Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Bir betimleme hiçbir hüküm cümlesi kurmadan hüküm taşıyabiliyor; bunu dört yolla yapıyor: neyi dışarıda bıraktığıyla, hangi tarifi seçtiğiyle, neyi neyin yanına koyduğuyla ve nerede yavaşladığıyla.
Kırk dördüncü dersteki yüklü betimlemeden farkı katmanda: orada hüküm tek bir sözcükte duruyordu, burada her cümle yalın olduğu hâlde hüküm bütünün seçiminde duruyor.
Anscombe'un gösterdiği gibi tek bir eylem birçok doğru tarifle anılabiliyor ve tarif seçilmeden eylem hakkında konuşulamıyor; bu yüzden seçimsiz betimleme diye bir şey yok.
Buradan her metnin eşit ölçüde yanlı olduğu çıkmıyor; Weber'in dediği gibi seçim değer ilgisiyle yönetiliyor ve ölçü tarafsızlık değil, o ilginin gizlenmemesi.
Metinden hükmü çıkarmanın iki sınaması var: aynı olguları karşı tarafın ilgisine göre yeniden yaz ve sonucun değişip değişmediğine bak, ya da Aristoteles'in ölçütünü uygula ve çıkarıldığında sonucu değiştiren ayrıntıyı bul.
Açılış sahnesi
Bir belediye raporu okuyorsun ve rapor bir mahalleyi anlatıyor.
Yazılanlar şöyle: mahalledeki binaların çoğu kırk yaşın üstünde, iki sokakta aydınlatma yıllardır onarılmamış, akşam saat sekizden sonra caddeler boşalıyor, son üç yılda dört dükkân kapanmış ve açılan olmamış.
Cümlelerin hepsi doğru. Her birini ayrı ayrı kontrol edebilirsin ve hiçbirinde yanlış bir şey bulamazsın.
Raporda bir iddia da yok. Yazan kişi «bu mahalle çökmüştür» demiyor, «buraya müdahale edilmelidir» demiyor, hiçbir yerde bir sonuç cümlesi kurmuyor.
Yine de raporu bitirdiğinde bir kanaate varmış oluyorsun. Üstelik o kanaate kendi vardığını sanıyorsun, çünkü sana kimse bir şey söylemedi.
Şimdi aynı mahalle hakkında ikinci bir rapor düşün. Bu rapor da doğru cümlelerden kuruluyor: mahallede üç kuşaktır oturan aileler var, esnaf birbirini tanıyor, çocuklar sokakta oynuyor, kira artışı şehir ortalamasının çok altında kalmış.
İkinci rapor da bir iddia kurmuyor ve okuyan kişiyi bambaşka bir yere bırakıyor.
İki rapor da doğru, ikisi de tarafsız görünüyor ve ikisi ayrı sonuca götürüyor. Aradaki fark hiçbir cümlede değil; cümlelerin seçilmesinde.
Bu derste ne olacak
Önce bir betimlemenin nasıl olup da hiçbir hüküm cümlesi kurmadan hüküm taşıdığını göreceğiz. Mekanizma tek değil; en az dört ayrı yolu var ve dördü de yalan söylemeden çalışıyor.
Sonra seçimin kaçınılmaz olduğunu kabul edeceğiz. Eksiksiz betimleme diye bir şey yok ve olsaydı da kimse okuyamazdı.
Ardından buradan çıkan kolay sonucu reddedeceğiz. Seçim kaçınılmaz olduğu için her betimleme eşit ölçüde yanlı değil; ölçü seçimin yokluğu değil, seçimin hesabının verilebilmesi.
Sonda da metinden hükmü çıkarma işlemini kuracağız ve iki sınama elde edeceğiz; ikisi de kalem kâğıtla uygulanıyor.
Merkez soru
Sorumuz şu: bir betimleme ne zaman yalnız aktarır, ne zaman bir hüküm kurar?
Bu seride betimlemeye bir kez daha girmiştik ve orada başka bir katmandaydık. Kırk dördüncü derste yüklü betimlemeyi tanımıştık: seçilen sözcüğün tek başına bir değerlendirme taşıması. «Apar topar yapıldı» böyle bir cümle ve hükmü sözcükte taşıyor.
Bu ders bir kat yukarıda çalışıyor. Buradaki betimlemenin tek bir cümlesi bile yüklü olmayabilir; her cümle olabilecek en yalın hâliyle yazılmış olabilir. Hüküm cümlelerde değil, cümlelerin bütününde ve o bütünü kuran seçimde duruyor.
Ölçülü iddiam şu: seçim kaçınılmazdır ve bu, betimlemeyi değerlendirmeden muaf tutmaz; muaf tutmadığı için de bir betimlemeden hesap sorulabilir.
Sıfır noktası
Argümanın yapısı
Şimdi seçimin neden kaçınılmaz olduğuna ve bunun ne anlama geldiğine bakalım.
Buradan çıkan sonuç rahatsız edici ve doğru. Tarafsız betimleme, seçim içermeyen betimleme anlamında imkânsız. Bir olayı anlatmak için hangi tarifi kullanacağına, neyi yazıp neyi bırakacağına karar vermek zorundasın ve karar vermeden tek cümle kuramazsın.
İtiraz yerinde ve dersin iddiasını daraltıyor. Seçim hükme dönüşüyorsa bunun bir sebebi var ve sebep, seçimin bir sonucu destekleyecek biçimde yapılmış olması. Tren tarifesindeki seçim, hangi trene bineceğine karar vermeni sağlıyor ve seni bir kanaate götürmüyor.
Bu, dersin ölçülü iddiasının dayanağı. Seçim kaçınılmaz olduğu için betimleme değerlendirmeden kurtulmuyor; kurtulmadığı için de sorulacak soru «seçim yapılmış mı» değil, «seçimin hesabı verilebiliyor mu» oluyor.
Görüşler ve pozisyonlar
Betimlemenin tarafsızlığı üzerine üç görüş var.
Birinci görüş tarafsız betimlemeyi mümkün ve gerekli sayar. Bu görüşe göre olguları aktarmakla değerlendirmek ayrı işlerdir; iyi bir metin ilkini yapar, ikincisini okuyucuya bırakır. Savunanlar seçimin varlığını kabul eder ve seçimin ölçütünün ilgililik olduğunu, ilgililiğin de değerden bağımsız belirlenebileceğini söyler.
İkinci görüş bunu bir yanılsama sayar ve her betimlemenin bir bakıştan yapıldığını savunur.
Üçüncü görüş ikisinin arasında duruyor ve bu dersin savunduğu yer burası. Seçimsiz betimleme imkânsız, oysa bütün betimlemeler eşit ölçüde yanlı değil. Ayıran şey seçimin gizlenip gizlenmediği: hangi ilgiyle seçildiği söylenen bir betimleme sınanabilir, söylenmeyen ise okuyanı kendi vardığını sandığı bir sonuca bırakır.
Cevap ikinci adımda duruyor. Seçimin kaçınılmaz olması, seçimlerin karşılaştırılamaz olduğu anlamına gelmiyor. İki rapordan biri hangi ilgiyle seçtiğini söylüyorsa, dışarıda bıraktıklarını sayıyorsa ve bıraktıkları eklendiğinde sonucu değişmiyorsa, o rapor ötekinden daha iyi durumda. Ölçü tarafsızlık değil, hesap verebilirlik.
En güçlü itiraz
Şimdi hükmü metinden çıkarma işlemini kuralım ve işlemin kendi zaafını görelim.
Aristoteles'in ölçütü buna ikinci ve daha ince bir sınama ekliyor. Metinden tek bir ayrıntıyı çıkar ve okuyucunun vardığı sonucu yeniden sor; sonuç değişiyorsa o ayrıntı hükmü taşıyan parçaydı, değişmiyorsa süstü.
Bu itiraz işlemi sınırlamayı gerektiriyor. Sınama rastgele bir yeniden yazımla değil, karşı tarafın ilgisiyle yapılır: aynı olguları, senin ilgine değil ona karşı çıkanın ilgisine göre seç ve yaz. İki metin arasındaki fark, tartışmanın gerçekte nerede geçtiğini gösterir ve işlem orada durur.
Katılıyorum ve ders bunu kusur saymıyor. Kusur, dışarıda bırakılan şeyin tam da sonucu değiştirecek şey olması ve bunun söylenmemesi. Bir metin neyi neden dışarıda bıraktığını söyleyebiliyorsa seçim bir kusur olmaktan çıkıyor ve bir yönteme dönüşüyor.
Açık kalan sorular
Hesap verebilirliğin ne kadarının bir metinden istenebileceği burada kapanmadı. Her rapor kendi seçim ölçütünü yazsa metinler okunamaz hâle gelir; ölçütün nerede yazılacağı ve ne kadar yazılacağı söylenmiş değil.
Karşı tarafın ilgisinin kim tarafından belirleneceği de açık. Yeniden betimleme sınaması onun ilgisine göre yapılıyor ve o ilgiyi yanlış tahmin eden bir sınama, kendi kurduğu bir rakibe karşı çalışıyor.
Kurumsal metinlerde sorumluluğun kime ait olduğu ayrı bir soru. Seçimi yapan kişi ile metni imzalayan kurum çoğu zaman aynı değil ve hesabın kimden sorulacağı belirsiz kalıyor.
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışCümleleri tek tek doğrulayıp metni onaylamak.
Her cümlenin doğru çıkması betimlemenin hüküm taşımadığını göstermiyor ve denetimin en çok yapılan biçimi tam olarak bu. Doğrulama cümle düzeyinde kalıyor, hüküm ise seçim düzeyinde duruyor ve o düzeye hiç bakılmıyor.
Yaygın yanlışYazılmayanı hiç aramamak.
Bir metni değerlendirirken yalnız yazılanlara bakmak, denetimin yarısını baştan bırakmak oluyor. Doğru hamle şunu sormak: bu olgulara ne eklenseydi okuyan başka bir sonuca varırdı, ve o şey neden burada yok?
Yaygın yanlışArdışıklığı bağ sanmak ya da bağı hiç görmemek.
İki doğru cümlenin yan yana durması bir neden ilişkisi kurmuyor, oysa metin okuyanda o ilişkiyi kuruyor. İki hata da yapılıyor: bağı metne yükleyip yazarı suçlamak ve bağın kurulduğunu hiç fark etmemek.
Yaygın yanlışSeçim var diye metni çöpe atmak.
Bir betimlemede seçim bulmak onu geçersiz kılmıyor ve her metinde seçim bulunacağı için bu hamle her metni geçersiz kılıyor. Sorulacak soru seçimin varlığı değil, dışarıda bırakılanların eklenmesiyle sonucun değişip değişmediği.
Yaygın yanlışKendi betimlemeni sınamadan bırakmak.
İşlem başkasının metnine kolayca uygulanıyor ve kendi yazdığına neredeyse hiç uygulanmıyor. Kendi metnini karşı tarafın ilgisine göre yeniden yazmadan, seçimlerinin hüküm taşıyıp taşımadığını göremezsin.
Kendin dene
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Bir betimleme hiçbir hüküm cümlesi kurmadan hüküm taşıyabiliyor; bunu dört yolla yapıyor: neyi dışarıda bıraktığıyla, hangi tarifi seçtiğiyle, neyi neyin yanına koyduğuyla ve nerede yavaşladığıyla.
Kırk dördüncü dersteki yüklü betimlemeden farkı katmanda: orada hüküm tek bir sözcükte duruyordu, burada her cümle yalın olduğu hâlde hüküm bütünün seçiminde duruyor.
Anscombe'un gösterdiği gibi tek bir eylem birçok doğru tarifle anılabiliyor ve tarif seçilmeden eylem hakkında konuşulamıyor; bu yüzden seçimsiz betimleme diye bir şey yok.
Buradan her metnin eşit ölçüde yanlı olduğu çıkmıyor; Weber'in dediği gibi seçim değer ilgisiyle yönetiliyor ve ölçü tarafsızlık değil, o ilginin gizlenmemesi.
Metinden hükmü çıkarmanın iki sınaması var: aynı olguları karşı tarafın ilgisine göre yeniden yaz ve sonucun değişip değişmediğine bak, ya da Aristoteles'in ölçütünü uygula ve çıkarıldığında sonucu değiştiren ayrıntıyı bul.
Sonraki derse köprü
Bu modülde karşımızdakinin ne yaptığını tanımayı öğrendik. Açıklama ile argümanı ayırdık, örneğin ne taşıdığını tarttık, soru kılığındaki iddiayı masaya çıkardık ve betimlemenin içindeki hükmü bulduk.
Şimdi modülün son kılığı kaldı ve bu, ötekilerden bir yönüyle ayrı.
Bir toplantıda birisi şunu söylüyor: bence bu işi ertelemeliyiz.
Cümlede bir olgu bildirimi yok. Doğru ya da yanlış olabilecek bir şey söylemiyor; yapılacak bir şey öneriyor ve önerisinin arkasında duruyor.
Bu cümleye «bu doğru değil» demek tuhaf kaçar. Bir öneri yanlış çıkmaz; kötü olabilir, gerekçesiz olabilir, başka bir öneriye göre daha zayıf olabilir. Yani şimdiye kadar kullandığımız ölçütlerin bir kısmı burada çalışmıyor.
Sonraki ders bunu çalışıyor: öneri. Bir önerinin nasıl gerekçelendirildiğini, hangi ölçütlerle karşılaştırıldığını ve olgu iddialarını sınayan aletlerin hangilerinin burada işe yaradığını göreceğiz.