İçeriğe geç

P00-D02-M02-04·Büyük sorular

Adalet nedir?

sıfırdan ileri2.215 kelime≈ 15 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Beş cümlede dersin iskeleti.

Aynı paylaşımda dört ölçüt yarışıyor, eşitlik, hak ediş, ihtiyaç ve usul; dördü de gerçek bir şeye tutunuyor ve aynı olayda zıt sonuç veriyor.

Adaletin biçimsel kuralında herkes anlaşıyor ve Aristoteles'in gösterdiği düğüm duruyor: benzerlere benzer davranmak, hangi farkın önemli olduğu söylenmeden hiçbir şey belirlemiyor.

Rawls tarafsızlığı bir erdem talebi olmaktan çıkarıp kurgu şartına çeviriyor, Nozick ise sonuç örüntüsünün gönüllü kararlarla sürekli bozulduğunu ve korunmasının sürekli müdahale gerektirdiğini gösteriyor.

Kutadgu Bilig bir formül vermiyor ve bir şart koyuyor: ölçü, onu uygulayana da aynı işlemeli.

Kusursuz bir adalet tarifi üzerinde anlaşılamıyor ve haksızlıklar yine de sıralanabiliyor; Sen'in ayrımı budur ve afet dağıtımında tanıdıklık düzeni, ölçüt tartışması bitmeden elenebiliyor.

Açılış sahnesi

Dört kişilik bir ekip bir işi bitiriyor ve şirket bir prim veriyor. Prim ekibe topluca veriliyor; nasıl bölüşüleceğine kendileri karar verecek.

Masaya oturuyorlar ve dördü de haklı bir şey söylüyor.

Birincisi diyor ki: dörde bölelim, hepimiz aynı ekipteydik.

İkincisi diyor ki: ben üç ay boyunca hafta sonu çalıştım, ötekiler çalışmadı. Emeğin karşılığı olmalı.

Üçüncüsü diyor ki: bu işin bel kemiği olan fikir bendendi; saatle ölçülürse en az ben çalıştım ve iş bensiz olmazdı.

Dördüncüsü diyor ki: benim durumum ötekilerden ağır ve bu para bende bambaşka bir şey ifade ediyor.

Dördü de adaletten söz ediyor. Dördü de birbirini duyuyor ve kimse yalan söylemiyor.

Şimdi masaya bak. Anlaşmazlık bir olgu üzerinde değil; kimin ne yaptığını dördü de biliyor. Anlaşmazlık, paylaşımın hangi ölçüye göre yapılacağı üzerinde.

Geçen ders tek tek kişilerin birbirine nasıl davranacağını sordu. Bu ders bir basamak yukarı çıkıyor: pay dağıtılırken ölçü nereden geliyor?

Bu derste ne olacak

Önce dört ölçütü ayıracağız ve dördünün de gelişigüzel olmadığını göstereceğiz.

Sonra çok eski bir gözlemi kuracağız: adaletin orantı olduğunda herkes anlaşıyor ve oranın neye göre kurulacağında kimse anlaşmıyor.

Ardından yirminci yüzyılın iki büyük önerisini karşı karşıya getireceğiz. Biri sonuç örüntüsüne bakıyor, öteki nasıl gelindiğine.

En sonda kusursuz bir adalet tarifi aramanın kendisini sorgulayacağız.

Merkez soru

Sorumuz şu: bir paylaşımı adil yapan nedir?

Soruyu paylaşımla sınırlamanın sebebi var. Adalet sözcüğü ceza, onarım ve tanınma gibi başka işler de görüyor; hepsi tek derste anlatılamaz ve paylaşım hepsinin en gündelik olanı.

Sıfır noktası

Dört ölçütü açık biçimde ayıralım, çünkü masadaki dört kişi tam olarak bu dördünü söyledi.

Eşitlik: pay herkese aynı verilir. Hak ediş: katkıya göre verilir. İhtiyaç: durumu ağır olana daha çok verilir. Usul: nasıl bölüneceğine dair önceden kabul edilmiş bir yöntem uygulanır.

Bu, dersin ilk bulgusunu veriyor. Dört ölçüt bir kafa karışıklığı değil; her biri gerçek bir şeye tutunuyor ve aynı olayda farklı sonuç veriyor.

Argümanın yapısı

İddiayı öncüllere ayıralım.

Birinci öncül: adaletin biçimsel kuralında herkes anlaşıyor. Benzer durumdakilere benzer, farklı durumdakilere farklı davranılmalı.

İkinci öncül: bu kural hangi farkların önemli olduğu söylenmeden hiçbir şey belirlemiyor. İki kişi arasında sayısız fark var ve çoğu ilgisiz.

Üçüncü öncül: hangi farkın önemli olduğunu söyleyen şey, dağıtılan şeyin ne işe yaradığıdır. Yirmi üçüncü derste kavramın sınırını çizen şeyin onun gördüğü iş olduğunu görmüştük ve burada aynı yapı karşımızda.

Sonuç: adalet tartışmalarının çoğu ölçüt tartışmasıdır ve ölçüt, paylaşılan şeyin ne için var olduğuna bakılarak savunulur.

Görüşler ve pozisyonlar

Yirminci yüzyılda iki büyük öneri karşı karşıya geldi ve tartışmayı bugün de onlar taşıyor.

Birinci görüş, ölçütü kimsenin kendi çıkarına göre seçemeyeceği bir konumdan belirlemeyi deniyor.

Bu önerinin gücü şu: kayırmayı önlemek için kimsenin iyi niyetine güvenmiyor. Tarafsızlık, kişilerin karakterine değil kurgunun yapısına yükleniyor.

İkinci görüş sonuç örüntüsüne bakmayı büsbütün reddediyor. Birincisi ortaya çıkan tabloyu düzeltmeye çalışıyordu; oysa bu görüşe göre düzeltilecek bir tablo yok, yalnız tek tek işlemler var.

Üçüncü görüş çok daha eski ve adaleti bir düzenin ayakta durma şartı sayıyor.

Bu üçüncü görüş bir dağıtım formülü vermiyor ve bir şart koyuyor: ölçü kim uyguluyorsa ona da uygulanmalı.

En güçlü itiraz

Şimdi en sert itiraz.

İtiraz şu: dört ölçüt varsa ve hiçbiri ötekini eleyemiyorsa, adalet tartışması güçlünün istediği ölçütü seçtiği bir kılıftan ibaret. Masadaki dört kişiden hangisi daha çok söz sahibiyse onun ölçütü kabul edilir ve buna adalet denir.

Bu cevabın itirazı bütünüyle karşılamadığını kabul ediyorum. Tutarlı bir güçlü, tutarsız bir zayıftan daha iyi durumda kalabilir.

Yine de itiraz iki şeyi tek torbaya koyuyor.

Birincisi: kusursuz bir adalet tarifi üzerinde anlaşılamıyor. Doğru ve bu ders boyunca gösterildi.

İkincisi: öyleyse hiçbir haksızlık gösterilemez. Bu çıkmıyor ve Sen'in yaptığı ayrım tam burada iş görüyor. İki durumu karşılaştırıp hangisinin daha az haksızlık taşıdığını söylemek, ideal düzenin ne olduğunda anlaşmayı gerektirmiyor.

Ölçülü iddia şu: adalet tek bir ölçütle tarif edilemiyor ve bu, ölçütsüz kalındığı anlamına gelmiyor. Dört ölçütün her biri dağıtılan şeyin işine göre savunulabiliyor, seçilen ölçüt tutarlılık ve genellik sınamasından geçiriliyor ve kusursuz düzen üzerinde anlaşılmadan da haksızlıklar sıralanabiliyor.

Açık kalan sorular

Dört soru açık kalıyor.

Birincisi: dağıtılan şeyin işine bakarak ölçüt seçmek, o işin ne olduğunda anlaşmayı gerektiriyor. Anlaşılamadığında ne yapılır?

İkincisi: usul adaleti ile sonuç adaleti arasında bir denge kurulabilir mi? İkisini birden isteyen bir kural henüz yazılmadı.

Üçüncüsü: başlangıç eşitsizlikleri nereye kadar geriye götürülür? İki başlangıç örneğinde bir kuşak geriye gidildi ve durulacak yeri gösteren bir ölçüt yok.

Dördüncüsü: kura ne zaman adil, ne zaman sorumluluktan kaçış? İkisini ayıran şey, anlamlı bir farkın gerçekten aranıp aranmadığı ve bu aramanın yeterliliği ölçülemiyor.

Yaygın hatalar

Bu konuda beş yaygın yanlış var.

Yaygın yanlışAdalet eşitliktir.
Doğrusu

Eşit dağıtım, herkesin değerinin eşit sayıldığı özel bir orantıdır ve kendisi de savunulması gereken bir ölçüttür. Sınavda ek süre örneği, eşit davranmanın her zaman adil olmadığını gösteriyor.

Yaygın yanlışHerkese aynı davranmak tarafsızlıktır.
Doğrusu

Ölçülmek istenmeyen bir farkı ölçüme sokan bir düzen tarafsız değildir; yalnız taraf tuttuğu yeri göstermez.

Yaygın yanlışUsul kurallara uygunsa sonuç adildir.
Doğrusu

Her adımı savunulabilen bir dizinin toplamı savunulamaz olabiliyor. Usul ölçütü tek başına, sonuca itiraz hakkını baştan kaldırıyor.

Yaygın yanlışAdalet üzerinde anlaşılamıyorsa hepsi güç meselesidir.
Doğrusu

Kusursuz düzeni tarif edememek ile haksızlığı gösterememek ayrı şeyler. Afet dağıtımında tanıdıklık düzeni, ölçüt tartışması bitmeden elenebiliyor.

Yaygın yanlışHak ediş en nesnel ölçüttür.
Doğrusu

Katkı ölçümü, katkının başladığı yeri hesaba katmadığında eksik ölçüyor. İki başlangıç örneğinde iki kişinin emeği eşit ve sonuç eşit değil.

Kendin dene

Birinci adım: paylaşımın şu anda fiilen hangi ölçüte göre yapıldığını yaz. Çoğu zaman bu yazılmamıştır ve yazınca görünür olur.

İkinci adım: dört ölçütü sırayla uygula ve her biri için tek cümle yaz. Eşit bölünseydi ne olurdu? Katkıya göre bölünseydi? İhtiyaca göre? Önceden kararlaştırılmış bir usulle?

Üçüncü adım: dört sonucu karşılaştır ve en çok ayrışan ikisini işaretle.

Dördüncü adım: şu soruyu cevapla. Bu paylaşılan şey ne işe yarıyor? Cevap, hangi ölçütün buraya uyduğunu daraltıyor.

Beşinci adım: seçtiğin ölçütü kendi aleyhine çevir. Aynı ölçüt seni dezavantajlı tarafa koysaydı yine savunur muydun? Savunmuyorsan seçtiğin şey ölçüt değil, konumun.

Aklında kalsın

Beş cümlede dersin iskeleti.

Aynı paylaşımda dört ölçüt yarışıyor, eşitlik, hak ediş, ihtiyaç ve usul; dördü de gerçek bir şeye tutunuyor ve aynı olayda zıt sonuç veriyor.

Adaletin biçimsel kuralında herkes anlaşıyor ve Aristoteles'in gösterdiği düğüm duruyor: benzerlere benzer davranmak, hangi farkın önemli olduğu söylenmeden hiçbir şey belirlemiyor.

Rawls tarafsızlığı bir erdem talebi olmaktan çıkarıp kurgu şartına çeviriyor, Nozick ise sonuç örüntüsünün gönüllü kararlarla sürekli bozulduğunu ve korunmasının sürekli müdahale gerektirdiğini gösteriyor.

Kutadgu Bilig bir formül vermiyor ve bir şart koyuyor: ölçü, onu uygulayana da aynı işlemeli.

Kusursuz bir adalet tarifi üzerinde anlaşılamıyor ve haksızlıklar yine de sıralanabiliyor; Sen'in ayrımı budur ve afet dağıtımında tanıdıklık düzeni, ölçüt tartışması bitmeden elenebiliyor.

Sonraki derse köprü

Bu derste ve önceki üç derste hep aynı varlığı konuştuk ve hakkında hiçbir şey sormadık.

Bilen bir kişi vardı; gerçekliği tartışan bir zihin, karar veren bir fail, pay isteyen bir taraf. Dört büyük soru da bir öznenin varlığını baştan kabul etti.

Şimdi o özneye dön. Prim masasındaki dört kişinin her birinde, dışarıdan hiçbir biçimde görülemeyen bir şey oluyor. Kırgınlık hissediyorlar, haklı olduklarını düşünüyorlar, odanın ışığını görüyorlar.

Bunların hepsi ölçülemiyor. Beyinlerinde olan biten ölçülebilir ve ölçüm, o kişilerin ne yaşadığını göstermiyor.

Sonraki alt ders o boşluğu ele alıyor: bilinç nedir? Deneyimin neden özel bir açıklama sorunu doğurduğunu, beyin hakkında her şey bilinse bile neyin açıklanmamış kalabileceğini ve bu boşluğun gerçek mi yoksa bir kavram karışıklığı mı olduğunu göreceğiz.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.