İçeriğe geç

P00-D02-M04-03·Cevapsızlıkla çalışmak

Askıda yargı

sıfırdan ileri2.386 kelime≈ 16 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Beş cümlede dersin iskeleti.

Askıda yargı bir üçüncü görüş değil onayı geri çekmek; ortada durmak bir yargıdır ve savunulması gerekir, askı bir sayı vermez.

Onay ile eylem ayrılabiliyor: hâkim iddiayı ispatlanmamış bulup kararını veriyor ve görünüşe uymak, bir iddiayı doğru saymadan o yönde davranmayı mümkün kılıyor.

Clifford yetersiz kanıtla inanmayı bir suç sayıyor ve James, seçeneğin canlı, kaçınılmaz ve önemli olduğu durumlarda ertelemenin de bir taraf tutmak olduğunu söylüyor; ikisi çelişmiyor, çünkü biri yargı biri eylem hakkında konuşuyor.

Askının kalkana dönüşüp dönüşmediği bir örüntü sayımıyla ölçülüyor: kişinin askıya aldığı konuların hepsi taraf tutmanın bedelli olduğu konular mı?

Bir askıyı bekleyiş yapan tek şey sonunun yazılması: hangi bulgu gelirse bir tarafa geçilecek, önceden söylenmediğinde askı hiç bitmiyor.

Açılış sahnesi

Bir toplantıda tartışılan konu bitmek üzere ve birine doğrudan soruluyor: sen ne diyorsun?

Kişi şunu söylüyor: bilmiyorum.

Salonda hafif bir hoşnutsuzluk oluyor. Kimse bir şey demiyor ve cümle bir kaçış gibi duyuluyor.

Ardından biri şunu soruyor: peki karar sende olsa ne yapardın?

Kişi bu sefer hiç duraksamıyor. İki cümlede ne yapacağını, hangi sırayla yapacağını ve neyi geri çevireceğini söylüyor.

Salondaki hoşnutsuzluk şaşkınlığa dönüyor. Bir dakika önce bilmediğini söyleyen kişi şimdi son derece net konuşuyor.

İki cevap çelişiyor gibi duruyor ve çelişmiyor.

Birinci soru şunu sordu: bu iddia doğru mu? Kişinin cevabı yoktu. İkinci soru şunu sordu: bu durumda ne yapılmalı? Kişinin cevabı vardı.

İki soru ayrı ve cevapları birbirine bağlı değil.

Otuz dokuzuncu derste karar vermemenin de bir karar olduğunu görmüştük. Bu ders o kuralın nerede işlediğini ve nerede işlemediğini ayırıyor.

Bu derste ne olacak

Önce askıda yargının ne olduğunu ve ne olmadığını belirleyeceğiz. Üç ayrı şeyle karıştırılıyor ve üçü de o değil.

Sonra bu tutumun teknik hâlini kuracağız. İki bin yıllık bir okul onu ayrıntılı biçimde tarif etmiş ve bir de eylem sorununa cevap vermiş.

Ardından geçen dersin bıraktığı düğümü çözeceğiz: karar vermemek bir karar sayılıyorsa, yargıyı askıya almak nasıl mümkün oluyor?

En sonda en sert itirazı alacağız: askıda kalan kişi hiçbir zaman yanılmıyor ve bu, bir erdem değil bir sığınak olabilir.

Merkez soru

Sorumuz şu: bir iddiaya katılmamak ile katılmamayı seçmek arasında ne fark var?

Sorunun içindeki ayrım dersin tamamı. Bir iddiayı reddetmek bir konumdur ve savunulması gerekir. Ona katılmamayı seçmek başka bir şeydir ve neyin savunulması gerektiği açık değil.

Sıfır noktası

Askıda yargıyı üç şeyden ayıralım, çünkü üçüyle de karıştırılıyor.

Birinci karıştırma: ortada durmak. Askıda yargı iki görüşün ortasında bir üçüncü görüş değil. «Yüzde elli ihtimalle doğru» demek bir yargıdır ve savunulması gerekir; askıda yargı bir sayı vermez.

İkinci karıştırma: ilgisizlik. Konuyla ilgilenmeyen kişi de bir şey söylemiyor ve iki durum dışarıdan aynı görünüyor. Fark şurada: askıya alan kişi konuyu incelemiş ve incelemesinin sonucunda gelmiştir.

Üçüncü karıştırma: eylemsizlik. Bu en önemlisi ve dersin merkezi.

Şimdi teknik hâline bakalım.

Argümanın yapısı

Şimdi geçen dersten kalan düğümü çözelim.

İddiayı öncüllere ayıralım.

Birinci öncül: bir iddiaya onay vermek, o iddianın doğru olduğunu kabul etmektir.

İkinci öncül: bir durumda davranmak, bir iddiayı doğru kabul etmeyi gerektirmez; işe yarayan ya da makul görünen bir yolu izlemek yeter.

Üçüncü öncül: öyleyse onay ile eylem birbirinden ayrılabilir; kişi bir iddiayı doğru saymadan da o yönde davranabilir.

Sonuç: otuz dokuzuncu dersteki kural eylem için geçerli ve yargı için değil. Eylemden kaçınılamıyor; onaydan kaçınılabiliyor.

Bu ayrım açılış sahnesindeki iki cevabı açıklıyor. Kişi iddianın doğruluğuna hükmedemedi ve ne yapılacağını söyleyebildi; ikinci soru bir onay istemiyordu.

Aynı ayrım bambaşka bir gelenekte bir öğretiye dönüşmüş.

Buradaki dördüncü karşılık, askıda yargıya benziyor ve tam olarak aynı değil. Sextus'ta askı kanıtların denkliğinden geliyor; burada sorunun kendisinin yerinde olmadığından. İkisi de bir cevap vermemeyi meşru sayıyor ve gerekçeleri ayrı.

Görüşler ve pozisyonlar

Askıya almanın ne zaman doğru olduğu üzerine üç görüş var.

Birinci görüş kanıt yetersizse askıya almanın bir ödev olduğunu savunuyor.

Savunucuları bunun toplumsal bir yanı olduğunu ekliyor. Yetersiz kanıtla inanmayı alışkanlık hâline getiren bir kişi, çevresinin de aynısını yapmasını kolaylaştırıyor.

İkinci görüş, bazı durumlarda askıya almanın kendisinin bir hata olduğunu savunuyor.

Üçüncü görüş bu dersin ölçülü iddiası ve ikisini bir ayrımla uzlaştırıyor.

Clifford yargı hakkında konuşuyor, James eylem hakkında. İkisi çelişmiyor: kanıt yetersizken onay vermemek doğru ve aynı anda bir yönde davranmak zorunlu olabilir. Görünüşe uyma bu ikisini bir arada tutuyor.

En güçlü itiraz

Şimdi en sert itiraz.

İtiraz şu: askıda kalan kişi hiçbir zaman yanılmıyor. Bir konum almadığı için çürütülemiyor, sonuç ne çıkarsa çıksın haksız duruma düşmüyor ve bu arada karar veren herkesin üstünde bir yerde duruyor gibi görünüyor. Bu bir düşünme tutumu değil, hesaplı bir konum.

Bu cevap itirazın bir yarısını karşılıyor ve öteki yarısı ayakta.

Çünkü tutarlı biçimde her konuda askıya alan biri de var ve o kişi hiçbir zaman yanılmıyor.

Ölçülü iddia şu: askıda yargı bir üçüncü görüş değil, onayı geri çekmek. Eylemden kaçınmayı gerektirmiyor, çünkü görünüşe uyarak davranmak onay vermeden mümkün. Meşru olup olmadığı iki şeyle sınanıyor: kişinin askıyı hangi konularda kullandığı ve askının sonunu getirecek bulguyu önceden söyleyip söylemediği.

Açık kalan sorular

Dört soru açık kalıyor.

Birincisi: iki iddianın denk güçte olduğuna karar veren yine kişinin kendisi. Bu yargıyı denetleyecek dışarıdan bir ölçüt yok ve otuzuncu dersteki tutarlılık sınaması burada da yalnız kişinin kendisine bağlı.

İkincisi: görünüşe uymak bir onay taşımıyorsa, kişi neye göre bir yolu ötekine tercih ediyor? Tercih bir yargı gibi görünüyor ve öyle olmadığı gösterilmedi.

Üçüncüsü: James'in üç şartı sağlandığında askıda kalmak gerçekten yanlış mı, yoksa yalnız bedelli mi? İkisi ayrı ve ders bunu ayırmadı.

Dördüncüsü: askının sonunu getirecek bulguyu önceden söylemek her konuda mümkün mü? Çerçeve farkından doğan anlaşmazlıklarda böyle bir bulgu tarif edilemiyor.

Yaygın hatalar

Bu konuda beş yaygın yanlış var.

Yaygın yanlışAskıda yargı, ortada durmaktır.
Doğrusu

Ortada durmak bir üçüncü görüş ve savunulması gerekiyor. Askıda yargı bir görüş öne sürmüyor; onayı geri çekiyor.

Yaygın yanlışYargıyı askıya alan kişi hareket edemez.
Doğrusu

Hâkim iddiayı ispatlanmamış buluyor ve kararını veriyor. Onay ile eylem ayrılabiliyor ve gündelik hayatın büyük kısmı bu ayrımla yürüyor.

Yaygın yanlışBilmiyorum demek, ilgilenmemektir.
Doğrusu

Üç sessizlik aynı sesi çıkarıyor ve sorulduğunda ayrılıyorlar. Askıya alan kişi iki tarafı da anlatabiliyor.

Yaygın yanlışKanıt yetersizse inanmamak her zaman doğrudur.
Doğrusu

Kural katı uygulandığında gündelik inançların hemen hepsi suçlu çıkıyor. Bir haritaya ya da bir etikete kanıt toplamadan inanıyoruz ve bu bir kusur sayılmıyor.

Yaygın yanlışHer karar zorunlu seçimdir.
Doğrusu

Üç şart gerekiyor ve çoğu durumda sağlanmıyor. Zorunluluk ilan etmek, karşı tarafın askıda kalma hakkını elinden almanın en kolay yolu.

Kendin dene

Birinci adım: konu hakkında iki karşıt iddiayı yaz. İkisini de kendi savunucusunun yazacağı gibi yaz; zayıf hâliyle yazarsan alıştırma çalışmaz.

İkinci adım: ikisini yan yana oku ve şunu cevapla. Biri ötekinden daha güçlü mü, yoksa denk mi görünüyor? Denk görünüyorsa askı yerinde.

Üçüncü adım: şimdi soruyu değiştir. Bu konuda bugün bir karar vermem gerekseydi ne yapardım? Cevabını yaz ve bunun bir onay olmadığını fark et.

Dördüncü adım: askının sonunu yaz. Hangi bulgu gelirse bir tarafa geçerim? Bu cümleyi yazamıyorsan askın bir bekleyiş değil, bir duruş.

Beşinci adım: son bir soru. Bu konuda taraf tutsaydım bana bir şeye mal olur muydu? Cevap evetse, askının ne kadarının kanıttan ne kadarının bedelden geldiğini kendine sorman gerekiyor ve bu soruyu senden başka kimse soramaz.

Aklında kalsın

Beş cümlede dersin iskeleti.

Askıda yargı bir üçüncü görüş değil onayı geri çekmek; ortada durmak bir yargıdır ve savunulması gerekir, askı bir sayı vermez.

Onay ile eylem ayrılabiliyor: hâkim iddiayı ispatlanmamış bulup kararını veriyor ve görünüşe uymak, bir iddiayı doğru saymadan o yönde davranmayı mümkün kılıyor.

Clifford yetersiz kanıtla inanmayı bir suç sayıyor ve James, seçeneğin canlı, kaçınılmaz ve önemli olduğu durumlarda ertelemenin de bir taraf tutmak olduğunu söylüyor; ikisi çelişmiyor, çünkü biri yargı biri eylem hakkında konuşuyor.

Askının kalkana dönüşüp dönüşmediği bir örüntü sayımıyla ölçülüyor: kişinin askıya aldığı konuların hepsi taraf tutmanın bedelli olduğu konular mı?

Bir askıyı bekleyiş yapan tek şey sonunun yazılması: hangi bulgu gelirse bir tarafa geçilecek, önceden söylenmediğinde askı hiç bitmiyor.

Sonraki derse köprü

Bu derste askının meşru olduğu bir durum vardı: iki taraf denk güçte göründüğünde.

Şimdi o cümleye bir kez daha bak. «Denk güçte görünüyor» demek, elimizde bir şey olduğunu söylüyor. İki tarafı da tanıyoruz, gerekçelerini biliyoruz, hangi noktada ayrıldıklarını görebiliyoruz. Bu, hiçbir şey bilmemek değil.

Yani cevapsızlığın kendisi boş değil. İçinde bir yapı var: neyin bilindiği, neyin bilinmediği, neyin bilinmesi hâlinde işin değişeceği.

Bu yapıyı taşıyan bir belirsizlik ile hiçbir şey söylemeyen bir bilgisizlik aynı şey değil. Birincisi çalışılabilir, ikincisi çalışılamaz.

Sonraki alt ders o farkı kuruyor: gerekçeli belirsizlik. Bir belirsizliğin nasıl gerekçelendirileceğini, «bilmiyorum» ile «şu sebeple bilinemiyor» arasındaki farkı ve belirsizliğin kendisinin nasıl bir bilgi taşıdığını göreceğiz.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.