Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Bu ders, neyin bilim sayıldığı ve kanıtın kuramı nasıl desteklediği sorularından sonra, kabul edilen bir kuramın dünya hakkında ne söylediğini sordu.
Sürekli öndeyi başarısı gözlenemeyen varlıklara inanmak için güçlü bir gerekçedir, ama aynı başarıyı taşıyan kuramlar tarihte tümüyle terk edildi.
Birinci görüş gözlenemeyen varlıkların var olduğunu söyledi, ikincisi kuramı hesap aracı saydı, üçüncüsü gözlenemeyen hakkında yargıyı askıya aldı.
En güçlü itiraz, üçünün de tek bir cevap aradığını gösterdi, oysa terk edilen kuramlardan bazı yapılar sonraki kurama taşınıyor.
Bu taşınan payın önceden nasıl ayırt edileceği ise açık bir soru olarak duruyor.
Açılış sahnesi
Bir şehrin metro haritasına bakan yolcu, istasyonlar arasındaki çizgilerin düz ve renkli olduğunu görür. Hatlar doksan derecelik açılarla kırılır, istasyonlar eşit aralıklarla dizilmiş gibi durur. Yolcu bu haritayla hiç yanılmadan hedefine ulaşır.
Gerçek şehirde durum başka. Hatlar eğri büğrü ilerler, istasyonlar arası uzaklık bazen kısa, bazen uzundur. Birbirine neredeyse paralel giden iki hat, haritada birbirinden uzak gösterilebilir. Harita şehrin gerçek biçimini vermez, yalnız bağlantı sırasını verir.
Buna rağmen kimse bu haritayı yanlış bulmaz, çünkü yapması gereken işi yapar ve yolcuyu doğru istasyona götürür. Sorun ancak biri şunu sorduğunda başlar: bu harita şehrin gerçek biçimini mi gösteriyor, yoksa yalnız işe yarayan bir düzen mi çiziyor?
Aynı soru bilim için de sorulabilir. Bir kuram yıllarca hiç yanılmadan doğru öndeyi verebilir. Roketler onunla fırlatılır, ilaçlar onunla üretilir, köprüler onunla hesaplanır. Peki bu başarı, kuramın sözünü ettiği görünmeyen şeylerin, atomların, alanların, genlerin gerçekten var olduğunu mu gösterir? Yoksa kuram da metro haritası gibi yalnız işe yarayan bir çizim mi?
Bu ders bu ikisi arasındaki farkı açıyor.
Bu derste ne olacak
Bilim felsefesi daha önce iki soruyu işledi. Altıncı derste bir iddiayı bilim sayan sınırın nasıl çizildiği soruldu ve o soru burada yeniden açılmıyor. Yirmi ikinci, yirmi sekizinci ve elli sekizinci derslerde ise verinin bir kuramı nasıl desteklediği işlendi. Bu dersin sorusu farklı: bir kuram bütün sınamalardan geçtiğinde, anlattığı dünya hakkında ne söyleyebiliriz?
Bu sorunun merkezinde tek bir soru duruyor. Bir kuram öndeyilerinde sürekli başarılıysa, doğrudan gözlenemeyen varlıklarının gerçekten var olduğunu kabul etmek zorunda mıyız? Dersin geri kalanı bu sorunun etrafında dönüyor. Cevap ne saf bir evet ne saf bir hayır olacak, ölçülü bir orta yol arayacağız.
Bunun için iki klasik argümanı karşı karşıya koyacağız. Birincisi gerçekçilik lehine: sürekli doğru öndeyi veren bir kuramın başarısı tesadüf olamaz. İkincisi gerçekçilik aleyhine: tarihte uzun süre başarılı olup sonra tümüyle terk edilmiş kuramlar var. Bugünkü başarılı kuramlar için de aynı akıbet beklenebilir ve iki argümanı da en güçlü hâliyle kuracağız.
Son olarak bu gerilimi üç görüşe bağlayacağız. Birinci görüş gözlenemeyen varlıkların gerçekten var olduğunu söylüyor. İkinci görüş kuramı yalnız bir hesap ve öndeyi aracı sayıyor. Üçüncü görüş kuramın gözlenebilir olanda doğru olmasını yeterli sayıyor ve gözlenemeyen hakkındaki yargıyı askıya alıyor. Üçünü de bedeliyle birlikte kuracağız.
Merkez soru
Sorumuz şu: bir kuram öndeyilerinde sürekli başarılıysa, bu başarı onun sözünü ettiği gözlenemeyen şeylerin gerçekten var olduğuna inanmamızı gerektirir mi?
Ölçülü iddiam şu: sürekli öndeyi başarısı gözlenemeyene inanmak için güçlü bir gerekçedir, ama akılcı olan kuramlar arasında hayatta kalan yapıya odaklanan temkinli bir kabuldür.
Temkinin nedeni tarih. Aynı türden gerekçe geçmişte yeterince sık yanıltıcı çıktı. Bu yüzden tam bir gerçekçilik değil, daha ölçülü bir güven arayacağız.
Sıfır noktası
Argümanın yapısı
Şimdi gerçekçilik lehine en güçlü argümanı öncüllere ayıralım.
Birinci öncül: bir kuram gözlenemeyen varlıklardan söz ediyor ve bu varlıklara dayanarak yeni ve şaşırtıcı öndeyilerde bulunuyor.
İkinci öncül: bu öndeyiler deneyle sınanıyor ve bir kez değil, tekrar tekrar doğru çıkıyor.
Üçüncü öncül: kuramın sözünü ettiği varlıklar gerçekte yoksa, bu tekrar eden başarı açıklanamaz bir tesadüf olurdu. Hiçbir şeye karşılık gelmeyen bir kurgunun bu kadar doğru öndeyi üretmesi beklenmez.
Sonuç: öyleyse gözlenemeyen varlıkların gerçekten var olduğunu kabul etmek, bu başarıyı açıklamanın en makul yoludur.
Bu argüman güçlü görünüyor, ama tarihe bakan bir itiraz onu zorluyor.
Bu iki taraf bir arada, argümanı olduğu gibi bırakmıyor. Başarı gerçekliğe götüren bir gerekçe olmayı sürdürüyor, ama artık kesin bir kanıt değil. Temkinle taşınması gereken bir işaret hâline geliyor ve bu gerilim bizi üç ayrı görüşe götürüyor.
Görüşler ve pozisyonlar
Şimdi bu gerilimi üç görüşe bağlayalım.
Birinci görüş, bilimsel gerçekçilik, önceki bölümde kuruldu. Kuram sürekli başarılıysa, sözünü ettiği gözlenemeyen varlıkların var olduğunu kabul etmek gerekir. Bu görüşün gücü, başarıyı açıklanmamış bırakmamasından geliyor.
İkinci görüş, araççılık, kuramı bambaşka bir gözle okuyor: kuram bir açıklama değil, bir hesap ve öndeyi aracıdır. Bu görüşe göre bir kuramı kabul etmek, varlıklarına inanmak değildir. Yalnız kuramın doğru sonuç ürettiğine güvenmektir.
Üçüncü görüş ikisinin ortasında duruyor ve bu dersin en temkinli seçeneği. Kuramın gözlenebilir olanda doğru olması yeterli sayılıyor, gözlenemeyen hakkındaki yargı ise askıya alınıyor.
En güçlü itiraz
İtiraz şu: üç görüş de aynı varsayımı paylaşıyor. Kuramı ya tümüyle kabul ediyor ya tümüyle araç sayıyor ve tek bir cevap arıyor. Oysa kuramların tarihi bunun yanlış bir ikilik olduğunu gösteriyor.
Ölçülü sonuç şu: üç görüş de kuramın nerede durduğunu söylüyor, ama neyin taşınıp neyin atılacağını önceden söyleyen bir ölçüt vermiyor. Bu, üçünün de değersiz olduğunu göstermiyor. Sorunun ilk bakışta göründüğünden daha katmanlı olduğunu gösteriyor.
Açık kalan sorular
Üç soru açık kalıyor.
Birincisi: kuram elimizdeyken, hangi parçanın sonraki kurama taşınacağını önceden söyleyen bir ölçüt yok. Böyle bir ölçüt kurulabilir mi, yoksa bu yalnız geriye dönüp bakınca mı görülür?
İkincisi: gözlenebilir ile gözlenemez arasındaki çizgi insan algısının sınırına bağlıysa, neye inanacağımızı belirlemek için yeterince sağlam bir temel mi?
Üçüncüsü: yapısal süreklilik gerçekten varlıktan bağımsız mı, yoksa yapı da bir ölçüde aradığımız varlığa mı bağlı? En güçlü itiraz bu döngüyü gösterdi, ama çözmedi.
Yaygın hatalar
Bu konuda beş yaygın yanlış var.
Yaygın yanlışBu dersin, altıncı dersteki sınır çizme tartışmasını yeniden açtığı sanılır.
Sınır çizme, bir iddiayı bilim sayan ölçütü arıyordu ve bu, bir kuramın önündeki bir eşikti. Bu ders ise o eşiği geçmiş kuramlarla ilgileniyor. Sorduğu soru da başka: kabul edilen bir kuram dünya hakkında ne söylüyor?
Yaygın yanlışBilimsel gerçekçiliğin, bilim insanlarının resmen benimsediği ortak görüş olduğu sanılır.
Gerçekçilik, araççılık ve üçüncü görüş arasındaki tartışma felsefede sürüyor. Bilim insanları arasında da bu konuda görüş birliği yok. Bir kuramı başarıyla kullanmak, sözünü ettiği her şeye inanmayı gerektirmiyor.
Yaygın yanlışAraççılığın, kuramın yanlış olduğunu söylediği sanılır.
Araççılık bir kuramın doğru mu yanlış mı olduğunu sormuyor. Kuramı yalnız bir hesap aracı olarak görüyor ve bu soruyu gereksiz sayıyor. Ölçü alınan şey kuramın doğruluğu değil, işe yararlığı.
Yaygın yanlışGözlenemeyen şeyin yalnız çok küçük olan şey olduğu sanılır.
Ölçü büyüklük değil, doğrudan algıya açık olup olmamadır. Bir kara delik çok büyüktür, ama yalnız dolaylı çıkarımla bilinir. Bir bakteri ise küçüktür, ama mikroskopla doğrudan görülür. Gözlenebilirlik ölçekle değil, algı yoluyla ilgilidir.
Yaygın yanlışBir kuram terk edildiğinde içindeki her şeyin yanlış çıktığı sanılır.
Esir örneğinde görüldüğü gibi, terk edilen kuramın denklemleri çoğu zaman korunuyor. Yanlış çıkan, denklemlerin neyi tarif ettiğine dair hikâye. Terk etmek silmek değil, çoğu zaman yeniden okumak demek.
Kendin dene
Alıştırmanın işi araca güvenmemeyi öğretmek değil. İşi, bir aracın işe yaraması ile anlattığı şeyin gerçek olması arasındaki farkı görünür kılmak.
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Bu ders, neyin bilim sayıldığı ve kanıtın kuramı nasıl desteklediği sorularından sonra, kabul edilen bir kuramın dünya hakkında ne söylediğini sordu.
Sürekli öndeyi başarısı gözlenemeyen varlıklara inanmak için güçlü bir gerekçedir, ama aynı başarıyı taşıyan kuramlar tarihte tümüyle terk edildi.
Birinci görüş gözlenemeyen varlıkların var olduğunu söyledi, ikincisi kuramı hesap aracı saydı, üçüncüsü gözlenemeyen hakkında yargıyı askıya aldı.
En güçlü itiraz, üçünün de tek bir cevap aradığını gösterdi, oysa terk edilen kuramlardan bazı yapılar sonraki kurama taşınıyor.
Bu taşınan payın önceden nasıl ayırt edileceği ise açık bir soru olarak duruyor.
Sonraki derse köprü
Bu ders bir ölçüt kurdu: bir kuramın hakkını, öndeyilerinde sürekli başarılı olup olmadığına bakarak veriyoruz.
Din felsefesi bu ölçütü yanına alıyor ve ilk işi onu sınamak oluyor. Orada sorulan şey bir inancın doğru olup olmadığı değil, ondan önce gelen bir soru: dinî bir inanç, gerekçe istenen türden bir inanç mı? İman ile gerekçe arasındaki ilişki orada üç ayrı konuma ayrılacak. Konumlardan biri, buradaki ölçütün oraya hiç uygulanamayacağını savunacak. Yani bu dersin ölçütü sıradaki derste bir cevap olarak değil, bir soru olarak açılıyor.