecek tarafsız birinin bulunmaması.
Üçüncü grup ise çok daha geriden başlıyor. İnsanlar birbirinden bağımsız yaşıyor, az şey istiyor ve ormanda tek başına dolaşıyor. Acıkınca yiyor, biri acı çekince içi sızlıyor. Aralarında çatışma yok, çünkü henüz karşılaştırma yok ve kimse kimseden daha çok şeye sahip olmak istemiyor.
Eğitmen üç tabloyu tahtaya yazdıktan sonra bunun bir tesadüf olmadığını söylüyor. Üç grubun tarifleri sırasıyla Hobbes'un, Locke'un ve Rousseau'nun doğa durumu tarifleriyle örtüşüyor. Eğitmen şöyle bitiriyor: aynı tek cümleyi verdim ve üç bambaşka dünya aldım.
Bu derste ne olacak
Bu ders üç siyaset kuramını yeniden sıralamayacak ve hangisinin doğru olduğunu sormayacak. Sözleşme fikri, doğal haklar ya da genel irade bu dersin konusu değil. Bu ders bir adım geriye gidip üç kuramın başladığı sahneye bakıyor.
Üç düşünür de otoriteyi kaldırmayı bir deney gibi kuruyor: tek bir şeyi kaldır, geriye kalana bak. Bizim sorumuz şu olacak: geriye kalanı belirleyen gerçekten yalnızca kaldırılan otorite mi? Yoksa her tarif kendi içine başka bir şeyi de sessizce yerleştiriyor mu?
Bunu sınamak için son iki derste kullandığımız aleti kullanacağız. Bir sahnedeki ayrıntıları tek tek oynatıp hangisinin sonucu taşıdığına bakmıştık. Bu kez aleti tek bir sahnede değil, üç sahne arasında çalıştıracağız.
Sonda bu karşılaştırmanın kendisini sorgulayacağız. Doğa durumu gerçekten bir deney olarak mı kuruldu? Değilse, onu deney gibi okumak üç düşünüre haksızlık mı? Bu itiraz dersin iddiasını daraltacak, ama tamamen düşürmeyecek.
Merkez soru
Hobbes, Locke ve Rousseau gerçekten aynı deneyi mi yapıyor, yoksa aynı adı taşıyan üç ayrı deney mi kuruyorlar?
Ölçülü iddiam şu: üç ayrı deney kuruyorlar, çünkü otoritenin yokluğu üçünde de sabit ama insanın doğuştan nasıl bir varlık olduğuna dair varsayım üçünde de ayrı.
Bu ikinci ayrıntı küçük bir fark değil, kaldırılan otorite kadar, bazen ondan da fazla iş görüyor. Aynı otoritesizlik, farklı bir insan tarifiyle eşleşince bambaşka bir sonuç veriyor.
Sıfır noktası
İlk tarif, en karanlık olanı, bir devlet kuramının açılış bölümlerinden geliyor.
Hobbes'un tarifinde iki ayrı iddia iç içe geçiyor ve onları ayırmak için iki kavrama ihtiyacımız var.
Şimdi üç grubun tarifini yan yana koyalım ve neyin değişip neyin sabit kaldığına bakalım.
Yapısal güvensizliğin nasıl işlediğini somut bir karşılaşmada görmek mümkün.
Argümanın yapısı
Şimdi bağ listesindeki iki adayı birbirinden ayırmayı deneyelim. Birinci aday otoritenin yokluğu, ikinci aday ise insan doğası varsayımı; ikisi de üç tarifte birlikte duruyor.
Birinci öncül: üç tarifte de sabit tutulan tek şey, anlaşmazlıkları çözecek tarafsız bir gücün yokluğu. Bu açıdan üç düşünür de aynı noktadan başlıyor.
İkinci tarif bu ortak noktadan bambaşka bir yöne gidiyor.
İkinci öncül: Locke'un insanı Hobbes'unkiyle aynı otoritesizlik koşuluna giriyor, ama farklı bir psikolojik donanımla. Bu yüzden sonuç savaş değil, yalnızca hakemsiz bir gerginlik.
Bu farkın otoriteden mi yoksa insan tarifinden mi geldiğini görmek için otoriteyi biraz oynatalım.
Bu adıma haklı bir itiraz yöneltilebilir.
İtiraz kısmen haklı, ama üçüncü öncül onu ayırıyor.
Üçüncü öncül: Locke'un insanını al ve otoriteyi tamamen kaldır, tıpkı Hobbes'ta olduğu gibi. Locke bunu zaten yapıyor ve sonuç savaş değil. Aynı «otorite yok» girdisi, farklı bir insan doğası varsayımıyla eşleşince bambaşka bir çıktı veriyor. Öyleyse otoritenin yokluğu sonucu tek başına belirlemiyor ve insan doğası varsayımı en az onun kadar yük taşıyor.
Aynı sonucu ters yönden de sınayabiliriz.
Üçüncü tarif, ilk ikisinden de farklı bir insanla başlıyor.
Dördüncü öncül: Rousseau'nun insanı da otoritesiz, ama Locke'unkinden de farklı, çünkü henüz akıl yürütmüyor ve henüz karşılaştırmıyor. Üç tarif otoriteyi aynı biçimde kaldırıyor, oysa insan doğasını her biri ayrı bir yerden kuruyor.
Eşiğin nasıl aşıldığını basit bir sahne gösteriyor.
Locke'un metni bir aday daha ortaya çıkarıyor ve bu aday ne otorite ne de insan doğası.
Sonuç şu: doğa durumu üç düşünürde de yalnızca otoritenin yokluğunu sabit tutan bir sahne değil. Her tarif kendi insan doğası varsayımını da beraberinde taşıyor. En az bir tarifte, Locke'unkinde, üçüncü bir aday olarak kıtlık da sahneye sızıyor.
Görüşler ve pozisyonlar
Bu karışıklığı nasıl okumak gerektiği konusunda iki görüş ayrılıyor.
Birinci görüşe göre bu bir kusur. Üç düşünür de kendi siyasi sonucunu insan doğası varsayımına sessizce yaslıyor. Buna rağmen otoritenin yokluğunu, o sonucu tek başına doğuruyormuş gibi sunuyor. Rol değişimi sahnesi bu görüşü destekliyor, çünkü aynı otoritesizlik farklı bir insan doğasıyla farklı bir sonuç veriyor.
İkinci görüş bu okumayı fazla sert buluyor ve Hobbes'un yapısal güvensizlik argümanını öne çıkarıyor. Bu görüşe göre Hobbes insan doğasını keyfine göre kötü seçmiyor. İddiası şu: otorite yokken kimse karşısındakinin niyetini bilemez ve bu bilgisizlik, kişi iyi niyetli olsa bile önce davranmayı akla uygun kılar. Yani asıl taşıyıcı bir kişilik değil, bir yapı: bilgi eksikliği.
İkinci görüş güçlü, ama ona da bir itiraz var.
Bu itirazın gösterdiği şey, iki görüşün birbirini tamamen dışlamadığı. Hobbes'un argümanı hem bir psikoloji hem bir karar kuralı taşıyor ve bu ikisi birbirinden ayrılabiliyor. Buna karşılık ayrıldıklarında bile geriye insan doğası hakkında bir seçim kalıyor ve argüman boş bir zeminde durmuyor.
En güçlü itiraz
En ağır itiraz tek bir tarife değil, dersin yöntemine yöneliyor.
İtiraz haklı ve dersin iddiasını daraltıyor. Üç düşünürü bir deneyi bozmakla suçlamak yersiz, çünkü hiçbiri böyle bir deney önermedi.
Yine de daraltılmış iddia ayakta kalıyor. Bir okur bu üç tarifi karşılaştırıp birini «daha gerçekçi» bulduğunda, aslında düşünürün siyasi sonucunu değil, insan doğası hakkındaki önsezisini onaylıyor. Doğa durumu bir deney olmasa bile okurun elinde bir deney gibi kullanılıyor ve bu kullanım insan doğası varsayımını görünmez kılıyor.
Geriye kalan pay şu: yapısal okuma bile bu görünmezliği tam gideremiyor, çünkü bir karar kuralı seçmek de bir insan doğası seçmek demek.
Açık kalan sorular
Kıtlık koşulu, otorite ve insan doğasından tamamen bağımsız üçüncü bir değişken mi? Yoksa insan doğası varsayımının bir uzantısı mı? Bu soru netleşmedi, çünkü Locke'un metni iki okumayı da destekleyecek biçimde okunabiliyor.
Yapısal güvensizlik ile psikolojik okuma arasındaki sınır da tam çizilmedi. En güçlü itirazın gösterdiği gibi, yapısal okuma insan doğası varsayımını azaltıyor ama sıfırlamıyor. Azalan payın ne kadar olduğu ise ölçülmedi.
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışDoğa durumunu üç düşünürün aynı deneyi yaptığı bir sahne sanmak.
Otoritenin yokluğu üç tarifte de sabit, ama insan doğası varsayımı sabit değil. Rol değişimi sahnesi, bu varsayımın tek başına sonucu değiştirebildiğini gösteriyor, yani aynı ad aynı deney demek değil.
Yaygın yanlışBu dersi hangi siyaset kuramının doğru olduğunu belirleyen bir ders sanmak.
Bu ders sözleşme fikrini, doğal hakları ya da genel iradeyi yargılamıyor. Farklı bir soru soruyor: üç kuramın dayandığı sahneler gerçekten karşılaştırılabilir mi?
Yaygın yanlışHobbes'un argümanını yalnızca «insanlar kötüdür» demeye indirgemek.
Yapısal güvensizlik argümanı, ölçülü bir insan için bile geçerli olduğunu öne sürüyor. İki yabancının karşılaşması sahnesinde kimse kötü niyetli değil ve gerginlik yine de doğuyor. İndirgeme bu farkı siliyor.
Yaygın yanlışİnsan doğası varsayımının bulunmasını, üç düşünürün de yanıldığı anlamına getirmek.
Varsayımın bulunması bir eleştiriye kapı açıyor, ama hiçbir argümanı kendiliğinden geçersiz kılmıyor. En güçlü itirazın gösterdiği gibi sorun düşünürlerin kurgusunda değil, okurun o kurguyu nasıl kullandığında.
Kendin dene
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Hobbes, Locke ve Rousseau'nun doğa durumu tarifleri otoritenin yokluğunda birleşiyor, ama insanın doğuştan nasıl bir varlık olduğuna dair varsayımda ayrılıyor.
Aynı otoritesizlik, farklı bir insan doğası varsayımıyla eşleşince bambaşka bir sonuç veriyor ve rol değişimi sahnesi bunu tek başına gösteriyor.
Locke'un kıtlık koşulu sahneye üçüncü bir aday sokuyor, yani doğa durumu tek bir sabit sahne değil, koşullara göre kayan bir sahne.
Hobbes'un argümanı kötü bir insan tarifine indirgenemez, ama yapısal okuma da bir karar kuralı seçtiği için insan doğası varsayımından tamamen kurtulamıyor.
Doğa durumu kontrollü bir deney olarak kurulmadı, ama okur onu bir deney gibi kullanıyor ve bu kullanım, sonucu asıl taşıyan insan doğası varsayımını görünmez kılıyor.
Sonraki derse köprü
Bu ders otoritenin yokluğuna bakarken üç ayrı insan tarifiyle karşılaştı ve sonucu hangisinin taşıdığını sordu.
Sıradaki ders aynı sahneye başka bir perdeden bakıyor. Bu kez insanlara doğa durumundaki kimlikleri verilmiyor: toplumu kuran kurallar üzerinde anlaşmaları isteniyor, ama zengin mi yoksul mu, güçlü mü güçsüz mü doğacaklarını bilmiyorlar. Orada sorulacak soru bu dersinkiyle örtüşüyor: bir tarif bazı bilgileri bilerek dışarıda bıraktığında, geriye kalan seçim gerçekten tarafsız mı oluyor? Yoksa dışarıda bırakma işi başka bir varsayımı içeri mi sokuyor?