Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Para insan zihnine bağlı olarak var ve tek tek kişilerin fikrinden bağımsız biçimde bağlayıcı; bu ikisi çelişmiyor ve tek bir «gerçek olma» biçimi olmadığını gösteriyor.
Dışarıda bir dünya bulunduğu doğrudan gözlemle gösterilemez, çünkü her gözlem yine bir görünüştür ve taşa atılan tekme Berkeley'nin kabul ettiği şeylerden fazlasını üretmez.
Zihinden bağımsız dünya bir gözlem sonucu değil en iyi açıklamadır: deneyimlerin düzenli, ortak ve isteğimize kapalı olmasını açıklayan en sade varsayım budur.
Kant görünüş ile kendinde şeyi, Nagarjuna uzlaşımsal hakikat ile en yüksek hakikati ayırır ve ikisinde de alt katman iptal edilmez, çünkü iptal edilirse öğretinin kendisi anlatılamaz.
Searle'ün ayrımı açılış sahnesini çözüyor: ham olgular insanlar olmasa da geçerlidir, kurumsal olgular ortak kabulle ayakta durur ve ikincisi öznel değildir, çünkü tek bir kişi onu değiştiremez.
Açılış sahnesi
Bir sohbette biri şunu söylüyor: para aslında gerçek değil, hepimizin uyduğu bir anlaşmadan ibaret.
Cümle rahatsız edici derecede doğru. Elindeki kâğıt parçasının kendinde bir değeri yok. Herkes yarın sabah aynı anda ona değer vermeyi bıraksa, para gerçekten yok olur. Bir taş için aynı şey söylenemez; herkes taşa inanmayı bıraksa taş yerinde durur.
Şimdi aynı cümleyi söyleyen kişinin ertesi günü düşün.
Kira ödemesi gerekiyor. Ev sahibine gidip «para aslında gerçek değil» dese, cümlenin doğruluğu onu hiçbir şeyden kurtarmıyor. Kirası ödenmezse evden çıkması gerekiyor ve bu, bir anlaşmanın sonucu olduğu kadar sert bir sonuç.
Buradan iki şey birden çıkıyor ve ikisi de doğru.
Para insan zihnine bağlı olarak var. Ve para, tek tek kişilerin ne düşündüğünden bağımsız biçimde etkili.
Demek ki «gerçek mi» sorusunun tek bir cevabı yok, çünkü tek bir «gerçek olma» biçimi yok. Bu ders o biçimleri ayırıyor.
Bu derste ne olacak
Önce soruyu geçen modülün aletiyle parçalayacağız ve içinden kaç ayrı soru çıktığını göreceğiz.
Sonra dışarıda bir dünya olduğunu savunmanın neden sanıldığı kadar kolay olmadığını göstereceğiz. Karşı görüşü en güçlü hâliyle kuracağız, çünkü zayıf hâliyle kurmak bu tartışmada hiçbir şey öğretmez.
Ardından iki ayrı gelenekten iki ayrım göreceğiz. İkisi de tek bir gerçeklik yerine iki katman öneriyor ve önerileri birbirinden farklı.
En sonda paranın durumuna döneceğiz; anlaşmayla var olan şeylerin nasıl sert olabildiğini açıklayan bir çerçeveyle.
Merkez soru
Sorumuz şu: bir şeyin var olduğunu söylerken tam olarak ne söylüyoruz?
Soruyu böyle daraltmanın sebebi var. «Gerçeklik nedir» diye sorulunca cevap olarak bir dünya tarifi bekleniyor ve o tarif ancak var olmanın ne demek olduğu belirlendikten sonra yazılabilir.
Sıfır noktası
Aleti çıkaralım ve soruyu ayıralım.
«Var olmak ne demek» kavramsal bir soru. «Şu masa var mı» olgusal bir soru. «Neyin var olduğuna hangi yolla karar veririz» bir yöntem sorusu. Ve «zihinden bağımsız bir dünyanın olduğu gösterilebilir mi» ikinci düzey bir soru.
Dördü bir arada duruyor ve tartışmaların çoğu ikinci ile dördüncüyü karıştırdığı için tıkanıyor.
Şimdi en zorlu görüşü kuralım ve en güçlü hâliyle kuralım.
Bu, tartışmanın neden zor olduğunu gösteriyor. Dışarıda bir dünya olduğunu savunmak sağduyuya uygun ve savunmayı doğrudan bir gözlemle yapmak mümkün değil.
Argümanın yapısı
İddiayı öncüllere ayıralım.
Birinci öncül: bir şeyin var olduğunu söylemek, onun bize göründüğünden fazlasını iddia etmektir.
İkinci öncül: bu fazlalık doğrudan gözlemle gösterilemez, çünkü her gözlem yine bir görünüştür.
Üçüncü öncül: gösterilemeyen her şey reddedilirse, kendi geçmişimiz ve başkalarının zihinleri de reddedilir; hiçbiri şu an gözlenmiyor.
Sonuç: zihinden bağımsız bir dünya bir gözlem sonucu değil, en iyi açıklamadır. Deneyimlerimizin düzenli, ortak ve bizim isteğimize kapalı olmasını açıklayan en sade varsayım budur.
Moore'un hamlesi ilk bakışta kaba görünüyor ve değil. Söylediği şey şu: elimin varlığından duyduğum güven, kuşkucu argümanın öncüllerinden duyduğum güvenden daha yüksek. İki taraf da kanıtlanmamışsa, hangisine daha çok güvendiğim bir tartışma konusudur ve cevabım açıktır.
Görüşler ve pozisyonlar
Bu tabloda üç pozisyon var ve üçü de tek katmanlı bir gerçeklik tarifini bırakıyor.
Birinci görüş görünüş ile arkasındaki şeyi ayırıyor.
İkinci görüş çok daha eski bir gelenekten geliyor ve iki katmanı başka türlü kuruyor.
Üçüncü görüş bu dersin ölçülü iddiasını taşıyor ve açılış sahnesindeki parayı açıklıyor.
En güçlü itiraz
Şimdi en sert itiraz.
İtiraz şu: bu ders katmanları çoğaltarak soruyu cevaplamış gibi yapıyor. Ham olgu, kurumsal olgu, görünüş, kendinde şey, uzlaşımsal hakikat. Beş ad kondu ve asıl soru duruyor: bunların hangisi asıl gerçek? Katman eklemek, seçim yapmaktan kaçınmanın kibar yolu olabilir.
Bu cevap itirazın yarısını karşılıyor ve öteki yarısı ayakta.
Çünkü sıralama sorusu duruyor. Kurumsal olgular ham olgulara dayanıyor; bir kâğıdın para olması için önce bir kâğıdın olması gerekiyor. Ters yönde aynı bağımlılık yok. Yani katmanlar eşit değil ve hangisinin daha temel olduğu sorusu meşru.
Ölçülü iddia şu: «gerçek mi» sorusunun tek bir cevabı yok, çünkü var olmanın en az iki biçimi var ve ikisi de sınanabilir ölçütlerle ayrılıyor. Zihinden bağımsız olan ile ortak kabulle ayakta duran arasındaki fark gerçek bir fark. Ham olguların daha temel olduğu da doğru ve bu, kurumsal olguları daha az bağlayıcı yapmıyor.
Açık kalan sorular
Dört soru açık kalıyor.
Birincisi: kurumsal olgular ham olgulara dayanıyorsa, en alttaki ham olgu katmanı nasıl bilinir? Berkeley'nin itirazı burada hâlâ duruyor.
İkincisi: kaç katman gerekir? Sayı çoğaldıkça ayrım gücü artıyor ve bir yerde kavram şişmesi başlıyor; sınırı belirleyen bir kural yok.
Üçüncüsü: matematiksel nesneler hangi katmanda? Sayılar ham olgu gibi zihinden bağımsız görünüyor ve kurumsal olgular gibi elle tutulmuyor; ikisine de tam oturmuyorlar.
Dördüncüsü: bir bilimsel kuramın varsaydığı, hiç gözlenemeyen nesneler var sayılmalı mı? Kuram işliyorsa bu bir kanıt mı, yoksa yalnız aletin işe yaraması mı?
Yaygın hatalar
Bu konuda beş yaygın yanlış var.
Yaygın yanlışAnlaşmayla var olan şey gerçek değildir.
Para, sınır ve şirket kararı ortak kabulle var oluyor ve tek bir kişinin fikriyle değişmiyor. Varlık biçimi farklı, bağlayıcılığı eksik değil.
Yaygın yanlışDış dünyanın varlığı gözlemle kanıtlanır.
Her gözlem yine bir görünüş. Dış dünya bir gözlem sonucu değil, deneyimlerimizin düzenli ve isteğimize kapalı olmasını açıklayan en sade varsayım.
Yaygın yanlışGörünüşün ardındaki şeyle karşılaştırma yapılabilir.
Karşılaştırma için ikisine de bakabilmek gerekir ve ikinciye bakmanın yolu yine görünüştür. Sınır bir bilgi eksikliği değil, konumun kendisi.
Yaygın yanlışHiçbir şeyin kendi başına özü yoksa hiçbir şey önemli değildir.
Uzlaşımsal düzey iptal edilirse öğretinin kendisi de anlatılamaz. İki düzey ayrı sorulara cevap veriyor ve biri ötekini geçersiz kılmıyor.
Yaygın yanlışBulgusu olmayan şey yoktur.
Ağrının nedeni bulunamadığında bulunamayan şey nedendir. Bir şeyin aranan türden bir dayanağının çıkmaması, onun var olmadığını göstermiyor.
Kendin dene
Birinci adım: üçünü alt alta yaz.
İkinci adım: her biri için şu soruyu cevapla. Yarın sabah herkes bunun hakkındaki inancını bıraksa, bu şey ortadan kalkar mı?
Üçüncü adım: her biri için ikinci soruyu sor. Yalnız ben inancımı bıraksam ne olur?
Dördüncü adım: cevapları karşılaştır. İkisine de hayır çıkan şey ham olguya yakın. Birinciye evet ikinciye hayır çıkan şey kurumsal. İkisine de evet çıkan şey ise yalnız senin deneyimine ait ve bu, gerçek olmadığı anlamına gelmiyor.
Alıştırmanın işi neyin gerçek olduğuna karar vermek değil. İşi, «gerçek» sözcüğünü tek bir ölçüyle kullanmayı bırakmak ve hangi ölçüyü kullandığını söyleyebilir hâle gelmek.
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Para insan zihnine bağlı olarak var ve tek tek kişilerin fikrinden bağımsız biçimde bağlayıcı; bu ikisi çelişmiyor ve tek bir «gerçek olma» biçimi olmadığını gösteriyor.
Dışarıda bir dünya bulunduğu doğrudan gözlemle gösterilemez, çünkü her gözlem yine bir görünüştür ve taşa atılan tekme Berkeley'nin kabul ettiği şeylerden fazlasını üretmez.
Zihinden bağımsız dünya bir gözlem sonucu değil en iyi açıklamadır: deneyimlerin düzenli, ortak ve isteğimize kapalı olmasını açıklayan en sade varsayım budur.
Kant görünüş ile kendinde şeyi, Nagarjuna uzlaşımsal hakikat ile en yüksek hakikati ayırır ve ikisinde de alt katman iptal edilmez, çünkü iptal edilirse öğretinin kendisi anlatılamaz.
Searle'ün ayrımı açılış sahnesini çözüyor: ham olgular insanlar olmasa da geçerlidir, kurumsal olgular ortak kabulle ayakta durur ve ikincisi öznel değildir, çünkü tek bir kişi onu değiştiremez.
Sonraki derse köprü
Bu derste bir şeyi tekrar tekrar yaptık: bir şeyin var olup olmadığını sorduk ve varlık biçimini ayırt ettik. Sorularımızın hepsi «ne var» biçimindeydi.
Kurumsal olgular anlatılırken bir şey sessizce yanımızdan geçti. Para, sınır ve şirket kararı ortak kabulle ayakta duruyordu ve o kabul kendiliğinden oluşmadı. Birileri onu kurdu, birileri sürdürüyor ve sürdürmenin bir bedeli var.
Yani var olan şeylerin bir kısmı, insanların yaptıkları yüzünden var. Ve insanların ne yapacağı «ne var» sorusuyla belirlenmiyor.
Sonraki alt ders o tarafa geçiyor: nasıl yaşamalıyız? Yirmi dördüncü derste normatif soruların yapısını kurmuştuk ve tek bir normatif soru tartışmamıştık. Şimdi soruların en genişini ele alacağız ve iyi bir hayatın ölçüsünün nereden geldiğini, ölçüyü verenin haz mı, karakter mi, yoksa başkalarıyla kurulan ilişki mi olduğunu göreceğiz.