İçeriğe geç

P00-D04-M04-02·Alanların kesişimi

Zihin ve dil

sıfırdan ileri2.532 kelime≈ 17 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Beş cümlede dersin iskeleti.

Zihin felsefesi ile dil felsefesi, düşünmek için dile ihtiyaç olup olmadığı sorusunda kesişir ve iki dala ayrı ayrı bakınca bu soru kaybolur.

Öncelik sorusuna üç görüş var: düşünce dilden önce gelir, düşünce ancak dille kurulur, ya da yalnız belirli düşünceler dili gerektirir.

Dilsel göreliliğin güçlü hâli dilin düşünceyi belirlediğini, zayıf hâli yalnız bazı ayrımları kolaylaştırdığını söyler ve akrabalık örneği güçlü hâli zorlar.

Bir yolu tarif edemeden bulmak gibi dilsiz düşünceler, yönelmişliğin dile ihtiyaç duymadan da işleyebildiğini gösterir.

Dilsiz kalabilen beceri ile dili gerektiren düşünce arasındaki sınır, genellik ölçütüyle yalnız kısmen çizilebildi.

Açılış sahnesi

Usta bir aşçı kaynayan sosu tadıyor ve bir şeyin eksik olduğunu anında fark ediyor. Çırağına dönüp ne eklemesi gerektiğini söylemeye çalışıyor. Önce "biraz ekşilik" diyor, sonra "hayır, o değil" diye vazgeçiyor. Ardından bir baharat adı söylüyor, ama kendi sözüne kendisi de güvenmiyor. Çırak o baharatı ekleyip tadıyor ve sos hâlâ eksik.

Usta sonunda kavanozlara kendisi uzanıyor. İki sirkeyi burnuna götürüp kokluyor, birini seçiyor ve üç damla ekliyor. Sos tam olması gereken yere geliyor. Çırak nasıl bildiğini soruyor, usta omuz silkip "tadı öyle olacaktı" diyor. Bu cevap, az önce söylediği sözcüklerin hiçbiriyle örtüşmüyor.

Usta o anda eksik olanı kesin olarak biliyordu, çünkü elini attığında hedefi buldu. Buna karşılık aynı bilgiyi sözcüğe döktüğünde bilgi bozuldu ve üç önerisinin üçü de yanlış çıktı. Bilmek ile söylemek arasındaki bu mesafe ustanın dikkatsizliğinden gelmiyordu. Bilginin kendi yapısından geliyordu.

Bu ders, bu mesafenin nereden geldiğini soruyor.

Bu derste ne olacak

Önce zihin felsefesi ile dil felsefesinin nerede karşılaştığını göreceğiz. Zihin felsefesi bir düşüncenin ne olduğunu, dil felsefesi bir sözcüğün nasıl anlam taşıdığını sorar. İki dal ayrı çalışınca ortada bir soru kalıyor: düşünmek için dile ihtiyaç var mı? Yalnız zihne bakan, düşünceyi dilden bağımsız bir iç olay sayıp bu soruyu görmüyor. Yalnız dile bakan ise her sözcüğün ardında hazır bir düşünce olduğunu varsayıyor.

Sonra dersin omurgasına, öncelik sorusuna geçeceğiz. Anlam önce zihinde kurulup sonra mı sözcüğe dökülüyor, yoksa sözcük olmadan hiç kurulamıyor mu? Bu sorudan üç görüş çıkıyor. Biri düşünceyi dilden önceye koyuyor, biri dilsiz düşünceyi reddediyor. Üçüncüsü bazı düşüncelerin dilsiz, bazılarının dille kurulduğunu söylüyor ve üçünü de en güçlü hâliyle kuracağız.

Ardından dilsel görelilik iddiasına, konuştuğun dilin neyi düşünebileceğini biçimlendirdiği tezine bakacağız. Tezin güçlü hâli dilin düşünceyi belirlediğini, zayıf hâli yalnız bazı ayrımları kolaylaştırdığını söylüyor. Bu iki hâli birbirinden ayıracak, güçlü hâlin karşısına konan itirazı da kuracağız.

Son olarak dilsiz düşünceyi ciddiye alacağız. Bir yolu tarif edemeden bulmak, bir hatayı anlatamadan fark etmek, aşçının yaptığı gibi bilip söyleyememek düşünme mi, yoksa düşünmenin öncesi mi? Bu soruyu altmış yedinci derste kurulan yönelmişlik kavramına bağlayacağız.

Merkez soru

Sorumuz şu: düşünmek için dile ihtiyaç var mı, yoksa düşünce dilden bağımsız kurulup sonradan mı sözcüğe dökülüyor?

Ölçülü iddiam şu: düşüncenin bir kısmı dilden bağımsız kurulur, ama belirli bir karmaşıklıktaki düşünce dile malzeme olarak ihtiyaç duyar.

Bu ihtiyacın ölçüsü de düşüncenin türüne göre değişiyor. Ders bu iddiayı baştan ispatlamıyor. Önce kesişimi kuracak, sonra üç görüşü en güçlü hâliyle sıralayacak ve bu ölçülü sonuca oradan varacak.

Sıfır noktası

Bu soruyu somutlaştırmak için iki dil bilen birinin gündelik işine bakalım.

Aynı soru, bir çözümü sözcüksüz bulup sonra anlatmakta zorlanan birinde daha keskin görünüyor.

Argümanın yapısı

Şimdi birinci görüşü, düşüncenin dilden önce geldiği tezini, bir argümana dökelim.

Birinci öncül: bir kişi bir düşünceye varıyor, ama onu ifade edecek doğru sözcüğü bazen bulamıyor ve düşüncenin kendisi yine yerinde duruyor.

İkinci öncül: düşünce sözcükle özdeş olsaydı, doğru sözcük eksikken düşüncenin de eksik ya da belirsiz kalması gerekirdi.

Üçüncü öncül: oysa kişi böyle anlarda ne düşündüğünü biliyor, yalnız onu taşıyacak sözcüğü arıyor. Bu arayışın kendisi, aranan şeyin zaten var olduğunu gösteriyor.

Sonuç: düşüncenin, onu taşıyan doğal dil sözcüklerinden ayrı ve onlardan önce gelen bir içeriği olmalı.

Bu itiraz birinci görüşü çürütmüyor, ama görüşün bedelini gösteriyor. Oysa tersinden kurulan bir argüman da aynı gücü taşıyor.

Birinci öncül: bazı kavramlar, onları taşıyacak sözcük kurulmadan zihinde belirmiyor, kavram sözcükle birlikte doğuyor.

İkinci öncül: çocuk bir kavramı öğrenirken önce sözcüğü duyuyor, sonra o sözcüğün başka sözcüklerle nasıl kullanıldığını izliyor. Kavram bu izleme sürecinde şekilleniyor.

Üçüncü öncül: kavram sözcükten önce hazır olsaydı, çocuğun bu uzun sürece ihtiyacı olmazdı. Sözcüğü hazır kavramla eşleştirmesi yeterli olurdu.

Sonuç: en azından bazı düşünme türleri dilden önce değil, dille birlikte ve dil aracılığıyla kuruluyor.

Görüşler ve pozisyonlar

Öncelik sorusuna üç görüş var.

Birinci görüş yukarıda kurulan tez: düşünce dilden önce gelir, dil onu yalnız taşır. Bu görüşün gücü, doğru sözcüğü ararken düşüncenin kaybolmaması olgusundan geliyor. Aşçının üç kez yanlış söylediği şey, bu görüşe göre baştan beri zihninde doğru duruyordu.

İkinci görüş bunun tam karşısında duruyor: düşünce ancak dille mümkündür, dilsiz düşünce diye bir şey yoktur.

Üçüncü görüş bu iki ucun ortasında duruyor: bazı düşünme türleri dilsiz mümkündür, ama belirli türden düşünceler dili gerektirir.

Üç görüşü yan yana koyunca bir kalıp beliriyor. Birinci görüş dili düşünceden sonraya koyuyor, ikinci görüş dili düşünceyle özdeş sayıyor. Üçüncü görüş ise dili yalnız bazı düşünce türleri için gerekli buluyor.

Öncelik sorusundan ayrı bir tartışma daha doğuyor: konuştuğun belirli dil, düşünebileceğin şeyi sınırlıyor mu?

Güçlü hâlin iddiası şöyle kurulur. Bir dil bir alan için tek sözcük kullanıyor, başka bir dil aynı alanı iki ayrı sözcüğe bölüyor olsun. Güçlü teze göre birinci dili konuşan kişi o ayrımı hiç göremez, ikinci dili konuşan ise görmek zorunda kalır.

Bu itiraz güçlü tezi ciddi biçimde zorluyor. Buna karşılık zayıf tez bu itirazdan etkilenmiyor, çünkü zaten görünmez kılınan değil, kolaylaşan ya da zorlaşan bir ayrımdan söz ediyor.

En güçlü itiraz

Şimdi bütün derse birden yönelen en sert itiraza gelelim.

İtiraz üçüncü görüşü hedef alıyor. Üçüncü görüş bazı düşüncelerin dilsiz, bazılarının dille mümkün olduğunu söylüyor, ama bu ayrımı çizecek net bir ölçüt vermiyor. Rota bilgisi neden dilsiz kalabiliyor da soyut bir kavram neden dili gerektiriyor? Bu fark açıklanmazsa üçüncü görüş, iki ucun arasında boş bir yer tutmuş olur.

Herder'in aynı eserinde bu farkı açan bir ayrım var: bir hayvanın alışkanlık edinmesi ile bir insanın bir kuralı kavraması aynı şey değildir. Alışkanlığı tekrarla tutarız, kuralı ise bir işaretle. Kural tek bir örneğin ötesine geçip başka durumlara da uygulanır ve bu genellik yüzünden dile ihtiyaç duyar. Marangozun eli bir alışkanlık taşır, bir standardı gerekçelendirmek ise bir genellik taşır.

Bu yanıt itirazı tam kapatmıyor. Sınır durumların nereye düştüğü henüz kesin bir kuralla çözülmüş değil.

Açık kalan sorular

Üç soru açık kalıyor.

Birincisi: genellik ölçütü, rota bilgisi gibi sınır durumları neden karşılamıyor? Bir ölçüt önerdik, ama ölçütün kendi istisnasını açıklayamadık.

İkincisi: dilsiz düşünceden dille kurulan düşünceye bir geçiş var mı, yoksa ikisi baştan ayrı iki yetenek mi? Vygotsky'nin iç konuşma tarifi bir geçiş öneriyor, ama bu geçişin her düşünme türünde aynı işlediği gösterilmedi.

Üçüncüsü: güçlü görelilik çürütülünce zayıf tez ne kadar güçlü kalıyor? Bir dilin kolaylaştırdığı ayrımın gündelik hayatta ne kadar fark yarattığı kavramsal düzeyde açık kalıyor.

Yaygın hatalar

Bu konuda beş yaygın yanlış var.

Yaygın yanlışÖncelik sorusunun yalnız zaman sırasını sorduğu sanılır.
Doğrusu

Soru bir kronoloji değil, bir bağımlılık arıyor. Bir düşüncenin dilden önce oluşması ile dilden bağımsız var olabilmesi aynı şey değildir. Birinci görüş ikisini de savunur, üçüncü görüş ise ikinci iddiayı yalnız bazı düşünceler için kabul eder.

Yaygın yanlışDilsel göreliliğin, bir dili konuşanın bazı şeyleri asla fark edemeyeceğini söylediği sanılır.
Doğrusu

Akrabalık örneğinin gösterdiği gibi, ayrımı görme gücü dilin adlandırmasından bağımsız duruyor. Zayıf tez zaten böyle bir iddia taşımıyor, yalnız kolaylaşan ya da zorlaşan bir ayrımdan söz ediyor.

Yaygın yanlışDüşünce dili tezinin, kafamızda gizli bir dil konuştuğumuz anlamına geldiği sanılır.
Doğrusu

Fodor'un iç dizgesi konuşulan ya da duyulan bir dil değil, sembolleri belirli kurallara göre işleyen bir yapıdır. Bu yapı hiçbir zaman seslendirilmez ve doğal dile çevrilirken yalnız bir aracı görevi görür.

Yaygın yanlışİç konuşmanın yalnız çocuklarda görüldüğü sanılır.
Doğrusu

Vygotsky'nin tarif ettiği içselleşme çocuklukta tamamlanıyor, ama iç konuşmanın kendisi yetişkinlikte de sürüyor. Sessizce sayı sayan çocuğun yetişkinlikteki sessiz akışı, aynı sürecin devamıdır, yeni bir yetenek değildir.

Yaygın yanlışDilsiz düşüncenin yalnız bedensel beceriyle sınırlı olduğu sanılır.
Doğrusu

Adı unutulan yüz örneğinde tanışıklık hissi hiçbir sözcük kurulmadan beliriyor. Dilsiz düşünce yalnız ellerin ya da ayakların bildiği bir şey değil, bir yüzü tanımak gibi bilişsel bir işte de görülebiliyor.

Kendin dene

Alıştırmanın işi bugünkü tıkanmayı gidermek değil. İşi, bildiğin şey ile onu söylediğin an arasındaki mesafeyi kendi elinle görünür kılmak.

Aklında kalsın

Beş cümlede dersin iskeleti.

Zihin felsefesi ile dil felsefesi, düşünmek için dile ihtiyaç olup olmadığı sorusunda kesişir ve iki dala ayrı ayrı bakınca bu soru kaybolur.

Öncelik sorusuna üç görüş var: düşünce dilden önce gelir, düşünce ancak dille kurulur, ya da yalnız belirli düşünceler dili gerektirir.

Dilsel göreliliğin güçlü hâli dilin düşünceyi belirlediğini, zayıf hâli yalnız bazı ayrımları kolaylaştırdığını söyler ve akrabalık örneği güçlü hâli zorlar.

Bir yolu tarif edemeden bulmak gibi dilsiz düşünceler, yönelmişliğin dile ihtiyaç duymadan da işleyebildiğini gösterir.

Dilsiz kalabilen beceri ile dili gerektiren düşünce arasındaki sınır, genellik ölçütüyle yalnız kısmen çizilebildi.

Sonraki derse köprü

Zihin ile dilin, düşünmenin dile ihtiyaç duyup duymadığı sorusunda kesiştiğini gördük. Bu ihtiyacın düşüncenin türüne göre değiştiğini de gördük.

Ama bir şeyi hiç sorgulamadık. Zihin bir şey hakkında düşünüyor, dil bir şeye işaret ediyor, peki bu ilişkinin fiziksel dünyanın temel yapısıyla nasıl bir bağı var? O temel yapıyı bize bilimin ölçümü mü söyler, yoksa metafiziğin resmi mi?

Sıradaki ders, bilimsel bir sonuç ile metafizik bir resim çarpıştığında hangisinin geri çekilmesi gerektiğini soruyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.