İçeriğe geç

P00-D02-M02-05·Büyük sorular

Bilinç nedir?

sıfırdan ileri2.298 kelime≈ 15 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Beş cümlede dersin iskeleti.

«Bilinç» en az dört şeyi adlandırıyor ve ilk üçü, uyanıklık, farkındalık ve kendini bilme, işleyişle açıklanabiliyor; tartışma yalnız dördüncüde, yani bir şeyi yaşamanın nasıl bir şey olduğunda.

Nagel'in gösterdiği asimetri şu: bir sistemin nasıl çalıştığını dışarıdan öğrenebiliyorum ve o sistem olmanın nasıl bir şey olduğunu yalnız o sistemsem öğrenebiliyorum.

Jackson'ın odadan çıkan bilim insanı, fiziksel anlatının eksiksizliğini sınıyor; İbn Sînâ'nın uçan adamı bin yıl önce aynı sezgiyi kendinin farkında olma üzerinden kurmuştu.

Karşı taraf boşluğu bir kategori hatası sayıyor: Ryle'a göre zihni bedenin yanına ek bir şey koymak, üniversiteyi binaların yanındaki bir bina sanmakla aynı yapıda.

Elimizde bir asimetri var ve bir imkânsızlık kanıtı yok; düşünce deneyleri bir iddianın eksiksizliğini sınıyor ve yerine bir açıklama koymuyor.

Açılış sahnesi

Bir laboratuvarda bir kişinin beyni görüntüleniyor. Kişiye kırmızı bir kart gösteriliyor ve ekranda belirli bölgeler aydınlanıyor.

Ölçüm çok iyi. Hangi hücre grubunun ne zaman ateşlendiği, sinyalin hangi yoldan geçtiği, kaç milisaniyede tepki verdiği kayıtlı.

Şimdi düşün ki bu ölçüm eksiksiz hâle geldi. Beyinde olan biten her şey, son ayrıntısına kadar biliniyor.

Bir soru yine de cevapsız kalıyor.

Kişinin kırmızıyı görürken yaşadığı şey nasıl bir şey?

Ekrandaki hiçbir veri bunu söylemiyor. Verinin eksik olmasından değil; veri hangi ayrıntıda toplanırsa toplansın, üçüncü şahıs bir kayıt olmayı sürdürüyor ve sorulan şey birinci şahıs.

Bu boşluğun gerçek mi yoksa bir kurgu mu olduğu, bu dersin konusu.

Önceki dört büyük soruda hep bir özne vardı: bilen, karar veren, pay isteyen. Şimdi o özneye dönüyoruz.

Bu derste ne olacak

Önce «bilinç» sözcüğünün kaç ayrı şeyi adlandırdığını ayıracağız. Tartışmaların çoğu bu ayrım yapılmadığı için dönüp duruyor.

Sonra boşluğu en keskin hâliyle kuran iki düşünce deneyine bakacağız. İkisi de aynı yere vuruyor ve farklı yollardan gidiyorlar.

Ardından çok daha eski bir deneyi göreceğiz; aynı sezgiyi bin yıl önce kuran bir metinden.

En sonda boşluğu reddeden görüşü alacağız. Bu görüş, sorunun kendisinin bir kavram karışıklığından doğduğunu söylüyor ve iddiası ciddi.

Merkez soru

Sorumuz şu: bir sistemin içinde bir şey yaşanıyor olması, o sistem hakkındaki fiziksel bilgiye ek bir olgu mudur?

Sorunun bu hâli önemli. «Bilinç var mı» diye sorulmuyor; bunu kimse tartışmıyor. Sorulan şey, bilincin fiziksel anlatıya eklenen ayrı bir şey olup olmadığı.

Sıfır noktası

Sözcüğü ayıralım, çünkü tek bir şeyi adlandırmıyor.

Birincisi uyanıklık: kişi baygın değil. İkincisi farkındalık: kişi bir şeye dikkat ediyor ve onu bildirebiliyor. Üçüncüsü kendinin farkında olma: kişi kendi hakkında düşünebiliyor. Dördüncüsü ise başka bir şey ve asıl güçlük orada.

Şimdi boşluğu en keskin hâliyle kuralım.

Argümanın yapısı

İddiayı öncüllere ayıralım.

Birinci öncül: fiziksel açıklama, bir sistemin yapısını ve işleyişini anlatır; ne olduğunu ve ne yaptığını söyler.

İkinci öncül: nitel deneyim bir yapı ya da işleyiş değil, bir yaşantıdır ve tarifi ancak yaşayan tarafından yapılabilir.

Üçüncü öncül: bir şeyi eksiksiz tarif eden bir anlatı, tarif ettiği şeyi bilen birine yeni bir şey öğretmemelidir.

Sonuç: fiziksel anlatıyı eksiksiz bilen biri yine de yeni bir şey öğrenebiliyorsa, o anlatı eksik demektir.

Üçüncü öncül soyut duruyor ve onu somutlaştıran bir deney var.

Aynı sezgi çok daha eski bir metinde, bambaşka bir amaçla kurulmuş.

Görüşler ve pozisyonlar

Bu tabloya üç ayrı cevap veriliyor.

Birinci görüş boşluğun gerçek olduğunu ve fiziksel anlatının eksik kaldığını savunuyor. Dayanağı yukarıdaki iki deney ve şu gözlem: bir şeyin nasıl çalıştığını anlatan hiçbir tarif, o şeyi yaşamanın nasıl olduğunu içermiyor.

Savunucuları bir de tarih argümanı veriyor. Fizik ısıyı, ışığı ve yaşamı sırayla açıkladı ve her seferinde açıkladığı şey bir işleyişti. Bilinçte sorulan şey bir işleyiş değil ve bu yüzden aynı başarı beklenemez.

İkinci görüş sorunun bir kavram karışıklığından doğduğunu söylüyor ve karışıklığı adlandırıyor.

Bu görüş yirmi yedinci dersle doğrudan bağlantılı. Orada düzey karışmasının çelişki ürettiğini görmüştük; buradaki iddia da aynı ailedendir.

Üçüncü görüş daha da ileri gidiyor ve boşluğun kendisinin bir yanılsama olduğunu söylüyor.

En güçlü itiraz

Şimdi en sert itiraz ve boşluğu savunan tarafa geliyor.

İtiraz şu: bu tartışmadaki bütün kanıtlar düşünce deneylerinden geliyor. Odadaki bilim insanı, boşluktaki uçan adam, yarasa. Hiçbiri yapılmadı ve yapılamaz. Bir deneyin nasıl sonuçlanacağına dair sezgimiz, o deney hiç yapılmadığında bir kanıt değil; olsa olsa mevcut kavramlarımızın bir kaydı.

Bu itirazı çürütemem ve iki şey söyleyeceğim.

Birincisi: düşünce deneyi bir kanıt değil, bir sınama aracı. Yirmi üçüncü derste karşı örneğin yıktığını ve kurmadığını görmüştük; burada da aynı sınır var. Odadaki bilim insanı, fiziksel anlatının eksiksiz olduğu iddiasını sınıyor ve yerine bir açıklama koymuyor.

İkincisi ve daha önemlisi: boşluğun varlığı tartışmalı olsa da, altındaki asimetriyi iki taraf da yadsımıyor. Herhangi bir sistemin nasıl çalıştığını dışarıdan öğrenebiliyorum ve o sistem olmanın nasıl bir şey olduğunu yalnız o sistemsem öğrenebiliyorum. Bu asimetri, bir kuram tartışması değil; ölçümün kendi yapısından geliyor.

Ölçülü iddia şu: bilinç tartışmasında ilerlemenin yolu boşluğun var olup olmadığına karar vermekten değil, sözcüğün dört anlamını ayırmaktan geçiyor. İlk üç anlam işleyişle açıklanıyor ve açıklanmaları gerçek bir ilerleme. Dördüncüsü açıklanmış değil ve açıklanamayacağı da gösterilmedi; elimizde bir asimetri var ve bir imkânsızlık kanıtı yok.

Açık kalan sorular

Dört soru açık kalıyor.

Birincisi: bir sistemin nitel deneyim taşıyıp taşımadığı dışarıdan hiç bilinemiyorsa, hangi varlıklara bu deneyimi atfedeceğimize nasıl karar veririz? Hayvanlar için verilen kararlar bu soruya dayanıyor ve gerekçesi yazılmıyor.

İkincisi: «yeni bir olgu değil, yeni bir tanışma yolu» cevabı, o yolun ne olduğunu açıklamadan tamamlanmış sayılabilir mi?

Üçüncüsü: düşünce deneylerinden çıkan sezgiler kişiden kişiye değişiyorsa, hangi sezginin ağırlık taşıyacağına ne karar verir?

Dördüncüsü: bilincin ne olduğu bilinmeden, bir varlığın acı çekip çekmediğine dair kararlar veriliyor. Bu kararların dayanağı ne kadar sağlam?

Yaygın hatalar

Bu konuda beş yaygın yanlış var.

Yaygın yanlışBilinç tek bir şeydir.
Doğrusu

Sözcük en az dört şeyi adlandırıyor. Uyanıklık, farkındalık ve kendini bilme işleyişle açıklanabiliyor; tartışma yalnız dördüncüsünde.

Yaygın yanlışBeyin yeterince anlaşılırsa sorun kalmaz.
Doğrusu

Bu doğru olabilir ve şu anda bir varsayım. Nagel'in gösterdiği asimetri, ölçümün ne kadar iyileştiğine bakmadan duruyor.

Yaygın yanlışBoşluğu savunmak, zihnin maddi olmadığını söylemektir.
Doğrusu

İki iddia ayrı. Bir kişi zihnin tümüyle fiziksel olduğunu düşünüp yine de bugünkü anlatının bir şeyi açıklamadığını söyleyebilir.

Yaygın yanlışDüşünce deneyleri kanıt verir.
Doğrusu

Vermiyor. Yıkıcı iş görüyorlar: bir iddianın eksiksiz olduğu savını sınıyorlar ve yerine bir açıklama koymuyorlar.

Yaygın yanlışBir şeyi ölçemiyorsak o şey yoktur.
Doğrusu

İki hasta aynı görüntüyü veriyor ve biri acı çekiyor. Ölçümün ayırt edememesi, ayrımın olmadığını göstermiyor.

Kendin dene

Birinci adım: o anı, hiç yaşamamış birine anlatacakmış gibi yaz. Üç cümleyi geçme.

İkinci adım: yazdıklarının altını çiz ve şunu ayır. Hangi cümle bir işlevi anlatıyor, yani o şeyin ne yaptığını? Hangi cümle karşılaştırma yapıyor, yani onu başka bir şeye benzetiyor?

Üçüncü adım: karşılaştırmaları sil. Geriye ne kaldı? Çoğu zaman geriye yalnız işlev kalıyor ve o an anlatılmamış oluyor.

Dördüncü adım: şu soruyu cevapla. Bu anı hiç yaşamamış biri, senin yazdıklarını okuyarak onu bilebilir mi? Cevabın hayırsa, bu dersin tartıştığı boşluğu kendi cümlelerinde bulmuşsun demektir.

Alıştırmanın işi boşluğun gerçek olduğunu kanıtlamak değil. İşi, tarifin nerede durduğunu kendi elinle görmek.

Aklında kalsın

Beş cümlede dersin iskeleti.

«Bilinç» en az dört şeyi adlandırıyor ve ilk üçü, uyanıklık, farkındalık ve kendini bilme, işleyişle açıklanabiliyor; tartışma yalnız dördüncüde, yani bir şeyi yaşamanın nasıl bir şey olduğunda.

Nagel'in gösterdiği asimetri şu: bir sistemin nasıl çalıştığını dışarıdan öğrenebiliyorum ve o sistem olmanın nasıl bir şey olduğunu yalnız o sistemsem öğrenebiliyorum.

Jackson'ın odadan çıkan bilim insanı, fiziksel anlatının eksiksizliğini sınıyor; İbn Sînâ'nın uçan adamı bin yıl önce aynı sezgiyi kendinin farkında olma üzerinden kurmuştu.

Karşı taraf boşluğu bir kategori hatası sayıyor: Ryle'a göre zihni bedenin yanına ek bir şey koymak, üniversiteyi binaların yanındaki bir bina sanmakla aynı yapıda.

Elimizde bir asimetri var ve bir imkânsızlık kanıtı yok; düşünce deneyleri bir iddianın eksiksizliğini sınıyor ve yerine bir açıklama koymuyor.

Sonraki derse köprü

Bu derste bir şeyi sormadan geçtik.

Bütün tartışma, bir şeyin yaşanıyor olmasının önemli olduğunu varsaydı. Anestezi örneğinde iki ihtimalin ahlaki ağırlığının farklı olduğunu söyledik ve neden farklı olduğunu tartışmadık. Bir yaşantının varlığı, neden bir şeyi önemli kılsın?

Aynı varsayım daha büyük ölçekte de duruyor. Bir hayatın iyi geçmesi, kötü geçmesi, boşa gitmesi; bunların hepsi yaşanan bir şeyin olduğunu ve o şeyin bir değeri bulunduğunu kabul ediyor.

Şimdi o kabulü sorgulamanın sırası geldi ve bu, modülün son sorusu.

Sonraki alt ders şunu soruyor: hayatın anlamı var mı? Sorunun kendisinin ne istediğini, «anlam» sözcüğünün burada neyi adlandırdığını ve cevabın bulunacak bir şey mi yoksa kurulacak bir şey mi olduğunu göreceğiz.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.