Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Entelektüel tevazu kararsızlık değil, kendini küçültme değil ve her görüşe eşit ağırlık vermek de değil; üçü de kestirimi yanlış yapmanın farklı yolları.
Cusanus'un gösterdiği gibi bilgili bilgisizlik, bilgisizliği bilmek değil, onun sınırını doğru ölçebilmek; entelektüel tevazu da kendi görüşüyle aynı işi yapıyor.
Aristoteles'in orta nokta anlayışında olduğu gibi tevazu kibir ile kendini küçültme arasında duruyor ve iki mühendis örneğinde görüldüğü gibi çok bilmek de az bilmek de kestirim doğruysa tevazuya aykırı değil.
Gerçek tevazu ile sahtesi dışarıdan aynı görünüyor ve tek ayırıcı işaret sonraki davranış: kestirim gerçekten değiştiyse itiraf maliyeti ödeniyor, değişmediyse söz bir jest olarak kalıyor.
Bu yüzden entelektüel tevazu bir kişilik özelliği değil, çalışılabilir bir beceri: sınırı kestirmek, kanıt geldiğinde güncellemek ve güncellemeyi söyleyebilmek.
Açılış sahnesi
Bir proje sorumlusu, üç toplantı önce savunduğu planı bu sabah yeniden düşünüyor.
Geçen hafta bir meslektaşı rakip bir açıklama getirmişti ve ayırıcı sonucu da göstermişti: iki hafta önceki kayıtlara bakıldığında, planın önerdiği neden ortaya çıkan sonucu açıklamıyordu. Proje sorumlusu geceleyin kayıtları tek başına kontrol etti ve meslektaşının haklı olduğunu gördü.
Sabahki toplantıda söz sırası ona geliyor.
«Plan hâlâ makul görünüyor» diyor.
Salon ikna oluyor ve toplantı kapanıyor. Odadan çıkarken kimse, onun geceleyin kendi kendine kabul ettiği cümleyi duymuyor: bunu biliyordum ve söylemedim.
Üç şeyden hangisi eksik olsa sahne değişirdi. Geceki kontrol olmasaydı bilgi hiç oluşmazdı. Sabahki cümle başka kurulsaydı bilgi paylaşılırdı. Üçüncüsü hiç yaşanmadı, çünkü ikisi arasındaki adım hiç atılmadı.
Elli sekizinci ders dört denetimi bir araya getirmiş ve şu soruyla kapanmıştı: denetim geçmeseydi ne olurdu? Cevap orada bırakılmıştı: asıl zorluk görüşün yanlış olduğunu anlamak değil, anladıktan sonra bunu söyleyebilmek.
Bu ders o boşluğun adını koyuyor: entelektüel tevazu.
Bu derste ne olacak
Önce entelektüel tevazunun ne olmadığını ayıracağız. Üç şeyle sürekli karıştırılıyor: kararsızlıkla, kendini küçültmekle ve her görüşe eşit ağırlık vermekle. Üçü de yanlış ve üçü de kendi yanlış sonucuna götürüyor.
Sonra ne olduğunu olumlu biçimde kuracağız. İki parçası var: kişinin kendi bilgisinin sınırını doğru kestirmesi ve bu kestirimi kanıt geldiğinde güncelleyebilmesi.
Ardından bunun neden bir kişilik özelliği değil, çalışılabilir bir beceri olduğunu göreceğiz; somut adımlarla.
En sonda en sert itirazı alacağız: gerçek tevazu ile onun taklidi dışarıdan aynı görünüyor ve bu, aletin kendisini tehdit ediyor.
Merkez soru
Sorumuz şu: bir kişi kendi görüşüyle ne zaman doğru ilişki içinde sayılır?
Otuz dokuzuncu derste kesinlik beklentisini, kırk birinci derste askıda yargıyı çalışmıştık. İkisi de bu alana yakın duruyor ve ikisi de başka bir katmanda işliyor. Kesinlik beklentisi bir iddiadan ne kadar emin olunması gerektiğini soruyordu; askıda yargı bir iddiaya evet ya da hayır denip denemeyeceğini soruyordu. İkisi de kanaatin derecesiyle ilgili. Bu ders farklı bir katmana iniyor: kişinin kendi kanaatiyle, o kanaati taşıyan kendisiyle kurduğu ilişkiye.
Ölçülü iddiam şu: entelektüel tevazu, kişinin kendi bilgisinin sınırını doğru kestirip bu kestirimi kanıt geldiğinde güncelleyebilmesidir; bir kişilik özelliği değil, çalışılabilir bir beceridir.
Sıfır noktası
Argümanın yapısı
İddiayı kurmak için önce üç yanlış özdeşleştirmeyi ayıklamak gerekiyor.
Birinci yanlış özdeşleştirme kararsızlıkla kurulan. Kararsız kişi bir sınır kestiremiyor; kestirmeye çalışıyor ve başaramıyor. Entelektüel tevazu tam tersi bir edim, çünkü kişi bir sınır kestiriyor ve o kestirime göre davranıyor. Kırk birinci derste bunun bir benzerini görmüştük: askıda yargı bir kararsızlık değil, ölçütü uygulayıp sonuç çıkmamasıydı. Buradaki fark daha keskin, çünkü tevazulu kişi çoğu zaman kararlı ve kararını kestirdiği sınıra göre veriyor.
İkinci yanlış özdeşleştirme kendini küçültmekle kurulan. Kendini küçülten kişi bildiğini de bilmediği gibi konuşuyor ve bu bir dürüstlük değil, bir eğilme. Oysa entelektüel tevazu doğru kestirim istiyor; düşük kestirim istemiyor. İki mühendisten ikincisi az bilmiyordu, çok biliyordu ve bunu söylemesi tevazuya aykırı değildi.
Üçüncü yanlış özdeşleştirme her görüşe eşit ağırlık vermekle kurulan. Bu özdeşleştirme en yaygını ve en yanıltıcısı; aşağıda ayrı bir görüş olarak ele alınıyor.
Üçü ayıklandıktan sonra geriye olumlu bir tanım kalıyor: sınırı doğru kestirmek ve kestirimi güncelleyebilmek.
Öz-kalibrasyon burada basit bir kolaylık gibi görünebilir. Oysa güncellemenin bedeli çoğu zaman ağır, çünkü kestirim yalnız zihinde değil başkalarının önünde değişiyor. Bu bedele aşağıda, en güçlü itirazda, ayrıca değiniyoruz.
Görüşler ve pozisyonlar
Entelektüel tevazunun ne olduğu üzerine üç görüş var.
Birinci görüş onu bir geri çekilme tutumu sayıyor: tevazulu kişi kendi görüşünü öne sürmekten kaçınıyor, iddialarını yumuşatıyor ve sürekli «belki» ile konuşuyor.
İkinci görüş onu bir eşitleme kuralı sayıyor: her görüşe, kendi görüşün dâhil, eşit ağırlık vermek.
Buna karşılık üçüncü görüş ikisinin arasında bir yer tarifliyor ve bu dersin savunduğu yer burası.
Bu çerçevede entelektüel tevazu, kendini küçültme ile kibir arasında bir orta nokta olarak duruyor. Küçülten kişi bildiğini bilmediği gibi konuşuyor; kibirli kişi bilmediğini bildiği gibi konuşuyor. Tevazulu kişi ikisini de yapmıyor ve doğru kestirime göre konuşuyor.
Üç konumu yan yana koyarsak: birinci görüş geri çekilmeyi öneriyor, ikinci görüş eşitlemeyi öneriyor, üçüncü görüş ise ikisinin arasındaki doğru kestirimi öneriyor.
En güçlü itiraz
Şimdi bu aletin en tehlikeli açığına bakalım.
İtiraz ciddi ve cevabı tek bir işaretten geçiyor: sonraki davranış.
Gerçek tevazu ile sahtesi arasındaki fark burada görünüyor. Sahte tevazu maliyeti hiç göze almıyor, çünkü ödenecek bir şey yok; söz bir jest ve davranış değişmiyor. Gerçek tevazu maliyeti ödüyor, çünkü kestirim gerçekten değişti ve değişen kestirim davranışı da değiştiriyor.
Bu durum itirazı tam olarak yanıtlamıyor; yalnız neyin arandığını gösteriyor. Sonraki toplantıda görüşünü değiştiren kişiyle hiçbir zaman değiştirmeyen kişi arasındaki fark, zamanla ve tekrar eden gözlemle görülüyor. Tek bir cümleden ayırt edilemeyen şey, bir örüntüden ayırt edilebiliyor.
Açık kalan sorular
İtiraf maliyetinin ne kadarının ödenmesi gerektiği burada kapanmadı. Her küçük kestirim değişikliğini yüksek sesle duyurmak da bir aşırılık olabilir ve bu ölçü belirlenmiş değil.
Sahte tevazuyu gerçeğinden ayıracak gözlem süresi de açık. Bir örüntünün görülmesi zaman istiyor ve o zaman gelmeden karar verilmesi gerekebiliyor.
Kestirimin doğruluğu bağımsız olarak nasıl sınanır sorusu da duruyor. İki mühendis örneğinde kestirimin doğruluğu sonuçtan anlaşıldı; sonuç her zaman bu kadar çabuk gelmiyor ve bazen hiç gelmiyor.
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışEntelektüel tevazuyu kararsızlıkla karıştırmak.
Kararsız kişi bir sınır kestiremiyor; tevazulu kişi kestiriyor ve ona göre davranıyor. İkisi dışarıdan benzer görünse de biri bir eksiklik, öteki bir beceri.
Yaygın yanlışEntelektüel tevazuyu kendini küçültmekle karıştırmak.
Bildiğini bilmediği gibi konuşmak bir dürüstlük değil, düşük bir kestirim. İki mühendisten ikincisi çok bildiğini söylediğinde tevazusuz olmuyordu, çünkü kestirimi doğruydu.
Yaygın yanlışHer görüşe eşit ağırlık vermeyi tevazu saymak.
Bu, otuz yıllık bir kestirimi bir günlük kestirimle eşitliyor ve kestirimi hiç hesaba katmamanın başka bir adı oluyor. Tevazu eşitlemeyi değil, doğru tartmayı istiyor.
Yaygın yanlışTevazuyu doğuştan gelen bir kişilik özelliği saymak.
Bu varsayım kişiyi eğitimden muaf tutuyor; oysa sınır kestirimi bir alışkanlık ve alışkanlık pratikle değişiyor. Aşağıdaki kendin dene bölümü bu pratiği tek bir adımla gösteriyor.
Yaygın yanlışYalnız içeriden hissetmeyi yeterli saymak.
Kestirimi güncellemek ve bunu hiç söylememek, açılış sahnesindeki proje sorumlusunun yaptığı şey. İtiraf maliyeti ödenmediği sürece güncelleme başkaları için hiç olmamış sayılıyor.
Kendin dene
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Entelektüel tevazu kararsızlık değil, kendini küçültme değil ve her görüşe eşit ağırlık vermek de değil; üçü de kestirimi yanlış yapmanın farklı yolları.
Cusanus'un gösterdiği gibi bilgili bilgisizlik, bilgisizliği bilmek değil, onun sınırını doğru ölçebilmek; entelektüel tevazu da kendi görüşüyle aynı işi yapıyor.
Aristoteles'in orta nokta anlayışında olduğu gibi tevazu kibir ile kendini küçültme arasında duruyor ve iki mühendis örneğinde görüldüğü gibi çok bilmek de az bilmek de kestirim doğruysa tevazuya aykırı değil.
Gerçek tevazu ile sahtesi dışarıdan aynı görünüyor ve tek ayırıcı işaret sonraki davranış: kestirim gerçekten değiştiyse itiraf maliyeti ödeniyor, değişmediyse söz bir jest olarak kalıyor.
Bu yüzden entelektüel tevazu bir kişilik özelliği değil, çalışılabilir bir beceri: sınırı kestirmek, kanıt geldiğinde güncellemek ve güncellemeyi söyleyebilmek.
Sonraki derse köprü
Bu ders sınırı kestirmeyi ve kestirimi güncellemeyi bir arada tanımladı, ama güncellemenin kendisini hiç açmadı.
Kestirim ne zaman değişmeli? Hangi kanıt yeterli sayılır, hangisi sayılmaz? Ve güncelleme miktarı kanıtın gücüyle nasıl orantılanır?
Sonraki ders tam bu soruyu alıyor: kanıt karşısında güncelleme. Entelektüel tevazunun ikinci parçasını, bu kez bir işlem olarak, adım adım kuracağız.