Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Sanat ile toplumun kesişimi şu soruda açılır: bir eserin değeri, onun toplumda gördüğü işten ayrı düşünülebilir mi?
Beğeni yalnızca kişisel bir tepki değildir; hangi eserleri tanıdığını göstermek, aynı zamanda toplumsal konumunu göstermektir, ve bu ayrım rastgele dağılmaz.
Özerklik savunusu eserin ölçüsünü kendi biçiminde arar; angaje sanat görüşü ise hiçbir eserin üretildiği düzenden bağımsız olamayacağını, tarafsızlık iddiasının da bir taraf olduğunu savunur.
Sansür sorusu iki ayrı katman taşır: kötü bir etki değeri gerçekten düşürür mü, ve düşürse bile engellemeyi haklı kılar mı; bu iki soru karıştırılmadan sorulmalı.
Üçüncü bir görüş, eserin hem kendi ölçüsünü hem toplumsal etkisini kabul eder ve ikisinin ayrı ayrı tartılması gerektiğini savunur.
Açılış sahnesi
Bir kadın, gençliğinde köy düğünlerinde dinlediği bir ezgiyi otuz yıl sonra bir konser salonunda yeniden duyuyor. Aynı makam, aynı sözler, ama artık program kağıdında bestecinin adı ve eserin tarihi yazıyor. Salonda oturanlar sessizce dinliyor, alkışı doğru anda veriyor.
Kadın bu sessizliği tuhaf buluyor. Kendi köyünde aynı ezgi hiç bu kadar sessiz dinlenmedi; kadınlar ağlıyor, erkekler eşlik ediyor, çocuklar arada koşuşuyordu. Şimdi aynı sesler bir sahne ışığının altında, bilet karşılığında, el kitapçığıyla sunuluyor.
Yanındaki genç izleyici konserden sonra ona dönüp bu geleneği ne kadar iyi koruduklarını söylüyor. Kadın bir şey söylemek istiyor ama duraksıyor. Ona göre korunan şey ezginin kendisi değil; ezginin bir zamanlar taşıdığı ortak yas ve ortak sevinç, şimdi yerini bir dinleme adabına bırakmış.
Aynı nota dizisi, iki bambaşka toplumsal iş görüyor. Köyde ezgi bir topluluğu bir araya getiren bir tören parçasıydı; salonda aynı ezgi bir beğeni nesnesi, bir kültür göstergesi haline geliyor. Değişen ses değil, ezginin toplumdaki yeri.
Bu derste ne olacak
Önce sanat ile toplum arasındaki kesişimi kuracağız. Estetik bir esere tek başına baktığında onu bağlamından kopmuş bir nesne sayar. Toplum kuramı ise esere tek başına baktığında onu yalnızca bir belirti sayar ve eserin kendi ölçüsünü gözden kaçırır. Kesişim tam burada açılıyor: bir eserin değeri, onun toplumda gördüğü işten gerçekten ayrılabilir mi?
Sonra dersin omurgasını kuracağız. Beğeni yalnızca kişisel bir zevk değildir; hangi beğeninin incelmiş sayılacağı bir toplumda belirli bir düzene göre dağılmıştır ve bu dağılım rastgele değildir. Bir kişi hangi eserleri tanıdığını gösterirken, aynı anda nereye ait olduğunu da gösterir. Bunu somut örneklerle, markasız biçimde işleyeceğiz.
Ardından iki karşıt görüşü en güçlü hâlleriyle kuracağız. Bir uçta, sanatın kendi dışında bir amaca hizmet etmek zorunda olmadığını, ölçüsünün kendinde bulunduğunu savunan bir konum var. Öteki uçta, her eserin bir düzenin içinde doğduğunu ve o düzeni ya sürdürdüğünü ya sarstığını savunan bir konum var. Bu konuma göre tarafsızlık iddiası da başlı başına bir taraftır.
En sonda sansür sorusuna dürüstçe bakacağız. Bir eserin toplumsal etkisi kötüyse bu onun değerini gerçekten düşürür mü, ve düşürse bile bu, o eseri engellemeyi haklı kılar mı? Bu iki soruyu birbirinden ayıracağız, çünkü karıştırıldıklarında tartışmanın kendisi bozuluyor.
Merkez soru
Sorumuz şu: bir eserin değeri, onun toplumda gördüğü işten ayrı düşünülebilir mi?
Ölçülü iddiam şu: bir eserin bir ölçüsü kendinde, bir ölçüsü de toplumdaki dolaşımında bulunur, ve bu iki ölçü aynı terazide tartılamaz.
Sıfır noktası
Önce kesişimin kendisini, açılış sahnesindeki ezgiye dönerek somutlaştıralım.
Estetik yalnızca esere bakarsa, bu iki dinleyicinin neden farklı tepki verdiğini açıklayamaz. Toplum kuramı yalnızca çerçeveye bakarsa, notaların kendi düzenindeki farkı, yani bestecinin gerçekten ne yaptığını, gözden kaçırır.
Argümanın yapısı
Şimdi bu kesişimi bir argümana dökelim ve omurgaya, beğeni ayrımına doğru ilerleyelim.
Birinci öncül: bir kişi hangi eserleri bildiğini ve hangilerini beğendiğini açığa vurduğunda, yalnızca kendi zevkini değil, kendi toplumsal konumunu da gösterir.
İkinci öncül: bu gösterim rastgele değildir; belirli bir eğitim, belirli bir çevre ve belirli bir gelir düzeyi, belirli beğenilere daha kolay erişim sağlar.
Üçüncü öncül: bu yüzden incelmiş sayılan beğeni, herkese eşit açık bir yetenek değil, belirli bir toplumsal konumun işaretidir.
Sonuç: beğeni yargısı yalnızca kişisel bir tepki değildir; aynı zamanda konuşanın toplumdaki yerini gösteren bir işarettir.
Bu itiraz beğeni ayrımını çürütmüyor, yalnızca onu tek açıklama saymamak gerektiğini gösteriyor. Bir eserin bazı yönleri gerçekten geniş bir uzlaşmayla karşılanabiliyor, bazı yönleri ise konuma göre ayrışıyor; ikisi bir arada bulunabiliyor.
Görüşler ve pozisyonlar
Beğeni ayrımını kurduktan sonra, eserin toplumla ilişkisi üzerine iki karşıt uca ve onları aşmaya çalışan üçüncü bir görüşe geçelim.
Birinci görüş, sanatın kendi dışında bir amaca hizmet etmek zorunda olmadığını savunuyor. Bu görüşe göre bir eserin ölçüsü kendi biçiminde bulunur; renk ilişkisi, ses dokusu, dize yapısı. Eser bir toplumsal amaca hizmet etmiyorsa bile eksik sayılmaz.
Oysa ikinci görüş tam tersi yönden bakıyor. Bu görüşe göre bir eser hiçbir zaman boş bir uzayda doğmaz; belirli bir düzenin, belirli bir çatışmanın içinde doğar ve o düzeni ya sürdürür ya sarsar. Tarafsız kalma iddiası bile, o düzeni değiştirmemeyi seçtiği için başlı başına bir taraf sayılır.
Üçüncü görüş bu iki ucun ortasında durmuyor, ikisini birden kabul etmeye çalışıyor. Bu görüşe göre bir eserin hem kendi biçiminden gelen bir ölçüsü hem toplumda bıraktığı bir etki vardır. İki ölçü aynı terazide tartılmaz; eser bir yandan kendi ustalığıyla, bir yandan toplumdaki karşılığıyla değerlendirilir ve biri ötekini geçersiz kılmaz.
En güçlü itiraz
Şimdi iki görüşün ortasında duran en zorlu soruya, sansür sorusuna dürüstçe bakalım.
Soru iki ayrı katmandan oluşuyor ve bu iki katman sık sık birbirine karıştırılıyor. Birinci katman şu: bir eserin toplumsal etkisi kötüyse, bu onun değerini gerçekten düşürür mü? İkinci katman şu: değerini düşürse bile, bu onu engellemeyi haklı kılar mı? İki soru birbirinden bağımsız cevaplanabilir.
Birinci katmana bakalım. Bir eser, kötü bir toplumsal etki yaratabilir ve yine de biçimsel olarak başarılı olabilir; ustaca kurulmuş bir kompozisyon, taşıdığı önyargıyı daha inandırıcı kılabilir. Bu durumda etki kötü, biçim güçlü; iki ölçü aynı yönde hareket etmiyor.
Bu durum, birinci katmana bir cevap veriyor: kötü bir etki, biçimsel değeri otomatik olarak sıfırlamıyor. Buna karşılık ikinci katman ayrı bir soru taşıyor.
İtirazın gösterdiği şey şu: iki katmanı ayırmadan yürütülen bir tartışma yanlış yöne sürükler. Biçimsel değeri savunanı toplumsal sorumsuzlukla, toplumsal sorumluluğu savunanı da her eleştiriyi bir engelleme talebiyle karıştırmaya iter. Ayrım korunduğunda, üçüncü görüşün önerdiği çift ölçü daha net görünür hale gelir.
Açık kalan sorular
Üç soru açık kalıyor: birincisi, bir eserin biçimsel değeri ile toplumsal etkisi çatıştığında, bir izleyici bu iki ölçüyü nasıl bir arada tutar? Bu ders ikisinin ayrı sorulması gerektiğini gösterdi, birleştirme yolunu göstermedi.
İkincisi: beğeni ayrımı gerçekse, bir izleyicinin kendi konumundan bağımsız bir yargıya ne kadar yaklaşabileceği belirsiz kalıyor. Bourdieu'nün tarif ettiği öğrenme herkeste aynı ağırlıkta mı işliyor, yoksa bazı eserler bu ağırlığı gerçekten aşabiliyor mu?
Üçüncüsü: toplumsal etkiyi kim ölçüyor ve hangi zaman aralığında ölçüyor? Bir eserin etkisi on yıl sonra ilk göründüğünden bambaşka olabilir; bu ders bu zaman sorununu açık bıraktı.
Yaygın hatalar
Bu konuda beş yaygın yanlış var.
Yaygın yanlışBeğeni ayrımı, bir eserin gerçekte güzel olmadığı anlamına geldiği sanılır.
Bourdieu'nün tarif ettiği ayrım, beğeninin toplumsal olarak nasıl dağıldığını açıklar. Bir eserin kendi biçimsel niteliğinin var olup olmadığını açıklamaz. İki soru bu derste ayrı tutuldu ve birbirinin yerine geçmiyor.
Yaygın yanlışÖzerklik savunusu, sanatın toplumla ilişkisi olmadığını iddia eder sanılır.
Özerklik görüşü, eserin ölçüsünün kendi biçiminde bulunduğunu söylüyor. Eserin bir toplumda dolaştığını, izleyicisi olduğunu ve orada bir etki bıraktığını inkâr etmiyor. İnkâr ettiği şey, bu etkinin eserin değerini belirleyen tek ölçüt olması.
Yaygın yanlışAngaje sanat, her eserin siyasi söylem taşıması gerektiği anlamına gelir sanılır.
Angaje görüş, eserin üretildiği düzenden bağımsız olamayacağını söylüyor. Bu, her eserin bir bildiri gibi konuşması gerektiği anlamına gelmiyor. Seramik örneğinde görüldüğü gibi, açık bir söylem taşımayan bir eser de toplumsal bir tanıklık kazanabiliyor.
Yaygın yanlışBir eserin toplumsal etkisinin kötü olması, onu değersiz kıldığı sanılır.
Minyatür örneğinde görüldüğü gibi, teknik ustalık ile taşınan önyargı aynı eserde bir arada bulunabiliyor. Kötü etki biçimsel değeri otomatik olarak sıfırlamıyor; iki ölçü ayrı sorulması gereken sorular.
Yaygın yanlışEleştirmek ile engellemek istemek aynı şey sanılır.
Bir eserin kötü bir etki yarattığını söylemek bir gözlemdir. O eserin erişimden kaldırılmasını istemek ayrı bir taleptir ve ayrı bir gerekçe gerektirir. İki adımı birbirine karıştırmak, tartışmayı gereksiz yere sertleştiriyor.
Kendin dene
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Sanat ile toplumun kesişimi şu soruda açılır: bir eserin değeri, onun toplumda gördüğü işten ayrı düşünülebilir mi?
Beğeni yalnızca kişisel bir tepki değildir; hangi eserleri tanıdığını göstermek, aynı zamanda toplumsal konumunu göstermektir, ve bu ayrım rastgele dağılmaz.
Özerklik savunusu eserin ölçüsünü kendi biçiminde arar; angaje sanat görüşü ise hiçbir eserin üretildiği düzenden bağımsız olamayacağını, tarafsızlık iddiasının da bir taraf olduğunu savunur.
Sansür sorusu iki ayrı katman taşır: kötü bir etki değeri gerçekten düşürür mü, ve düşürse bile engellemeyi haklı kılar mı; bu iki soru karıştırılmadan sorulmalı.
Üçüncü bir görüş, eserin hem kendi ölçüsünü hem toplumsal etkisini kabul eder ve ikisinin ayrı ayrı tartılması gerektiğini savunur.
Sonraki derse köprü
Bu ders sanat ile toplumun nasıl kesiştiğini gösterdi: bir eserin değeri onun toplumdaki işinden ayrılabilir mi sorusunda. Beğeni ayrımı ile sansür sorusunu bu kesişimin içinden işledi.
Bu ders aynı zamanda alanların kesişimi modülünü ve Felsefenin Dalları kursunu kapatıyor. Modül boyunca beş kesişime bakıldı: bilgi ile etik, zihin ile dil, bilim ile metafizik, siyaset ile hukuk, sanat ile toplum. Her seferinde alanlar ayrı görünse de, sorular birbirine geçti ve ayrı ayrı bakan taraf hep bir şeyi kaçırdı.
Kurs da dört modülden geçti: önce kuramsal alanlar, sonra değer alanları, ardından özel alanlar, en sonda bu kesişimler. Sıradaki kurs Düşünce Deneyleriyle Felsefe, ilk modülü düşünce deneyi nedir sorusuyla açılıyor.