İçeriğe geç

P00-D04-M01-05·Kuramsal alanlar

Zihin felsefesi

sıfırdan ileri2.342 kelime≈ 16 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Beş cümlede dersin iskeleti.

Zihin felsefesi, zihinsel durumların fiziksel dünyaya nasıl yerleştiğini sorar; bu ders yönelmişliği, bir düşüncenin her zaman bir şey hakkında olma özelliğini, merkeze koydu.

Yönelmişlik hiçbir fiziksel duruma kendiliğinden yerleşmez; bir taş ya da bir termometre hiçbir şey hakkında değildir, oysa bir inanç var olmayan bir şey hakkında bile olabilir.

İkicilik zihni ayrı bir töz sayarak yönelmişliği kolayca açıklar ve etkileşim sorununu miras alır; özdeşlik kuramı zihni beyinle özdeşler ve çoklu gerçekleşme itirazına açık kalır.

İşlevselcilik zihinsel durumu ne iş gördüğüyle tanımlayarak çoklu gerçekleşmeyi karşılar ve nitel deneyimi açıklama borcunu üstlenir.

Searle'ün Çince Oda itirazı, doğru davranışın bir şeyi anlamakla aynı olmadığını gösterir; işlevsel rol ile gerçek yönelmişlik arasındaki ilişki açık kalan en büyük soru.

Açılış sahnesi

Bir aday, iş görüşmesinden yarım saat önce bekleme salonunda oturuyor. Aklında tek bir şey dönüyor: yarın patronun ne soracağı, kendisinin ne cevap vereceği. Bu düşünce henüz gerçekleşmemiş bir olayı hedefliyor; görüşme daha başlamadı ve son anda iptal edilebilir.

Salonun duvarında bir yangın söndürme tüpü asılı duruyor. Tüpün ağırlığı, içindeki basınç, gövdesinin alaşımı ölçülebiliyor; her yıl bir teknisyen gelip vanayı kontrol ediyor ve raporunu dosyalıyor. Tüp hakkında bilinmesi gereken her şey bu ölçümlerde duruyor.

Adayın düşüncesiyle tüpün durumu arasında tuhaf bir fark var. Aday bir şey hakkında düşünüyor; düşüncesi görüşmeye yöneliyor ve görüşme hiç gerçekleşmese bile düşünce yine görüşmeye yönelik kalıyor. Tüpün hiçbir hâli böyle bir yönelim taşımıyor. Basıncı yükselse de düşse de tüp hiçbir şey hakkında değil, yalnız kendi hâlinde duruyor.

Biri çıkıp tüpün de yangını beklediğini söyleyebilir; bu bir benzetme, çünkü tüpün beklemesiyle adayın beklemesi aynı kategoriye girmiyor. Aday cevap alamasa bile aklındaki soru hâlâ yarınki görüşmeye bağlı kalıyor. Tüpün hiçbir parçası, hiçbir ölçümü buna benzer bir bağ taşımıyor.

Bu ders, tam olarak bu bağın nereden geldiğini ve hangi bedelle açıklanabildiğini soruyor.

Bu derste ne olacak

Önce dalın örgütleyici sorusunu kuracağız. Bir düşünce, bir acı, bir niyet gibi zihinsel durumlar, bilimin betimlediği fiziksel dünyaya nasıl yerleşiyor? Bu soru, altmış üçüncü ve altmış dördüncü derste görülen töz ve kategori kavramlarını doğrudan zihne uyguluyor.

Sonra zihni açıklamayı güç kılan iki ayrı özelliği birbirinden ayıracağız. Birincisi bilinç, yani bir şeyi yaşamanın bir hissi olması. Bunu otuz ikinci ders işlemişti; o tartışmayı burada tekrar açmayacağız. İkincisi yönelmişlik. Bu dersin kendi payı tam olarak burası.

Ardından üç konumu kuracağız. Zihni maddeden ayrı bir töz sayan ikicilik, zihinsel durumu beyin durumuyla özdeşleyen özdeşlik kuramı, zihinsel durumu neyden yapıldığıyla değil ne iş gördüğüyle tanımlayan işlevselcilik. Üçünü de en güçlü hâliyle kuracağız ve her birinin bedelini göstereceğiz.

Son olarak konumlar arasındaki tarihsel kırılmaya geleceğiz. Özdeşlik kuramını zorlayan şey çoklu gerçekleşme düşüncesi oldu. Aynı zihinsel durum çok farklı fiziksel düzeneklerde ortaya çıkabiliyorsa, o durum tek bir fiziksel durumla özdeş sayılamıyor. Bu, işlevselciliği öne çıkaran akıl yürütme.

Merkez soru

Sorumuz şu: zihinsel durumlar bilimin betimlediği fiziksel dünyaya nasıl yerleşiyor?

Ölçülü iddiam şu: zihinsel durumları açıklamayı güç kılan şey yalnız bir yaşantının nasıl hissedildiği değil, aynı zamanda bir düşüncenin her zaman bir şey hakkında olmasıdır ve bu ikinci özellik hiçbir fiziksel duruma kendiliğinden yerleşmez.

Sıfır noktası

Argümanın yapısı

Şimdi yönelmişliğin neden bir fiziksel ilişkiye kolayca indirgenemediğini bir argümana dökelim.

Birinci öncül: bir zihinsel durum, gerçek bir nesne olmadan da o nesneye yönelebilir; var olmayan bir şey hakkında düşünmek mümkündür.

İkinci öncül: fiziksel bir ilişki, ancak iki gerçek uç arasında kurulabilir; bir taraf yoksa ilişkinin kendisi de kurulamaz.

Üçüncü öncül: yönelmişlik, gerçek olmayan bir uca da yönelebildiğine göre, sıradan bir fiziksel ilişkinin gerektirdiği iki gerçek uç şartını karşılamıyor.

Sonuç: yönelmişlik, herhangi bir fiziksel duruma indirgenecekse, bu indirgeme sıradan bir nesne-ilişkisi biçiminde kurulamaz ve başka bir açıklama biçimi gerektirir.

Görüşler ve pozisyonlar

Zihinsel durumun bilimin betimlediği dünyaya nasıl yerleştiği sorusuna üç görüş var.

Birinci görüş ikicilik. Zihin, maddeden tamamen ayrı bir töz; düşünme bu tözün işi, oysa beden uzayda yer kaplayan bir tözün işi. Bu görüş yönelmişliği kolayca açıklıyor. Zihinsel töz baştan itibaren fiziksel dünyanın kurallarına bağlı değil ve var olmayan bir şeye yönelmesi onun için bir sorun oluşturmuyor.

Aynı şüphe yalnız batı geleneğinde kurulmadı.

İkinci görüş özdeşlik kuramı. Zihinsel durum, ayrı bir töz değil, doğrudan bir beyin durumudur. Bir ağrı, belirli bir sinir ağının belirli bir ateşleniş biçiminden başka bir şey değildir.

Üçüncü görüş işlevselcilik. Zihinsel durum, neyden yapıldığıyla değil, hangi girdileri hangi çıktılara bağladığıyla, sistem içinde hangi nedensel rolü oynadığıyla tanımlanır. Bu tanım çoklu gerçekleşmeyi bir sorun olmaktan çıkarıyor, çünkü aynı rolü insan da, ahtapot da, başka bir düzenek de oynayabilir.

Bu üç bedel yan yana konduğunda bir kalıp görülüyor: her konum yönelmişliğe bir yerleşim önerirken, bedelini bir başka güçlükte ödüyor.

En güçlü itiraz

Şimdi işlevselciliğe yöneltilen en sert itiraza gelelim.

İtiraz şu: doğru girdi-çıktı davranışını sergilemek, bir şeyi gerçekten anlamakla ya da gerçekten bir şey hakkında düşünmekle aynı şey değil. Bir sistem kurallara göre sembol işleyip doğru cevaplar üretebilir ve yine de bu sembollerin neyi temsil ettiğini hiç kavramayabilir. İşlevsel rol doğru olsa bile, yönelmişlik hâlâ yerinde olmayabilir.

Bu cevap itirazı tamamen kapatmıyor. Bütünün kendisinin bir şey anlayıp anlamadığı sorusu, parçanın anlamadığı kadar açık değil ve yine de kapanmıyor.

Açık kalan sorular

Üç soru açık kalıyor.

Birincisi: yönelmişlik gerçekten hiçbir fiziksel ilişkiye indirgenemez mi, yoksa şimdiye kadar bulunmamış bir indirgeme biçimi mi var? Bu ders bir imkânsızlık kanıtlamadı, yalnız sıradan bir nesne-ilişkisinin yetmediğini gösterdi.

İkincisi: işlevselcilik nitel deneyimi karşılamak için neyi değiştirmeli? Otuz ikinci dersin sorusu burada yeniden açılıyor ve bu ders bir cevap önermedi.

Üçüncüsü: çoklu gerçekleşme kabul edilirse, aynı zihinsel türün sınırları nereden geçiyor? İnsan ile ahtapotun aynı acıyı paylaştığını söylemek için hangi ölçüt yeterli, bu ders bu ölçütü vermedi.

Yaygın hatalar

Bu konuda beş yaygın yanlış var.

Yaygın yanlışZihin felsefesinin tek konusu bilinç sanılır.
Doğrusu

Otuz ikinci ders bir şeyi yaşamanın nasıl bir şey olduğunu işlemişti. Bu ders bambaşka bir güçlüğü, bir düşüncenin her zaman bir şey hakkında olmasını, merkeze koydu. İkisi ayrı sorudur ve biri çözülse öteki kendiliğinden çözülmez.

Yaygın yanlışİkicilik gündelik bir ruh inancıyla aynı sanılır.
Doğrusu

İkicilik, zihnin maddeden ayrı bir töz olduğunu savunan felsefi bir tezdir. Gündelik bir inanç değil, argümanla kurulan ve argümanla çürütülebilen bir konumdur. Etkileşim sorunu tam olarak bu tezin taşıdığı bir felsefi bedeldir.

Yaygın yanlışÖzdeşlik kuramının zihni inkâr ettiği sanılır.
Doğrusu

Özdeşlik kuramı zihinsel durumun var olduğunu inkâr etmiyor, yalnız onun beyin durumundan ayrı bir şey olmadığını söylüyor. İnkâr edilen ayrılık, varlık değil.

Yaygın yanlışİşlevselciliğin yalnız bilgisayarlar için geçerli olduğu sanılır.
Doğrusu

İşlevselcilik zihinsel durumu malzemeden bağımsız bir role bağlıyor. Bu role insan sinir sistemi de, bir ahtapotun sinir sistemi de, başka bir düzenek de aday olabiliyor. Konu malzeme değil, oynanan roldür.

Yaygın yanlışYönelmişliğin yalnız doğru inançlarda bulunduğu sanılır.
Doğrusu

Var olmayan bir vahayı görmek ya da hiç planlanmamış bir toplantıyı beklemek de yönelmişliğin birer örneği. Doğruluk, yönelmişliğin koşulu değil; bir düşünce yanlış olsa bile bir şey hakkında olmayı sürdürüyor.

Kendin dene

Alıştırmanın işi bir cevaba varmak değil. İşi, bir cümlenin taşıdığı yönelimi kâğıttaki izden kendi elinle ayırabilmek.

Aklında kalsın

Beş cümlede dersin iskeleti.

Zihin felsefesi, zihinsel durumların fiziksel dünyaya nasıl yerleştiğini sorar; bu ders yönelmişliği, bir düşüncenin her zaman bir şey hakkında olma özelliğini, merkeze koydu.

Yönelmişlik hiçbir fiziksel duruma kendiliğinden yerleşmez; bir taş ya da bir termometre hiçbir şey hakkında değildir, oysa bir inanç var olmayan bir şey hakkında bile olabilir.

İkicilik zihni ayrı bir töz sayarak yönelmişliği kolayca açıklar ve etkileşim sorununu miras alır; özdeşlik kuramı zihni beyinle özdeşler ve çoklu gerçekleşme itirazına açık kalır.

İşlevselcilik zihinsel durumu ne iş gördüğüyle tanımlayarak çoklu gerçekleşmeyi karşılar ve nitel deneyimi açıklama borcunu üstlenir.

Searle'ün Çince Oda itirazı, doğru davranışın bir şeyi anlamakla aynı olmadığını gösterir; işlevsel rol ile gerçek yönelmişlik arasındaki ilişki açık kalan en büyük soru.

Sonraki derse köprü

Bu derste bir düşüncenin her zaman bir şey hakkında olduğunu ve bu özelliğin hiçbir fiziksel duruma kendiliğinden yerleşmediğini gördük. Üç konum bunu üç ayrı bedelle yerleştirmeye çalışıyor.

Bütün bu tartışma boyunca bir şeyi hiç sorgulamadan bıraktık. Bir düşüncenin bir şey hakkında olması nasıl mümkünse, bir sözcüğün de bir şeye işaret etmesi aynı şekilde mümkün.

Sıradaki ders tam bu geçişe giriyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.