Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Sahte anlaşma, sözcük tartışmasının aynadaki görüntüsü: orada anlaşmazlık görünür ve sahtedir, burada anlaşma görünür ve sahtedir; ikincisi daha tehlikeli, çünkü kimse konuyu açmıyor.
Ayırmak tanımlamaktan farklı bir iş; tanım tek bir kavramın sınırını çizer ve tek kavram bulunduğunu kabul eder, ayırma o kabulü sorgular.
Bir sözcüğün iki anlamı olduğu, o sözcüğün aynı duruma iki zıt hüküm verdiği tek bir örnek bulunarak gösterilir; ek süre örneğinde «eşit davranma» hem yap hem yapma diyordu.
Bulanıklık ile çok anlamlılık ayrı arızalar ve düzeltmeleri zıt: bulanıkta örnekler kesintisiz uzanır ve bir karar gerekir, çok anlamlıda iki küme arasında boşluk vardır ve bölme gerekir.
Ayırma bedelli olduğu için ancak bir arıza görüldüğünde yapılıyor ve gerçekliği, bölündükten sonra iki parçanın da bağımsız çalışıp çalışmadığıyla sınanıyor.
Açılış sahnesi
Bir okulun kurulu toplanıyor ve bir ilke oylanıyor: bütün öğrencilere eşit davranılacak.
Oylama oybirliğiyle geçiyor. Tartışma çıkmıyor, kimse itiraz etmiyor, madde beş dakikada kabul ediliyor.
Altı ay sonra iki öğretmen karşı karşıya geliyor.
Birincisi bir öğrenciye ek destek vermiş. İkincisi buna itiraz ediyor ve kurulun kararını hatırlatıyor: bütün öğrencilere eşit davranılacak.
Birincisi de aynı kararı hatırlatıyor. Ona göre destek vermemek eşitsizlik olurdu, çünkü o öğrenci ötekilerle aynı noktadan başlamıyordu.
Şimdi geriye dön ve o beş dakikalık oylamaya bak.
Kimse itiraz etmedi ve itiraz edilecek bir şey vardı. Salondaki herkes «eşitlik» sözcüğünü duydu ve en az iki farklı şey anladı. Anlaşma gerçek değildi; yalnız fark görünmüyordu.
Dördüncü derste kavram tartışan iki kişi görmüştük ve orada anlaşmazlık ortadaydı. Burada anlaşmazlık yok gibi duruyor ve asıl tehlikeli olan bu.
Bu derste ne olacak
Önce bu dersin yaptığı işin, kavram tanımlamaktan farklı bir iş olduğunu göstereceğiz. İki iş karıştırıldığında ikisi de yapılamıyor.
Sonra en zor soruyu ele alacağız: bir sözcüğün iki anlamı mı var, yoksa tek bir bulanık anlamı mı? İkisinin düzeltmesi farklı ve karıştırmak sık oluyor.
Ardından ayrımın nasıl bulunacağına bakacağız. İki ayrı yöntem var ve ikisi de bir metin geleneğinden geliyor.
En sonda en sert itirazı alacağız: her sözcüğü ikiye bölmeye başlarsan konuşacak dil kalmaz.
Merkez soru
Sorumuz şu: bir sözcüğün altında kaç kavram olduğunu nasıl anlarız?
Sorunun «kavramın sınırı nerede» sorusundan farklı olduğuna dikkat et. O soru bir sınır çizmeyi istiyor ve tek bir kavram bulunduğunu baştan kabul ediyor. Buradaki soru o kabulü sorguluyor.
Sıfır noktası
İki işi ayıralım, çünkü aynı şey sanılıyorlar.
Tanımlamak, tek bir kavramın sınırını çizmektir; yirmi üçüncü derste bunu yapmıştık ve sınırın kavramın gördüğü işe göre çizildiğini görmüştük.
Ayırmak ise bir sözcüğün altında birden çok kavram bulunduğunu göstermektir. Burada bir sınır çizilmiyor; bir sözcüğün iki ayrı işi olduğu ortaya çıkarılıyor ve her biri kendi sınırını istiyor.
Şimdi ayrımın gerçekten yapıldığı bir örneğe bakalım.
Bu, ayırmanın ne yaptığını gösteriyor. Berlin özgürlüğün tanımını vermedi ve sınırını da çizmedi. Bir sözcüğün iki ayrı soruya cevap verdiğini gösterdi ve iki soru ayrıldığında, aynı cümleyi savunan iki kişinin neden zıt şeyler istediği anlaşıldı.
Argümanın yapısı
İddiayı öncüllere ayıralım.
Birinci öncül: bir sözcüğün taşıdığı anlam sayısı, o sözcüğün cevap verdiği soru sayısına göre belirlenir.
İkinci öncül: iki soru, aynı durumda farklı cevaplar veriyorsa ayrı sorulardır.
Üçüncü öncül: öyleyse bir sözcüğün iki anlamı olduğu, o sözcüğün aynı duruma iki zıt hüküm verdiği bir örnek bulunarak gösterilir.
Sonuç: ayırma bir tanım işi değil, bir örnek bulma işidir. Aranan şey, sözcüğün kendi içinde çatıştığı tek bir durum.
Şimdi en zor ayrımı yapalım.
Görüşler ve pozisyonlar
Ayrımların nereden bulunacağı üzerine üç görüş var.
Birinci görüş ayrımların şeylerin kendisinde bulunduğunu ve keşfedildiğini savunuyor.
Savunucuları bir sınama gösteriyor: iyi bir ayrım, yapıldıktan sonra yeni sorular üretir. Berlin'in ayrımı yapıldığında iki taraf hakkında ayrı ayrı tartışmalar açıldı ve bu, eklem yerinin doğru bulunduğunun işareti sayıldı.
İkinci görüş ayrımların dilde birikmiş olduğunu ve oradan toplanacağını savunuyor.
Aynı iş, çok daha eskiden beri metin yorumlayan bir gelenekte kurumsallaşmış.
Üçüncü görüş bu dersin ölçülü iddiasını taşıyor ve ayrımı bir keşif ya da bir derleme değil, bir sınama sonucu sayıyor.
Bir ayrım, aynı duruma iki zıt hüküm verildiğinde bulunuyor ve o ayrımın gerçek olup olmadığı, ayrıldıktan sonra iki parçanın da bağımsız çalışıp çalışmadığına bakılarak sınanıyor.
En güçlü itiraz
Şimdi en sert itiraz.
İtiraz şu: her sözcük ayrılabilir. Yeterince zorlarsan «masa» sözcüğünün bile iki anlamı olduğunu gösterirsin. Ayırma işi bir kez başlatıldığında duracağı bir yer yok ve sonunda ortak dil kalmıyor; her tartışma, tartışılacak konuya gelmeden terim ayıklamakla geçiyor.
Bu cevabın itirazı bütünüyle karşılamadığını kabul ediyorum. Arıza görülmediği hâlde var olan ayrımlar da bulunabilir ve onları arayan kişi durma noktasını bilemez.
Yine de itiraz iki şeyi karıştırıyor.
Birincisi: her sözcük ilkece ayrılabilir. Doğru olabilir ve bir şey göstermiyor; her şey ilkece bölünebilir.
İkincisi: öyleyse hiçbir ayrım gerekli değil. Bu çıkmıyor. Açılış sahnesindeki kurul altı ay boyunca bir ayrımı yapmadığı için bir çatışmaya girdi ve ayrım yapıldığında çatışma çözülmedi ama tartışılabilir hâle geldi.
Ölçülü iddia şu: ayırma tanımlamadan ayrı bir iştir ve bir arıza görüldüğünde yapılır. Arızanın işareti, sözcüğün aynı duruma iki zıt hüküm vermesi ya da bir cümlenin herkesçe onaylanıp farklı biçimlerde uygulanması. Ayrımın gerçek olup olmadığı, bölündükten sonra iki parçanın da bağımsız çalışıp çalışmadığına bakılarak sınanıyor.
Açık kalan sorular
Dört soru açık kalıyor.
Birincisi: bir ayrımın doğal eklemden geçtiğini, sonuçlarına bakmadan söylemenin bir yolu var mı? Yeni soru üretmek bir işaret ve döngüsel.
İkincisi: dilde birikmiş ayrımların hangisi hâlâ iş görüyor? Austin bir toplama yöntemi verdi ve bir eleme yöntemi vermedi.
Üçüncüsü: ayırmanın durma noktası nerede? Maliyet ölçütü pratikte işliyor ve ilkesel bir sınır vermiyor.
Dördüncüsü: bir ayrım yapıldıktan sonra parçalardan birine öncelik verilmesi ne zaman ayrımdan çıkıyor, ne zaman ayrıma eklenen bir yargı?
Yaygın hatalar
Bu konuda beş yaygın yanlış var.
Yaygın yanlışAnlaşma varsa ortak anlam vardır.
Açılış sahnesindeki oylama oybirliğiyle geçti ve altında iki ayrı kavram duruyordu. Hızlı anlaşma, ayrımın gizlendiğinin işareti olabiliyor.
Yaygın yanlışTerim ayırmak, terim tanımlamaktır.
Tanımlamak tek bir kavramın sınırını çiziyor ve tek kavram bulunduğunu baştan kabul ediyor. Ayırmak o kabulü sorguluyor ve sınır çizmiyor, bölüyor.
Yaygın yanlışBulanık sözcük ikiye bölünerek düzeltilir.
Bulanıklık kesintisiz bir uzanmadır ve bölme yapay bir çizgi üretir. Çok anlamlılıkta ise iki küme arasında zaten boşluk var ve bölme o boşluğu gösteriyor.
Yaygın yanlışBir sözcüğün iki anlamı varsa biri yanlıştır.
Berlin'in iki özgürlük kavramı da gerçek sorulara cevap veriyor. Ayırmanın işi birini elemek değil, hangisinin konuşulduğunu belirlemek.
Yaygın yanlışAyrım yapmak tarafsız bir işlemdir.
Bölen kişi çoğu zaman hangi parçanın asıl olduğunu da belirliyor. Ayrımın kendisi ile ardından gelen değerlendirme ayrı tutulmalı.
Kendin dene
Birinci adım: cümleyi yaz ve içindeki taşıyıcı sözcüğün altını çiz.
İkinci adım: o sözcüğün iki farklı okumasını yaz. Zorlanıyorsan şu kalıbı kullan: bununla A kastediliyor olabilir ya da B.
Üçüncü adım: bir tek durum bul; öyle bir durum ki A okuması «yap» desin, B okuması «yapma» desin. Bu durumu bulabiliyorsan iki kavram var demektir. Bulamıyorsan sözcük büyük ihtimalle bulanık ve düzeltmesi bu ders değil, bir sınır kararı.
Dördüncü adım: ayırma sınamasını uygula. İki okumayı tek cümlede birleştir ve cümleyi sesli oku. Tuhaflaşıyorsa ayrım gerçek.
Beşinci adım: ilkeyi iki ayrı cümle hâlinde yeniden yaz. Sonra şunu sor: bu iki cümle aynı toplantıda oybirliğiyle geçer miydi? Cevap hayırsa, ilk cümlenin neden bu kadar kolay geçtiğini bulmuşsun demektir.
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Sahte anlaşma, sözcük tartışmasının aynadaki görüntüsü: orada anlaşmazlık görünür ve sahtedir, burada anlaşma görünür ve sahtedir; ikincisi daha tehlikeli, çünkü kimse konuyu açmıyor.
Ayırmak tanımlamaktan farklı bir iş; tanım tek bir kavramın sınırını çizer ve tek kavram bulunduğunu kabul eder, ayırma o kabulü sorgular.
Bir sözcüğün iki anlamı olduğu, o sözcüğün aynı duruma iki zıt hüküm verdiği tek bir örnek bulunarak gösterilir; ek süre örneğinde «eşit davranma» hem yap hem yapma diyordu.
Bulanıklık ile çok anlamlılık ayrı arızalar ve düzeltmeleri zıt: bulanıkta örnekler kesintisiz uzanır ve bir karar gerekir, çok anlamlıda iki küme arasında boşluk vardır ve bölme gerekir.
Ayırma bedelli olduğu için ancak bir arıza görüldüğünde yapılıyor ve gerçekliği, bölündükten sonra iki parçanın da bağımsız çalışıp çalışmadığıyla sınanıyor.
Sonraki derse köprü
Bu derste ve bir öncekinde hep sözcüklerle uğraştık. Belirsiz olan sözcüğü netleştirdik, iki anlam taşıyanı böldük.
Şimdi açılış sahnesindeki kurula son bir kez dön. İki anlamı ayırdılar ve tartışma sürdü. Peki tartışırken ne yapıyorlardı?
Birinci öğretmen, öğrencilerin farklı noktalardan başladığını varsayıyordu. İkincisi, okulun görevinin başlangıç farklarını düzeltmek olmadığını varsayıyordu. İkisi de bu varsayımları hiç söylemedi ve ikisi de onları savunmadı.
Yani sözcükler netleştikten sonra bile, cümlelerin altında söylenmemiş şeyler duruyor. Bunlar bir sözcüğün anlamı değil; sorunun içine yerleşmiş, sorulmadan kabul edilmiş iddialar.
Sonraki alt ders onları arıyor: gizli varsayımı bulma. Bir sorunun içine bir iddianın nasıl yerleştiğini, yerleştiğinde neden görünmez olduğunu ve onu açığa çıkarmanın hangi tek hamleyle yapıldığını göreceğiz.