İçeriğe geç

P00-D04-M01-02·Kuramsal alanlar

Ontoloji

sıfırdan ileri2.428 kelime≈ 16 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Beş cümlede dersin iskeleti.

Ontolojinin sorusu tek tek şeylerin var olup olmadığı değil, dünyanın kaç ayrı türe bölünmesi gerektiğidir ve bu karar her sayımın içinde görünmez biçimde durur.

Dersin omurgası, tek tek şeyler ile paylaştıkları özellikler arasındaki ayrımdır ve kırmızılığın ayrı bir şey olup olmadığı sorusu buradan doğar.

Platon özelliği tek tek şeylerden ayrı ve önce sayar, Ockham onu bir ada indirger, Locke ise zihnin kurduğu genel bir fikre bağlar.

Aristoteles'in on kategorisi ile Vaiśeṣika'nın altı kategorisi farklı listeler çıkarır, ama ikisi de yanlış değildir ve kuramsal erdemlerle karşılaştırılabilir.

Ontolojik taahhüt bir kuramın neye bağlandığını sorar, ontoloji ise kaç ayrı türün gerektiğini sorar.

Açılış sahnesi

Bir sigorta eksperi, yanan bir depodaki eşyaları listeye döküyor. Masaları, sandalyeleri, raflardaki kutuları tek tek sayıp yazıyor. İş basit görünüyor: gözünün önündeki her şeye bir satır ayırmak.

Bir noktada aynı takımdan, aynı ahşaptan, aynı yılda üretilmiş iki masaya geliyor. Eksper ikisini ayrı satıra yazıyor, çünkü ikisi ayrı nesne ve biri kırılsa öteki yerinde durur. Sonra yardımcısı soruyor: masaların rengi de listeye ayrı bir satır olarak girer mi? Eksper gülüp hayır diyor, çünkü renk bir nesne değil, masanın nasıl göründüğü.

Yardımcı ısrar ediyor: peki masanın ağırlığını neden ayrı bir sütuna yazdın? Ağırlık da renk gibi, masanın nasıl olduğunu söylüyor. Eksper duraklıyor, çünkü ağırlığı bir ölçüm olarak kaydetmiş, rengi bir betimleme olarak geçiştirmişti. Ama formdaki hiçbir madde bu ikisi arasındaki farkı açıklamıyordu.

O gün form iki masa, bir renk kaydı ve bir ağırlık kaydıyla tamamlanıyor. Sigorta şirketi cevabı istemediği için kimse de beklemiyor. Ama soru gerçek kalıyor: bir odayı sayarken hangi şeyleri ayrı bir şey, hangilerini o şeyin bir yönü saymalısın? Bu karar deneyle verilmiyor.

Bu derste ne olacak

Önce ontolojinin sorusunun, «şu var mı» diye tek tek sorulan bir soru olmadığını göreceğiz. Soru bir liste sorusu: dünyayı kaç ayrı türe bölmek gerekiyor? Eksperin formundaki masa ile renk arasındaki fark, bu bölme kararının tam bir örneği.

Sonra dersin omurgasını kuracağız: tek tek şeyler ile bu şeylerin paylaştığı özellikler arasındaki ayrım. Ortada iki ayrı kırmızı nesne var ve ikisinde de kırmızılık bulunuyor. Kırmızılık üçüncü bir şey mi, yoksa iki nesnenin bir yönü mü? Dersin geri kalanını bu soru taşıyacak.

Ardından bu sorudan doğan üç görüşü kuracağız. Biri özelliklerin kendi başına var olduğunu, biri yalnız tek tek şeylerin var olduğunu söylüyor. Üçüncüsü özelliği zihindeki bir toplamaya bağlıyor. Üçünü de en güçlü hâliyle kuracak, her birinin ödediği bedeli göstereceğiz.

Son olarak kategori listesinin neden tek bir biçimde kapanmadığını göreceğiz. Farklı gelenekler farklı listeler kurmuş ve bu listeler birbirini basitçe çürütmüyor. Hepsinin eşit derecede doğru olduğunu da söylemeyeceğiz, bir listenin ötekinden neyi daha iyi yaptığının sorulabileceğini göstereceğiz.

Merkez soru

Sorumuz şu: dünyayı kaç ayrı türe bölmek gerekiyor ve bu bölünmeye kim karar veriyor?

Soruyu böyle sormamızın bir sebebi var. «Ne var» diye sorulunca akla tek tek şeyler gelir: ruh var mı, sayı var mı, gelecek var mı? Oysa bu sorular tek başına cevaplanamaz, çünkü her cevap önce hangi kategorilerin kabul edildiğine bağlıdır. Bir şeyin var olup olmadığını sormadan önce, onun hangi türden bir şey sayılacağını bilmek gerekiyor.

Ölçülü iddiam şu: ontolojinin sorusu dünyayı kaç türe bölmek gerektiğidir ve rakip bölünmeler kuramsal erdemlerle karşılaştırılabilir.

Bu bölünmenin merkezinde tek bir karar duruyor: özellikleri ayrı bir tür sayıp saymamak. Rakip bölünmeler de eşit doğrulukta değil, ama aralarındaki fark deneyle değil, bu erdemlerle tartılıyor.

Sıfır noktası

Bu soruyu ilk kez sistemli biçimde sıralayan bir metin var.

Demek ki elmayı saymak ile kırmızılığı saymak aynı işlem değil. Biri bir tözü sayıyor, öteki tözün üzerinde durduğu söylenen bir şeyi.

Argümanın yapısı

Şimdi ikinci iddiaya geçelim: kırmızılık sorusu yalnız sorulabilir değil, kaçınılmazdır.

Birinci öncül: dünyayı betimlemek için genel sözcükler kullanmak zorundayız. «Kırmızı», «sert», «insan» gibi sözcükler birden fazla nesneye doğru biçimde uygulanır.

İkinci öncül: bir sözcük iki ayrı nesneye doğru uygulandığında iki seçenek var. Ya nesneler gerçekten bir şey paylaşıyor, ya da hiçbir şey paylaşmıyor ve sözcüğün tekrarı yalnız bir adlandırma alışkanlığı.

Üçüncü öncül: hangi seçenek doğruysa dünyanın listesi ona göre değişir. Paylaşılan bir şey varsa listeye yeni bir tür eklenir, yoksa tek tek nesnelerin ötesinde hiçbir şey eklenmez.

Sonuç: dünyanın tam bir dökümü, özelliklerin ayrı bir varlık türü olup olmadığı konusunda bir konum almak zorunda. Bu konum da tek tek nesnelere bakarak kendiliğinden belirlenmiyor.

Görüşler ve pozisyonlar

Bu sorudan üç görüş doğuyor.

Birinci görüş, tümelin tek tek şeylerden ayrı ve kendi başına var olduğunu söylüyor.

Buna hemen bir maliyet eşlik ediyor.

İkinci görüş bu yükü tamamen kaldırıyor.

Üçüncü görüş özelliği ne tamamen dışarıda ne tamamen adda, zihnin bir işleminde buluyor.

Şimdi bu görüşlerin kategori listesine nasıl yansıdığına bakalım. Aristoteles'in on kategorisi bir liste, başka bir gelenek ise aynı soruyu bambaşka bir listeyle cevaplıyor.

İki liste birbirini çürütmüyor, ikisi de içeriden tutarlı, ama eşit de değiller. Altmış üçüncü derste görülen kuramsal erdem ölçütü burada devreye giriyor. Aynı olguyu daha az yeni kategoriyle açıklayan liste, bir bakımdan daha güçlü sayılabilir. Bu ölçüt hangi listenin doğru olduğunu tek başına kapatmıyor, ama seçimi boş da bırakmıyor.

En güçlü itiraz

Şimdi en sert itiraza gelelim.

İtiraz şu: üç görüş de aynı cümleleri kuruyor, aynı nesneleri tanıyor, aynı bilimi yapıyor. Bir gerçekçi de bir adcı da «bu elma kırmızı» der ve ikisi de elmaya aynı biçimde davranır. Aralarında gözlenebilir bir fark yoksa seçim yapmanın anlamı da yok ve tartışma sahtedir, yalnız bir sözcük tercihidir.

Bu cevap itirazın yarısını karşılıyor. Öteki yarısı duruyor: bugüne kadar hiçbir yeni olgu üç görüşü ayırmadıysa, tartışma şimdilik gerçekten sessiz, ama bu bir zayıflık değil, sabır gerektiren bir durum.

Açık kalan sorular

Üç soru açık kalıyor.

Birincisi: iki kategori listesi aynı olguları karşılıyor ve deney aralarında karar vermiyorsa, seçim tamamen kuramsal erdemlere mi kalıyor? Yoksa bir noktada kapanmayan bir soru mu kalıyor? Aristoteles ile Vaiśeṣika arasındaki içkinlik farkı bu soruyu somutlaştırıyor ve ders onu kapatmadı.

İkincisi: sayılar ve önermeler gibi soyut nesneler bu üç görüşün hangisine oturuyor? Bir sayı tek tek bir şey değil, çünkü hiçbir yerde durmuyor, bir özellik de değil, çünkü bir tözün üzerinde bulunmuyor. Dördüncü bir tür mü gerekiyor, bu soru açık kalıyor.

Üçüncüsü: bir kategori tartışmasının ne zaman gerçek bir anlaşmazlık, ne zaman yalnız bir sözcük tercihi olduğu her durumda net değil. İtiraza verilen cevapta taahhüt farkını ölçüt olarak önerdik, ama bu ölçüt her örnekte kolayca uygulanmıyor.

Yaygın hatalar

Bu konuda beş yaygın yanlış var.

Yaygın yanlışOntolojinin sorusunun, tek tek şeylerin var olup olmadığı olduğu sanılır.
Doğrusu

«Ruh var mı», «sayı var mı» gibi sorular tek başına sorulunca cevapsız kalır. Her cevap önce hangi kategorilerin kabul edildiğine bağlıdır. Ontolojinin asıl sorusu bir liste sorusu: dünya kaç ayrı türe bölünüyor?

Yaygın yanlışGerçekçilik ile adcılığın yalnız farklı sözcük tercihleri olduğu sanılır.
Doğrusu

İki görüş aynı gündelik cümleleri kursa da farklı bir şeye bağlanıyor: biri özelliğin var olduğunu kabul ediyor, öteki etmiyor. Bu fark yeni bir olgu çıkınca görünür hâle geliyor ve bir sözcük tercihinden fazlası.

Yaygın yanlışBir kategori listesinin dünyadan doğrudan okunduğu sanılır.
Doğrusu

Aristoteles'in on kategorisi ile Vaiśeṣika'nın altı kategorisi aynı dünyaya bakıyor ve farklı bölmeler kuruyor. Liste bir keşif değil bir karardır ve karar gerekçelendirilebilir, ama kendiliğinden verilmiş değildir.

Yaygın yanlışDaha kalabalık listenin daha doğru olduğu sanılır.
Doğrusu

Bir listenin daha çok kategori taşıması, dünyayı daha iyi karşıladığı anlamına gelmiyor. Aynı olguyu daha az varsayımla karşılayan bir liste, kalabalık bir listeden bir bakımdan daha güçlü sayılabilir.

Yaygın yanlışKategori hatasının yalnız bir söz oyunu olduğu sanılır.
Doğrusu

Otuz ikinci derste görülen kategori hatası komik bir dil sürçmesi gibi görünebilir, ama bu ders onun neden ciddi olduğunu gösteriyor. Bir şeyi yanlış türe koymak, o şey hakkında sorulabilecek bütün soruları değiştiriyor.

Kendin dene

Alıştırmanın işi doğru listeyi bulmak değil. İşi, her sayımın görünmez bir kategori kararı taşıdığını fark edebilmek.

Aklında kalsın

Beş cümlede dersin iskeleti.

Ontolojinin sorusu tek tek şeylerin var olup olmadığı değil, dünyanın kaç ayrı türe bölünmesi gerektiğidir ve bu karar her sayımın içinde görünmez biçimde durur.

Dersin omurgası, tek tek şeyler ile paylaştıkları özellikler arasındaki ayrımdır ve kırmızılığın ayrı bir şey olup olmadığı sorusu buradan doğar.

Platon özelliği tek tek şeylerden ayrı ve önce sayar, Ockham onu bir ada indirger, Locke ise zihnin kurduğu genel bir fikre bağlar.

Aristoteles'in on kategorisi ile Vaiśeṣika'nın altı kategorisi farklı listeler çıkarır, ama ikisi de yanlış değildir ve kuramsal erdemlerle karşılaştırılabilir.

Ontolojik taahhüt bir kuramın neye bağlandığını sorar, ontoloji ise kaç ayrı türün gerektiğini sorar.

Sonraki derse köprü

Bu derste ontolojinin sorusunun bir liste sorusu olduğunu gördük ve listenin tek tek şeyler ile özellikler arasındaki ayrımdan doğduğunu da gördük. Rakip listeler eşit olmasa da kuramsal erdemlerle karşılaştırılabiliyordu.

Ama bir şeyi hiç sorgulamadan kullandık: bir listenin ötekinden daha iyi olduğunu nasıl bileceğiz? Kuramsal erdemlere defalarca başvurduk, ama onları nasıl tespit ettiğimizi hiç sormadık.

Sıradaki ders tam bu boşluğa giriyor: ne olduğunu sorduk, şimdi onu nasıl bildiğimiz sorulacak.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.