Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Siyaset felsefesinin merkez sorusu, bir otoritenin başkaları üzerinde güç kullanmasını neyin meşru kıldığıdır ve bu soru gücün kendisinden ayrıdır.
Üç kuram ailesi doğa durumundan farklı biçimde çıkar: sözleşme kuramı bireysel devirle, doğal hak kuramı hakların korunmasıyla, genel irade kuramı ortak yasaya katılımla.
Sözleşme kuramının bedeli kimsenin imzalamadığı bir anlaşmaya dayanması, doğal hak kuramınınki ihlal eşiğinin belirsizliği, genel irade kuramınınki azınlığın durumudur.
En güçlü itiraz üçünü birden vuruyor: gerçek bir toplumda doğan kişi bu süreçlerin hiçbirine fiilen katılmadı ve üç kuram da varsayımsal bir katılıma dayanıyor.
Bir kuram seçmek bu yüzden kesin bir cevap seçmek değil, hangi gerekçenin hangi durumda daha az zorlandığını görmektir.
Açılış sahnesi
Bir apartman yöneticisi asansör bakımı için her daireden pay topluyor. Bir daire ödemiyor ve yönetici ısrar edince daire sahibi bir soru soruyor: bu parayı benden isteme hakkını sana kim verdi?
Yönetici üç cevap arasında gidip geliyor. Birinci cevabı şu: bütün daireler toplantıda beni seçti, bu karar orada alındı ve sen de oradaydın.
İkinci cevabı şu: bu binanın güvenli kalmasını sen de istiyorsun ve ödemezsen asansör bozulur, herkes zarar görür.
Üçüncü cevabı şu: kural zaten yönetim planında yazılı ve daireyi aldığında bu planı kabul etmiş sayıldın.
Daire sahibi üçünü de dinliyor ve hiçbirine tam ikna olmuyor. Toplantıda oyu azınlıkta kalmıştı, güvenlik gerekçesi ona her zorlamayı haklı çıkarabilecek bir gerekçe gibi geliyor. Yönetim planını ise hiç okumadan imzalamıştı.
Yönetici son bir şey söylüyor: sen bu binada oturuyorsun ve oturduğun sürece bu kurallar seni bağlar.
Bu küçük tartışma koca bir sorunun izini taşıyor. Birinin başkaları üzerinde güç kullanma hakkı nereden geliyor ve bu hak rızadan mı, sonuçtan mı, yoksa başka bir şeyden mi doğuyor?
Bu derste ne olacak
Önce siyaset felsefesinin merkez sorusunu netleştireceğiz ve onu etiğin sorusundan ayıracağız. Altmış dokuzuncu ders bir kişi için doğru olan eylemi sormuştu. Burada konu artık tek bir kişi değil, başkaları üzerinde güç kullanmanın kendisi.
Sonra üç kuram ailesi kuracağız. Birincisi doğa durumundan bir sözleşmeyle çıkıyor, ikincisi doğal hakları otoriteye bir sınır olarak koyuyor. Üçüncüsü rızayı bireysel bir onaydan topluluğun ortak yasasına taşıyor. Üçünü de en güçlü hâlinde kurup bedelini göstereceğiz.
Ardından en güçlü itirazı işleyeceğiz. Bu üç ailenin hiçbiri, kimsenin gerçekten imzalamadığı bir anlaşmanın insanları neden bağladığını tam açıklayamıyor.
En sonda açık kalan soruları bırakacağız, çünkü bu ders bir uzlaşmayla kapanmıyor.
Merkez soru
Sorumuz şu: bir kişinin ya da bir kurumun başkaları üzerinde güç kullanmasını meşru kılan nedir ve bu meşruiyet salt güçten nasıl ayrılır?
Açılış sahnesindeki yöneticinin elinde bir güç vardı. Ödemeyen dairenin su faturasını geciktirebilir, adını panoya asabilir, onu toplantıda yalnız bırakabilirdi. Ama daire sahibinin sorusu bu gücün var olup olmadığını sormuyordu. Bu gücü kullanmanın haklı olup olmadığını soruyordu.
Ölçülü iddiam şu: sözleşme, doğal hak ve ortak yasa aileleri meşruiyeti farklı kaynaklarda arar ve hiçbiri, gerçekte onay vermemiş birini neden bağladığını tek başına açıklayamaz.
Sıfır noktası
Önce iki temel kavramı sabitleyelim.
Bu ayrım açılış sahnesindeki üç cevapta zaten görünüyordu. Yönetici üç kez de bir gerekçe sundu ve hiçbirinde «elimde anahtar var» demedi. Siyaset felsefesi, bu gerekçelerden hangisinin gerçekten yük taşıdığını sorar.
Argümanın yapısı
Üç ailenin ortak bir çıkış noktası var: doğa durumu.
Argümanı dört adımda kuralım.
Birinci öncül: doğa durumunda hiç kimsenin başkasını zorlama hakkı yok, yalnızca gücü var.
İkinci öncül: bu durum ya çok güvensiz ya da çok belirsizdir, çünkü anlaşmazlıkları çözecek tarafsız bir merci yoktur.
Üçüncü öncül: bu durumdan çıkmanın bir yolu bulunmalı ve bu yol, otoritenin meşruiyetinin kaynağını da belirler.
Sonuç: bir otoritenin meşruiyetini anlamanın yolu, doğa durumundan hangi mantıkla çıkıldığını incelemektir.
Bu sahnedeki üçüncü kişi, üç ailenin her birinde başka bir yoldan doğuyor.
Görüşler ve pozisyonlar
Birinci görüş sözleşme kuramı. Ona göre otorite, doğa durumundaki insanların kendi rızalarıyla bir egemene devrettiği güçten doğar.
Sözleşme kuramının gücü açık, ama bedeli de ağır.
İkinci görüş doğal hak kuramı. Ona göre otorite, ancak kendisinden önce var olan hakları koruduğu ölçüde meşrudur.
Bu kuramın gücü, rızayı tek seferlik ve geri alınamaz bir olay olmaktan çıkarması. Yetki bir amaç için verildiyse, o amaç çiğnendiğinde geri istenebilir.
Buna karşılık bu kuramın da bir bedeli var.
Üçüncü görüş genel irade kuramı. Burada soru bireysel rızadan, topluluğun birlikte yasa yapmasına kayıyor.
Genel irade kuramının gücü, itaat ile özgürlüğü birbirinin karşıtı saymaması.
Ama bu kuramın da bedeli var ve bedel azınlıkta kalanın durumunda görünüyor.
Üç görüşün ortak zemini şu: hiçbiri gücü kendi başına yeterli görmüyor. Üçü de bir gerekçe arıyor: sözleşme, korunan hak ya da ortak yasa. Ayrıldıkları yer, bu gerekçenin nereden ve nasıl doğduğu.
En güçlü itiraz
Şimdi üç ailenin ortak bir zaafına bakalım.
İtiraz şu: üçü de bir tür rızaya ya da ortak sürece dayanıyor. Ama gerçek bir toplumda doğan kişi bu sürece fiilen katılmadı. Ne bir sözleşme imzaladı, ne bir hükûmeti bizzat onayladı, ne de yasa yapımına katıldı.
Bu itirazın en güçlü dile getirilişi Hume'da.
Bu itiraz üç aileyi aynı anda vuruyor, çünkü üçü de bir katılımı ya da devri varsayıyor. Bu katılım ise çoğu insan için hiç gerçekleşmedi.
Küçük ölçekte de aynı sorun görünüyor.
Bu itirazın gösterdiği şey, üç ailenin sahte olduğu değil. Üçü de meşruiyeti gerçek bir tarihsel olaya değil, bir akıl yürütme biçimine dayandırıyor. Bu akıl yürütmenin gücü de ne kadar ikna edici bulunduğuna bağlı kalıyor.
Açık kalan sorular
Üç soru açık kalıyor.
Birincisi: gerçekte hiç katılmamış birini bağlayan bir gerekçe hâlâ «rıza» diye adlandırılmayı hak ediyor mu? Yoksa ona başka bir isim mi gerekiyor? Bu ders bunu çözmedi, yalnız sorunun yerini gösterdi.
İkincisi: genel iradenin azınlıkta kalanı nasıl bağladığı sorusu, sözleşme kuramının «kimse imzalamadı» sorunuyla aynı köke mi iniyor? Yoksa ayrı bir sorun mu? Bu ders ikisini yan yana koydu, ama birleştirmedi.
Üçüncüsü: bir otorite meşruiyetini kaybettiğinde bu kayıp ne zaman gerçekleşiyor? İlk ihlalde mi, yoksa tekrarlanan ihlalde mi? Doğal hak kuramı bu eşiği sormamızı istiyor, ama cevabını vermiyor.
Yaygın hatalar
Bu konuda beş yaygın yanlış var.
Yaygın yanlışGüç ile meşruiyet aynı şey sanılır.
Bir otoritenin fiilen zorlayabilmesi, o zorlamanın haklı olduğu anlamına gelmez. Kilit ustası da kapıyı açabilir, ama ev onun değildir; siyaset felsefesinin merkez sorusu tam olarak bu ikisini birbirinden ayırmaktır.
Yaygın yanlışDoğa durumu gerçek bir tarihsel dönem sanılır.
Hobbes, Locke ve Rousseau'nun doğa durumu, bir tarih kitabının anlattığı türden bir dönem değildir. Otoritenin gerekçesini sınamak için kurulmuş varsayımsal bir başlangıç noktasıdır. Soru «ne oldu?» değil, «otorite olmasaydı ne olurdu?» sorusudur.
Yaygın yanlışSözleşme kuramı, herkesin gerçekten bir kâğıt imzaladığını iddia eder sanılır.
Kuram tarihsel bir imza değil, akılcı bir gerekçelendirme sunar. «Doğa durumunda olsaydık, akıllı insanlar şuna razı olurdu» biçiminde çalışır. Asıl tartışma da bu varsayımsal rızanın ne kadar bağlayıcı olduğu üzerinedir.
Yaygın yanlışRousseau'nun genel iradesi, çoğunluğun oyuyla aynı şey sanılır.
Rousseau için çoğunluk oyu genel iradeyi bulmanın bir yolu olabilir, ama ikisi özdeş değildir. Genel irade ortak çıkarı hedefler, bir çoğunluk kararı ise yalnızca özel çıkarların toplamı da olabilir.
Yaygın yanlışÜç kuramdan biri kesin doğru, ötekiler tümüyle geçersiz sanılır.
Üç aile de aynı zayıf noktaya, katılmamış bireyin bağlanması sorununa çarpıyor. Bu ortak zaaf, üçünün de bir şey yakaladığının ve hiçbirinin sorunu tek başına çözmediğinin işareti.
Kendin dene
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Siyaset felsefesinin merkez sorusu, bir otoritenin başkaları üzerinde güç kullanmasını neyin meşru kıldığıdır ve bu soru gücün kendisinden ayrıdır.
Üç kuram ailesi doğa durumundan farklı biçimde çıkar: sözleşme kuramı bireysel devirle, doğal hak kuramı hakların korunmasıyla, genel irade kuramı ortak yasaya katılımla.
Sözleşme kuramının bedeli kimsenin imzalamadığı bir anlaşmaya dayanması, doğal hak kuramınınki ihlal eşiğinin belirsizliği, genel irade kuramınınki azınlığın durumudur.
En güçlü itiraz üçünü birden vuruyor: gerçek bir toplumda doğan kişi bu süreçlerin hiçbirine fiilen katılmadı ve üç kuram da varsayımsal bir katılıma dayanıyor.
Bir kuram seçmek bu yüzden kesin bir cevap seçmek değil, hangi gerekçenin hangi durumda daha az zorlandığını görmektir.
Sonraki derse köprü
Bu ders bir otoritenin başkaları üzerinde güç kullanmasını neyin meşru kıldığını sordu ve üç ailenin ortak zaafını gösterdi.
Sıradaki alt ders bu soruyu bir adım öteye taşıyor. Siyaset felsefesi kimin yönetme hakkına sahip olduğunu sordu. Hukuk felsefesi ise o otoritenin çıkardığı kuralın neden bir yasa sayıldığını, bir buyruktan farkının ne olduğunu soruyor.
Meşru bir otoritenin koyduğu her kural kendiliğinden adil bir yasa mı olur? Yoksa yasa olmak başka bir ölçüt mü gerektirir?