Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
«Ne bilebiliriz» tek bir soru değil; içinde kavramsal, olgusal, yöntemsel, normatif ve ikinci düzey beş ayrı soru var ve tartışmaların çoğu hangisinin sorulduğu belirsiz kaldığı için tıkanıyor.
Bilginin eski çözümlemesi üç şart arıyordu, inanç, doğruluk ve gerekçe; durmuş saat örneğinde üçü de sağlandı ve bilgi oluşmadı.
Eksik olan şey gerekçe ile doğruluk arasındaki bağdır ve bağ, gerekçenin kişiyi doğruya götüren güvenilir bir yol olmasıyla kurulur.
Hume'un tümevarım sorunu bu güvenilirliğin temelini açıkta bırakıyor: geleceğin geçmişe benzeyeceği varsayımı, ancak yine tümevarımla savunulabiliyor.
Kuşkucu senaryolar çürütülemiyor ve bilgi ayrımlarını ortadan kaldırmıyor; durmuş saate bakanla çalışan saate bakan arasındaki fark, rüya sorusu kapanmadan da gösterilebiliyor.
Açılış sahnesi
Bir kişi istasyona giriyor ve duvardaki büyük saate bakıyor. Saat üçü gösteriyor.
Trenin üç buçukta olduğunu biliyor, yarım saati var, gidip bir çay içiyor ve treni rahatça yakalıyor.
Ertesi gün istasyon görevlisi bir şey söylüyor: o saat iki gündür duruyor. On iki saat önce durmuş ve o günden beri hep üçü gösteriyor.
Şimdi geriye dön ve dünkü ana bak.
Kişi saate baktığında gerçekten saat üçtü. İnancı doğruydu. İnanmak için sağlam bir sebebi de vardı; istasyon saatine bakmak makul bir davranış. Ve treni yakaladı.
Buna rağmen bir şey eksik.
Kişi dün saat üç olduğunu biliyor muydu? Çoğu insan bu soruya duraksayarak hayır diyor ve neden hayır dediğini söylemekte zorlanıyor. Doğruydu, gerekçesi vardı, işe de yaradı.
Bu ders o eksik şeyin peşine düşüyor. Geçen modülde bir alet kurduk ve altı soru türünü ayırdık. Şimdi o aleti, felsefenin en eski sorularından birine uyguluyoruz.
Bu derste ne olacak
Önce soruyu parçalarına ayıracağız. «Ne bilebiliriz» tek bir soru gibi duruyor ve içinden en az dört ayrı soru çıkıyor.
Sonra bilginin en eski tanımına ve o tanımın nerede kırıldığına bakacağız. Kırılma yeri, açılış sahnesindeki saatte.
Ardından kuşkucu meydan okumaya geleceğiz ve onu en güçlü hâliyle kuracağız; zayıf hâliyle kurmak bu derste hiçbir işe yaramaz.
En sonda ölçünün kendisini tartışacağız. Sorunun «hiçbir şey bilemez miyiz» hâline gelmesi, bir cevap değil bir ölçü seçimi olabilir.
Merkez soru
Sorumuz şu: bir inancı bilgi yapan şey nedir?
Soruyu böyle kurmanın sebebi var. «Ne bilebiliriz» diye sorarsan bir liste beklersin ve liste yapılamaz. Ölçüt sorulduğunda ise cevap verilebilir ve listeyi zaten ölçüt belirler.
Sıfır noktası
Önce geçen modülün aletini çıkaralım ve soruyu ayıralım.
«Bilgi nedir» kavramsal bir soru; bütün olgular bilinse bile cevabı kendiliğinden gelmiyor. «Şu anda şunu biliyor muyum» olgusal bir soru ve cevabı benim durumumda. «Hangi yollar bilgi verir» bir yöntem sorusu. «Neye inanmalıyım» normatif bir soru. Ve «bilgi diye bir şey mümkün mü» ikinci düzey bir soru.
Beş soru bir arada duruyor ve tartışmaların çoğu, hangisinin sorulduğu belirsiz olduğu için tıkanıyor.
Şimdi kavramsal soruya girelim, çünkü ötekiler ona bağlı.
Bu çözümleme uzun süre yeterli sayıldı. Yirminci derste üç sayfalık bir makaleden söz etmiştik ve o makale üç şartın birlikte sağlandığı hâlde bilgi olmayan durumlar kurmuştu.
Argümanın yapısı
İddiayı öncüllere ayıralım.
Birinci öncül: bir inancı bilgi yapan şey, inanan kişinin durumunda aranmalı; dışarıdan bakan biri için değil, o kişi için işe yaramalı.
İkinci öncül: doğruluk ile gerekçe arasında bir bağ yoksa, inancın doğru çıkması kişinin marifeti değildir.
Üçüncü öncül: bu bağ, gerekçenin kişiyi doğruya götüren güvenilir bir yol olmasıyla kurulur. Durmuş saat o gün güvenilir bir yol değildi ve kişi bunu bilmiyordu.
Sonuç: bilgi, doğruya güvenilir bir yolla varılmasıdır ve güvenilirlik kişinin kendi içinden her zaman görülemez.
Bu sonuç bir sorun getiriyor ve sorunu kurmadan devam edemeyiz.
Görüşler ve pozisyonlar
Bu tabloya üç ayrı cevap veriliyor.
Birinci görüş kesinlik arıyor ve bulunmadıkça bilgi adını vermiyor. En keskin hâli, sınamayı sonuna kadar götürmekle kurulur.
Bu görüşün gücü sınamanın dürüstlüğünde. Kişi kendi inançlarına en sert soruyu soruyor ve ayakta kalanı arıyor.
Zayıflığı ise ölçüsünde. Ölçü kesinlikse, kesin olmayan her şey bilgi olmaktan çıkıyor ve geriye kalan liste gündelik hayatın hiçbir işine yaramıyor.
İkinci görüş ölçüyü kesinlikten güvenilirliğe kaydırıyor ve bunu Batı dışında da kuran bir gelenek var.
Bu görüş durmuş saati temiz biçimde açıklıyor. Çalışan bir saate bakmak güvenilir bir süreç, durmuş bir saate bakmak değil ve kişi farkı bilmiyor olsa da fark var.
Üçüncü görüş bu dersin ölçülü iddiası ve tartışmanın ölçüsünü değiştiriyor.
En güçlü itiraz
Şimdi en sert itiraz ve üçüncü görüşü vuruyor.
İtiraz şu: ölçüyü kesinlikten güvenilirliğe indirmek bir çözüm değil bir vazgeçiş. Kuşkucunun sorusu duruyor. Rüya görmediğini gösteremiyorsan, hangi süreçlerin güvenilir olduğunu da gösteremezsin, çünkü güvenilirliği belirleyen bütün geçmiş deneyimin aynı kuşkunun altında. Ölçüyü alçaltmak soruyu cevaplamıyor, sormayı bırakmak oluyor.
Bu cevabın itirazı bütünüyle karşılamadığını kabul ediyorum. Rüya sorusu kapanmıyor ve kapanacak gibi de değil.
Yine de itiraz iki şeyi tek torbaya koyuyor.
Birincisi: kuşkucu senaryo çürütülemiyor. Doğru. Rüya görmediğini kanıtlayan bir sınama yok ve olsaydı o sınama da rüyada görülebilirdi.
İkincisi: öyleyse bilgi ayrımları da yapılamaz. Bu çıkmıyor ve gündelik hayatın tamamı bunun aksini gösteriyor. Durmuş saate bakan kişi ile çalışan saate bakan kişi arasında gerçek bir fark var ve bu fark rüya sorusu kapanmadan da gösterilebiliyor.
Ölçülü iddia şu: bilgi, doğruya güvenilir bir yolla varmaktır ve güvenilirlik kesinlik değildir. Kuşkucu senaryolar çürütülemiyor ve bilgi ayrımlarını da ortadan kaldırmıyor; kaldırdıklarını sanmak, bir alana yanlış ölçüyü uygulamaktan geliyor.
Açık kalan sorular
Dört soru açık kalıyor.
Birincisi: bir sürecin güvenilir olduğu, o sürece başvurmadan nasıl gösterilir? Ölçüt sorunu bu alanda da açık duruyor.
İkincisi: tümevarım sorununun pratikte hiçbir zararı görülmüyorsa, bu onun çözüldüğünü mü yoksa yanlış yerde arandığını mı gösteriyor?
Üçüncüsü: epistemik şansı tümüyle eleyen bir tanım yapılabilir mi? Elli yılı aşkın denemeye rağmen üzerinde uzlaşılmış bir tanım yok.
Dördüncüsü: bilginin ölçüsü alandan alana değişebilir mi? Bir mahkemedeki, bir laboratuvardaki ve gündelik hayattaki eşikler farklı ve farklılığın gerekçesi tartışmalı.
Yaygın hatalar
Bu konuda beş yaygın yanlış var.
Yaygın yanlışBilgi, kesin olarak doğru bildiğimiz şeydir.
Bu ölçü uygulandığında geriye neredeyse hiçbir şey kalmıyor ve kuşkucunun kendi iddiası da kalmıyor. Kesinlik bilginin şartı değil, özel bir durumu.
Yaygın yanlışEmin olmak bilmektir.
Eminlik bir duygudur ve isabetle aynı yönde gitmiyor; kesin konuşan tanık yanılıyordu, duraksayan tanık tutturdu.
Yaygın yanlışGerekçesi olan doğru inanç bilgidir.
Durmuş saat örneğinde üç şart da sağlandı ve bilgi oluşmadı. Eksik olan, gerekçe ile doğruluk arasındaki bağ.
Yaygın yanlışBir şey sonradan yanlış çıkarsa hiç bilinmemiştir.
Bu doğru olabilir ve yanlış çıkanın yöntemi çöpe atılmaz. Otuz yıl kullanılan tedavide düzeltilen şey bir kör noktaydı, yöntemin tamamı değil.
Yaygın yanlışTümevarım sorunu çözülmediği için bilim temelsizdir.
Sorun açık ve bilimin yaptığı işi ortadan kaldırmıyor. Temelin gösterilememesi ile yapının çalışmaması ayrı şeyler.
Kendin dene
Birinci adım: cümleyi yaz ve altına şunu yaz. Buna neden inanıyorum? Kaynağı tek cümleyle söyle.
İkinci adım: kaynağın nasıl çalıştığını yaz. Kim söyledi, ne zaman söyledi, o kaynak bu konuda kaç kez yanıldı?
Üçüncü adım: şu soruyu sor. Bu inanç doğru çıkarsa, doğru çıkması kaynağım sayesinde mi olur, yoksa kaynağım yanlış olsa bile tesadüfen doğru çıkabilir miydi? İkinci ihtimal varsa elinde durmuş saat vakası var.
Dördüncü adım: kaynağını güvenilir kılan ya da kılmayan tek bir şey yaz. Çoğu zaman bu, kaynağın ne zaman güncellendiğidir.
Alıştırmanın işi inancını bırakmak değil. İşi, doğru olmakla bilinmek arasındaki farkı kendi gündelik cümlenle görmek.
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
«Ne bilebiliriz» tek bir soru değil; içinde kavramsal, olgusal, yöntemsel, normatif ve ikinci düzey beş ayrı soru var ve tartışmaların çoğu hangisinin sorulduğu belirsiz kaldığı için tıkanıyor.
Bilginin eski çözümlemesi üç şart arıyordu, inanç, doğruluk ve gerekçe; durmuş saat örneğinde üçü de sağlandı ve bilgi oluşmadı.
Eksik olan şey gerekçe ile doğruluk arasındaki bağdır ve bağ, gerekçenin kişiyi doğruya götüren güvenilir bir yol olmasıyla kurulur.
Hume'un tümevarım sorunu bu güvenilirliğin temelini açıkta bırakıyor: geleceğin geçmişe benzeyeceği varsayımı, ancak yine tümevarımla savunulabiliyor.
Kuşkucu senaryolar çürütülemiyor ve bilgi ayrımlarını ortadan kaldırmıyor; durmuş saate bakanla çalışan saate bakan arasındaki fark, rüya sorusu kapanmadan da gösterilebiliyor.
Sonraki derse köprü
Bu derste bir şeyi hep varsaydık ve hiç sormadık.
Bilginin doğru olması gerektiğini söyledik. Doğru olmak, bir inancın dünyayla uyuşması demekti. Durmuş saat örneğinde «gerçekten saat üçtü» dedik ve o cümleyi kimse tartışmadı.
Ama o cümle bir şey varsayıyor: saatin kaç olduğunu belirleyen, benim inancımdan bağımsız bir dünya var.
Bu varsayım masum görünüyor ve masum değil. Bilgi tartışmasının tamamı, bilinecek bir şeyin orada durduğu kabulüne yaslanıyor ve o kabul kendi başına bir soru.
Sonraki alt ders onu ele alıyor: gerçeklik nedir? Bir şeyin var olmasının ne demek olduğunu, düşüncemizden bağımsız bir dünyanın nasıl savunulduğunu ve bu savunmanın hangi noktada zorlandığını göreceğiz.