İçeriğe geç

P00-D04-M03-04·Özel alanlar

Eğitim felsefesi

sıfırdan ileri2.451 kelime≈ 16 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Dersten geriye şunlar kalsın.

Eğitim felsefesi bir eğitimin ne aktardığını ve birini biçimlendirmenin neye dayandığını soruyor; sınav ve yöntem tartışmaları bu dalın değil, komşularının işi.

Her müfredat, neyin bilinmeye değer olduğuna dair yazılmamış bir yargı taşıyor. Örtük müfredat, o yargının öğrenciye ulaşan hâli.

Rıza ölçütü bu alanda iki kollu bir ikileme düşüyor. Sonradan gelen onayı kabul edersen eğitim kendi hâkimini kendisi yetiştirmiş oluyor; reddedersen hiçbir eğitim meşru kalmıyor.

Ders bu ikilemden bir ölçüt önerisiyle çıktı: ölçülen şey onayın verilip verilmediği değil, onayı geri çekebilme gücünün bırakılıp bırakılmadığı. Ölçüt iki yönde de kesiyor, çünkü gerekçelendirilmiş bir ret de ölçütten geçiyor.

Ölçütün kendisi yansız değil ve en güçlü itiraz bunu gösterdi. Ölçüt, özerkliği bir eşik sayan bir yargı taşıyor; o yargı savunulabilir, ama kanıtlanmış sayılamaz.

Açılış sahnesi

Kırk yaşındaki bir kişi, on yaşındayken kendisine sorulmadan başlatıldığı bir uğraşı bugün hayatının en değerli parçası sayıyor. O yıllarda direndiğini, bırakmak için yalvardığını, yalvarmanın hiçbir işe yaramadığını hatırlıyor. Şimdi o direnişi anlatırken gülüyor ve kendisini zorlayan kişiye minnet duyuyor.

Aynı evde büyüyen kardeşi aynı uğraşa aynı yaşta, aynı biçimde başlatıldı. O bugün bunu bir haksızlık olarak anıyor; kaybettiği yılları sayıyor ve kendisine hiç sorulmamış olmasını hâlâ affetmiyor.

Tek bir karar, iki ayrı hüküm. Kararı veren kişi çoktan öldü ve iki hükümden hangisinin onu haklı çıkardığı sorusu ortada duruyor.

Burada tuhaf olan, hükümlerin farklı olması değil. Tuhaf olan, iki hükmü veren kişilerin, hüküm verdikleri eğitimin ürünü olması. Minnet duyan kişi minnet duymayı o yılların içinde öğrendi; öfkelenen kişi de öfkesinin diline oradan geçti. Yargıç, yargıladığı şey tarafından yetiştirildi.

Bu derste ne olacak

Eğitim felsefesinin üç ayrı sorusu var ve bu ders üçünü de tutuyor. Ağırlık ikincisinde olacak, çünkü ayırt edici olan o. Birinci soru ona bir ölçüt hazırlamak için açılıyor, üçüncüsü de o ölçütün bedelini gösteriyor.

Birinci soru aktarımın içeriğine bakıyor. Bir eğitim ne aktarıyor: bir bilgi yığını mı, bir beceri takımı mı, yoksa bir yaşama biçimi mi? Hangisi seçilirse seçilsin, seçim bir yargı taşıyor; neyin bilinmeye değer olduğuna dair bir yargı. Yirmi dördüncü derste bir «gerekir» cümlesinin kanıtlanmadığını, savunulduğunu görmüştük. Bir müfredatın omurgasında böyle bir cümle duruyor ve çoğu zaman hiç yazılmıyor.

İkinci soru meşruiyete bakıyor ve dersin merkezi burası. Eğitim, henüz kendi adına karar veremeyecek durumdaki birini belirli bir yöne biçimlendiriyor. Yetmişinci derste bir gücün meşruiyetinin nereden geldiği sorulmuş ve üç kuram ailesinin de aynı yerde takıldığı görülmüştü: sözleşmeye hiç katılmamış bir kişiyi neyin bağladığı. Eğitimde durum daha sıkışık: burada kişi yalnız imzalamamış değil, imzalayacak durumda bile değil.

Üçüncü soru bir gerilime bakıyor. Bağımsız düşünen biri yetiştirmek, belirli şeyleri düşünmeyi öğretmeyi gerektiriyor; yani özgürleştirme bir biçimlendirmeyle başlıyor. Bu bir çelişki değil, ama bir bedel.

Ders üç soruyu ayrı ayrı açacak, sonra üçünü tek bir ölçüt önerisinde buluşturacak. Ölçütün kendisi de sınanacak ve sınamayı tam geçmeyecek.

Merkez soru

Bu derste savunulan ölçülü iddia önce gelsin, sorusu sonra.

İddia şu: eğitimin meşruiyeti öğrenenin rızasıyla ölçülemez, ama rızayı geri çekebilme gücüyle ölçülebilir. Bir eğitim, yetiştirdiği kişiyi kendisine itiraz edebilecek donanımda bırakıyorsa savunulabilir; itirazın imkânını ortadan kaldırarak onay üretiyorsa savunulamaz.

Bu iddianın cevap verdiği soru şu: henüz seçemeyecek durumdaki birini belirli bir yöne biçimlendirmeyi meşru kılan nedir?

Ders ölçütü bir sonuç gibi sunmuyor. Önce kuracak, sonra en güçlü itirazı karşısına dikecek ve itirazın bir kısmının cevapsız kaldığını gösterecek.

Sıfır noktası

Argümanın yapısı

Rıza sorununu açalım. Bu bölümden bir sonuç değil, iki kollu bir ikilem çıkacak.

Birinci öncül: eğitim, henüz kendi adına karar veremeyecek durumdaki birini belirli bir yöne biçimlendiriyor.

İkinci öncül: bir kişiyi rızası olmadan biçimlendirmek, bir meşruiyet gerekçesi istiyor.

Üçüncü öncül: bu alanda rıza ancak sonradan verilebiliyor, çünkü kişi eğitildikten sonra değerlendirme yapabilecek hâle geliyor.

İlk kol şu: sonradan verilen onayı meşruiyet sayarsak, eğitim kendi hâkimini kendisi yetiştirmiş oluyor. Onayın kaynağı, onaylanan şeyin kendisi. Açılış sahnesindeki minnet tam buradan geliyor ve tam bu yüzden gerekçe olarak zayıf kalıyor.

İkinci kol şu: sonradan verilen onayı meşruiyet saymazsak, hiçbir eğitim meşru olamıyor. Her eğitim rızadan önce başlıyor ve ölçütü bu sertlikte uygulamak, çocuk yetiştirmenin tümünü meşruiyet dışına atıyor.

Öyleyse rıza ölçütü bu alanda ya döngüsel hâle geliyor ya da her şeyi yasaklıyor. Sorun ölçütün yanlış uygulanması değil; ölçütün türü buraya uymuyor.

Görüşler ve bedelleri

Şimdi birinci soruya dönelim: eğitim neyi aktarıyor? Üç yanıt var ve bu ders onları yan yana dizmek yerine, her birini bir öncekinin açtığı boşluktan çıkaracak.

İlk yanıt aktarımı merkeze koyuyor. Bu görüşe göre eğitimin işi, bir topluluğun biriktirdiği bilgiyi, beceriyi ve yaşama biçimini yeni kuşağa geçirmek. Görüşün en güçlü hâli şu: kimse dili, bir zanaatı ya da ahlaki sözcük dağarcığını sıfırdan kurmuyor. Devralınacak bir şey yoksa, özerk olunacak bir şey de yok.

Ancak aktarım görüşünün bir bedeli var ve o bedel ikinci yanıtı doğuruyor.

İkinci yanıt bu boşluğa yerleşiyor. Bu görüşe göre eğitimin işi aktarmak değil, öğrenenin kendi güçlerini harekete geçirmek. Ölçü, geçirilen malzemede değil, öğrenende oluşan değişimde.

Oysa ikinci yanıt da tek başına yetmiyor. Öğrenende bir değişim oluşturmak, o değişimin yönünü kimin seçtiği sorusunu kapatmıyor.

Üçüncü yanıt buradan çıkıyor. İlk ikisini reddetmiyor, onlara bir hedef ekliyor: eğitimin işi, öğreneni kendisine verilen şeyi sorgulayabilecek duruma getirmek. Sorgulanacak şeylerin arasına eğitimin kendisi de giriyor.

Üçüncü görüşün yaygın bir okuması aktarımı geride bırakılacak bir aşama sayıyor ve eleştirenler haklı olarak buna diretiyor. Sorgulayabilmek için sorgulanacak bir şeyin ve sorgulama araçlarının aktarılmış olması gerekiyor. On üçüncü derste tanıtılan özerklik burada yeniden işe giriyor: hedef etkilenmemiş bir zihin değil, etkiyi görebilen bir zihin ve o görme becerisi de öğretiliyor.

Üç görüş bir araya geldiğinde rıza ikilemine bir ölçüt önerisi çıkıyor. Soru «kişi onay verdi mi» olmaktan çıkıp «kişi onayı geri çekebilecek durumda mı» hâline geliyor.

Ölçüt ayırt edici olmak zorunda, yoksa işe yaramaz. İki yönde de kesiyor.

Ölçüt ters yönde de çalışıyor. Aldığı eğitimi reddeden bir kişi, reddini gerekçelendirebiliyorsa o eğitim ölçütten geçmiş oluyor. Ölçülen şey varılan hüküm değil, hükme kendi başına varabilme gücü.

En güçlü itiraz

Şimdiye kadarki her şeyi tek hamlede geçersiz kılabilecek bir itiraz var. Zayıflatmadan aktaralım.

İtirazı yapan kişi şunu söylüyor: önerilen ölçüt yansız değil. Kendini gözden geçirme yetisi ölçüt yapıldığında, o yeti eğitimin en yüksek amacı ilan edilmiş oluyor. Oysa birçok gelenekte eğitimin amacı bu değil. Bir zanaata, bir ibadete ya da bir topluluğa katılmayı merkeze koyan bir anlayış için asıl mesele bağlılığın sürekliliği. Ölçüt tartışmayı çözmüyor; taraflardan birinin dilini kural yapıp ötekini baştan eliyor.

İtiraz güçlü ve bir kısmı cevapsız kalıyor. Yine de tartışmayı tam kapatmıyor.

Verilebilecek yanıt şu: ölçüt en yüksek amaç olarak değil, en düşük eşik olarak savunulabilir. Bağlılığı merkeze koyan bir anlayış bile, bağlılığın kişinin kendi bağlılığı olmasını istiyor. Kişi başka türlüsünü hiç bilmediği için bağlıysa, orada bağlılık değil alışkanlık var; bir gelenek bu ikisini kendi içinde de ayırabiliyor.

Geriye kalan şu: önerilen ölçüt bütün eğitim anlayışlarının üzerinde duran yansız bir ölçüt değil. Belirli bir yargıyı taşıyor ve o yargı savunulabilir, ama kanıtlanmış sayılamaz. Yirmi dördüncü dersin ayrımı burada da geçerli.

Açık kalan boşluklar

Üç boşluk açık kalıyor ve üçü ayrı türden.

İlk boşluk ölçmede. İtiraz edebilme gücü nasıl gözlenir? Bir itirazı ezberden söylemek ile onu gerçekten taşıyabilmek aynı şey değil ve ikisini dışarıdan ayırt etmenin güvenilir bir yolu bu derste gösterilmedi.

İkinci boşluk zamanda. Ölçüt ne zaman uygulanacak? Eğitim sürerken uygulanırsa henüz tamamlanmamış bir donanım ölçülmüş olur; otuz yıl sonra uygulanırsa aradaki hayatın payı eğitimin payından ayrılamaz.

Üçüncü boşluk yetkide. Biçimlendirme yetkisi kimde duruyor? Aile, içinde yaşanan topluluk ve öğrenenin gelecekteki hâli farklı şeyler isteyebiliyor. Yetmişinci dersteki meşruiyet sorusu burada da cevapsız bekliyor.

Yaygın hatalar

Bu dalın etrafında dört yanlış özellikle sık dolaşıyor.

Yaygın yanlışEğitim felsefesinin işi eğitim politikası tartışmak sanılır.
Doğrusu

Sınav düzeni, sınıf mevcudu ve öğretim yöntemi başka alanların konusu. Bu dal onların altındaki yargıyı soruyor: neyin öğretilmeye değer sayıldığını ve birini biçimlendirmenin neye dayanarak meşru görüldüğünü.

Yaygın yanlışÖrtük müfredatın kasıtlı bir gizleme olduğu sanılır.
Doğrusu

Yazılmamış olmak saklanmış olmak değil. Bir yargı çoğu zaman onu taşıyanlara fazla tanıdık geldiği için yazılmıyor; örtüklüğün kaynağı niyetten çok alışkanlık. Bu onu zararsız yapmıyor, ama sorumluluğu yanlış yere koymayı önlüyor.

Yaygın yanlışRıza sorununun yalnız çocukluğa ait olduğu sanılır.
Doğrusu

Kendisini neyin değerli sayacağını değiştiren bir eğitime giren yetişkin de bitiş noktasından bakamıyor. Fark derecede duruyor: yetişkin girmeyi seçebiliyor, ama neyi seçtiğini ancak sonradan öğreniyor.

Yaygın yanlışÖzerklik hedefinin biçimlendirmenin karşıtı olduğu sanılır.
Doğrusu

Üçüncü görüş birinci görüşe borçlu. Sorgulama araçları da aktarılıyor ve bir dil, bir kavram takımı, bir itiraz biçimi öğretilmeden sorgulama başlamıyor. Özgürleştirme biçimlendirmenin karşıtı değil, onun belirli bir yöne çevrilmiş hâli.

Kendin dene

Bu alıştırma seni bir karara götürmüyor. Bir hükmün, hüküm verilen şey tarafından ne kadar biçimlendirildiğini ortaya çıkarıyor.

Aklında kalsın

Dersten geriye şunlar kalsın.

Eğitim felsefesi bir eğitimin ne aktardığını ve birini biçimlendirmenin neye dayandığını soruyor; sınav ve yöntem tartışmaları bu dalın değil, komşularının işi.

Her müfredat, neyin bilinmeye değer olduğuna dair yazılmamış bir yargı taşıyor. Örtük müfredat, o yargının öğrenciye ulaşan hâli.

Rıza ölçütü bu alanda iki kollu bir ikileme düşüyor. Sonradan gelen onayı kabul edersen eğitim kendi hâkimini kendisi yetiştirmiş oluyor; reddedersen hiçbir eğitim meşru kalmıyor.

Ders bu ikilemden bir ölçüt önerisiyle çıktı: ölçülen şey onayın verilip verilmediği değil, onayı geri çekebilme gücünün bırakılıp bırakılmadığı. Ölçüt iki yönde de kesiyor, çünkü gerekçelendirilmiş bir ret de ölçütten geçiyor.

Ölçütün kendisi yansız değil ve en güçlü itiraz bunu gösterdi. Ölçüt, özerkliği bir eşik sayan bir yargı taşıyor; o yargı savunulabilir, ama kanıtlanmış sayılamaz.

Sonraki derse köprü

Bu dersin çekirdeğinde şu durum vardı: kişi, kendisini değiştiren bir şeye önceden rıza gösteremiyor. Bu durum eğitime özgü değil.

Sıradaki alt ders teknoloji felsefesine geçiyor ve aynı yapı orada başka bir malzemeyle karşımıza çıkıyor. O dersin ilk ayrımı şu olacak: bir teknoloji, önceden belirlenmiş amaçlarımız için seçtiğimiz yansız bir araç mı, yoksa girildikten sonra amaçların kendisini yeniden biçimlendiren bir ortam mı? İlk okuma teknolojiyi bir alete, ikincisi bir eğitime benzetiyor. Bu dersin rıza sorusu, ikinci okumayla birlikte oraya taşınıyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.