Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Hukuk felsefesinin merkez sorusu, bir kuralı hukuk yapan şeyin ne olduğu ve bunun kuralın adil olup olmadığından nasıl ayrıldığıdır.
Bir kuralın hukuk olması ile o kuralın adil olması ayrı iki sorudur; biri kökenle, öteki içerikle ilgilidir ve dört bileşim de mümkündür.
Üç görüş geçerliliği farklı bir yere bağlar: doğal hukuk asgari bir ahlaki ölçüte, hukuki pozitivizm kaynağa ve usule, üçüncü görüş kurallar bütününün iç tutarlılığına; üçü de bir bedel öder.
Hiçbir kural metni geleceği tam kapsamaz; açık doku her hukuk sisteminde bulunur ve bir yargı yetkisi sahibinin karar payını hiçbir görüş tam olarak kurallara indirgeyemez.
Bir görüş seçmek bu yüzden hukukun ne olduğuna dair tek bir cevabı seçmek değildir; hangi sınavın hangi durumda daha az zorlandığını görmektir.
Açılış sahnesi
Bir zanaatkârlar loncasının konseyi kendi tüzüğüne uygun biçimde toplanıyor. Gündemi önceden duyuruyor, oylamayı usulünce yapıyor. Karar şu: bundan böyle yeni katılan her zanaatkâr, dükkân açmadan önce bir ustalık sınavına girecek. Konseyde oturan mevcut üyeler bu sınavdan muaf; zaten deneyimli sayılıyorlar.
Genç bir çırak kararı duyunca itiraz ediyor. Bu bana adil gelmiyor diyor, ustalarım hiç sınav vermeden aynı işi yapıyor, ben vereceğim. Loncanın eski üyelerinden biri cevap veriyor: kural usulünce çıktı, oylama yapıldı, tüzükteki her şart yerine getirildi. Beğenmesen de artık loncanın hukuku bu, diyor.
Çırak ısrar ediyor. Bir kural bu kadar açık biçimde bir tarafı kayırıyorsa, gerçekten hukuk sayılır mı, yoksa yalnızca iktidardakilerin kendini koruma kararı mı? Eski üye şaşırıyor; çünkü çırağın sorusu kuralın adil olup olmadığına değil, onun gerçekten hukuk olup olmadığına dokunuyor.
İki taraf da aynı olguyu biliyor. Toplantı yapıldı, oylama usulüne uygundu, metin yazılı duruyor. Anlaşmazlık olgu üzerinde değil. Anlaşmazlık, usulüne uygun çıkan ama açıkça bir tarafı kayıran bir kurala hukuk demenin doğru olup olmadığı üzerinde.
Bu derste ne olacak
Önce hukuk felsefesinin örgütleyici sorusunu kuracağız: bir kuralı hukuk yapan nedir, ve bu soru kuralın iyi ya da adil olup olmadığından nasıl ayrılır? Bir site yönetiminin kararı, bir derneğin tüzüğü, bir gelenek ve bir yasa aynı türden şey mi, yoksa aralarında bir sınır çizgisi mi var, bunu soracağız.
Sonra dersin omurgasını kuracağız. Bir kuralın hukuk olması ile o kuralın adil olması iki ayrı sorudur. Bu ikisini karıştırmak hem hukuk hem ahlak tartışmasını bozuyor. Bu yüzden ikisini birbirinden temiz biçimde ayıracağız ve bu ayrımı bir çıkarımla göstereceğiz.
Ardından üç görüşü en güçlü hâlleriyle kuracağız. Hukukun geçerliliğini ahlaka bağlayan doğal hukuk, geçerliliği yalnız kaynağa ve usule bağlayan hukuki pozitivizm, geçerliliği hukukun taşıdığı iç tutarlılığa bağlayan üçüncü görüş. Üçünü de kurup her birinin bedelini göstereceğiz.
En sonda, hiçbir kural metninin geleceği tam kapsayamadığını göreceğiz. Bir konseyin ya da bir yargıcın yalnızca kuralı uygulamadığını göreceğiz. Çoğu zaman aynı anda karar da verdiğini işleyeceğiz; bunun bir kusur değil, hukukun çalışma biçimi olduğunu göstereceğiz.
Merkez soru
Sorumuz şu: bir kuralı hukuk yapan nedir, ve bu soru kuralın adil olup olmadığından nasıl ayrılır?
Ölçülü iddiam şu: bir kuralın hukuk olması ile o kuralın adil olması ayrı iki sorudur. Bu iki soruyu tek bir soruya indirgeyen her görüş bir bedel öder.
Sıfır noktası
Bu ayrım açılış sahnesindeki iki tarafın da paylaştığı bir zemine oturuyor. İkisi de kuralın usulünce çıktığını kabul ediyor. Anlaşmazlık başka bir yerde duruyor.
Argümanın yapısı
Bu ayrımı bir çıkarım biçiminde kuralım.
Birinci öncül: bir kural, belirli bir kaynaktan ve belirli bir usulden geçerek ortaya çıktığında hukuk sayılabilir; bu, kuralın içeriğiyle değil kökeniyle ilgili bir sorudur.
İkinci öncül: bir kuralın adil olup olmadığı ayrı bir sorudur; o kuralın kimin çıkarını koruduğuna, kimin yükünü ağırlaştırdığına bakar.
Üçüncü öncül: bir kural her iki sınavı da geçebilir, ikisini de geçemeyebilir ya da yalnızca birini geçebilir. Dört bileşim de mümkündür.
Sonuç: "bu bir yasadır" demek "bu doğrudur" demek değildir. "Bu adaletsizdir" demek de "bu yasa değildir" demek değildir. İki yargı birbirinden bağımsız çalışır.
Doğal hukuk görüşü bu dört bileşimden birini, adil ama usulsüz olanı, önemsiz bulmaz. Oysa hukuki pozitivizm için önemli olan tek şey usulün karşılanmasıdır. Bu ayrılık, şimdi kuracağımız üç görüşün her birinin nereden bastığını belirliyor.
Görüşler ve pozisyonlar
Üç görüş, hukukun geçerliliğini farklı bir yere bağlıyor.
Birinci görüş doğal hukuk. Bir kuralın hukuk sayılabilmesi için usulüne uygun çıkması yetmez; asgari bir ahlaki ölçütü de karşılaması gerekir.
Doğal hukukun gücü açık: adaletsiz bir buyruğa yalnızca kötü kanun değil, gerçek olmayan kanun diyebiliyor. Buna karşılık bedeli de ağır.
İkinci görüş hukuki pozitivizm. Bir kuralın hukuk sayılması, içeriğinin ahlaki olup olmadığına değil, belirlenmiş bir kaynaktan ve usulden geçip geçmediğine bağlıdır.
Pozitivizmin gücü de açık: hukuku, herkesin farklı taşıdığı ahlaki sezgilerin rehinesi olmaktan çıkarıp ortak biçimde denetlenebilir bir sınava bağlıyor. Buna karşılık bedeli de var.
Üçüncü görüş, geçerliliği ne salt ahlaka ne salt usule bağlıyor. Bir kurallar bütününün kendi içinde tutarlı, anlaşılır ve fiilen uygulanabilir olmasını arıyor. Bu görüşe göre birbiriyle çelişen, sürekli geriye dönük değiştirilen ya da kimsenin anlayamadığı bir metin, usulünce çıksa bile, bir hukuk sistemi değil bir kurallar yığınıdır. Hukuk olmak, kendine özgü şartları olan bir iş görme biçimidir.
Üçüncü görüşün gücü, hukuku bir iş görme biçimi olarak ciddiye alması. Buna karşılık bedeli de var.
Üç görüşün ortak noktası şu: hiçbiri gücü kendi başına yeterli görmüyor. Üçü de bir sınav arıyor; ahlaki içerik sınavı, kaynak ve usul sınavı ya da iç tutarlılık sınavı. Ayrıldıkları yer, bu sınavın nereye bakması gerektiği.
En güçlü itiraz
Şimdi üç görüşün ortak bir zaafını soralım.
İtiraz şu: üç görüş de bir kuralın geçerliliğini bir sınavla ölçmeyi öneriyor, ama sınavın kendisi yeni bir durumla karşılaştığında suskun kalabiliyor. Doğal hukuk ahlaka bakmayı öneriyor; ama hangi ahlaki ilkenin bu yeni alete uygulanacağı metinde yazmıyor. Pozitivizm kaynağa ve usule bakmayı öneriyor; ama kaynağın kendisi bu aletten hiç söz etmemiş. Üçüncü görüş tutarlılığa bakmayı öneriyor; ama tutarlılık da hangi yorumun seçileceğini tek başına belirlemiyor. Konsey bu boşlukta yalnızca kuralı uygulamıyor, aynı zamanda karar veriyor.
Ölçülü sonuç şu: üç görüş de bir sınav önerir, ve üçü de sınavın kapsamadığı bir eşiğe geldiğinde karar vericinin payını küçümser. Bu, hiçbirinin sahte olduğunu göstermiyor; kural uygulamanın hiçbir zaman tam mekanik bir iş olmadığını gösteriyor.
Açık kalan sorular
Üç soru açık kalıyor.
Birincisi: yargı yetkisinin ne zaman kuralı yorumlamak, ne zaman yeni bir kural koymak sayılacağı net değil. Bu ders bu sınırın var olduğunu gösterdi, nerede çizileceğini göstermedi.
İkincisi: üç görüş birbirinin tam rakibi mi, yoksa bir hukuk sisteminin üçünü birden, farklı ölçülerde, taşıyabileceği bir bileşim mi mümkün? Bu ders üçünü yan yana koydu, birleştirmedi.
Üçüncüsü: doğal hukukun aradığı adalet ölçütü, otuz birinci dersteki adalet ölçütleriyle aynı mı işliyor, yoksa hukuk felsefesi kendi başına ayrı bir adalet kavrayışı mı gerektiriyor? Bu soru o dersin işi; burada yalnızca yerini gösterdik.
Yaygın hatalar
Bu konuda beş yaygın yanlış var.
Yaygın yanlışHukuk olma ile adil olma aynı şey sanılır.
Bir kuralın usulünce çıkmış olması, onun adil olduğu anlamına gelmez. Bir kuralın adaletsiz bulunması da onun hukuk olmadığı anlamına gelmez. Bu dersin merkez ayrımı tam bu ikisinin birbirinden bağımsız çalıştığını göstermekti.
Yaygın yanlışDoğal hukuk, adaletsiz bulunan her kurala itaatsizliği haklı çıkarır sanılır.
Doğal hukuk yalnızca belirli bir eşiği aşan bir buyruğun gerçek anlamda hukuk sayılmayacağını söyler. Bu eşiğin altında kalan sert ama adil olmayan kurallara ne zaman itaatsizlik edilebileceği ayrı bir soru. Bu, dalın kendisinin değil uygulamalı bir sorunun konusudur.
Yaygın yanlışHukuki pozitivizm, adaletsiz yasaları savunmak ya da onaylamak demektir sanılır.
Pozitivizm bir kuralın hukuk sayılıp sayılmayacağını sorar, o kuralın izlenip izlenmemesi gerektiğini değil. Bir pozitivist bir kuralı hukuk sayarken aynı anda onu ahlaken kınayabilir. İki yargı ayrı sorulara verilen ayrı cevaplardır.
Yaygın yanlışAçık doku, kuralın kötü yazıldığının kanıtı sanılır.
En özenli yazılmış kural bile geleceği tam kapsayamaz. Çünkü kural yazıldığı anda henüz var olmayan durumları öngöremez. Bu bir yazım kusuru değil; bir kuralın zaman içinde işleme biçiminin kendisi.
Yaygın yanlışMeşruiyet ile hukuk olma aynı soru sanılır.
Yetmişinci ders bir otoritenin güç kullanmasını neyin meşru kıldığını sormuştu; bu ders o otoritenin çıkardığı kuralın hukuk sayılıp sayılmadığını soruyor. Meşru bir otorite adaletsiz bir kural çıkarabilir. Üçüncü görüşe göre meşru bir otoritenin tutarsız bir metni bile hukuk olarak işlemeyebilir. İki soru birbirine indirgenmez.
Kendin dene
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Hukuk felsefesinin merkez sorusu, bir kuralı hukuk yapan şeyin ne olduğu ve bunun kuralın adil olup olmadığından nasıl ayrıldığıdır.
Bir kuralın hukuk olması ile o kuralın adil olması ayrı iki sorudur; biri kökenle, öteki içerikle ilgilidir ve dört bileşim de mümkündür.
Üç görüş geçerliliği farklı bir yere bağlar: doğal hukuk asgari bir ahlaki ölçüte, hukuki pozitivizm kaynağa ve usule, üçüncü görüş kurallar bütününün iç tutarlılığına; üçü de bir bedel öder.
Hiçbir kural metni geleceği tam kapsamaz; açık doku her hukuk sisteminde bulunur ve bir yargı yetkisi sahibinin karar payını hiçbir görüş tam olarak kurallara indirgeyemez.
Bir görüş seçmek bu yüzden hukukun ne olduğuna dair tek bir cevabı seçmek değildir; hangi sınavın hangi durumda daha az zorlandığını görmektir.
Sonraki derse köprü
Bu ders, bir kuralı hukuk yapan şeyin adil olup olmadığından ayrı bir soru olduğunu gösterdi. Üç görüşün bu ayrımı nasıl farklı kurduğunu, ortak zaaflarının nerede durduğunu işledi.
Sıradaki alt ders, değer alanları arasında üçüncü durağı bırakıp dördüncüsüne geçiyor. Etik bir eylemi, siyaset felsefesi bir otoriteyi, hukuk felsefesi bir kuralı doğru ya da geçerli kılanı sordu. Estetik, bir eseri ya da bir deneyimi güzel kılanın ne olduğunu soracak.