İçeriğe geç

P00-D04-M03-03·Özel alanlar

Tarih felsefesi

sıfırdan ileri2.448 kelime≈ 16 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Beş cümlede dersin iskeleti.

Bu ders tarih felsefesi dalını tanıttı: bu dal iki soru soruyor, tarihin kendine ait bir biçimi olup olmadığını ve tarih bilgisinin nasıl kurulduğunu; ders ağırlığını birinci soruya verdi.

Dersin omurgasında üç görüş durdu: tarihin bir yöne doğru ilerlediğini söyleyen görüş, yükseliş ve çöküşün tekrar ettiğini söyleyen döngü görüşü, tarihte tekrar eden bir biçim olmadığını söyleyen üçüncü görüş.

Karşıolgusal soru, bir olayın bir başka olaya yol açtığını söylemenin, o olay olmasaydı ne olacağını söylemeyi gerektirdiğini gösterdi; bu tarihi bilimden ayıran bir zayıflık değil, tekrarlanamayan bir geçmişe bakan her disiplinin paylaştığı bir sınır.

Dönemleştirme, geriye dönük sınıflandırmanın tarihteki hâli oldu: hiçbir dönem yaşanırken kendini o dönem saymadı, dönem sonradan konan bir araç.

En güçlü itiraz, üçüncü görüşün kendi ölçütüyle kendini vurduğunu gösterdi, ama bu gerilim onu öteki iki görüşten daha zayıf kılmadı.

Açılış sahnesi

Batı Roma İmparatorluğu'nun son imparatoru tahttan indirildiğinde İtalya'daki çoğu kişi bunu büyük bir olay saymadı. Yeni bir kumandan tahta çıkmıştı, eskisi de böyle olmuştu. Ordu değişmiş, vergi memurları görevde kalmıştı, kentler her zamanki gibi işliyordu. O yıl yaşayan hiç kimse bir çağın şimdi kapandığını düşünmedi.

Konstantinopolis'teki imparator için durum daha da netti. Onun gözünde Roma İmparatorluğu hiç sona ermemişti; o kendisi hâlâ Roma imparatoruydu ve İtalya'daki değişiklik uzak bir eyaletteki sıradan bir yönetici değişimiydi. İki taraf da aynı olayı izliyordu, ama biri bir sonu, öteki bir sürekliliği görüyordu.

Yüzyıllar sonra tarihçiler bu ana bir isim verdi: Antik Çağ'ın bittiği, Orta Çağ'ın başladığı sınır. O gün yaşayan hiç kimsenin kullanmadığı bir çizgi, sonradan geriye bakan bir bakışla çizildi.

Aynı olaylar dizisine bakan üç göz, üç ayrı hikâye gördü. Hiçbiri yalan söylemiyordu. Sorun olayların kendisinde değildi; olaylara sonradan hangi biçimin yüklendiğindeydi.

Bu derste ne olacak

Bu derste tarih felsefesi dalı tanıtılıyor. Bu dal iki ayrı soru soruyor ve ikisini birbirine karıştırmıyor. Birinci soru şu: tarihin akışının kendine ait bir biçimi, bir yönü ya da bir tekrarı var mı? İkinci soru şu: tarih bilgisi ne tür bir bilgi, tarihsel bir açıklama nasıl kurulur? Bu ikinci sorunun bazı parçaları serinin önceki derslerinde işlendi. Elli üçüncü derste bir anlatının seçimle nasıl hüküm kurduğu görüldü, altmış beşinci derste tanıklığın ve ikinci elden bilginin nasıl işlediği tartışıldı. Bu ders o tartışmaları tekrarlamıyor, yalnız atıfla anıp geçiyor.

Dersin omurgası birinci soruya ayrılmış durumda: tarihin bir biçimi var mı? Buradan üç görüş çıkıyor. Birincisine göre tarih bir yöne doğru ilerliyor. İkincisine göre yükseliş ve çöküş belirli bir örüntüyle tekrar ediyor. Üçüncüsüne göre tarihte tekrar eden bir biçim yok; gördüğümüz her düzen, sonradan bakan tarafın kurduğu bir çerçeve. Üç görüş de en güçlü hâliyle kurulacak ve her birinin bedeli gösterilecek.

Sonra dersin en keskin aleti geliyor: karşıolgusal soru. Bir olayın bir başka olaya yol açtığını söylemek, o ilk olay olmasaydı ikincinin gerçekleşmeyeceğini söylemeyi gerektiriyor. Bu, hiç gözlenemeyen bir dünyaya işaret ediyor. Elli'inci derste tanıtılan bağımlılık yönü kavramına burada yeniden bağlanılacak, ama o kavram yeniden tanımlanmayacak; yalnız tarihsel açıklamaya uygulanacak.

Son olarak dönemleştirme soruluyor. Hiçbir dönemde yaşayan kişi kendini o dönemin içinde saymıyordu; dönemler sonradan konuluyor. On yedinci derste tanıtılan geriye dönük sınıflandırma kavramı burada tarihin kendisine uygulanıyor. Buradan dürüst bir sonuç çıkacak: dönem bir buluş değil bir araç, ve aracın iyi çalışıp çalışmadığı sorulabilir.

Merkez soru

Sorumuz şu: tarihin akışında nesnel bir biçim, bir yön ya da bir tekrar var mı, yoksa gördüğümüz her biçim sonradan bakan gözün eseri mi?

Ölçülü iddiam şu: tarihte gözlenen her biçim seçilmiş bir çerçeveye bağımlıdır, ama bu bağımlılık her çerçeveyi eşit ölçüde geçerli kılmaz.

Bu ders hiçbir görüşü kesin galip ilan etmiyor. İşi başka: üç görüşü de en güçlü hâliyle kurmak ve aralarındaki gerilimi göstermek.

Sıfır noktası

Argümanın yapısı

Karşıolgusal soruyu öncüllere ayıralım.

Birinci öncül: bir tarihçi bir olayın başka bir olaya yol açtığını söylediğinde, birincisi olmasaydı ikincisinin gerçekleşmeyeceğini zımnen iddia ediyor.

İkinci öncül: birinci olayın gerçekleşmediği bir dünya hiçbir zaman gözlenmiyor; yalnız bir kere yaşanan bir geçmiş var.

Üçüncü öncül: hiç gözlenmeyen bir durum hakkında iddia kurmak, doğrudan gözlemle değil varsayımla destekleniyor.

Sonuç: tarihsel bir nedensellik iddiası, her zaman gözlenemeyen bir varsayımsal dünyaya dayanıyor.

Görüşler ve pozisyonlar

Şimdi dersin omurgasına dönelim ve üç görüşü sırayla kuralım.

Birinci görüşe göre tarih bir yöne doğru ilerliyor. Bu görüşe göre insanlık zaman içinde daha özgür, daha adil ya da daha bilgili bir hâle doğru yol alıyor; geçmişe dönüş yalnız geçici bir sapma sayılıyor.

Oysa ilerlemenin yönünü kim belirliyor sorusu hemen açılıyor.

İkinci görüşe göre yükseliş ve çöküş belirli bir örüntüyle tekrar ediyor. Bu görüşe göre tarih bir çizgi değil, benzer aşamalardan tekrar tekrar geçen bir döngü.

Üçüncü görüşe göre tarihte tekrar eden bir biçim yok. Gördüğümüz her düzen, sonradan bakan tarafın olaylara giydirdiği bir çerçeve.

On yedinci derste tanıtılan geriye dönük sınıflandırma burada tarihin kendisine uygulanıyor. Bir dönemi adlandırmak, o dönemde yaşamayan birinin sonradan yaptığı bir seçim.

Buradan dürüst bir sonuç çıkıyor: dönem bir buluş değil bir araç. Sınır çizgisi gerçekte yok, ama bazı sınır çizgileri gerçek bir değişimi işaret ediyor, bazıları yalnız kâğıt üzerinde duruyor. Aracın iyi çalışıp çalışmadığı, sınırın iki yanındaki farkın ne kadar gerçek olduğuna bakılarak sorulabilir.

En güçlü itiraz

İtiraz şu: üçüncü görüş, her biçimin sonradan bakan tarafın eseri olduğunu söylüyor. Ama bu iddianın kendisi de bir biçim; tarihin her döneminde her tarihçinin sonradan bir çerçeve kurduğunu söylemek, tarihe dair genel bir gözlem, hatta bir örüntü iddiası taşıyor.

Eğer her genel iddia sonradan kurulmuş bir çerçeveyse, üçüncü görüşün kendisi de kendi ölçütüne göre sonradan kurulmuş bir çerçeve olmalı. Görüş kendi silahıyla kendini vuruyor gibi görünüyor.

Buna karşılık bir ayrım yapılabilir. Üçüncü görüş, tarihte hangi olayların olduğuna dair bir iddia değil, tarihi anlatma biçimlerine dair bir gözlem taşıyor. Birinci düzeyde bir örüntü yok demek başka, ikinci düzeyde bir gözlem yapmak başka; ikinci düzeydeki gözlem, birinci düzeydeki iddiayı çürütmeden durabilir. Bu ayrım itirazı tam susturmuyor, ama görüşü tümüyle çökertmiyor da.

Ölçülü sonuç şu: üçüncü görüş kendi üzerine düşünüldüğünde gerilir, ama bu gerilim onu diğer iki görüşten daha zayıf kılmıyor; ilerleme görüşü de döngü görüşü de kendi ölçütlerinin kaynağını aynı netlikte gösteremiyor.

Açık kalan sorular

Dört soru açık kalıyor.

Birincisi: üç görüşten biri diğerlerinden daha güçlü bir kanıt yüküne mi sahip, yoksa üçü de eşit ölçüde kanıtlanamaz mı?

İkincisi: bir dönem sınırının gerçek bir değişimi işaret etmesi ile yalnız kâğıt üzerinde durması arasındaki fark nasıl ölçülür?

Üçüncüsü: karşıolgusal akıl yürütme tarihte tümüyle kaçınılmazsa, hangi karşıolgusal iddia güçlü, hangisi zayıf sayılmalı?

Dördüncüsü: bir tarihçi üç görüşten yalnız birini mi taşımak zorunda, yoksa aynı çalışmada farklı ölçekte farklı görüşler bir arada bulunabilir mi?

Yaygın hatalar

Bu konuda beş yaygın yanlış var.

Yaygın yanlışTarih felsefesinin işi geçmişi anlatmak sanılır.
Doğrusu

Bu dal geçmiş olayları anlatmıyor, tarihçinin yaptığı işin yapısını soruyor. Bir savaşın hangi yılda olduğunu bilmek tarihçiliktir; o savaşın bir başlangıç mı bir kesinti mi sayıldığını sormak tarih felsefesidir.

Yaygın yanlışKarşıolgusal akıl yürütmenin yalnız tarihe özgü bir zayıflık olduğu sanılır.
Doğrusu

Kozmoloji ve evrim biyolojisi gibi tekrarlanamayan bir geçmişe bakan bilim dalları da aynı türden akıl yürütmeyi kullanıyor. Sorun tarihin özel bir kusuru değil, tekrarlanamayan bir geçmişe bakan her disiplinin paylaştığı bir sınır.

Yaygın yanlışDöngü görüşünün kesin bir yasa önerdiği sanılır.
Doğrusu

İbn Haldûn ve Vico bir kalıptan söz ediyor, bir yasadan değil; kalıp her hanedanda ya da her millette birebir aynı sırayla işlemek zorunda değil. Görüşün gücü kesinliğinde değil, tekrar eden bir eğilimi görünür kılmasında.

Yaygın yanlışDönemleştirmenin keyfi olduğu için tümüyle bırakılması gerektiği sanılır.
Doğrusu

Her dönem sınırının sonradan konduğu doğru, ama bu her sınırı eşit ölçüde işe yaramaz kılmıyor. Sorulacak soru sınırın var olup olmadığı değil, sınırın iki yanındaki farkın gerçek bir farkı yansıtıp yansıtmadığı.

Yaygın yanlışÜç görüşten birinin kesin doğru, ötekilerin çürütüldüğü sanılır.
Doğrusu

Ders hiçbir görüşü galip ilan etmiyor; üçünü de en güçlü hâliyle kurup bedellerini gösteriyor. Bir görüşü savunmak isteyen kişi, o görüşün karşı karşıya kaldığı itirazı da taşımak zorunda.

Kendin dene

Alıştırmanın işi, seçtiğin dönemi doğru sınıflandırmak değil. İşi, bir dönem biçiminin nereden geldiğini görünür kılmak.

Aklında kalsın

Beş cümlede dersin iskeleti.

Bu ders tarih felsefesi dalını tanıttı: bu dal iki soru soruyor, tarihin kendine ait bir biçimi olup olmadığını ve tarih bilgisinin nasıl kurulduğunu; ders ağırlığını birinci soruya verdi.

Dersin omurgasında üç görüş durdu: tarihin bir yöne doğru ilerlediğini söyleyen görüş, yükseliş ve çöküşün tekrar ettiğini söyleyen döngü görüşü, tarihte tekrar eden bir biçim olmadığını söyleyen üçüncü görüş.

Karşıolgusal soru, bir olayın bir başka olaya yol açtığını söylemenin, o olay olmasaydı ne olacağını söylemeyi gerektirdiğini gösterdi; bu tarihi bilimden ayıran bir zayıflık değil, tekrarlanamayan bir geçmişe bakan her disiplinin paylaştığı bir sınır.

Dönemleştirme, geriye dönük sınıflandırmanın tarihteki hâli oldu: hiçbir dönem yaşanırken kendini o dönem saymadı, dönem sonradan konan bir araç.

En güçlü itiraz, üçüncü görüşün kendi ölçütüyle kendini vurduğunu gösterdi, ama bu gerilim onu öteki iki görüşten daha zayıf kılmadı.

Sonraki derse köprü

Dersin en çok iş gören bulgusu dönemleştirmede çıktı: bir döneme ad koyan kişi o dönemin içinde değil, dışındadır ve adı sonradan koyar.

Bundan sonraki alt ders aynı hamleyi bir kez daha yapıyor, ama geriye bakan göz artık bağımsız değil. Eğitim felsefesinde tartışılacak olan, kişinin kendisine sorulmadan başlatılmış bir eğitimi yıllar sonra onaylaması ve bu onayın bir gerekçe sayılıp sayılamayacağı; orada buna geriye dönük onay deniyor. Dönemleştirmeden farkı şurada duruyor: bir tarihçi anlattığı dönemin ürünü değildir, oysa bir eğitimi değerlendiren kişi tam olarak o eğitimin ürünüdür. Aynı soru, hükmü verenin tarafsız sayılamadığı bir yerde yeniden soruluyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.