Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Kesinlik beklentisi seçici uygulanıyor; açılış sahnesindeki kişi o sabah kesin olmayan onlarca şeye göre karar verdi ve cümleyi yalnız bir yerde kurdu.
Beklentinin üç kaynağı var: bilgiyi kesinliğe bağlayan eski sıralama, kesin cümlelerle konuşan bir dil ortamı ve kaçınmayı bir karar saymayan yanılsama.
Eşiği belirleyen şey alanın türü değil iki yönlü hata maliyeti; yüzde onluk ihtimal şemsiye için düşük, çöken bir yapı için yüksek.
Cicero'nun aktardığı Akademi cevabı bugün de işliyor: kesinlik bulunmaması eylemsizlik getirmiyor, inandırıcı olanı izlemek yeterli oluyor.
Dereceyle çalışmak bir çekince kalkanına dönüşmesin diye tek şart var: derece önceden söylenmeli ve kayda geçmeli, çünkü sınama tek olayda değil kayıtta yapılıyor.
Açılış sahnesi
Bir kişi hekiminin önerdiği tedaviyi reddediyor ve gerekçesi tek cümle: kesin değil ki.
Gerekçe doğru. Tedavi kesin değil; belirli bir olasılıkla işe yarıyor ve yan etkileri var.
Şimdi aynı kişinin o sabahına bak.
Sokakta karşıdan karşıya geçti. Karşıya geçmenin güvenli olduğu kesin değildi. Kahvaltıda yediği şeyin bozuk olmadığı kesin değildi. Bindiği otobüsün frenlerinin bakımlı olduğu kesin değildi. Akşam bir arkadaşına bir sır verdi ve o kişinin sırrı tutacağı kesin değildi.
Bu kararların hiçbirinde «kesin değil ki» cümlesi kurulmadı. Bir tanesinde kuruldu.
Bu ders o bir tanenin peşinde.
Yirmi sekizinci derste kesinliğin bilginin ölçüsü olmadığını görmüştük ve o dersin işi ölçütü düzeltmekti. Bu ders başka bir şey soruyor: madem ölçüt yanlış, insanlar onu neden ve nerede istiyor?
Bu derste ne olacak
Önce beklentinin kaynaklarına bakacağız. Üç ayrı kaynak var ve üçü de bir kusur değil; her biri kendi yerinde makul.
Sonra beklentinin nerede yerinde olduğunu soracağız. Cevap alanın saygınlığında değil, başka bir yerde.
Ardından kesinlik olmadan nasıl karar verildiğine geleceğiz. Bunun bir tekniği var ve gündelik hayatta zaten kullanılıyor.
En sonda en sert itirazı alacağız: kesinlik istemeyi bırakan kişi, hiçbir zaman yanılmış sayılamaz hâle geliyor.
Merkez soru
Sorumuz şu: bir iddiadan ne kadar emin olmayı istemek yerinde olur?
Sorunun «kesinlik mümkün mü» olmadığına dikkat et. O soru geçen derslerde ele alındı. Buradaki soru bir talep sorusu: hangi durumda ne kadarını istemek makul?
Sıfır noktası
Açılış sahnesindeki kişi bu beklentiyi savunmuyordu. Yalnız bir yerde uyguladı ve öteki yerlerde uygulamadığını fark etmedi.
Beklentinin üç kaynağı var ve birincisi çok eski.
Bu sıralama iki bin yıldır dolaşımda. Bilgiyi kesinliğe, kesinliği de değişmeyen nesnelere bağlıyor ve gündelik hayatın malzemesini alt basamağa koyuyor. Beklentinin birinci kaynağı bu miras.
İkinci kaynak çok daha yakın ve gündelik.
Üçüncü kaynak en az fark edileni ve bir hesap taşıyor.
Argümanın yapısı
İddiayı öncüllere ayıralım.
Birinci öncül: bir iddiayı kabul etmek ya da etmemek, çoğu durumda bir eyleme bağlanıyor.
İkinci öncül: eylemin iki yönde de bir maliyeti var; yanlış kabul etmenin maliyeti ile yanlış reddetmenin maliyeti.
Üçüncü öncül: kaçınmanın kendisi bir yön; hiçbir şey yapmamak, mevcut durumu sürdürmenin maliyetini üstlenmek demek.
Sonuç: bir iddiadan ne kadar emin olmayı istemek gerektiği, alanın türünden değil, iki yönlü maliyetin karşılaştırılmasından çıkıyor.
Bu, açılış sahnesindeki tuhaflığı açıklıyor. Kişi kesinliği tedaviden istedi ve otobüsten istemedi; çünkü tedavinin yan etkileri gözle görülür bir bedel taşıyordu ve otobüse binmemenin bedeli görünmezdi. Beklenti keyfî değildi ve hesabı eksikti; kaçınmanın maliyeti terazide yoktu.
Görüşler ve pozisyonlar
Kesinlik olmadan nasıl çalışılacağı üzerine üç görüş var.
Birinci görüş kesinliğin bir hedef olarak korunmasını, ulaşılamadığında da mümkün olduğunca yaklaşılmasını savunuyor. Dayanağı şu: hedef düşürülürse özen de düşer ve insanlar zaten yeterince gevşek düşünüyor.
Savunucuları bir gözlem gösteriyor: kesinlik beklentisi olmayan alanlarda iddialar hızla yayılıyor ve kimse hesap sormuyor.
İkinci görüş kesinliği bırakıp derecelerle çalışmayı öneriyor. Bu görüşün en eski hâli, tam da kesinliğin bulunamayacağını savunan bir okuldan geliyor.
Üçüncü görüş bu dersin ölçülü iddiası ve ikisini birleştiriyor. Kesinlik bir hedef olarak değil bir sınır durumu olarak kalıyor; çalışma dereceyle yürüyor ve derece, hata maliyeti eşiğiyle karşılaştırılıyor.
En güçlü itiraz
Şimdi en sert itiraz.
İtiraz şu: kesinlik beklentisini bırakan kişi kendini eleştirilemez hâle getiriyor. «Kesin demedim, muhtemel dedim» cümlesi her yanılgıyı karşılıyor. Bir iddia hiçbir zaman yanlış çıkmıyor, çünkü hiçbir zaman tam olarak ileri sürülmüyor.
Bu cevap itirazın bir yarısını karşılıyor ve öteki yarısı ayakta.
Çünkü bir derece önceden yazılsa bile, tek bir olayla sınanamıyor. «Dörtte üç» diyen kişi bir başarısızlıkta yanılmış olmuyor ve on başarısızlıkta yanılıyor; arada kalan durumlar için bir hüküm verilemiyor.
Şimdi beklentinin ne zaman yerinde olduğuna dönebiliriz.
Ölçülü iddia şu: kesinlik beklentisi bir kusur değil, yanlış yere konmuş bir eşik. Eşik alanın türünden değil, iki yönlü hata maliyetinden çıkıyor ve kaçınmanın maliyeti de o teraziye konuyor. Dereceyle çalışmak bu hesabı mümkün kılıyor ve bir kalkana dönüşmemesi tek şarta bağlı: derecenin önceden söylenmesi ve kayda geçmesi.
Açık kalan sorular
Dört soru açık kalıyor.
Birincisi: hata maliyetleri farklı türden olduğunda nasıl karşılaştırılır? Bir sağlık riski ile bir gelir kaybı aynı terazide ölçülemiyor ve karar yine de veriliyor.
İkincisi: bir kişi kendi güven derecesini nereden biliyor? Sayı çoğu zaman bir hisle çıkıyor ve hissin ne kadar isabetli olduğu ancak uzun kayıtla görülüyor.
Üçüncüsü: kayıt tutmayan bir kişi dereceli konuşabilir mi? Konuşuyor ve hesabı verilemiyor; bu durumda dereceli konuşma kesin konuşmaktan daha mı iyi, gösterilmedi.
Dördüncüsü: kaçınmanın maliyetini görünür kılmanın bir yolu var mı? Yapılmayan şeyin sonucu hiçbir zaman gözlenmiyor ve bu yüzden teraziye konması hep eksik kalıyor.
Yaygın hatalar
Bu konuda beş yaygın yanlış var.
Yaygın yanlışKesin olmayan bir şeye göre karar verilmez.
Açılış sahnesindeki kişi o sabah kesin olmayan onlarca şeye göre karar verdi. Beklenti seçici uygulanıyor ve seçiciliği fark edilmiyor.
Yaygın yanlışKarar vermemek tarafsız kalmaktır.
Kaçınma da bir yön; mevcut durumun sürmesini seçmek demek ve onun da bir bedeli var.
Yaygın yanlışEşiği konunun ciddiyeti belirler.
Eşiği iki yöndeki hata maliyeti belirliyor. Aynı olasılık, ıslanmakla göçük altında kalmak arasında iki zıt karar veriyor.
Yaygın yanlışDerece belirtmek her zaman daha dürüsttür.
Dayanağı gösterilmeyen bir yüzde, kesin bir cümleden daha yanıltıcı olabiliyor, çünkü bilimsel görünüyor.
Yaygın yanlışDereceli bir iddia yanlış çıkamaz.
Tek olayda çıkmıyor ve kayıtta çıkıyor. Yüzde doksan dediklerinin yarısı tutan kişinin tahminleri kötü ve bu gösterilebiliyor.
Kendin dene
Birinci adım: kararın dayandığı iddiayı tek cümleyle yaz. «Bu yapılırsa şu olacak» biçiminde olsun.
İkinci adım: bu iddiaya ne kadar güvendiğini bir sayıyla yaz. Kesin bir rakam bulmaya çalışma; onda kaç gibi kaba bir şey yeter.
Üçüncü adım: iki maliyeti ayrı ayrı yaz. Bu iddia yanlışsa ve ben yaptıysam ne olur? Bu iddia doğruysa ve ben yapmadıysam ne olur? İkinci soruyu atlama; kaçınmanın maliyeti burada.
Dördüncü adım: iki maliyeti karşılaştır ve eşiğini yaz. Hangi güven derecesinden sonra bunu yapardım?
Beşinci adım: ikinci adımdaki sayıyı dördüncü adımdaki eşikle karşılaştır. Karar buradan çıkıyor ve çoğu zaman ilk sezginden farklı çıkmıyor; farklı olan şey, neden öyle karar verdiğini artık söyleyebilmen.
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Kesinlik beklentisi seçici uygulanıyor; açılış sahnesindeki kişi o sabah kesin olmayan onlarca şeye göre karar verdi ve cümleyi yalnız bir yerde kurdu.
Beklentinin üç kaynağı var: bilgiyi kesinliğe bağlayan eski sıralama, kesin cümlelerle konuşan bir dil ortamı ve kaçınmayı bir karar saymayan yanılsama.
Eşiği belirleyen şey alanın türü değil iki yönlü hata maliyeti; yüzde onluk ihtimal şemsiye için düşük, çöken bir yapı için yüksek.
Cicero'nun aktardığı Akademi cevabı bugün de işliyor: kesinlik bulunmaması eylemsizlik getirmiyor, inandırıcı olanı izlemek yeterli oluyor.
Dereceyle çalışmak bir çekince kalkanına dönüşmesin diye tek şart var: derece önceden söylenmeli ve kayda geçmeli, çünkü sınama tek olayda değil kayıtta yapılıyor.
Sonraki derse köprü
Bu derste hep tek bir kişinin kararına baktık. Kişi güven derecesini belirledi, maliyetleri karşılaştırdı ve eşiğini kurdu.
Şimdi bir şey ekle. Aynı kanıta bakan ikinci bir kişi olsun ve o da aynı özenle çalışsın.
İkisi farklı sonuca varabilir mi?
İlk tepki hayır demek oluyor. İkisi de dürüstse, aynı kanıta bakıyorsa ve aynı özeni gösteriyorsa aynı yere varmalılar; varmıyorlarsa biri hata yapıyordur.
Bu tepki bu derste kurduğumuz her şeyle çelişiyor. Eşik iki yönlü maliyetten çıkıyordu ve iki kişinin maliyetleri aynı olmak zorunda değil. Güven derecesi geçmiş deneyimden besleniyordu ve iki kişinin geçmişi aynı değil.
Sonraki alt ders bunu ele alıyor: görüş ayrılığı. İki bilgili ve dürüst kişinin aynı kanıta bakıp neden anlaşamadığını, anlaşmazlığın ne zaman birinin hatasını gösterdiğini ve ne zaman göstermediğini göreceğiz.