Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümle dersin taşıyıcılarını tutuyor.
Bir düşünce deneyinden çıkan tepki bir cümle değildir; onaylar ya da reddeder, ama kendi başına hangi durumlar hakkında konuştuğunu söylemez.
Argümana giren şey her zaman bir sezgi önermesidir, yani tepkiyle uyumlu olan ama tepkinin tek başına belirlemediği bir seçim; seçimi yapan, tepkiyi yaşayan kişidir.
Sezgiyi veri sayan konum ile onu dilin bir kaydı sayan konum arasındaki tartışma gerçektir ve bu ders onu çözmez; söylediği tek şey, tartışmanın ancak tepkinin içeriği sabitlendikten sonra başlayabileceği.
Yazılan cümle geri yerleştirmeyle denetlenir: cümleyi bir kural gibi okuyup komşu durumlara uygula, tepkinin hiç uyanmadığı bir yerde hüküm veriyorsa çeviri ileri gitmiştir.
Aynı denetim tek başına yürütülürse ihtiyatı ödüllendirir; bu yüzden ikinci bir soru gerekir, cümle önündeki durumun dışında hiç olmazsa bir durumu eliyor mu.
Açılış sahnesi
Bir kurumun disiplin kurulunda iki üye aynı varsayımsal durumu okuyor. Bir çalışan, açıkça yazılmış bir kuralı çiğniyor ve bunu daha büyük bir zararı önlemek için yapıyor; zarar da gerçekten önleniyor.
İki üye de okur okumaz aynı tepkiyi veriyor: bu kişi cezalandırılmamalı. Aralarında hiçbir tartışma çıkmıyor ve toplantı hızla ilerliyor.
Tutanağı yazma sırası geldiğinde iş karışıyor. Birinci üye şunu yazdırmak istiyor: bu durumda ceza yersizdir. İkinci üye bunu yetersiz buluyor ve şunu öneriyor: bir kural çiğnemek daha büyük bir zararı önlüyorsa ceza yersizdir.
Birinci üye bu cümleye itiraz ediyor ve sert itiraz ediyor. Ona göre yazılan şey, kuralı çiğneyen herkese önceden verilmiş bir izin. İkinci üye ise birincinin cümlesinin hiçbir işe yaramadığını söylüyor, çünkü yalnız önlerindeki dosya hakkında konuşuyor.
İki üye hiçbir zaman aynı fikirde olmamıştı. Aynı tepkiyi vermişlerdi ve tepkiyi aynı şey sanmışlardı. Anlaşma, tepki cümleye çevrilene kadar sürdü; çeviri başladığı anda bitti.
Bu derste ne olacak
Bir önceki derste senaryonun nasıl kurulduğunu çalıştık ve orada bir şeyi ölçü olarak kullanıp sorgusuz bıraktık: senaryoyu okuyunca içinde beliren cevabı. Bu ders o cevabı ele alıyor.
Konunun büyük bir kısmı bu seride zaten kurulu ve o kısmı yeniden açmayacağım. Gündelik bir yargının ne zaman güvenilir olduğu, geri bildirimle düzeltilmiş bir yargı ile hiç sınanmamış bir kanaatin neden aynı düzenekten çıkmadığı onuncu dersin işiydi. Bir kavramın sınırında sezginin ne zaman çürüttüğü ve ne zaman yalnız duraksadığı dördüncü derste kuruldu. Aynı düşünce deneyinin farklı kişilerde farklı tepkiler ürettiği ve bu farkın kişinin baştan taşıdığı çerçeveye göre değiştiği otuz ikinci derste görüldü.
Üçü de sezgiye tek bir soru soruyor: güvenilir mi? Bu dersin sorusu daha önce sorulmadı ve ondan önce gelir. Bir tepkinin güvenilir olup olmadığını tartışabilmek için önce ne dediğini bilmek gerekiyor, ve bir tepki hiçbir zaman hazır bir cümle hâlinde gelmiyor.
Dersin omurgası bu çeviri adımı. Adımın nerede olduğunu, nasıl denetleneceğini ve denetimin nerede yanıldığını göstereceğim. Sonda iki rakip konum en güçlü hâlleriyle karşılaşacak ve ikisinin de bu adımı atladığı noktayı işaretleyeceğim.
Merkez soru
Şunu soruyoruz: bir düşünce deneyinden çıkan tepki, bir argümanda kullanılabilir hâle nasıl gelir?
Vereceğim cevap iki parçalı. Tepki ile önerme aynı şey değildir; arada bir çeviri vardır ve bu çeviri, tepkinin kendisi tarafından belirlenmez. Denetlenmediğinde deneyin sonucunu o adımı yapan kişi belirler, deney değil.
Sıfır noktası
Seksen dördüncü derste bir ayrıntının kaçak olup olmadığına, o ayrıntı değiştirilince cevabın oynayıp oynamadığına bakarak karar vermiştik. Oynayan şey işte bu tepkiydi. Denetimin bütün ağırlığı ona biniyordu ve ne olduğu hiç sorulmadı.
Argümanın yapısı
Buradan bir argüman çıkarılabilir.
Birinci öncül: bir argümanın öncülü bir cümledir ve doğruluk değeri taşır. Bir tepki cümle değildir; onaylanır ya da reddedilir, ama kendi başına bir şey söylemez.
İkinci öncül: öyleyse bir tepki argümana girmeden önce bir cümleye çevrilir ve bu çeviriyi yapan, tepkiyi yaşayan kişidir.
Üçüncü öncül: aynı tepki birden çok cümleye çevrilebilir ve bu cümleler farklı güçte olur; kimi yalnız eldeki durumu, kimi geniş bir durum ailesini kapsar.
Dördüncü öncül: tepkinin kendisi, hangi cümlenin doğru çeviri olduğunu söylemez. Tepki bir kapsam bildirmez, çünkü kapsam ancak bir cümlede dile gelir.
Sonuç: bir düşünce deneyinin argümana kattığı şey tepki değil, seçilmiş bir cümledir. Seçim denetlenmezse deneyin sonucunu seçim belirler.
İtiraz bir şeyi doğru görüyor: tepki çoğu kez dile gelmiş hâlde fark ediliyor. Yine de dile gelen cümle her zaman eldeki durum hakkındadır ve bir öncül olarak işe yaramaz. «Bu yanlış» cümlesi tek bir durumu işaretler; argümanın ihtiyaç duyduğu cümle hangi durumların yanlış olduğunu söylemek zorundadır. Aradaki adım icat edilmiyor, açılış sahnesindeki iki üye onu yaparken birbirinden ayrıldı.
Görüşler ve pozisyonlar
Sezginin felsefedeki yeri üzerine iki köklü konum bulunuyor; ikisinin de geçmişi bu tartışmadan çok eskiye gidiyor.
Birinci konum sezgiyi veri sayıyor. Bu konuma göre kavramsal bir soruşturmanın elinde başka hiçbir veri yok; bir kuram güçlü bir sezgiyle çatıştığında ödenecek bir bedel doğar ve bedel ödenmeden kuram kabul edilmez. En güçlü hâli şöyle kurulur: her argüman bir yerde kanıtlanmamış bir kabule dayanır ve o kabul de bir sezgidir, yani sezgiyi veri saymayı reddeden kişi kendi argümanının zeminini de reddetmiş olur.
Buna karşılık ikinci konum sezgiyi bir kayıt sayıyor. Bu konuma göre bir tepki, dünyanın nasıl olduğunu değil, bir sözcüğü hangi durumlarda kullanmaya alışmış olduğumuzu bildirir. Kayıt değersiz değildir, tersine çok değerlidir; ama neyin kaydı olduğu konusunda yanılmak, ona olduğundan başka bir iş yüklemek demektir.
Üçüncü bir konum, bu dersin savunduğu konum, ilk ikisinin arasında bir yer tutmuyor. Söylediği şu: iki taraf da tepkinin içeriğinin verili olduğunu varsayıyor. Sezgi veri mi yoksa kayıt mı sorusu, ancak o tepkinin ne dediği sabitlendikten sonra sorulabilir hâle gelir. Bu, iki konum arasındaki anlaşmazlığı çözmüyor ve çözdüğünü iddia etmek yanlış olur; yalnız tartışmanın hangi adımdan sonra başlayabileceğini söylüyor.
En güçlü itiraz
En ağır itiraz çeviriyi denetlemenin mümkün olup olmadığı.
İtiraz ciddi ve denetimi zeminsiz bırakmıyor, yalnız ondan ne beklenebileceğini sınırlıyor. Denetim, doğru cümleyi bulmayı vaat etmiyor; yazılan cümlenin tepkinin ötesine geçip geçmediğini gösteriyor. Bu, daha zayıf ve daha yapılabilir bir iş.
Açılış sahnesinde geri yerleştirme şöyle işler. İkinci üyenin cümlesini al ve kuralı çiğneyen kişinin zararı önlemek yerine yalnız önleyeceğini sandığı bir duruma uygula; cümle orada da cezayı kaldırıyor. Kurulun o durumda böyle bir tepkisi yok. Demek ki cümle tepkiden ileri gitmiş ve daraltılması gerekiyor.
Kıstırılmış cümle, geri yerleştirmenin yanlış pozitifi. Denetim yalnız bir yöne bakıyor, yani cümlenin fazla ileri gidip gitmediğine; fazla geride kalan bir cümle her sınamadan temiz çıkıyor ve hiçbir işe yaramıyor. Bu yüzden denetim tek soruyla yürümez. İkinci soru şu: bu cümle, önümdeki durumun dışında hiç olmazsa bir durumu eliyor mu? Cevap hayırsa elde bir öncül değil, bir dosya notu vardır.
Açık kalan sorular
Bir sezgi önermesinin ne kadar genel olması gerektiğine ne karar verir? Soruyu bölümün kapanışındaki itiraz açtı ve cevabı denetimin iki sorusunu dengeleyecek bir ölçü gerektiriyor; o ölçü kurulmadı.
Çeviri ayrışması ile gerçek görüş ayrılığı birbirinden nasıl ayrılır? Uzayan kavram tartışmasında fark sonradan görüldü ve görülmesini sağlayan şey bir yöntem değil, bir rastlantıydı.
Tepkinin kapsamını komşu durumlar deneyerek bulmak, her denemede yeni bir tepkiye başvurmayı gerektiriyor. Bu dizinin bir yerde durup durmadığı, yoksa her adımda yeni bir çeviri sorusu mu doğurduğu burada cevaplanmadı.
Yaygın hatalar
Aşağıdaki beş hata, çeviri adımının görünmez olmasından doğuyor.
Yaygın yanlışTepkideki anlaşmayı görüşteki anlaşma sanmak.
İki kişi aynı duruma aynı karşılığı verdiğinde tartışma bitmiş sayılıyor. Açılış sahnesinde olduğu gibi, anlaşma ancak cümle yazılana kadar sürüyor ve asıl ayrılık tam orada başlıyor.
Yaygın yanlışSezgiyi bir öncül gibi doğrudan kullanmak.
Bir argümana «sezgimiz şunu söylüyor» diye giriş yapılıyor ve devamında bir genel cümle duruyor. O genel cümleyi sezgi söylemedi; onu yazan kişi seçti ve seçimi gerekçelendirmedi.
Yaygın yanlışTepkinin gücünü cümlenin gücü sanmak.
Bir tepki ne kadar kuvvetli hissedildiyse yazılan cümlenin o kadar geniş olabileceği düşünülüyor. Sidgwick'in koşullarının hiçbirinin tepkinin şiddetine bakmaması buna karşı duruyor; koşulların hepsi yazılan cümleye bakıyor.
Yaygın yanlışSezgiyi ilk sözden son söze terfi ettirmek.
Austin'in koyduğu sınır unutulunca, bir ayrımın dilde bulunması o ayrımın tartışmayı bitirdiği anlamına geliyor. Dilin kaydettiği şey soruşturmanın başlangıç noktasıdır ve başlangıç noktasının kendisi de sınanabilir.
Yaygın yanlışKapsamı daraltarak itirazdan kurtulmak.
Bir cümle her eleştiride biraz daha daraltılıyor ve sonunda yalnız eldeki durumu anlatan bir cümle kalıyor. Bu cümle artık hiçbir itiraz almıyor, çünkü hiçbir şey iddia etmiyor.
Kendin dene
Aklında kalsın
Beş cümle dersin taşıyıcılarını tutuyor.
Bir düşünce deneyinden çıkan tepki bir cümle değildir; onaylar ya da reddeder, ama kendi başına hangi durumlar hakkında konuştuğunu söylemez.
Argümana giren şey her zaman bir sezgi önermesidir, yani tepkiyle uyumlu olan ama tepkinin tek başına belirlemediği bir seçim; seçimi yapan, tepkiyi yaşayan kişidir.
Sezgiyi veri sayan konum ile onu dilin bir kaydı sayan konum arasındaki tartışma gerçektir ve bu ders onu çözmez; söylediği tek şey, tartışmanın ancak tepkinin içeriği sabitlendikten sonra başlayabileceği.
Yazılan cümle geri yerleştirmeyle denetlenir: cümleyi bir kural gibi okuyup komşu durumlara uygula, tepkinin hiç uyanmadığı bir yerde hüküm veriyorsa çeviri ileri gitmiştir.
Aynı denetim tek başına yürütülürse ihtiyatı ödüllendirir; bu yüzden ikinci bir soru gerekir, cümle önündeki durumun dışında hiç olmazsa bir durumu eliyor mu.
Sonraki derse köprü
Bu derste elimize bir cümle geçti ve cümlenin tepkiye sadık kalıp kalmadığını sınamayı öğrendik. Sınarken sürekli aynı hamleyi yaptık: senaryodaki bir şeyi değiştirip komşu bir duruma bakmak.
O hamle şimdiye kadar el yordamıyla yapıldı; aklımıza gelen komşu durumu denedik ve gelmeyeni denemedik. Sıradaki ders o hamleyi düzene sokuyor. Bir düşünce deneyinde neyin bilerek oynatıldığına değişken deniyor ve bir değişkeni oynatmanın bir koşulu var: geri kalan her şeyin sabit tutulması. Sıradaki dersin sorusu şu: bir senaryoda tek bir şeyi değiştirmek gerçekten mümkün mü, yoksa her değişiklik yanında başkalarını da sürüklüyor mu?