İçeriğe geç

P00-D02-M02-06·Büyük sorular

Hayatın anlamı var mı?

sıfırdan ileri2.341 kelime≈ 16 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Beş cümlede dersin iskeleti.

«Hayatın anlamı var mı» cümlesi üç ayrı soruyu taşıyor: evrenin bir amacı olup olmadığı, kişinin varlığının neye yaradığı ve yaşamanın değip değmediği; açılış sahnesindeki üç cevap üçüne dağılmıştı ve hiçbiri sorulana denk gelmedi.

Karamsar tablonun gözlemleri doğru olabilir ve sonucu için söylenmemiş bir değer öncülü gerekiyor: yaşamaya değer olmak için kalıcı bir kazanç bırakması gerektiği.

Amaç sorusu ile değer sorusu bağımsız; evrende bir amaç bulunmaması yaşamın değmediğini göstermiyor ve bir amaç bulunması da değdiğini göstermiyor.

Frankl anlamı genel bir formülde değil kişinin önündeki devredilemez görevde arıyor ve Bhagavadgītā anlamı sonuçtan eylemin kendisine kaydırıyor; ikisi de kurulan anlamın nasıl çalıştığını gösteriyor.

Kurmak uydurmak değil, çünkü kişi neye bağlanacağını serbestçe seçemiyor; bağlanmanın sahiciliği bir iddiayla değil, tanık olmadığında ne yapıldığıyla sınanıyor.

Açılış sahnesi

Bir kişi kırk yaşında ve hayatında yanlış giden bir şey yok. İşi var, ailesi var, sağlığı yerinde.

Bir pazar akşamı mutfakta bulaşık yıkarken şu cümle içinden geçiyor: bütün bunlar neden?

Cümleyi birine söylüyor ve üç ayrı cevap alıyor.

Birincisi şöyle diyor: bunalıma girmişsin, biraz dinlen.

İkincisi şöyle diyor: evren milyarlarca yıldır işliyor, biz bir tozuz; anlam aramak boşuna.

Üçüncüsü şöyle diyor: çocuklarına bak, işinde yaptıklarına bak, anlamı zaten yaşıyorsun.

Üç cevap da samimi ve üçü de kişiyi rahatlatmıyor.

Şimdi neden rahatlatmadığına bak, çünkü sebep ilginç.

Birinci cevap soruyu bir belirtiye çevirdi. İkinci cevap kozmoloji konuştu. Üçüncü cevap kişinin zaten sahip olduğu şeyleri saydı.

Üçü de bir soruya cevap veriyor ve muhtemelen hiçbiri sorulan soruya değil.

Bu ders sorunun kendisini inceliyor. On beşinci derste bir hayatı anlamlı kılan şeyi sormuştuk; bu ders daha önce sormuştuk saydığımız şeyi soruyor: bu cümleyle ne soruluyor?

Bu derste ne olacak

Önce soruyu geçen modülün aletiyle parçalayacağız ve içinden üç ayrı soru çıkaracağız. Üçü ayrı cevaplanıyor ve karıştırıldıklarında hiçbiri cevaplanmıyor.

Sonra en karamsar cevabı en güçlü hâliyle kuracağız. Zayıf hâliyle kurmak, bu konuda öğretici olmaktan çok teselli edici olur.

Ardından anlamın bulunan bir şey mi yoksa kurulan bir şey mi olduğunu tartışacağız ve iki tarafın da göremediği bir üçüncü konumu ele alacağız.

En sonda cevabın nasıl sınanacağına bakacağız. Bir sınama var ve kolay değil.

Merkez soru

Sorumuz şu: «hayatın anlamı var mı» diye soran kişi ne istiyor?

Soruyu böyle kurmak bir kaçış gibi görünebilir ve değil. Yirmi ikinci derste öğrendiğimiz şey burada doğrudan iş görüyor: hangi cevabın soruyu kapatacağını bilmeden soru cevaplanamaz.

Sıfır noktası

Cümleyi üçe ayıralım.

Birincisi bir amaç sorusu: evrenin ya da benim varlığımın bir amacı var mı, biri beni bir iş için mi buraya koydu? Bu soru olgusal bir iddiaya bakıyor ve cevabı, evrenin nasıl bir yer olduğuna bağlı.

İkincisi bir katkı sorusu: benim varlığım neye yarıyor, ben olmasam ne eksik olurdu? Bu soru ölçülebilir bir şey soruyor ve cevabı çevremde.

Üçüncüsü bir değer sorusu: bu yaşamaya değer mi? Bu soru bir amaç ya da katkı istemiyor; bir onay istiyor.

Şimdi karamsar cevabı en güçlü hâliyle kuralım.

Bu metnin gücü şurada: karamsarlığı bir ruh hâli olarak değil, bir gözlem dizisi olarak sunuyor ve gözlemler doğru.

Argümanın yapısı

İddiayı öncüllere ayıralım.

Birinci öncül: amaç sorusunun cevabı evrenin nasıl bir yer olduğuna bağlıdır ve kişinin ne yaptığından bağımsızdır.

İkinci öncül: değer sorusunun cevabı, kişinin neyi onayladığına bağlıdır ve bir amacın bulunup bulunmamasından bağımsızdır.

Üçüncü öncül: iki soru bağımsızsa, birine verilen cevap ötekini belirlemez.

Sonuç: evrende bir amaç bulunmaması, yaşamın yaşanmaya değmediğini göstermiyor; bir amaç bulunması da değdiğini göstermiyor.

Bu sonuç ilk bakışta soğuk duruyor ve ikinci bakışta bir şeyi serbest bırakıyor. Değer sorusu, amaç sorusunun cevabını beklemeden çalışılabilir bir soru hâline geliyor.

Görüşler ve pozisyonlar

Değer sorusuna üç ayrı cevap veriliyor.

Birinci görüş anlamın bulunacak bir şey olduğunu ve kişinin dışında durduğunu savunuyor. Bu görüşe göre kişi anlamı icat edemez; icat edilen şey bir avuntudur ve kişi bunu bilir.

Savunucuları bir gözlem gösteriyor: insanlar kendilerine anlam telkin edemiyor. Bir kişiye «şu işi anlamlı say» denemez; anlam ya kendini gösterir ya göstermez.

İkinci görüş anlamın kurulduğunu söylüyor ve bunu bir zayıflık saymıyor.

Üçüncü görüş iki tarafı da bir sınamayla karşılaştırıyor.

En güçlü itiraz

Şimdi en sert itiraz.

İtiraz şu: anlam kuruluyorsa uydurulmuş demektir. Kişi kendini bir işe bağlıyor, o iş ona anlamlı geliyor ve bütün bu düzenek onun kendi zihninde kuruluyor. Uyduran kişi uydurduğunu bilirse düzenek çöker; bilmezse bir yanılsamayla yaşıyor. İki hâlde de sağlam bir şey yok.

Bu cevap itirazın bir yarısını karşılıyor ve öteki yarısı ayakta.

Çünkü kişi kendi kurduğunu biliyorsa, bilmek düzeneği zayıflatıyor olabilir. Bu soruya bir cevabım yok ve iki gözlem bırakacağım.

Birincisi: hastanede nöbet tutan kişi orada olmasının bir hesap sonucu olmadığını biliyor ve bu bilgi onu odadan çıkarmıyor. Demek ki kurulduğunu bilmek her zaman çökertmiyor.

İkincisi: çökerttiği durumlar da var ve bunlar genellikle kişinin bağlandığı şeyin başkalarına gösteriş için seçildiği durumlar.

Ölçülü iddia şu: soru üç ayrı soruyu bir arada taşıyor ve ayrıldığında ikisi cevaplanabiliyor. Amaç sorusunun cevabı bilinmiyor ve değer sorusunu belirlemiyor. Değer sorusu bir kanıtla değil bir bağlanmayla cevaplanıyor, bağlanmanın malzemesi kişiye verilmiş durumda ve sahiciliği tanık olmadığında ne yapıldığıyla sınanıyor.

Açık kalan sorular

Dört soru açık kalıyor.

Birincisi: kurulan anlamın kurulduğunu bilmek onu ne zaman zayıflatıyor, ne zaman zayıflatmıyor? İki gözlem verildi ve aralarındaki farkı belirleyen kural yazılmadı.

İkincisi: ebedi dönüş sınaması kişiyi mi yoksa koşullarını mı ölçüyor? Ayrım yapılamıyorsa sınamanın hükmü haksız çıkabilir.

Üçüncüsü: bir görev bağı kötü bir işe de kurulabiliyor. Bağın devredilemez olması onu anlamlı kılıyorsa, içeriğine bakan bir ölçüt nereden gelecek?

Dördüncüsü: amaç sorusunun cevabı gerçekten değer sorusundan bağımsız mı? Birçok kişi için ikisi bağlı yaşanıyor ve bağın yalnız bir alışkanlık olup olmadığı gösterilmedi.

Yaygın hatalar

Bu konuda beş yaygın yanlış var.

Yaygın yanlışEvrende bir amaç yoksa hayat anlamsızdır.
Doğrusu

İki soru bağımsız. Amaç sorusuna verilen hayır cevabı, değer sorusunu cevaplamıyor ve arada söylenmemiş bir değer öncülü duruyor.

Yaygın yanlışAnlam sorusu bir ruh hâlinin belirtisidir.
Doğrusu

Soru bir belirti olabilir ve bir soru olmaktan çıkmaz. Açılış sahnesindeki birinci cevap, soruyu cevaplamak yerine soranı tedavi etmeye kalkıyor.

Yaygın yanlışAnlam kuruluyorsa uydurmadır.
Doğrusu

Kişi neye bağlanacağını serbestçe seçemiyor; malzeme geçmişi, yeteneği ve ilişkileriyle verilmiş durumda. Kurmak ile uydurmak arasındaki fark bu sınırdan geliyor.

Yaygın yanlışAnlamlı bir hayat büyük iz bırakan hayattır.
Doğrusu

Hastanedeki nöbetin hiçbir izi yok. İz büyüklüğü katkı sorusunun bir ölçüsü ve değer sorusunun ölçüsü değil.

Yaygın yanlışBu soruya cevap veremiyorsak soru boştur.
Doğrusu

Soru üç ayrı soruyu taşıyor ve ayrıldığında ikisi çalışılabiliyor. Cevaplanamayan tek kısım, evrenin bir amacı olup olmadığı.

Kendin dene

Birinci adım: son zamanlarda içinden geçen ya da birinden duyduğun bir anlam cümlesi yaz. «Bütün bunlar neden», «bir işe yaradığımı sanmıyorum» ya da benzeri bir cümle olsun.

İkinci adım: cümleyi üç soruya çevir ve üçünü de yaz. Evrenin bir amacı var mı? Benim varlığım neye yarıyor? Bu yaşamaya değer mi?

Üçüncü adım: üç soruyu tek tek oku ve hangisi okunduğunda içinde bir şey kıpırdadığına dikkat et. Aradığın soru genellikle o.

Dördüncü adım: bulduğun soru katkı sorusuysa, cevabı yakınında ve somut; bugün senden bir şey bekleyen üç kişiyi ya da işi yaz. Değer sorusuysa, cevabı bir liste değil ve şunu yaz: son bir yılda hangi anı yeniden yaşamak isterdin?

Beşinci adım: yazdığın anın neden seçildiğine bak. Çoğu zaman büyük bir başarı değil, birinin yanında olduğun bir an çıkıyor ve bu çıktı, dersin ölçülü iddiasını kendi hayatında sınamış olmanı sağlıyor.

Aklında kalsın

Beş cümlede dersin iskeleti.

«Hayatın anlamı var mı» cümlesi üç ayrı soruyu taşıyor: evrenin bir amacı olup olmadığı, kişinin varlığının neye yaradığı ve yaşamanın değip değmediği; açılış sahnesindeki üç cevap üçüne dağılmıştı ve hiçbiri sorulana denk gelmedi.

Karamsar tablonun gözlemleri doğru olabilir ve sonucu için söylenmemiş bir değer öncülü gerekiyor: yaşamaya değer olmak için kalıcı bir kazanç bırakması gerektiği.

Amaç sorusu ile değer sorusu bağımsız; evrende bir amaç bulunmaması yaşamın değmediğini göstermiyor ve bir amaç bulunması da değdiğini göstermiyor.

Frankl anlamı genel bir formülde değil kişinin önündeki devredilemez görevde arıyor ve Bhagavadgītā anlamı sonuçtan eylemin kendisine kaydırıyor; ikisi de kurulan anlamın nasıl çalıştığını gösteriyor.

Kurmak uydurmak değil, çünkü kişi neye bağlanacağını serbestçe seçemiyor; bağlanmanın sahiciliği bir iddiayla değil, tanık olmadığında ne yapıldığıyla sınanıyor.

Sonraki derse köprü

Bu dersle modül kapandı. Altı büyük soruyu, önceki modülde kurduğumuz aletle tek tek açtık ve altısında da aynı şey oldu.

Hiçbiri tek bir soru çıkmadı. Bilgi sorusu beşe, gerçeklik sorusu dörde, adalet sorusu dört ölçüte, anlam sorusu üçe ayrıldı. Ve her seferinde ayırmak, cevaplamaktan önce geldi.

Şimdi bunun bir sonucu var ve onu söylemedik.

Bu soruların hiçbirini biz kurmadık. Hepsi bize hazır cümleler hâlinde geldi ve biz onları parçalayarak çalışabilir hâle getirdik. Yani bu modül boyunca yaptığımız iş, aslında soru sormak değil, sorulmuş soruları düzeltmekti.

Peki iyi bir soru baştan nasıl kurulur?

Sonraki modül bunu öğretiyor: iyi soru kurmak. Belirsizliğin nasıl azaltılacağını, terimlerin nasıl ayrılacağını, gizli varsayımın nasıl bulunacağını, kapsamın nasıl belirleneceğini ve karşı örneğin bu işte nasıl kullanılacağını göreceğiz. İlk ders belirsizlikle başlıyor, çünkü bir sorunun en sık görülen kusuru yanlış olması değil, ne sorduğunun belli olmaması.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.