Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Bu ders modülün üstünde durdu: etik bir eylemi, siyaset felsefesi bir otoriteyi, hukuk felsefesi bir kuralı, estetik bir eseri değerli kıldı; bu ders değerli sözcüğünün kendisini sordu.
Bazı değerler ortak bir ölçeğe konamıyor, ve bu konulamama bir bilgi eksikliği değil, ölçeğin kendisinin yokluğu; bu duruma karşılaştırılamazlık denir ve eşitlikten ayrıdır.
İki değer gerçekten karşılaştırılamaz olduğunda, aralarında seçim yapmak seçilmeyeni geçersiz kılmıyor; seçilmeyen değer geçerli kalıyor ve arkasında bir kayıp, bir ahlaki artık bırakıyor.
Üç görüş bu bulguları farklı yerlere bağladı: birincisi değerleri tek bir ölçüye indirgedi, ikincisi onları indirgenemez ve çoğul saydı, üçüncüsü değeri nesneye yönelen uygun tutumda buldu.
Üçü de değerin nerede bulunduğunu söyledi, ama değer sözcüğünün bütün alanlarda aynı şeyi işaret edip etmediğini hiçbiri sınamadı; bu soru açık kaldı.
Açılış sahnesi
Bir kültür vakfının yönetim kurulu, yıllık bütçesinin son diliminde iki başvuru arasında kalıyor. Birinci başvuru, ölmekte olan bir yerel dilin son konuşmacılarıyla yapılacak bir kayıt ve eğitim projesi. İkinci başvuru, işsiz kalmış on genç oyuncuya ilk profesyonel rolünü verecek küçük bir tiyatro turnesi. Bütçe ikisine birden yetmiyor. Kurul yalnızca birini seçebilir.
Toplantıda bir üye ortak bir ölçü arıyor. Hangi proje daha çok insana ulaşıyor, hangisi daha kalıcı bir fayda bırakıyor? Sayılar getiriliyor: konuşmacı sayısı, oyuncu sayısı, izleyici tahmini. Sayılar toplanıyor ve hiçbiri kurulu ikna etmiyor. Herkes bir dilin kaybının, bir meslek fırsatının kaybıyla aynı cetvelde durmadığını hissediyor.
Bir başka üye farklı bir yol deniyor. İkisini aynı birime çevirmek yerine, hangisinin daha acil olduğunu soruyor. Bu da işe yaramıyor. Aciliyet kendi başına üçüncü bir ölçü getiriyor ve ilk iki değeri yine karşılaştırmıyor. Kurul saatlerce tartışıyor, ortak bir birim bulamadan.
Sonunda oylamayla dil projesi seçiliyor. Karar açıklanırken kurul başkanı bir cümle ekliyor: bu seçim öteki projenin daha az değerli olduğu anlamına gelmiyor, yalnızca bu yıl bütçenin gittiği yer bu. Cümle tuhaf duruyor. Bir taraf seçildi, öteki taraf hâlâ geçerli sayılıyor.
Bu derste ne olacak
Bu ders iki soruyu birbirine bağlıyor. Birincisi genel bir soru: ahlaki iyi, siyasi adil, hukuki geçerli ve estetik güzel yargılarının ortak bir yanı var mı? Hepsi tek bir şeyin türleri mi, yoksa yalnız aynı dilbilgisini paylaşan ayrı şeyler mi? İkincisi dersin kendi omurgası: bazı değerler neden tek bir ölçeğe konamıyor? Bu konulamama bir bilgi eksikliği mi, yoksa ölçeğin kendisinin yokluğu mu?
Bu ikinci soruyu açılış sahnesindeki kurul üzerinden somutlaştıracağız. Bir dilin kaybı ile bir meslek fırsatının kaybı arasında hangisi daha büyük diye sormak, ilk bakışta cevapsız bir soru gibi görünüyor. Asıl iddiamız daha keskin duruyor: bu soru cevapsız değil, anlamsız. İki değer arasında ortak bir ölçü yoksa, eşit demek de büyük demek kadar yanlış oluyor. İki değer karşılaştırılamaz hâle geliyor, ve bu eşitlikten ayrı bir durum.
Buradan üçüncü bir soru çıkıyor. İki değer gerçekten karşılaştırılamazsa, kurul dil projesini seçtiğinde tiyatro projesi yanlış mı sayılıyor? Ölçülü cevabımız hayır olacak. Seçilmeyen değer geçersiz olmuyor, yalnızca arkasında bir kayıp bırakıyor. Otuzuncu derste kurulan ahlaki artık kavramı burada değer alanına taşınıyor.
Son olarak bu üç bulguyu üç görüşe bağlayacağız. Birinci görüş bütün değerlerin sonunda tek bir ortak ölçüye indirgenebileceğini söylüyor. İkinci görüş değerlerin birbirine indirgenemez ve çoğul olduğunu söylüyor. Üçüncü görüş değeri nesnede değil, ona yönelen uygun tutumda buluyor. Üçünü de en güçlü hâliyle kuracak, her birinin bedelini göstereceğiz.
Merkez soru
Sorumuz şu: değer dediğimizde tek bir ortak ölçüden mi söz ediyoruz, yoksa alanına göre ayrı ayrı çalışan bir aile kavramından mı söz ediyoruz?
Ölçülü iddiam şu: bazı değerler ortak bir ölçeğe konamıyor, bu konulamama bir bilgi eksikliği değil ölçeğin yokluğu, ve iki değer bu şekilde karşılaştırılamaz olduğunda aralarında seçim yapmak seçilmeyeni geçersiz kılmıyor.
Sıfır noktası
Argümanın yapısı
Ölçülemezlik iddiasını bir çıkarım biçiminde kuralım.
Birinci öncül: iki şey aynı ölçekte karşılaştırılabiliyorsa, ya biri ötekinden büyüktür, ya küçüktür, ya da ikisi eşittir. Bu üçü dışında dördüncü bir seçenek kalmıyor.
İkinci öncül: bazı değer çiftlerinde bu üç seçenekten hiçbiri doğru gelmiyor. Bir dostluğun değeri bir para miktarından büyük değil, küçük değil, eşit de değil. Soru sorulduğunda zihin üçüne de direniyor.
Üçüncü öncül: bu direniş bir bilgi eksikliğinden değil, ölçeğin kendisinin yokluğundan geliyor. Daha çok bilgi toplansa da üç seçenekten biri doğru gelmiyor.
Sonuç: bazı değer çiftleri karşılaştırılamıyor. Karşılaştırılamazlık eşitlikten ayrı bir durum.
Görüşler ve pozisyonlar
Birinci görüş, bütün değerlerin sonunda tek bir ortak ölçüye indirgenebileceğini savunuyor. Bu görüşe göre dostluk, sağlık, bilgi ve güzellik gibi farklı görünen şeyler aslında tek bir daha temel değere hizmet ediyor. Farklılık yalnız yüzeyde kalıyor.
Birinci görüşün gücü açık: farklı değerleri tek bir dile çevirdiği için karar vermeyi kolaylaştırıyor. Buna karşılık bedeli de var.
İkinci görüş tam tersi yönden bakıyor: değerler birbirine indirgenemez ve çoğul. Bu görüşe göre dostluk, bilgi, güzellik ve adalet ayrı köklerden geliyor. Hiçbiri ötekine çevrilebilir değil ve hiçbiri hepsini kapsayan tek bir üst değerin parçası değil.
İkinci görüşün gücü, birinci görüşün açıklayamadığı direnci doğrudan açıklaması. Buna karşılık bedeli de var.
Üçüncü görüş, değeri nesnede ya da yalnızca kişinin zihninde değil, nesneye yönelen uygun tutumda buluyor.
Üçüncü görüşün gücü, değeri ne salt nesneye ne salt kişiye hapsetmesi. Buna karşılık bedeli de var.
Şimdi üç görüşün paylaştığı ortak bir varsayımı sorgulayacağız.
En güçlü itiraz
İtiraz şu: üç görüş de değer sözcüğünün bütün alanlarda aynı türden bir şeyi işaret ettiğini varsayıyor. Oysa bu varsayımın kendisi hiç sınanmadı.
Ölçülü sonuç şu: üç görüş de değerin nerede bulunduğunu söylüyor, ama hiçbiri değer sözcüğünün bütün alanlarda aynı şeyi işaret edip etmediğini sınamıyor. Bu, üçünün de değersiz olduğunu göstermiyor. Sorunun ilk bakışta göründüğünden daha katmanlı olduğunu gösteriyor.
Açık kalan sorular
Üç soru açık kalıyor.
Birincisi: ölçülemezlik hangi değer çiftlerinde geçerli, hangisinde geçerli değil? Bu ders dostluk ile para gibi uç örnekler verdi, ama sınırı çizen genel bir ölçüt sunmadı.
İkincisi: üçüncü görüşün öngördüğü uygun tutum, nesnenin özelliklerinden tamamen bağımsız mı çalışıyor, yoksa onlara mı dayanıyor? En güçlü itiraz bu döngüyü gösterdi, çözmedi.
Üçüncüsü: değer sözcüğü bütün alanlarda aynı şeyi mi işaret ediyor, yoksa yalnız bir aile benzerliği mi taşıyor? Bu soru en güçlü itirazda açıldı ve bu derste kapanmadı.
Yaygın hatalar
Bu konuda beş yaygın yanlış var.
Yaygın yanlışÖlçülemezlik, iki şeyin eşit değerde olduğu anlamına gelir sanılır.
Eşitlik de bir karşılaştırma sonucudur ve karşılaştırma yapılabildiğinde ortaya çıkar. Karşılaştırılamazlıkta karşılaştırmanın kendisi bir sonuca varmıyor. İki değer büyük, küçük ya da eşit değil, yalnızca aynı terazide durmuyor.
Yaygın yanlışDeğer çoğulculuğu, her tercihin eşit derecede geçerli olduğu anlamına gelir sanılır.
Çoğulculuk, değerlerin tek bir üst değere indirgenemediğini söylüyor. Bu, her seçimin aynı derecede haklı olduğu anlamına gelmiyor. Bir yargıç yine de bir karar vermek zorunda ve bazı kararlar öbürlerinden daha iyi gerekçelendirilebiliyor.
Yaygın yanlışGerçek bir değer çatışmasında seçilmeyen taraf yanlış sayılır sanılır.
Otuzuncu derste görüldüğü gibi, doğru seçim yapan kişi yine de bir şey borçlu kalabiliyor. Seçilmeyen değerin geçersiz sayılması gerekmiyor. Kayıp gerçek olsa bile seçim haklı kalabiliyor.
Yaygın yanlışUygun tutum kuramı, değerin tamamen kişinin kendi hissine bağlı olduğunu söyler sanılır.
Bu görüş, bir tutumun yerinde olup olmadığını nesnenin özelliklerinden bağımsız bırakmıyor. Saygı bir ustaya yerinde oluyor, çünkü o beceriye sahip. Tutum boşlukta doğru ya da yanlış olmuyor.
Yaygın yanlışBu ders ile onbirinci dersteki araçsal-kendinde değer ayrımı aynı soruyu sorar sanılır.
Onbirinci ders bir şeyin neden değerli olduğunu sordu: başka bir şeye hizmet ettiği için mi, yoksa kendi başına mı? Bu ders farklı bir soru soruyor: kendinde değerli sayılan şeyler birbiriyle aynı ölçekte mi duruyor? İki soru birbirini tamamlıyor, aynı soru değil.
Kendin dene
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Bu ders modülün üstünde durdu: etik bir eylemi, siyaset felsefesi bir otoriteyi, hukuk felsefesi bir kuralı, estetik bir eseri değerli kıldı; bu ders değerli sözcüğünün kendisini sordu.
Bazı değerler ortak bir ölçeğe konamıyor, ve bu konulamama bir bilgi eksikliği değil, ölçeğin kendisinin yokluğu; bu duruma karşılaştırılamazlık denir ve eşitlikten ayrıdır.
İki değer gerçekten karşılaştırılamaz olduğunda, aralarında seçim yapmak seçilmeyeni geçersiz kılmıyor; seçilmeyen değer geçerli kalıyor ve arkasında bir kayıp, bir ahlaki artık bırakıyor.
Üç görüş bu bulguları farklı yerlere bağladı: birincisi değerleri tek bir ölçüye indirgedi, ikincisi onları indirgenemez ve çoğul saydı, üçüncüsü değeri nesneye yönelen uygun tutumda buldu.
Üçü de değerin nerede bulunduğunu söyledi, ama değer sözcüğünün bütün alanlarda aynı şeyi işaret edip etmediğini hiçbiri sınamadı; bu soru açık kaldı.
Sonraki derse köprü
Bu ders, beş dersin birlikte yürüttüğü bir sorguyu kapattı. Etik bireyin eylemini, siyaset felsefesi otoritenin kaynağını, hukuk felsefesi kuralın geçerliliğini, estetik eserin güzelliğini sordu. Değer kuramı bu dört yargının ortak bir kökü olup olmadığını sordu ve tek bir ortak ölçü bulamadı. Beşi birlikte şunu gösterdi: değerli olmak tek bir tartıya sığan bir şey değil, alanına göre başka başka çalışan ve yine de birbirine tamamen yabancı olmayan bir aile.
Sıradaki modül tek tek değer alanlarından çıkıp felsefenin özel alanlarına geçiyor ve ilk durağı bilim felsefesi. Orada bir kuramın öndeyilerinde sürekli başarılı olmasının neyi kanıtladığı sorulacak: bu başarı, kuramın sözünü ettiği ve hiç gözlenmemiş şeylerin gerçekten var olduğunu gösteriyor mu? Soruya verilen iddialı cevabın adı bilimsel gerçekçilik ve bu dersin ölçü sorunu orada başka bir kılıkta dönüyor. Çünkü işe yaramak ile var olmak iki ayrı ölçü ve hangisinin öncelikli sayılacağı kuramın kendisinden çıkmıyor.