İçeriğe geç

P00-D04-M01-06·Kuramsal alanlar

Dil felsefesi

sıfırdan ileri2.620 kelime≈ 17 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Beş cümlede dersin iskeleti.

Dil felsefesi, bir sözcüğün ya da cümlenin nasıl olup da bir şeyi ifade ettiğini sorar; bu ders üç ayrı cevabı, gönderimi, kullanımı ve bağlamı kurdu.

Gönderim görüşü bir sözcüğün anlamını işaret ettiği nesneye bağlar ve üç çatlaktan geçer: göndereni olmayan sözcükler, aynı gönderimli farklı sözler ve tek tek sözcüklerin toplamına indirgenemeyen cümleler.

Kullanım görüşü bir sözcüğün anlamını konuşma pratiğindeki işine bağlar; dördüncü dersteki aile benzerliği ve kırk dördüncü dersteki edimsel söz, bu görüşün önceden kurulmuş iki aletidir.

Bağlam görüşü bir cümlenin söylediği şeyin, kimin, nerede, ne zaman söylediğine göre değiştiğini gösterir; "yarın" gibi sözcükler bu bağımlılığın en açık örneğidir.

Quine'ın çeviri belirsizliği, davranışın tek başına hiçbir görüşü tam sabitlemediğini gösteriyor; üç görüş de bu itirazdan aynı derecede etkilenmiyor, ama hiçbiri belirsizliği sıfırlamıyor.

Açılış sahnesi

Bir çevirmen, iki firma arasındaki görüşmede masaya oturuyor. Taraflardan biri "bu iş bitince ödeme yapılır" diyor. Çevirmen cümleyi karşı tarafın diline aktarırken tek bir sözcükte duraksıyor: kendi dilinde "bitince" hem işin tamamlanmasını hem işin başlamasını karşılayabiliyor, bağlam ayırmazsa ikisi de mümkün kalıyor. Çevirmen bir seçim yapıyor ve toplantı bu seçimle bitiyor.

Üç hafta sonra iş henüz başlamışken karşı taraf ödeme istiyor. Kendi dilinde duydukları cümle onlara işin başlangıcını işaret etmişti. Türkçe konuşan taraf ise bitişi kastetmişti. İki taraf da aynı toplantıda, aynı çevirmeni dinlemiş ve birbirinden tamamen farklı bir şey anlamıştı.

Kimse yalan söylemedi, kimse dikkatsiz davranmadı. Sorun cümlenin sözcüklerinde değil; sözcüklerle işaret edilen şey arasındaki bağın nereden geldiğinde ve bu bağı kimin, ne zaman kurduğunda duruyor.

Bu ders, tam olarak o bağın nereden geldiğini soruyor.

Bu derste ne olacak

Önce dalın örgütleyici sorusunu kuracağız: bir ses dizisi ya da bir işaret nasıl oluyor da bir şey ifade ediyor, sözcükle dünya arasındaki bağ nereden geliyor? Altmış yedinci ders bir düşüncenin her zaman bir şey hakkında olduğunu, yani yönelmişliği işlemişti; bu ders aynı sorunun sözcükler için nasıl kurulduğuna bakıyor. Düşünce bir şey hakkındaysa, sözcükler de bir şeye işaret ediyor ve bu işaretin kaynağı ayrıca sorulmalı.

Sonra en eski ve en doğal cevabı kuracağız: bir sözcük bir şeyin adıdır, anlamı işaret ettiği şeydir. Bu cevabı olabildiğince güçlü kuracak, sonra üç ayrı yerden kıracağız. Hiçbir şeye işaret etmeyen sözcükler var, aynı şeye işaret eden iki ifade aynı şeyi söylemiyor ve bir cümlenin bütün sözcükleri bilinse bile cümlenin ne dediği ayrıca belirlenmesi gerekiyor.

Ardından ikinci büyük cevaba geçeceğiz: anlam kullanımdır. Bir sözcüğün anlamı, bir konuşma pratiği içinde gördüğü iştir. Dördüncü derste görülen aile benzerliği ve kırk dördüncü derste görülen edimsel söz, bu görüşün iki hazır aleti; ikisini de yeniden tanımlamadan, oldukları yerden ödünç alacağız.

Son olarak üçüncü bir konuma, bağlama geleceğiz. Aynı cümle farklı bağlamlarda başka şey söyler; "burada" ya da "yarın" gibi sözcüklerin ne gösterdiği kim, nerede, ne zaman söylediğine bağlıdır. Bu üçüncü konum, anlamı ne salt işarete ne salt kullanıma bırakıyor. Sonda bir çeviri düşünce deneyiyle üç görüşün de zorlandığı bir itiraza bakacak ve bu dersle kuramsal alanlar modülünü kapatacağız.

Merkez soru

Sorumuz şu: bir ses dizisi ya da bir işaret nasıl oluyor da bir şey ifade ediyor?

Ölçülü iddiam şu: bir sözcüğün anlamı ne yalnızca işaret ettiği nesneye ne yalnızca gördüğü kullanıma indirgenebilir, çünkü aynı sözcük aynı nesneye işaret edip aynı kullanımda kalsa bile söylediği şey söylendiği bağlama göre değişebilir.

Sıfır noktası

Bu farkın nereden geldiğini soran en eski cevaplardan biri, sözcüğün bir anlama nasıl bağlandığını doğrudan konu edinmiştir.

Bu derste anlam sözcüğünü dilsel anlam karşılığında kullanacağız. On beşinci ders aynı sözcüğü başka bir karşılıkla, bir yaşamın kendisinden daha geniş bir şeyle kurduğu bağ karşılığında kullanmıştı. İki kullanım aynı Türkçe sözcüğü paylaşıyor ve bu paylaşımın kendisi bu dersin konusuna iyi bir örnek: tek bir ses dizisi, bağlama göre iki ayrı şeye işaret edebiliyor.

Argümanın yapısı

Önce vaz' öğretisinin resmini netleştirelim: bir sözcüğün işaret ettiği şeye bağlanması, sözcüğün doğasından gelen zorunlu bir bağ değil.

Bu uzlaşımsallık, açılış sahnesindeki çeviri sıkışmasının neden mümkün olduğunu da açıklıyor. İki dilde aynı kavramı taşıyan sözcükler birebir örtüşmek zorunda değil; sınırları farklı yerlerden geçebiliyor.

Şimdi resmin kendisini bir argümana dökelim ve nerede zorlandığını görelim.

Resim şu: bir sözcüğün anlamı, kendisine vazedilmiş olan nesnedir; sözcüğü anlamak, o nesneyi bilmektir.

Birinci öncül: bu resme göre bir sözcük, ancak işaret ettiği bir nesne varsa anlamlı sayılır.

İkinci öncül: bazı sözcükler, işaret ettikleri hiçbir nesne olmadan da anlamlı biçimde kullanılıyor.

Üçüncü öncül: bir sözcük işaret ettiği nesne olmadan anlamlı kullanılabiliyorsa, o sözcüğün anlamı yalnızca işaret ettiği nesneyle özdeş olamaz.

Sonuç: öyleyse bir sözcüğün anlamını yalnızca gönderimine indirgeyen resim eksik kalıyor.

Şimdi ikinci çatlağa gelelim. Bu kez sorun gönderimin yokluğu değil, gönderimin tek başına yetmemesi.

Üçüncü çatlak, tek tek sözcüklerden cümleye geçişte çıkıyor.

Üç çatlak yan yana konduğunda sonuç netleşiyor: gönderim, anlamın bir parçasını taşıyor ama tek başına taşımıyor. Anlamı tam olarak yerine oturtmak için başka bir alan gerekiyor.

Görüşler ve pozisyonlar

Dil felsefesinde bir sözcüğün ya da cümlenin anlamının nereden geldiği sorusuna üç görüş var.

Birinci görüş gönderim görüşü, yukarıda kurduğumuz resim. Bir sözcüğün anlamı işaret ettiği nesnedir; cümlenin anlamı da parçalarının gönderimlerinin bir araya gelmesinden çıkar. Görüşün gücü, en sade ve en gündelik durumları dosdoğru açıklamasında. "Kunduracı Mehmet" tabelası bu görüşün en rahat çalıştığı yer; sözcük ile nesne arasında dolaysız bir bağ var ve bu bağı açıklamak için başka bir mekanizmaya ihtiyaç yok.

İkinci görüş anlamı kullanıma bağlıyor. Bir sözcüğün anlamı, sabit bir nesneden değil, bir konuşma pratiği içinde gördüğü işten geliyor.

Bu görüşün elinde hazır iki alet daha var ve ikisi de bu kursta daha önce görüldü. Dördüncü ders, bir kavramın üyelerini tek bir ortak özün değil, örtüşen benzerliklerin bir arada tuttuğunu göstermişti; aile benzerliği, kullanım görüşünün "oyun" gibi düzensiz görünen kavramları neden tek bir tanıma sığdırmadığını açıklıyor. Kırk dördüncü ders ise bazı cümlelerin bir şeyi bildirmediğini, söylendiği anda bir şey yaptığını göstermişti; edimsel söz, bir sözün anlamının yalnız gönderiminde değil, o sözün ne yaptığında aranması gerektiğinin en açık örneği.

Üçüncü görüş, anlamı ne yalnız gönderime ne yalnız kullanıma bırakıyor; aynı cümlenin farklı bağlamlarda farklı şey söyleyebileceğini öne sürüyor.

Bhartṛhari'nin bu sırası bağlam görüşünü destekliyor: cümlenin bütünü sözcüklerden önce geliyorsa, aynı dizi başka bir söyleme bağlamına yerleştiğinde ayrıştırılan parça da değişebilir. Sesli mesajdaki "yarın" örneği bunun küçük bir gösterimi.

Buna karşılık gönderim görüşü de kullanım görüşü de kendi başına yeterince eksiksiz değil; oysa bağlam görüşü ikisinin de görmezden geldiği bir şeyi, aynı sözün söylenme anına göre değişen payını, doğrudan merkeze koyuyor. Üç görüş yan yana konduğunda bir kalıp beliriyor: birinci görüş sözcüğü dünyaya, ikinci görüş sözcüğü pratiğe, üçüncü görüş sözcüğü söylenme anına bağlıyor.

En güçlü itiraz

Şimdi üç görüşün de tam çözemediği bir itiraza gelelim.

İtiraz şu: bir dili hiç bilmeyen biri onu sıfırdan çevirmeye çalıştığında, konuşanın davranışına eşit derecede uyan birden çok çeviri kılavuzu kurulabiliyor. Bir sözcüğün neye işaret ettiği davranışla tam olarak belirlenemiyor; demek ki gönderim bile davranıştan tek başına okunamıyor.

Bu ölçülü sonuç bir teslimiyet değil. Üç görüş arasında seçim yaparken hangi sorunun hangi görüşü daha az zorladığını bilmek, hâlâ işe yarayan bir bilgi.

Açık kalan sorular

Üç soru açık kalıyor.

Birincisi: gönderim görüşünün üç çatlağı, gönderimin anlamda hiç payı olmadığı anlamına mı geliyor, yoksa yalnızca payının tek başına yetmediği anlamına mı? Bu ders ikincisini savundu, birincisini kanıtlamadı.

İkincisi: bağlam görüşü her cümleye mi uygulanır, yoksa yalnızca "burada", "yarın" gibi belirli bir sözcük sınıfına mı? Bu ders yalnızca bu sınıfın örneklerini gösterdi, sınırını çizmedi.

Üçüncüsü: Quine'ın çeviri belirsizliği yalnızca yabancı bir dile mi özgü, yoksa aynı dili konuşanlar arasında da mı geçerli? Sesli mesaj örneği ikincisini düşündürüyor, ama bu ders soruyu kapatmadı.

Yaygın hatalar

Bu konuda beş yaygın yanlış var.

Yaygın yanlışDil felsefesinin işi doğru tanımlar sözlüğü yazmak sanılır.
Doğrusu

Bu dal bir sözcüğün doğru kullanımını değil, bir sözcüğün nasıl olup da bir şeyi ifade ettiğini soruyor. Sözlük bir kullanımı kaydeder; bu dal kullanımın ya da gönderimin ya da bağlamın anlamı nasıl taşıdığını araştırıyor.

Yaygın yanlışGönderim görüşü her sözcüğün bir nesnesi olduğunu iddia ediyor sanılır.
Doğrusu

Görüş yalnızca bazı sözcüklerin anlamının işaret ettikleri nesneyle açıklandığını söylüyor. Kaybolan hazine örneğindeki gibi göndereni olmayan sözcükler, görüşün ta kendisi tarafından bir sorun olarak tanınıyor; görüşü çürüten dışarıdan bir saldırı değil.

Yaygın yanlışKullanım görüşü her sözcüğün anlamının keyfi olduğu anlamına gelir sanılır.
Doğrusu

Bir dil oyununun kuralları keyfi değil; usta ile çırağı arasındaki "tuğla" komutu belirli bir işi belirli bir biçimde yürütüyor ve herkes aynı kuralı paylaşmadan iş yürümüyor. Kullanım, kuralsızlık değil, paylaşılan bir kuralın içinde iş görmek demek.

Yaygın yanlışBağlam yalnızca belirsiz ya da özensiz konuşmada devreye girer sanılır.
Doğrusu

Sesli mesajdaki "yarın" örneğinde konuşan kişi hiç özensiz değil; sözcük dilin kendi yapısı gereği bağlama muhtaç. Bağlama duyarlılık bir kusur değil, bazı sözcüklerin çalışma biçimi.

Yaygın yanlışÇeviri belirsizliği yalnızca kötü çevirmenlerin sorunu sanılır.
Doğrusu

Quine'ın örneğindeki dilbilimci hiçbir hata yapmıyor, elindeki bütün gözlemleri doğru topluyor. Belirsizlik çevirmenin becerisinden değil, davranışın gönderimi tek başına belirlemesindeki sınırdan geliyor.

Kendin dene

Alıştırmanın işi kimin haklı olduğuna karar vermek değil. İşi, bir yanlış anlaşılmanın üç görüşten hangisinin alanına düştüğünü ayırt edebilmek.

Aklında kalsın

Beş cümlede dersin iskeleti.

Dil felsefesi, bir sözcüğün ya da cümlenin nasıl olup da bir şeyi ifade ettiğini sorar; bu ders üç ayrı cevabı, gönderimi, kullanımı ve bağlamı kurdu.

Gönderim görüşü bir sözcüğün anlamını işaret ettiği nesneye bağlar ve üç çatlaktan geçer: göndereni olmayan sözcükler, aynı gönderimli farklı sözler ve tek tek sözcüklerin toplamına indirgenemeyen cümleler.

Kullanım görüşü bir sözcüğün anlamını konuşma pratiğindeki işine bağlar; dördüncü dersteki aile benzerliği ve kırk dördüncü dersteki edimsel söz, bu görüşün önceden kurulmuş iki aletidir.

Bağlam görüşü bir cümlenin söylediği şeyin, kimin, nerede, ne zaman söylediğine göre değiştiğini gösterir; "yarın" gibi sözcükler bu bağımlılığın en açık örneğidir.

Quine'ın çeviri belirsizliği, davranışın tek başına hiçbir görüşü tam sabitlemediğini gösteriyor; üç görüş de bu itirazdan aynı derecede etkilenmiyor, ama hiçbiri belirsizliği sıfırlamıyor.

Sonraki derse köprü

Bu ders, gönderim, kullanım ve bağlamı birbirine karşı sınayarak dil felsefesinin merkez sorusunu üç açıdan kurdu.

Bu dersle birlikte kuramsal alanlar modülü kapanıyor. Altmış üçüncü ders varlığın kendisini, altmış dördüncü ders varlığın türlerini, altmış beşinci ders bilginin sınırlarını, altmış altıncı ders doğru düşünmenin biçimini, altmış yedinci ders zihnin bir şey hakkında olma özelliğini, bu ders de sözcüğün bir şeye işaret etme özelliğini sordu. Altı ders boyunca soru hep aynı kalıptaydı: bir şey nasıl mümkün oluyor, hangi bedelle açıklanıyor?

Sıradaki modül bu kalıbı kırıyor. Değer alanları modülü, şimdiye kadarki betimleyici sorulardan çıkıp normatif bir soruya geçiyor: bir şey nasıl olmalı? İlk ders etikle başlıyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.