Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Ahlaki soru bir liste hâlinde cevaplanamıyor, çünkü liste iki maddesi çatıştığında susuyor ve ahlaki hayatın zor kısmı o çatışmalardan oluşuyor.
Bir eylem hakkında hüküm vermek için üç aday özellik var, eylemin türü, sonucu ve çıktığı karakter; Mozi ayrımsız ilgiyle sonuca, Konfüçyüs karşılıklılıkla türe, Aristoteles ve İbn Miskeveyh alışkanlıkla karaktere bakıyor.
Dördüncü bir bakış üçünün ortak varsayımını hedef alıyor: Noddings'e göre ahlakın birimi bir ilke değil, iki kişi arasındaki ve ancak birlikte tamamlanan ilgi ilişkisi.
Dört bakış birer kuram olarak yarışıyor ve birer soru olarak birlikte çalışıyor; ayrıldıklarında verilen karar, hangi yükümlülüğün çiğnendiğini bilerek verilmiş olur.
Ahlaki artık bunun adıdır: doğru olanı yapan kişinin geriye kalan borcu, kararının yanlışlığını değil çiğnenen şeyin gerçekliğini gösterir.
Açılış sahnesi
Bir arkadaşın aylardır bir şey üzerinde çalışıyor ve sonunda sana gösteriyor. Sonra soruyor: nasıl olmuş?
Beğenmedin.
Şimdi üç cevap düşün ve üçünün de arkasında ciddi bir gerekçe var.
Birincisi: doğruyu söylersin. Yalan, seni güvenilmez kılar ve arkadaşın senden doğru bilgi almayı beklediği için sordu.
İkincisi: sonuca bakarsın. Bu proje bitti, geri dönüşü yok ve söyleyeceğin şey onu haftalarca kötü hissettirmekten başka bir işe yaramayacak.
Üçüncüsü: ilişkiye bakarsın. O bir eleştiri istemedi; senin yanında olduğunu görmek istedi ve asıl sorduğu soru başka.
Üç cevap üç ayrı yere bakıyor: eylemin türüne, sonucuna ve ilişkiye.
Şimdi asıl mesele. Burada bilmediğin bir olgu yok. Arkadaşının ne yaptığını da, senin ne düşündüğünü de biliyorsun ve karar hâlâ verilmedi.
On ikinci derste bir soru sormuş ve bir yarısını ayırmıştık. O ders «bir yaşamı senin için iyi yapan nedir» diye sordu ve başkalarına nasıl davranacağını açıkça dışarıda bıraktı. Bu ders o dışarıda bıraktığımız yarıyı alıyor.
Bu derste ne olacak
Önce sorunun neden bir liste hâlinde cevaplanamayacağını göstereceğiz.
Sonra üç büyük bakışı en güçlü hâlleriyle kuracağız: sonuca bakan, eylemin türüne bakan ve karaktere bakan. Üçü de birer kural değil, birer soru sorma biçimi.
Ardından dördüncü bir bakış ekleyeceğiz. Yakın dönemde kurulan bu bakış, ötekilerin ortak bir varsayımını hedef alıyor.
En sonda üçünün de çözemediği bir kalıntıya bakacağız. Doğru olanı yaptığın hâlde geriye kalan bir şey var ve bunun adı konmadan ahlaki hayat anlaşılmıyor.
Merkez soru
Sorumuz şu: bir eylemin doğru olduğunu neye bakarak söyleriz?
Soru «ne yapmalıyım» değil, çünkü o soru her durumda ayrı cevaplanır ve genel bir ders veremez. Sorulan şey ölçü: bakılan yer neresi?
Sıfır noktası
En kolay cevap bir liste yapmak: yalan söyleme, sözünü tut, zarar verme, yardım et.
Liste işe yarıyor ve tam da işe yaradığı için nerede kırıldığı görülmüyor. Kırıldığı yer, iki maddenin çatıştığı yer.
Bu, sorunun neden bir liste hâlinde cevaplanamayacağını veriyor. Liste çatışmaları çözemiyor ve ahlaki hayat büyük ölçüde çatışmalardan oluşuyor.
Argümanın yapısı
İddiayı öncüllere ayıralım.
Birinci öncül: bir eylem hakkında verilecek hüküm, o eylemin bir özelliğine bakılarak verilir.
İkinci öncül: bir eylemin üç ayrı özelliği hüküm için aday: ne tür bir eylem olduğu, ne sonuç doğurduğu ve nasıl bir kişiden çıktığı.
Üçüncü öncül: üç aday da tek başına yetersiz; her biri, ötekinin yakaladığı bir durumu kaçırıyor.
Sonuç: üç bakış birbirinin rakibi olduğu kadar birbirinin sınayıcısı. Bir kararı üçünden birden geçirmek, hangisinin doğru kuram olduğuna karar vermekten daha çok iş görüyor.
Bu sonuç fazla uzlaşmacı duruyor ve öyle olmadığını göstermek için üçünü de en güçlü hâlleriyle kurmak gerekiyor.
Görüşler ve pozisyonlar
Birinci bakış sonuca bakıyor ve dayanağı şu: bir eylemi yapmanın anlamı dünyada bir şeyi değiştirmektir, öyleyse hüküm de o değişikliğe bakmalıdır.
Savunucuları şunu ekliyor: bu bakış hesap verebilir. Bir uygulamanın kime yaradığı sorulabiliyor ve cevabı aranabiliyor.
İkinci bakış eylemin türüne bakıyor. Bazı eylemler, sonucu ne olursa olsun yapılmaz ve bunu bilmek için sonuçları hesaplamak gerekmiyor.
Yirmi dördüncü derste bu ailenin bir sınamasını görmüştük: bir davranış kuralının herkes tarafından izlendiği durumu düşünmek. İki hamle aynı yöne bakıyor; ikisi de sonucu değil, eylemin genelleştirilebilir bir tür olup olmadığını soruyor.
Üçüncü bakış eylemden çok onu yapan kişiye bakıyor.
Aynı fikir başka bir gelenekte bir eğitim programına dönüşmüş.
Dördüncü bakış üçünün ortak bir varsayımını hedef alıyor.
En güçlü itiraz
Şimdi en sert itiraz.
İtiraz şu: dört bakışı yan yana koyup «hepsini kullan» demek bir cevap değil. Dört bakış aynı olayda farklı şeyler söylüyorsa, hangisini dinleyeceğine karar vermek için beşinci bir ölçüt gerekir. O ölçüt verilmiyorsa, sonuçta kişi zaten yapmak istediğini destekleyen bakışı seçiyor ve ahlak bir kılıf hâline geliyor.
Bu cevabın itirazı bütünüyle karşılamadığını kabul ediyorum. Tutarlılık bir seçim ölçütü değil ve kişi dört bakıştan birini baştan seçip her seferinde ona sadık kalarak da tutarlı olabilir.
Yine de bir şey daha var ve bu dersin en sert bulgusu o.
Ölçülü iddia şu: dört bakış birer kuram olarak yarışıyor ve birer soru olarak birlikte çalışıyor. Bir karar verirken dördü de sorulabiliyor: bu ne tür bir eylem, ne sonuç doğuruyor, nasıl bir kişiden çıkıyor ve hangi ilişkinin içinde duruyor? Dördü aynı cevabı verdiğinde karar rahat; ayrıldıklarında hangi yükümlülüğü çiğnediğini bilerek karar veriyorsun ve ahlaki artık tam olarak o bilginin adı.
Açık kalan sorular
Dört soru açık kalıyor.
Birincisi: dört bakış çatıştığında bir sıralama kurulabilir mi? Bu derste kurulmadı ve kurulamayacağı da gösterilmedi.
İkincisi: ahlaki şans kabul edilirse sorumluluk kavramı ne olur? Kişiyi elinde olmayandan sorumlu tutmak haksız görünüyor ve tutmamak da gündelik hükümlerimize aykırı.
Üçüncüsü: tarafsızlık talebi ile yakınlara olan bağ nasıl birlikte savunulur? Yirmi beşinci derste bu gerilime değinmiştik ve çözüm önerilmedi.
Dördüncüsü: ilgi ilişkisi uzaktakine genişletilebilir mi? Genişletilirse tekilliğini kaybediyor, genişletilmezse yükümlülüğü açıklayamıyor.
Yaygın hatalar
Bu konuda beş yaygın yanlış var.
Yaygın yanlışAhlak bir kurallar listesidir.
Liste, iki maddesi çatıştığında susuyor ve ahlaki hayatın zor kısmı tam olarak o çatışmalardan oluşuyor.
Yaygın yanlışDoğru kararı verirsen geriye bir şey kalmaz.
Ahlaki artık gerçek: haklı sebeple sözünü tutamayan kişi yine de bir açıklama borçlu ve borcun varlığı kararın yanlışlığını göstermiyor.
Yaygın yanlışKarakter iyiyse eylem de doğru olur.
İyi karakter, ne yapılacağını göstermiyor. Dürüstlük ile şefkat aynı kişide bulunabiliyor ve aynı anda zıt şeyler söyleyebiliyor.
Yaygın yanlışSonuçlara bakmak en akılcı yoldur.
Sonuçlar çoğu durumda önceden bilinmiyor. Ölçüt kâğıtta net ve uygulandığında elde olmayan bilgiyi istiyor.
Yaygın yanlışFarklı ahlak görüşleri olması, hepsinin keyfî olduğunu gösterir.
Dört bakış farklı yerlere bakıyor ve hiçbiri gelişigüzel kurulmadı; her birinin ötekinin kaçırdığı bir durumu yakaladığı gösterilebiliyor.
Kendin dene
Birinci adım: kararı tek cümleyle yaz.
İkinci adım: dört soruyu ayrı ayrı cevapla ve her birine tek cümle ayır. Bu ne tür bir eylemdi? Ne sonuç doğurdu? Nasıl bir kişiden çıktı? Hangi ilişkinin içinde duruyordu?
Üçüncü adım: dört cevaba bak ve hangilerinin aynı yöne, hangilerinin ters yöne baktığını işaretle.
Dördüncü adım: ters yöne bakan varsa şunu yaz. Bu kararı verirken hangi yükümlülüğü çiğnedim? Çiğnenen bir şey yoksa karar kolaydı ve bu alıştırma sana bir şey öğretmez; varsa adını koymuş olursun.
Beşinci adım: o yükümlülük için bir şey yapılıp yapılamayacağına bak. Çoğu zaman yapılacak şey küçük ve söylenmemiş bir cümledir.
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Ahlaki soru bir liste hâlinde cevaplanamıyor, çünkü liste iki maddesi çatıştığında susuyor ve ahlaki hayatın zor kısmı o çatışmalardan oluşuyor.
Bir eylem hakkında hüküm vermek için üç aday özellik var, eylemin türü, sonucu ve çıktığı karakter; Mozi ayrımsız ilgiyle sonuca, Konfüçyüs karşılıklılıkla türe, Aristoteles ve İbn Miskeveyh alışkanlıkla karaktere bakıyor.
Dördüncü bir bakış üçünün ortak varsayımını hedef alıyor: Noddings'e göre ahlakın birimi bir ilke değil, iki kişi arasındaki ve ancak birlikte tamamlanan ilgi ilişkisi.
Dört bakış birer kuram olarak yarışıyor ve birer soru olarak birlikte çalışıyor; ayrıldıklarında verilen karar, hangi yükümlülüğün çiğnendiğini bilerek verilmiş olur.
Ahlaki artık bunun adıdır: doğru olanı yapan kişinin geriye kalan borcu, kararının yanlışlığını değil çiğnenen şeyin gerçekliğini gösterir.
Sonraki derse köprü
Bu dersteki bütün örnekler tek tek kişiler arasında geçti. Bir arkadaşa verilecek cevap, bir söz, bir tedarikçi, bir kuzen.
Son örnekte bir şey sızdı ve üstünde durmadık. Kişinin elinde bir imkân vardı ve iki aday. İmkânın neden onun elinde olduğunu, adaylardan birinin durumunun neden daha ağır olduğunu hiç sormadık.
O sorular tek tek kişilerin kararlarıyla cevaplanmıyor. Kimin neye sahip olacağını, kimin hangi imkânla doğacağını ve yüklerin nasıl paylaşılacağını belirleyen şey bireysel iyi niyet değil; kurallar, kurumlar ve paylaşım düzenleri.
Sonraki alt ders o düzeye geçiyor: adalet nedir? Bir paylaşımı adil yapan şeyin eşitlik mi, hak ediş mi, ihtiyaç mı yoksa üzerinde anlaşılmış bir usul mü olduğunu ve dördünün aynı olayda nasıl zıt sonuç verdiğini göreceğiz.