İçeriğe geç

P00-D04-M03-02·Özel alanlar

Din felsefesi

sıfırdan ileri2.627 kelime≈ 18 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Beş cümlede dersin iskeleti.

Bu ders din felsefesi dalını tanıttı: bu dal bir dinin doğruluğuna karar vermiyor, dinî iddiaların ne tür iddialar olduğunu ve hangi gerekçelerle savunulduğunu inceliyor.

Dersin omurgasında iman ile gerekçe arasındaki ilişki durdu; üç konum bu ilişkiyi farklı yerlere bağladı, birincisi gerekçenin verilebileceğini söyledi, ikincisi dinî inancı temel bir inanç saydı, üçüncüsü onu bir bağlanma hâli olarak okudu.

Kötülük problemi, iyi ve sınırsız güce sahip bir yaratıcı fikriyle gözlenen acının bir arada durup duramayacağını sordu; aynı tartışma İslam kelâmında farklı bir eksende yürüdü.

En güçlü itiraz, temel inanç görüşünün hangi inancı temel saydığını ayırt eden bir ölçüte ihtiyaç duyduğunu gösterdi ve bu ölçüt hâlâ tartışmalı kaldı.

Dinsel deneyimin kanıt değeri, onu yaşayan için ve onu başkasından duyan için farklı ağırlıkta kaldı; bu fark, tanıklıkla ilgili daha önceki bir dersin sorularını yeniden gündeme getirdi.

Açılış sahnesi

Bir cenazenin ardından iki arkadaş sessizce yürüyor. Biri "artık huzurda, acı çekmiyor" diyor; sesinde bir rahatlama var. Öteki başını sallıyor, ama aynı cümleyi kuramıyor. Ona göre ölüm bir son; geriye kalan yalnız anı.

İkisi de aynı olayı yaşadı. Aynı tabutu gördü, aynı sessizliği paylaştı. Buna karşılık birinin dünyasında ölen kişi hâlâ bir yerde bir bilinç taşıyor; ötekinin dünyasında geriye hiçbir şey kalmıyor.

Tartışmaya girdiklerinde ikisi de kanıt istemiyor gibi görünüyor. Biri "sen nereden biliyorsun ki yok olduğunu" diye soruyor. Öteki "sen nereden biliyorsun ki huzurda olduğunu" diye karşılık veriyor. Sorular simetrik duruyor, ama arkalarındaki beklenti değil: biri bir kanıt bekliyor, öteki bir kanıtın burada aranmaması gerektiğini düşünüyor.

Asıl garip nokta şu: ikisi de kendini haksız çıkarılmış hissetmiyor. Çünkü tartıştıkları şeyin tam olarak ne olduğu bile netleşmedi. Bir olgu üzerinde mi anlaşamıyorlar, bir yorum üzerinde mi, yoksa iki farklı türde iddia mı kullanıyorlar?

Bu derste ne olacak

Bu derste din felsefesi dalı tanıtılıyor. Bu dal, herhangi bir dinin belirli bir öğretisini savunmuyor ya da çürütmüyor. Dinî iddiaların ne tür iddialar olduğunu araştırıyor; bu iddiaların nasıl gerekçelendirildiğini ve hangi soruların anlamlı sorulabileceğini soruyor. Yedinci derste felsefe ile dinin ilişkisi soruldu; ikisinin aynı iddialar üzerinde mi konuştuğu tartışıldı. Bu ders o ilişkiye geri dönmüyor; din felsefesinin kendi iç sorularını açıyor.

Dersin omurgasında tek bir soru duruyor: dinî bir inanç, gerekçe isteyen türden bir inanç mı? Bu soru üç ayrı konumu doğal biçimde doğuruyor. Birincisine göre dinî inanç da her inanç gibi gerekçe ister ve bu gerekçe verilebilir. İkincisine göre dinî inanç temel bir inançtır; başka inançlardan türetilmesi gerekmez. Üçüncüsüne göre dinî inanç bir bilgi iddiasından çok bir bağlanma hâlidir; gerekçe ölçütü ona yanlış uygulanır. Üçü de bu derste en güçlü hâliyle kurulacak.

Sonra kötülük problemi kuruluyor. Soru şu: iyi ve sınırsız güce sahip bir yaratıcı fikriyle, dünyada gözlenen acı bir arada nasıl durabiliyor? Sorunun kendisi net kurulacak; sonra ona verilen başlıca cevaplar da en güçlü hâlleriyle sunulacak. Kapanışta hiçbir taraf galip ilan edilmeyecek; sorunun neden hâlâ canlı olduğu gösterilecek. Aynı tartışma İslam kelâmında da farklı bir eksende yürüdü; Mu'tezile ile Eş'arîler arasındaki ilâhî adalet tartışması bunun bir örneği. Bu, tartışmanın tek bir geleneğe ait görünmesini önlüyor.

Son olarak dinsel deneyimin kanıt değeri soruluyor. Bir kişinin kendi yaşantısı ona gerekçe olur mu, başkasına olur mu? Altmış beşinci derste tanıklık ve ikinci elden bilgi kavramları tanıtılmıştı. Bu ders o kavramlara atıfla bağlanıyor, onları yeniden tanımlamıyor. Burada da taraf tutulmuyor; deneyimin iki yönü de gösteriliyor.

Merkez soru

Sorumuz şu: dinî bir iddiayı ele alırken hangi tür sorular anlamlı biçimde sorulabilir, hangi gerekçelendirme ölçütü hangi iddiaya uygulanabilir?

Ölçülü iddiam şu: dinî iddiaları değerlendirirken doğru yaklaşım, önce iddianın hangi türden bir iddia olduğunu belirlemek, sonra o türe uygun gerekçelendirme ölçütünü sormaktır.

Bu ders hiçbir dinî iddianın doğru ya da yanlış olduğunu söylemiyor. İşi başka: iddiaların nasıl kurulduğunu ve hangi konumların hangi gerekçelerle savunulduğunu göstermek.

Sıfır noktası

Argümanın yapısı

Kötülük problemini öncüllere ayıralım.

Birinci öncül: bir yaratıcı hem sınırsız güce hem tam iyiliğe sahipse, kötülüğü hem önleyebilir hem önlemek ister.

İkinci öncül: dünyada, hiçbir gözle görülür yararı olmayan acı gözleniyor.

Üçüncü öncül: sınırsız güce ve tam iyiliğe sahip bir yaratıcı, böyle bir acıyı önlerdi.

Sonuç: öyleyse ya böyle bir yaratıcı yok, ya da sınırsız güç ile tam iyilik birlikte, tam bu şekilde anlaşılmamalı.

Aynı gerilim İslam kelâmında farklı bir eksende yürüdü.

Görüşler ve pozisyonlar

Şimdi dersin omurgasına dönelim ve üç konumu sırayla kuralım.

Birinci görüşe göre dinî inanç da her inanç gibi gerekçe ister ve bu gerekçe verilebilir. Bir dinî iddia, tıpkı bir bilimsel ya da tarihsel iddia gibi, kanıt ve akıl yürütmeyle desteklenmeli. Gerekçesiz kabul edilen bir dinî inanç, gerekçesiz kabul edilen herhangi bir inanç kadar sorunlu sayılıyor.

İkinci görüşe göre dinî inanç temel bir inançtır; başka inançlardan türetilmesi gerekmez. Bazı inançlar zaten temelde durur, onlardan daha geriye gidilemez. Dış dünyanın var olduğuna, başka zihinlerin var olduğuna inanmak da böyle bir temel inançtır ve kimse bunun kanıtını istemez. Dinî inanç da bu sınıfa girebilir: kişi bir yaratıcının varlığını başka bir inançtan çıkarmadan, doğrudan kabul edebilir.

Üçüncü görüşe göre dinî inanç bir bilgi iddiasından çok bir bağlanma ve güven hâlidir; gerekçe ölçütü ona yanlış uygulanır. Dinî inancı bir önermeye inanmak gibi değil, bir kişiye güvenmek gibi düşünmek gerekiyor. Bir dosta güvenmek için önce onun güvenilir olduğuna dair eksiksiz bir kanıt toplamıyoruz; güven ilişki içinde oluşuyor.

Üçüncü görüşle yakından ilişkili bir soru daha var: dinsel deneyimin kanıt değeri.

Bir kişi derin bir dinî yaşantı geçirdiğini söylüyor; bu yaşantının kendisi için gerçek bir gerekçe oluşturduğunu düşünüyor. Kendi yaşantısı için bu makul görünüyor, çünkü kişi kendi bilincine başka hiçbir aracı olmadan erişiyor. Sorun, bu yaşantı başkasına aktarıldığında başlıyor.

Altmış beşinci derste tanıklık ve ikinci elden bilgi kavramları tanıtılmıştı: bir olayı yaşayanın bilgisi birinci elden, onu bir başkasından duyanın bilgisi ikinci eldendir. Dinsel deneyim de aynı geçişten geçiyor; yaşayan için birinci elden bir gerekçe, dinleyen için ikinci elden bir tanıklığa dönüşüyor.

Bu ikili durum, iki yönü de gösteriyor. Yaşayan kişi için deneyim, hiçbir aracı olmadan edinilmiş bir gerekçe; dinleyen içinse bu gerekçe, her tanıklık gibi, aktarımın güvenilirliğine bağlı hâle geliyor. Deneyim, ne başkası için hiçbir ağırlık taşımayan bir hayal, ne de yaşayan için gerektiği kadar kanıt taşımayan zayıf bir izlenim; iki taraf için de farklı bir ağırlıkta duruyor.

En güçlü itiraz

İtiraz şu: ikinci görüş, dinî inancı temel bir inanç sayarak gerekçe yükünden kurtarıyor. Ama aynı hamle, her tutarsız ya da zararlı inanca da uygulanabilir. Bir inanç, yalnız temel sayıldığı için gerekçe istemekten muaf tutulursa, hangi inancın gerçekten temel olduğunu ayırt eden bir ölçüt gerekiyor. Bu ölçüt olmadan görüş, savunmak istemediğimiz inançları da aynı kapıdan içeri alıyor.

Ölçülü sonuç şu: ikinci görüş bir ölçüt önerebiliyor, ama ölçütün kendisi de tartışmalı kalıyor. Bu, görüşün çürütüldüğü anlamına gelmiyor; ölçütün hâlâ iş başında olduğu anlamına geliyor.

Açık kalan sorular

Dört soru açık kalıyor.

Birincisi: temel bir inanç ile rastgele bir inanç arasındaki sınır nasıl çizilir? Topluluk ve süreklilik ölçütü bir başlangıç sunuyor, ama bu ölçütün kendisi de tartışmaya açık.

İkincisi: özgür irade savunması insan eliyle yapılan kötülüğü büyük ölçüde açıklıyor. Deprem gibi insan eylemi olmayan acılar için aynı türde bir yanıt var mı?

Üçüncüsü: dinsel deneyimin dille aktarılırken kaybettiği kısım, onun gerekçe değerini ne kadar düşürüyor? Her tanıklıkta bir kayıp var, ama kaybın miktarı deneyimden deneyime değişebilir.

Dördüncüsü: bir kişi üç konumdan yalnız birini mi taşımak zorunda, yoksa aynı kişide farklı anlarda farklı konumlar bir arada bulunabilir mi?

Yaygın hatalar

Bu konuda beş yaygın yanlış var.

Yaygın yanlışDin felsefesinin işi bir dini savunmak ya da çürütmek sanılır.
Doğrusu

Bu dal dinin doğruluğuna karar vermiyor; dinî iddiaların ne tür iddialar olduğunu ve hangi gerekçelerle savunulduğunu inceliyor. Bir savunma ya da bir çürütme yazan kişi felsefe değil, apoloji ya da polemik yapıyor.

Yaygın yanlışKötülük problemi yalnız tek bir dine özgü sanılır.
Doğrusu

Sorun, iyi ve sınırsız güce sahip bir yaratıcı fikri taşıyan her gelenekte aynı biçimde kurulabilir; İslam kelâmındaki ilâhî adalet tartışması bunun bir örneği. Problem belirli bir dine değil, belirli bir yaratıcı tanımına bağlı duruyor.

Yaygın yanlışTemel inanç görüşü, her inancın gerekçesiz kabul edilebileceği anlamına gelir sanılır.
Doğrusu

Görüş yalnız belirli inançların gerekçe zincirinin başında durabileceğini söylüyor. Hangi inançların bu sınıfa girdiği ayrı bir tartışma ve en güçlü itiraz bölümünde görüldüğü gibi bu tartışma kapanmış değil.

Yaygın yanlışDinsel deneyim öznel olduğu için hiçbir kanıt değeri taşımaz sanılır.
Doğrusu

Öznel bir yaşantı, yaşayan kişi için bir gerekçe oluşturabilir; sorun onun başka birine aktarıldığında aynı ağırlığı taşıyıp taşımadığında. Bir tanıklığın değeri sıfıra inmiyor, yalnız birinci elden ikinci ele geçerken değişiyor.

Yaygın yanlışBu ders, yedinci dersteki felsefe-din ilişkisi tartışmasıyla aynı konuyu işliyor sanılır.
Doğrusu

Yedinci ders iki alanın aynı iddialar üzerinde mi konuştuğunu sordu. Bu ders o soruyu kapatılmış sayıp din felsefesinin kendi iç sorularına, iman-gerekçe ilişkisine ve kötülük problemine giriyor.

Kendin dene

Alıştırmanın işi, seçtiğin inancı çürütmek ya da doğrulamak değil. İşi, bir inancın hangi türden bir dayanağa oturduğunu görünür kılmak.

Aklında kalsın

Beş cümlede dersin iskeleti.

Bu ders din felsefesi dalını tanıttı: bu dal bir dinin doğruluğuna karar vermiyor, dinî iddiaların ne tür iddialar olduğunu ve hangi gerekçelerle savunulduğunu inceliyor.

Dersin omurgasında iman ile gerekçe arasındaki ilişki durdu; üç konum bu ilişkiyi farklı yerlere bağladı, birincisi gerekçenin verilebileceğini söyledi, ikincisi dinî inancı temel bir inanç saydı, üçüncüsü onu bir bağlanma hâli olarak okudu.

Kötülük problemi, iyi ve sınırsız güce sahip bir yaratıcı fikriyle gözlenen acının bir arada durup duramayacağını sordu; aynı tartışma İslam kelâmında farklı bir eksende yürüdü.

En güçlü itiraz, temel inanç görüşünün hangi inancı temel saydığını ayırt eden bir ölçüte ihtiyaç duyduğunu gösterdi ve bu ölçüt hâlâ tartışmalı kaldı.

Dinsel deneyimin kanıt değeri, onu yaşayan için ve onu başkasından duyan için farklı ağırlıkta kaldı; bu fark, tanıklıkla ilgili daha önceki bir dersin sorularını yeniden gündeme getirdi.

Sonraki derse köprü

Buradaki tartışma gözlemle kapatılamayan bir alanda yürüdü ve üç konum da ayakta kaldı.

Bir sonraki durak tarih felsefesi. Orada da gözlemin kapatamadığı bir tartışma var, ama açığın kaynağı başka: iddianın türü değil, kanıtın bir daha üretilememesi. Geçmiş bir kez yaşandı ve tekrarlanamıyor. O ders bunun için karşıolgusal akıl yürütme diye bir kavram tanıtacak; bir olayın başka bir olaya yol açtığını söylemenin, o olay hiç olmasaydı ne olacağını da söylemeyi gerektirdiğini gösterecek. Benzerlik buraya kadar ve ayrım şurada: burada kanıt eksikti, orada kanıt bir kez olmuş ve geri çağrılamıyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.