Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Estetiğin iki ayrı sorusu var: bir şeyi sanat yapan nedir, ve "bu güzel" demek ne tür bir yargıdır; bu ders ikincisini omurga yaptı.
"Bu güzel" cümlesi hem kişisel bir hazzı bildiriyor hem başkalarından katılım talep ediyor, ve bu ikili yapı onu sıradan bir zevk cümlesinden ayırıyor.
Üç görüş bu ikili yapıyı farklı yerlere bağlıyor: birincisi güzelliği nesneye, ikincisi yalnızca izleyenin zihnine, üçüncüsü kişisel bir hazdan doğan ama yine de katılım talep eden bir yargıya; üçü de bir bedel öder.
Tanım sorusu kısaca ele alındı: sanatın ortak bir özü bulunamıyor, bu yüzden bazı düşünürler aile benzerliği örgüsüne, bazıları bir çevrenin kabulüne dayanan kurumsal görüşe gitti.
Bulunamayan tek bir ölçüt, ne beğeni sorusunda ne tanım sorusunda alanın çöktüğünü gösterir; sorunun tek bir basit kurala indirgenemeyecek kadar katmanlı olduğunu gösterir.
Açılış sahnesi
İki arkadaş küçük bir sergi salonunda aynı tuvalin önünde duruyor. Tuval geniş, kararsız fırça izleriyle örülmüş; tanınabilir tek bir şekil yok. Biri uzun süre bakıyor, sonra alçak sesle "bu güzel" diyor. Öteki omuz silkiyor: "bana sadece dağılmış boya gibi görünüyor."
Birincisi ısrar ediyor. Şu köşedeki koyu kırmızının üstteki griyle nasıl konuştuğuna bak, diyor; ışık sanki tuvalin içinden geliyor. İkincisi tekrar bakıyor, gerçekten bakıyor, ama aynı şeyi görmüyor. Ona göre orada bir konuşma yok, yalnızca rastgele bir dağılım var.
Tartışma büyüyor. Birincisi ikinciyi yeterince bakmamakla suçluyor; ikincisi birinciyi kendi hissini tuvale yansıtmakla. İkisi de aynı tuvali, aynı ışığı, aynı boya katmanlarını görüyor. Anlaşmazlık olgu üzerinde değil.
Asıl soru şurada saklı. Bu bir zevk farkı mı, iki kişinin farklı ama eşit derecede meşru bir tepki vermesi mi? Yoksa içlerinden biri gerçekten bir şeyi mi kaçırıyor, bir yanılgıya mı düşüyor? İkisi de kendinden emin; hiçbiri geri adım atmıyor.
Bu derste ne olacak
Bir eseri ya da bir deneyimi konu alan üç ayrı soru var, ve bu üçünü karıştırmak estetik tartışmasını hemen bulanıklaştırıyor. Birinci soru, bir şeyi sanat yapanın ne olduğu; ikinci soru, "bu güzel" demenin ne tür bir yargı olduğu. Üçüncü soru ise bir eserin bilgi verip veremeyeceğiydi ve bu soruyu sekizinci ders aldı; burada yalnızca adını anıp geçiyoruz.
Bu dersin omurgası ikinci soru, beğeni sorusu olacak. "Bu güzel" cümlesi tuhaf bir cümle: bir yandan konuşanın kendi tepkisini bildiriyor, bir yandan başkalarından katılım bekliyor. Acı biberi sevmeyen biri kimseden aynı fikirde olmasını istemiyor, oysa bir yapıyı çirkin bulan kişi genellikle karşısındakinin de aynı şeyi görmesini bekliyor. Bu asimetriyi açılış sahnesindeki tartışmanın üzerinden somutlaştıracağız.
Buradan üç görüş çıkıyor. Güzelliği nesnenin kendi özelliği sayan bir görüş, onu yalnızca kişinin tepkisi sayan bir görüş ve ikisini birleştirip yargıyı kişisel bir tepkiden doğan ama yine de katılım talep eden bir yargı sayan üçüncü bir görüş. Üçünü de en güçlü hâlleriyle kuracak, her birinin ödediği bedeli göstereceğiz.
En sonda birinci soruya, tanım sorusuna, kısa biçimde döneceğiz. Sanatın ortak bir özü aranmış ve bulunamamış; bir kısım düşünür dördüncü derste görülen aile benzerliği örgüsüne, bir kısmı da bir eseri sanat yapan şeyin bir çevrenin onu öyle kabul etmesi olduğuna gitmiş. Bulunamayan tanımın alanın çöküşü değil, sorunun yanlış kurulmuş biçimi olabileceğini göreceğiz.
Merkez soru
Sorumuz şu: "bu güzel" dediğimizde ne tür bir yargıda bulunuyoruz; kendi tepkimizi mi bildiriyoruz, yoksa nesnenin bir özelliğini mi saptıyoruz?
Ölçülü iddiam şu: "bu güzel" cümlesi kişisel bir tepkiden doğar ama yine de başkalarından katılım talep eder, ve estetik yargıyı ne salt öznel ne salt nesnel kılan da bu ikili yapıdır.
Sıfır noktası
Argümanın yapısı
Bu asimetriyi bir çıkarım biçiminde kuralım.
Birinci öncül: "bu güzel" diyen kişi, kendi hazzını bildiriyor; bu bir iç durumun raporu ve konuşan kişi kendi raporunda yanılmıyor.
İkinci öncül: aynı kişi genellikle karşısındakinin de aynı hazzı duymasını bekliyor; bu beklenti sıradan bir zevk cümlesinde bulunmuyor.
Üçüncü öncül: sıradan bir zevk cümlesi, örneğin acı biberi sevmediğini söylemek, başkasından katılım istemiyor. Oysa güzellik cümlesi istiyor; bu istek reddedilince şaşkınlık ya da tartışma doğuyor.
Sonuç: "bu güzel" cümlesi hem bir bildirim hem bir talep taşıyor; bu ikili yapı onu sıradan bir zevk cümlesinden ayırıyor.
Bu üç öncül bir soruyu açık bırakıyor: bu talep haklı mı? Üç görüş bu soruya üç ayrı cevap veriyor.
Görüşler ve pozisyonlar
Birinci görüş, güzelliği nesnenin kendi özelliği sayıyor. Bir yapı, bir resim ya da bir ezgi, kimin baktığından bağımsız olarak belirli bir oran, denge ya da uyum taşıyor; güzellik bu düzenin kendisi. Buna göre bir kişi bir eseri çirkin bulduğunda, o kişi eseri değil kendi algısını yanlış kuruyor.
Birinci görüşün gücü açık: geniş uzlaşmayı, tesadüf değil bir gerçeğin fark edilmesi olarak açıklıyor. Buna karşılık bedeli de var.
İkinci görüş tam tersi yönden bakıyor: güzellik nesnede değil, yalnızca izleyenin zihninde bulunuyor.
İkinci görüşün gücü, uzlaşmazlığı ve zaman içindeki değişimi kolayca açıklaması. Buna karşılık bedeli ağır.
Üçüncü görüş, ilk ikisinin arasında durmaya çalışıyor. Güzellik yargısı kişisel bir hazdan doğuyor; ama bu haz, kavramsal bir kanıta dayanmadığı hâlde yine de herkesten katılım bekliyor.
Üçüncü görüşün gücü, asimetriyi ne inkâr etmesi ne de nesneye taşıması; ikisini bir arada tutması. Buna karşılık bedeli de var.
Şimdi birinci soruya, tanım sorusuna, kısaca dönelim. Bir şeyi sanat yapan ortak bir özellik aranmış ve bulunamamış; resim, heykel, müzik ve şiir arasında herkesin kabul ettiği tek bir ortak nitelik yok. Dördüncü dersin aile benzerliği kavramı burada da işliyor; sanat da tam olarak o kavramın tarif ettiği türden bir alan olabilir.
Bir kısım düşünür bu yolu yeterli buluyor ve tanım arayışını bırakıyor. Bir başka kısım ise farklı bir yol deniyor: bir nesneyi sanat yapan şey nesnenin kendi özelliği değil, belirli bir çevrenin onu o şekilde kabul etmesi.
Bu görüş, tanımın nesnede bulunamamasının alanın çöküşü olmadığını gösteriyor; sorunun kendisi yanlış yerde aranmış olabilir. Nesnede aranan tek bir özellik yoksa, sorun sanatın belirsizliği değil, sorunun biçiminin baştan yanlış kurulmuş olması olabilir.
En güçlü itiraz
Şimdi üç görüşün paylaştığı bir zaafı ve kurumsal görüşün kendi zaafını birlikte soralım.
İtiraz şu: üç görüş de "bu güzel" cümlesinin nereye baktığını söylüyor; nesneye, zihne ya da ikisi arasındaki ilişkiye. Ama hiçbiri, aynı bakışın farklı bağlamlarda neden farklı sonuç verdiğini açıklamıyor.
Bu durum, kurumsal görüşün gücünü gösteriyor: bağlam gerçekten bir fark yaratıyor. Oysa aynı durum bir soruyu da açık bırakıyor; bağlamı kimin belirlediği, kimin bu artık değerlendirilmeye adaydır diyebileceği net değil.
Ölçülü sonuç şu: üç görüş de beğeni sorusuna, kurumsal görüş de tanım sorusuna bir sınav önerir, ve dördü de sınavın kendi ölçütünü nereden aldığını tam açıklayamaz. Bu, dördünün de değersiz olduğunu göstermiyor; estetik yargının hem kişisel hem paylaşılabilir olmasının tek bir basit kurala indirgenemeyeceğini gösteriyor.
Açık kalan sorular
Üç soru açık kalıyor.
Birincisi: üçüncü görüşün öngördüğü katılım talebi bazen haklı çıkıyor, bazen çıkmıyor; hangi durumda haklı çıkacağını ayıran bir ölçüt bu ders içinde bulunmadı.
İkincisi: kurumsal görüş bağlamın önemini gösteriyor, ama aynı bağlamı tanımlayan çevrenin sınırlarını çizmiyor; bu sınır sorusu açık kaldı.
Üçüncüsü: beğeni sorusu ile tanım sorusu bu derste ayrı tutuldu, ama bir eserin güzel bulunması ile sanat sayılması arasında bir bağ olup olmadığı, yani güzel olmayan bir şeyin sanat sayılıp sayılamayacağı, burada işlenmedi.
Yaygın hatalar
Bu konuda beş yaygın yanlış var.
Yaygın yanlışEstetik yalnızca güzellikle ilgilidir sanılır.
Estetik, bir eseri ya da bir deneyimi hangi yargıyla değerlendirdiğimizi soran geniş bir dal; güzellik bu dalın yalnızca bir konusu. Çirkinlik, yücelik ve sıradanlık da aynı derecede estetik sorular taşır.
Yaygın yanlışBeğeni farklılığı, tartışmanın anlamsız olduğu anlamına gelir sanılır.
İkinci görüşün karşılaştığı zaaf tam burada duruyor. Beğeninin kişiden kişiye değişmesi, bir eser üzerine yapılan tartışmanın boş olduğunu göstermiyor; yalnızca bu tartışmanın bir bilim tartışması gibi kesin biçimde çözülemeyeceğini gösteriyor.
Yaygın yanlışNesnel güzellik görüşü, herkesin aynı şeyi sevmesi gerektiğini söyler sanılır.
Birinci görüş, güzelliğin nesnede bulunduğunu söylüyor; bu, herkesin aynı şeyi sevmesi gerektiği anlamına gelmiyor. Bir kişi nesnedeki güzelliği fark etmeyebilir; görüş, güzelliğin nerede bulunduğunu iddia ediyor, herkesin onu aynı anda fark edeceğini iddia etmiyor.
Yaygın yanlışKurumsal sanat kuramı, herhangi bir nesnenin sergilenmesi onu güzel yapar demektir sanılır.
Kurumsal görüş bir nesneyi sanat eseri yapan şeyi açıklıyor, o eserin güzel olup olmadığını açıklamıyor. Bir eser sanat sayılabilir ve yine de çirkin bulunabilir; iki soru bu ders boyunca ayrı tutuldu.
Yaygın yanlışSanatın ortak bir tanımı bulunamaması, alanın felsefi olarak çökmüş olduğu anlamına gelir sanılır.
Tanımın bulunamaması, dördüncü derste görülen aile benzerliği örgüsünün pek çok kavram için zaten beklenen bir sonucu. Bulunamayan tanım, sorunun yanlış kurulmuş olabileceğinin işareti; alanın boşluğu değil.
Kendin dene
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Estetiğin iki ayrı sorusu var: bir şeyi sanat yapan nedir, ve "bu güzel" demek ne tür bir yargıdır; bu ders ikincisini omurga yaptı.
"Bu güzel" cümlesi hem kişisel bir hazzı bildiriyor hem başkalarından katılım talep ediyor, ve bu ikili yapı onu sıradan bir zevk cümlesinden ayırıyor.
Üç görüş bu ikili yapıyı farklı yerlere bağlıyor: birincisi güzelliği nesneye, ikincisi yalnızca izleyenin zihnine, üçüncüsü kişisel bir hazdan doğan ama yine de katılım talep eden bir yargıya; üçü de bir bedel öder.
Tanım sorusu kısaca ele alındı: sanatın ortak bir özü bulunamıyor, bu yüzden bazı düşünürler aile benzerliği örgüsüne, bazıları bir çevrenin kabulüne dayanan kurumsal görüşe gitti.
Bulunamayan tek bir ölçüt, ne beğeni sorusunda ne tanım sorusunda alanın çöktüğünü gösterir; sorunun tek bir basit kurala indirgenemeyecek kadar katmanlı olduğunu gösterir.
Sonraki derse köprü
Bu ders, bir eseri güzel kılanın nesnede mi, izleyende mi, yoksa ikisi arasındaki bir talepte mi bulunduğunu sordu; üç görüşün bu soruyu nasıl farklı cevapladığını ve hiçbirinin katılım talebinin dayanağını tam açıklayamadığını gösterdi.
Sıradaki alt ders bu modülü kapatıyor ve tek tek değer alanlarından değerin kendisine geçiyor. Etik bir eylemi, siyaset felsefesi bir otoriteyi, hukuk felsefesi bir kuralı, estetik bir eseri değerli kılanı sordu; şimdi sıra bu tek tek sorulan "değerli" sözcüğünün kendisinde.