Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
İki cümlelik bir argümanın varsayımları sayıldığında liste otuzu geçiyor ve bitmiyor; argüman bu sırada hiçbir şey kaybetmiyor, çünkü varsayım bir kusur değil çalışma koşulu.
Peirce'in gösterdiği gibi her şeyden kuşku duyarak başlamak bir başlangıç değil başlangıç taklidi; kişi kuşku duyduğunu söylediği şeylere inanmayı sürdürüyor.
Hepsini yazmak iki sebeple imkânsız: liste bitmiyor ve Polanyi'nin gösterdiği gibi bir kısmı ilkece dile gelmiyor, dökülmeye kalkıldığında işlevini yitiriyor.
Yazılması gereken varsayım iki sınamadan birden geçendir: yanlış olduğunda argümanı düşüren ve karşı tarafça paylaşılmayan; yalnız birini uygulamak iki ayrı hataya götürüyor.
Kendi varsayımını göremiyorsun çünkü sana bir kabul olarak değil dünyanın hâli olarak görünüyor; onu bulacak kişi karşındaki ve iki taraf da aynı kabulü paylaşıyorsa ancak dışarıdan biri görüyor.
Açılış sahnesi
İki cümlelik bir argüman: sabah yağmur yağmış, öyleyse balkondaki sandalye ıslaktır.
Kimse itiraz etmez ve argüman iyi.
Şimdi birinin bu argümanın varsayımlarını saymaya başladığını düşün.
Sandalye balkonda duruyordu. Balkon üstü açık. Kimse üzerini örtmedi. Yağmur ıslatır. Sandalye ıslanan bir malzemeden. Kimse silmedi. Sabahtan bu yana kurumaya yetecek kadar zaman geçmedi. Rüzgâr yağmuru balkona taşıyacak yöndeydi. Balkon var. İki taraf aynı sandalyeden söz ediyor.
On madde ve liste bitmedi.
Devam ettikçe tuhaflaşıyor, çünkü sıra artık kimsenin aklına gelmeyen kabullere geliyor. Bu sabah bir dünya vardı. Konuşan kişinin hafızası çalışıyor. «Islak» sözcüğü ikisi için de aynı şeyi adlandırıyor. Su, dokunduğu şeyi ıslatmayı bugün de sürdürüyor.
Otuz maddeye varılıyor, liste yine bitmiyor ve bitmeyeceği de görülüyor.
Ve baştaki argüman hâlâ iyi.
Beşinci derste varsayımları görünür kılmayı bir tutum olarak öğrenmiştik. Bu ders başka bir soru soruyor: madem hepsi yazılamıyor, hangileri yazılmalı?
Bu derste ne olacak
Önce varsayımın bir kusur olmadığını göstereceğiz. Bir argümanın çalışabilmesi için gereken şey bu.
Sonra hepsini yazmanın neden imkânsız olduğunu göreceğiz. İki ayrı sebep var ve ikincisi ilkinden ağır.
Ardından dersin asıl işine geleceğiz: hangi varsayımın yazılması gerektiğini belirleyen iki sınama.
En sonda en sert itirazı alacağız: bir varsayımı sınamak için onu bilmek gerekiyor ve bilinmeyen varsayımlar tam da sınanamayanlar.
Merkez soru
Sorumuz şu: bir argümanın hangi varsayımları yazılmalı?
Sorunun «varsayımlardan nasıl kurtulunur» olmadığına dikkat et. Kurtulunmuyor ve kurtulmaya çalışmak argümanı bitiriyor. Sorulan şey bir seçim ölçütü.
Sıfır noktası
Önce bir yanlış beklentiyi kaldıralım.
Bu, varsayımın konumunu belirliyor: bir argüman varsayımsız kurulamıyor, çünkü varsayımsız bir başlangıç noktası yok.
Şimdi hepsini yazmanın neden imkânsız olduğuna bakalım. Birinci sebep sayıda: liste bitmiyor. İkinci sebep daha ağır.
Argümanın yapısı
İddiayı öncüllere ayıralım.
Birinci öncül: bir argüman, yazılmamış kabuller olmadan kurulamaz; her cümle bir öncekine dayansaydı konuşma başlayamazdı.
İkinci öncül: yazılmamış kabullerin tamamı sayılamaz ve bir kısmı ilkece yazılamaz.
Üçüncü öncül: öyleyse hepsini yazmak bir hedef olamaz ve seçim yapmak zorunludur.
Sonuç: iş, varsayımları yok etmek değil; hangilerinin yazılması gerektiğini belirleyen bir ölçüt kurmak.
Ölçüt iki sınamadan oluşuyor ve ikisi birlikte çalışıyor.
Bu, dersin en pratik sonucu. Yazılması gereken varsayım, her ikisinden birden geçen varsayım: hem taşıyıcı hem paylaşılmıyor.
Görüşler ve pozisyonlar
Varsayımların ne olduğu üzerine üç görüş var.
Birinci görüş varsayımların birer öncül olduğunu ve ilkece hepsinin yazılabileceğini savunuyor. Yazılmamaları bir kolaylık; kurulan argüman tam yazıldığında hiçbir şey kaybolmaz.
Savunucuları bir örnek gösteriyor: geometri metinlerinde başlangıç kabulleri tek tek yazılır ve kimse eksiklik bulmaz.
İkinci görüş bazı varsayımların öncül olmadığını, başka bir türden olduğunu savunuyor.
Aynı ayrım çok daha eski bir gelenekte, mantığın giriş kapısında duruyor.
Üçüncü görüş varsayımı bir engel değil bir çalışma koşulu sayıyor.
En güçlü itiraz
Şimdi en sert itiraz ve dersin ölçütünü vuruyor.
İtiraz şu: iki sınama da varsayımın bilinmesini gerektiriyor. Bir varsayımı yük sınamasından geçirmek için önce onu yazmış olman gerekiyor. Oysa asıl tehlikeli varsayımlar hiç akla gelmeyenler; onlar sınanamıyor, çünkü sınanacak bir cümle olarak ortada yoklar. Ölçüt yalnız bulunanlara uygulanıyor ve iş bulmakta.
Bu cevap itirazın bir yarısını karşılıyor ve öteki yarısı ayakta.
Çünkü iki taraf aynı varsayımı paylaşıyorsa ikisi de göremiyor. Kırk altıncı derste ortak zemin dediğimiz şeyin görünmezliği tam olarak bu.
Ölçülü iddia şu: varsayım bir kusur değil, argümanın çalışma koşulu. Hepsi yazılamıyor; bir kısmı sayılamayacak kadar çok, bir kısmı ilkece dile gelmiyor. Yazılması gereken varsayım iki sınamadan birden geçendir: yanlış olduğunda argümanı düşüren ve karşı tarafça paylaşılmayan. Kendi varsayımını göremiyorsan, onu bulacak kişi karşındaki.
Açık kalan sorular
Dört soru açık kalıyor.
Birincisi: iki tarafın da paylaştığı ve ikisinin de göremediği bir varsayım nasıl bulunur? Dışarıdan bir bakış öneriliyor ve her zaman elde değil.
İkincisi: dile gelmeyen bilgi bir varsayım sayılır mı? Argümanı taşıyor ve bir cümle olarak yazılamıyor; iki sınama ona uygulanamıyor.
Üçüncüsü: mutlak varsayımlar doğru ya da yanlış değilse, biri ötekinden daha iyi olabilir mi? Collingwood bunu sormuyor ve soru duruyor.
Dördüncüsü: bir varsayımın taşıyıcı olup olmadığını sınamak için onu yanlış saymak gerekiyor. Bazı varsayımlar yanlış sayıldığında düşünme durduğu için bu sınama yapılamıyor.
Yaygın hatalar
Bu konuda beş yaygın yanlış var.
Yaygın yanlışİyi bir argümanın varsayımı olmaz.
İki cümlelik bir argümanın otuz varsayımı sayıldı ve liste bitmedi; argüman yine de iyiydi. Varsayımsız bir başlangıç noktası yok.
Yaygın yanlışBütün varsayımlar yazılabilir.
Bir kısmı sayılamayacak kadar çok, bir kısmı ilkece dile gelmiyor. Bir ustanın kararının altındaki bilgi cümlelere döküldüğünde eksiliyor.
Yaygın yanlışHer varsayım yazılmalı.
Yazılması gereken, iki sınamadan birden geçen varsayım. Hepsini yazan kişi argümanı okunamaz hâle getiriyor.
Yaygın yanlışAynı varsayım her yerde yazılmalı ya da hiç yazılmamalı.
«Kimse üzerini örtmedi» kabulü bir konuşmada yazılmalı, ötekinde yazılmamalı; belirleyen şey karşı tarafın onu paylaşıp paylaşmadığı.
Yaygın yanlışKendi varsayımlarını kendin bulursun.
Kendi varsayımın sana bir kabul olarak değil dünyanın hâli olarak görünüyor. Onu görecek olan karşındaki ve bu, tartışmanın en verimli ürünü.
Kendin dene
Birinci adım: öncülleri ve sonucu yaz.
İkinci adım: yazılmamış üç kabul bul. Şu soruyu kullan: bu argümanın çalışması için doğru olması gereken ve satırlarda geçmeyen ne var?
Üçüncü adım: her birine yük sınamasını uygula. Bu yanlış olsaydı argüman düşer miydi? Düşmüyorsa üstünü çiz; o bir süs.
Dördüncü adım: kalanlara paylaşım sınamasını uygula. Karşımdaki bunu kabul ediyor mu? Ediyorsa yazma; etmiyorsa ya da bilmiyorsan yaz.
Beşinci adım: son adımı tek başına yapamazsın. Argümanı birine anlat ve şunu sor: burada benim varsaydığım ve senin katılmadığın bir şey var mı? Verdiği cevap, kendi başına üç saatte bulamayacağın bir şey olabilir.
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
İki cümlelik bir argümanın varsayımları sayıldığında liste otuzu geçiyor ve bitmiyor; argüman bu sırada hiçbir şey kaybetmiyor, çünkü varsayım bir kusur değil çalışma koşulu.
Peirce'in gösterdiği gibi her şeyden kuşku duyarak başlamak bir başlangıç değil başlangıç taklidi; kişi kuşku duyduğunu söylediği şeylere inanmayı sürdürüyor.
Hepsini yazmak iki sebeple imkânsız: liste bitmiyor ve Polanyi'nin gösterdiği gibi bir kısmı ilkece dile gelmiyor, dökülmeye kalkıldığında işlevini yitiriyor.
Yazılması gereken varsayım iki sınamadan birden geçendir: yanlış olduğunda argümanı düşüren ve karşı tarafça paylaşılmayan; yalnız birini uygulamak iki ayrı hataya götürüyor.
Kendi varsayımını göremiyorsun çünkü sana bir kabul olarak değil dünyanın hâli olarak görünüyor; onu bulacak kişi karşındaki ve iki taraf da aynı kabulü paylaşıyorsa ancak dışarıdan biri görüyor.
Sonraki derse köprü
Bu dersle modül kapandı. Altı derste bir argümanın parçalarını ayırdık: iddia, gerekçe, öncül, sonuç, çıkarım ve varsayım.
Şimdi bir şeyi hiç sormadık.
Bu altı parçayı her seferinde hazır bir argümanın içinde bulduk. Birinin bir şey savunduğunu baştan biliyorduk ve işimiz o savunmayı sökmekti.
Peki karşındaki kişi bir şey savunmuyorsa?
Bir toplantıda birisi neden bir şeyin olduğunu anlatıyor. Cümleleri arasında «çünkü» var, bir sonuç var, öncüller var. Bu bir argüman gibi duruyor ve olmayabilir; kişi seni bir şeye ikna etmeye çalışmıyor olabilir, olan bir şeyin nasıl olduğunu anlatıyor olabilir.
İki iş aynı sözcüklerle yapılıyor ve karıştırıldıklarında ikisi de yanlış değerlendiriliyor. Bir açıklamaya «beni ikna etmedi» demek, bir argümana «zaten biliyordum» demek kadar yersiz.
Sonraki modül argümanı tanımayı öğretiyor ve ilk dersi bu ayrımla başlıyor: açıklama ve argüman. İkisinin ne zaman ayrıldığını, aynı cümlelerle nasıl kurulabildiklerini ve hangi soruyla ayırt edildiklerini göreceğiz.