İçeriğe geç

P00-D04-M04-04·Alanların kesişimi

Siyaset ve hukuk

sıfırdan ileri2.373 kelime≈ 16 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Beş cümlede dersin iskeleti: siyaset kimin hangi hakla yönettiğini, hukuk ise bir kuralın geçerli olup olmadığını sorar. İkisi, hukuku yapan gücün kendi hukukuyla bağlanıp bağlanamayacağı sorusunda kesişir.

Kendini bağlama bir paradoks taşır: kuralını istediği an değiştirebilen güç gerçekten bağlı değildir, hiç değiştiremeyen güç ise artık egemen değildir; çözüm ikisi arasında, değiştirmeyi zorlaştırmakta durur.

Yasayla yönetmek tek başına hukuk devleti değildir; ayıran şey, kuralın önceden bilinebilir, herkese eşit uygulanır ve yöneteni de kapsar olmasıdır.

Üç görüş vardır: hukuku siyasetin aracı sayan görüş, ondan bağımsız ve üstün sayan görüş, ikisini karşılıklı sınırlayan görüş; üçü de kendi bedelini taşır.

Hiçbir düzenleme kendini bağlamayı kesinleştiremez; kuvvetler ayrılığı ve hukuk devleti paradoksu çözmez, yalnız kırılmasını görünür ve pahalı kılar.

Açılış sahnesi

Bir mimarlar odasının yönetim kurulu kendi tüzüğüne bir madde ekliyor. Yeni maddeye göre başkan en fazla iki dönem üst üste seçilebiliyor. Madde oybirliğiyle kabul ediliyor, kimse itiraz etmiyor; çünkü herkes bunu geleceğin bir başkanını sınırlayan soyut bir kural sayıyor.

Altı yıl sonra aynı kişi ikinci dönemini tamamlıyor ve kurulun çoğunluğu onun devam etmesini istiyor. Üçüncü dönem tüzükçe kapalı, ama kurul bir çözüm buluyor. Tüzük değişikliği gündeme geliyor, madde kaldırılıyor, aynı kişi üçüncü kez aday gösteriliyor.

Kurulun genç bir üyesi söz alarak, bu maddeyi koyarken kendinizi bağladığınızı söylemiştiniz diyor, şimdi kural size engel olunca onu kaldırıyorsunuz diyor. O zaman kural sizi hiçbir zaman gerçekten bağlamamış demektir. Kurul başkanı cevap veriyor: değişiklik de usulüne uygun, çünkü tüzükte değişiklik maddesi zaten var; biz yalnız kendi hakkımızı kullanıyoruz.

Genç üye ısrar ediyor: bir kuralı, kural kendi aleyhinize işlemeye başladığı an değiştirebiliyorsanız, o kural sizi hiçbir zaman gerçekten sınırlamamış, yalnız bir görünüş taşımış demektir. Kurul başkanı bu cümlenin nereye dokunduğunu tam kestiremiyor, çünkü tartışılan artık maddenin adil olup olmadığı değil; tartışılan, gücün kendi koyduğu kuralla gerçekten bağlanıp bağlanamayacağıdır.

Bu derste ne olacak

Önce kesişimin kendisini kuracağız: siyaset bir otoritenin kimin hangi hakla yönettiğini, hukuk ise bir kuralın gerçekten geçerli olup olmadığını sorar. İki soru genelde ayrı çalışır, ama şurada çarpışır: hukuku yapan güç, kendi yaptığı hukukla bağlanabilir mi? Siyasete tek başına bakan, hukuku iktidarın elindeki bir araç sayıp geçer. Hukuka tek başına bakan ise, kuralın nereden geldiğini sorgusuz kabul eder.

Sonra dersin omurgasını kuracağız: kendini bağlama paradoksu. Mimarlar odası örneğinde görüldüğü gibi, bir güç kendi koyduğu kuralı istediği an değiştirebiliyorsa, o kural onu gerçekten sınırlamıyor demektir. Kuralı hiç değiştiremiyorsa da, artık kendi geleceği üzerinde söz sahibi değildir. Bu ikilemi net biçimde kuracak ve aradaki çözüm denemelerini göstereceğiz.

Ardından yasayla yönetme ile hukuk devleti arasındaki farka bakacağız. Her otorite yazılı kural çıkarıp onunla yönetebilir, ama bu tek başına hukuk devleti anlamına gelmez. Ayıran şey, kuralın önceden bilinebilir, herkese aynı uygulanır ve yöneteni de kapsar olmasıdır. Bu ayrım karıştırıldığında, yasaya dayanmak her şeyi haklı çıkaran bir söze dönüşür.

Son olarak üç görüşü sıralayacağız: hukuku siyasetin bir aracı sayan görüş, hukuku siyasetten bağımsız ve onun üstünde sayan görüş, ikisini karşılıklı sınırlayan bir ilişki sayan görüş. Üçünü de en güçlü hâliyle kurup bedellerini göstereceğiz, sonra bütün derse birden yönelen bir itirazla kapatacağız.

Merkez soru

Sorumuz şu: hukuku yapan güç, kendi yaptığı hukukla gerçekten bağlanabilir mi? Bu bağlanmayı sahte bir görünüşten ayıran ölçüt nedir?

Ölçülü iddiam şu: bir gücü hukukla gerçekten bağlayan şey, kuralı değiştirmenin imkânsız olması değildir. Bağlayan şey, değişikliğin kendi lehine kolayca ve hızla işleyememesidir. Ders bu iddiayı baştan ispatlamıyor; önce paradoksu kuracak, sonra üç görüşü sıralayacak ve oradan bu sonuca varacağız.

Sıfır noktası

Önce kesişimi ve omurgadaki paradoksu, mimarlar odası örneğine dönerek somutlaştıralım.

Argümanın yapısı

Şimdi bu paradoksu bir argümana dökelim.

Birinci öncül: bir güç kendi koyduğu kuralı istediği an kolayca değiştirebiliyorsa, o kural onu gerçekten sınırlamıyor demektir.

İkinci öncül: bir güç kendi koyduğu kuralı hiçbir zaman değiştiremiyorsa, o güç artık kendi geleceği üzerinde söz sahibi değildir; kural donmuş bir iradeyi taşır.

Üçüncü öncül: bu iki uç arasında bir orta yol vardır. Değiştirme yetkisini tümüyle kaldırmak yerine, usulünü ağırlaştırmak mümkündür. Ya da değişikliği zamana yaymak, denetimini başka bir ele bırakmak da başka bir yoldur.

Sonuç: kendini bağlama ikili bir durum değildir, dereceli bir durumdur. Bir kural, değiştirilmesi ne kadar zorsa o kadar gerçekten bağlayıcıdır.

Görüşler ve pozisyonlar

Kendini bağlama paradoksu bir çözüm gerektiriyor gibi görünüyor, ama üç görüş bu çözümü farklı yerlerde arıyor. Önce bir ayrımı netleştirelim, çünkü üç görüş de bu ayrımı farklı okuyor.

Bu üç şart, yetmiş birinci derste görülen Fuller'ın hukukun iç şartlarına yakın durur. Oradaki tutarlılık ölçütü burada yöneteni kapsama şartıyla siyasete taşınır.

Birinci görüş, hukuku siyasi gücün elindeki bir araç sayar. Bu görüşe göre kural, iktidarın amacına hizmet ettiği sürece durur. İktidar amacını değiştirdiğinde kuralı da değiştirir, çünkü kural onun kendi kararının bir biçimidir.

İkinci görüş buna karşılık hukuku siyasetin ürettiği bir araç değil, onun üzerinde duran bağımsız bir düzen sayar. Bu görüşe göre bir otorite hukuk devletine ne kadar uyuyorsa o kadar meşru sayılır. Hukuk, siyasetin bir sonucu değil, onu ölçen bir ölçüttür.

Üçüncü görüş ikisinin ortasında durmaz, ikisini birden aşmaya çalışır. Hukuk siyasetin ne aracıdır ne de onun üstünde duran bağımsız bir düzen. İkisi karşılıklı olarak birbirini sınırlayan bir ilişki içindedir.

En güçlü itiraz

Şimdi bütün derse birden yönelen en sert itiraza gelelim.

İtiraz şu: kuvvetler ayrılığı ve hukuk devleti, kendini bağlama paradoksunu çözmez. Yalnız kimin karar vereceği sorusunu başka bir mercie erteler. Kuralı değiştirme yetkisini bağımsız bir kurula devretsen bile, paradoks ortadan kalkmaz. O kurulun kendi yetkisini nasıl aldığı sorusu, aynı paradoksu bir kat yukarıda yeniden kurar; kurulu kuran güç, kurulu da yeniden düzenleyebilir.

Bu örnek gösteriyor ki ayırma bağlayıcılığı kesin kılmaz, yalnız bağlayıcılığın kırılma noktasını görünür ve maliyetli kılar. Kural koyan güç ayrılığı da kaldırabilir, ama kaldırdığında bunu açıkça yapmak zorunda kalır ve bu açıklık bir siyasi bedel taşır. İtirazın gösterdiği şey şudur: hiçbir düzenleme kendini bağlamayı kesinleştiremez. Yalnız bazı düzenlemeler bunu kırmayı daha pahalı hâle getirir.

Açık kalan sorular

Üç soru açık kalıyor: birincisi, bir düzenlemenin bağlayıcılığını ağırlaştırmak ne kadar yeterli sayılır, eşiği kim ve neye göre belirler? Bu ders eşiğin var olduğunu gösterdi, nerede duracağını göstermedi.

İkincisi: hukuku siyasetin aracı sayan görüş ile onun üstünde sayan görüş, iki uçtur. Üçüncü görüş gerçekten yeni bir çözüm mü sunuyor, yoksa ikisinin bir bileşimi mi? Bu ders üçünü yan yana kurdu, aralarındaki sınırı netleştirmedi.

Üçüncüsü: yasayla yönetme ile hukuk devleti arasındaki üç şart hep birlikte mi karşılanmalı? Yoksa kısmi karşılanma da bir dereceyi mi oluşturur? Bu soru burada açık kaldı.

Yaygın hatalar

Bu konuda beş yaygın yanlış var.

Yaygın yanlışKendini bağlamanın imkânsız olduğu sanılır.
Doğrusu

Paradoks, hiçbir gücün kendini gerçekten sınırlayamayacağı anlamına gelmez, yalnız sınırlamanın ikili değil dereceli olduğunu gösterir. Değiştirme usulü ne kadar ağırsa, bağlayıcılık o kadar güçlüdür.

Yaygın yanlışYasayla yönetme ile hukuk devleti aynı şey sanılır.
Doğrusu

Bir otorite yasa çıkarıp onunla yönetebilir. Ama bu yasa önceden bilinemiyor, herkese aynı uygulanmıyor ya da yöneteni kapsamıyorsa, ortada yasayla yönetme vardır, hukuk devleti yoktur.

Yaygın yanlışKuvvetler ayrılığı, hukuku siyasetten tamamen kopardığı sanılır.
Doğrusu

Ayrılık, kuralı koyan ile kuralın ihlaline karar vereni farklı ellere dağıtır, ama ikisini birbirinden yalıtmaz. Ayrılan kuvvetler yine aynı siyasi düzenin parçası olarak birbirini etkilemeye devam eder.

Yaygın yanlışHukuku siyasetin aracı sayan görüş, hukukun hiç iş görmediğini iddia eder sanılır.
Doğrusu

Bu görüş hukukun bazen gerçekten sınırlayıcı işlediğini reddetmez, yalnız bu sınırlamanın kaynağını siyasi iradenin kendisinde arar. Hukukun bağımsız bir kaynağı olmadığını söyler, işe yaramadığını söylemez.

Yaygın yanlışDeğişiklik usulünü ağırlaştırmak paradoksu tümüyle çözer sanılır.
Doğrusu

Ağırlaştırılmış usul de yine aynı gücün elinden çıkar ve o güç usulü de değiştirebilir. Ağırlaştırma paradoksu ortadan kaldırmaz, yalnız bir kat yukarı taşır ve kırılma maliyetini artırır.

Kendin dene

Aklında kalsın

Beş cümlede dersin iskeleti: siyaset kimin hangi hakla yönettiğini, hukuk ise bir kuralın geçerli olup olmadığını sorar. İkisi, hukuku yapan gücün kendi hukukuyla bağlanıp bağlanamayacağı sorusunda kesişir.

Kendini bağlama bir paradoks taşır: kuralını istediği an değiştirebilen güç gerçekten bağlı değildir, hiç değiştiremeyen güç ise artık egemen değildir; çözüm ikisi arasında, değiştirmeyi zorlaştırmakta durur.

Yasayla yönetmek tek başına hukuk devleti değildir; ayıran şey, kuralın önceden bilinebilir, herkese eşit uygulanır ve yöneteni de kapsar olmasıdır.

Üç görüş vardır: hukuku siyasetin aracı sayan görüş, ondan bağımsız ve üstün sayan görüş, ikisini karşılıklı sınırlayan görüş; üçü de kendi bedelini taşır.

Hiçbir düzenleme kendini bağlamayı kesinleştiremez; kuvvetler ayrılığı ve hukuk devleti paradoksu çözmez, yalnız kırılmasını görünür ve pahalı kılar.

Sonraki derse köprü

Bu ders, hukuku yapan gücün kendi hukukuyla bağlanıp bağlanamayacağı sorusunda siyaset ile hukukun nasıl kesiştiğini gösterdi. Kendini bağlama paradoksunu kurdu ve üç görüşün bu paradoksu nasıl farklı karşıladığını işledi.

Bu ders aynı zamanda alanların kesişimi modülünü ve Felsefenin Dalları kursunu kapatıyor. Kurs boyunca değer ve gerçeklik alanlarına önce ayrı ayrı, sonra birbirleriyle çarpıştıkları yerlerde bakıldı. Her kesişimde iki dalın ayrı ayrı kaçırdığı bir soru ortaya çıktı.

Sıradaki ders bu son kesişime giriyor: sanat ve toplum.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.