İçeriğe geç

P00-D02-M01-03·Soru türleri

Normatif soru

sıfırdan ileri2.347 kelime≈ 16 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Beş cümlede dersin iskeleti.

Normatif soru, bir şeyin nasıl olduğunu değil nasıl olması gerektiğini sorar ve hastanedeki iki cümle arasında hiçbir yeni olgu eklenmeden yeni bir şey söylenmişti.

Hume'un koyduğu şey bir yasak değil bir açıklama borcu: olan üzerine önermelerden gerekene geçen kişi, geçişi nasıl yaptığını göstermek zorunda.

Bir «gerekir» sonucu veren her sağlam çıkarımda en az bir değer öncülü vardır ve öncül genellikle söylenmez, çünkü taraflar üzerinde zaten anlaşmıştır.

Mill arzulananın arzu edilmeye değer olduğunu çıkarmayı denedi ve Moore'un açık soru sınaması bunu düşürdü: «çoğunluk istiyor, ama iyi mi?» sorusu anlamlı kalıyor.

Uçurum tartışmayı bitirmiyor; normatif tartışmaların çoğu değer öncülünde değil olguda ayrılıyor ve ilerlemenin yolu, iki taraftan hangisinde ayrıldığını sormaktan geçiyor.

Açılış sahnesi

Bir hastanede iki cümle söyleniyor ve arasında yarım saniye var.

Hekim şunu söylüyor: bu tedavi, sizin durumunuzdaki hastalarda ömrü ortalama üç ay uzatıyor ve son haftaları ağır geçiriyor.

Sonra şunu söylüyor: bence bu tedaviyi almalısınız.

Birinci cümle bir ölçümün sonucu. Geçen derslerin diliyle konuşursak olgusal ve hangi gözlemin onu yanlışlayacağını hekim sana söyleyebilir.

İkinci cümle bir tavsiye. Hasta ona itiraz etse, hekim aynı ölçümü daha yüksek sesle tekrarlayarak cevap veremez.

Şimdi asıl mesele. İki cümle arasında ne oldu?

Hiçbir yeni olgu eklenmedi. Hekim ikinci cümleyi söylerken elinde birinci cümlenin taşıdığından fazla bilgi yoktu. Yine de yeni bir şey söyledi ve söylediği şey, yalnız o üç ayı bilmekten çıkmıyor.

Bu ders, o yarım saniyede olan biteni inceliyor.

Bu derste ne olacak

Önce normatif sorunun ne olduğunu ve olgusal sorudan nasıl ayrıldığını kuracağız.

Sonra bu ayrımı üç yüzyıl önce iki cümleyle koyan pasajı okuyacağız. Pasajın söylediği şey sanıldığından dar ve dar olduğu için de güçlü.

Ardından uçurumu kapatma denemelerine bakacağız. En ünlü deneme bir düşünürden gelir ve onu bir başkası çürütür; ikisini yan yana okuyacağız.

En sonda en sert itirazı alacağız: uçurum gerçekse normatif sorularda hiçbir şey gösterilemez ve tartışmak boşuna. Bu itirazın cevabı var ve cevabı bu dersin en işe yarar parçası.

Merkez soru

Sorumuz şu: bir «gerekir» cümlesi neye dayanarak savunulur?

Sorunun içinde bir şey var ve baştan söyleyelim. «Savunulur» diyoruz, «kanıtlanır» demiyoruz. Aradaki farkın ne olduğu dersin sonunda ortaya çıkacak.

Sıfır noktası

Bir soru olgusal ya da kavramsal olmadığında elimizde ne kaldığını görelim.

Ayrımı görmek için hastanedeki iki cümleye dön ve şu sınamayı uygula. Birinci cümleye katılmayan biri bir ölçüm gösterebilir. İkinci cümleye katılmayan biri ne gösterir?

Hume'un istediği şeye dikkat et, çünkü çoğu zaman abartılıyor. «Bu geçiş yasaktır» demiyor. «Bu geçişin nasıl yapıldığı gösterilmelidir» diyor. Yani bir açıklama borcu koyuyor.

Argümanın yapısı

İddiayı öncüllere ayıralım.

Birinci öncül: bir çıkarımın sonucunda bulunan şey, öncüllerinde bir biçimde bulunmak zorundadır.

İkinci öncül: yalnız olgu bildiren öncüllerde «gerekir» yoktur.

Üçüncü öncül: öyleyse bir «gerekir» sonucu veren her sağlam çıkarımda, en az bir öncül «gerekir» taşımaktadır.

Sonuç: normatif tartışmalarda taraflar ya bir olguda ya da bu taşıyıcı öncülde ayrılır ve tartışmanın hangi yerde geçtiğini bilmek onu yürütmenin ilk şartıdır.

Bu yapı görüldüğünde normatif tartışmanın nasıl yürütüleceği de görünüyor. İki yol var. Ya olgulara itiraz edilir ya da değer öncülüne. Üçüncü bir yol yok ve tartışmaların çoğu, hangi yolda olduğunu bilmediği için ilerlemiyor.

Görüşler ve pozisyonlar

Uçurumun ne anlama geldiği üzerine üç pozisyon var.

Birinci görüş uçurumu kapatmayı deniyor ve en ünlü denemesi şu.

Bu, uçurumun üstünden atlama girişiminin en açık örneği: insanların ne istediği bir olgu ve Mill oradan neyin değerli olduğunu çıkarıyor.

İkinci görüş uçurumu kabul ediyor ve normatif soruların kendi sınama yöntemi olduğunu söylüyor. Sınama olguya değil tutarlılığa bakıyor.

Üçüncü görüş bu dersin ölçülü iddiası. Uçurum gerçek ve normatif soruların kendi kanıt düzeni var; düzen olguları dışarıda bırakmıyor, onlara ikinci bir malzeme ekliyor.

Bu düzenin en açık kurulduğu yerlerden biri Batı dışında.

Mozi'nin listesinde ne olduğuna dikkat et. Üç ölçütün ikisi olgusal; geçmişte ne yapıldığı ve insanların ne gördüğü ölçülebilir şeyler. Üçüncüsü bir değer öncülü taşıyor, çünkü «yarar» ile neyin kastedildiğine önceden karar verilmiş. Yani sistem olguyla değeri birlikte kullanıyor ve hangisinin hangi işi gördüğünü gizlemiyor.

En güçlü itiraz

Şimdi en sert itiraz.

İtiraz şu: uçurum gerçekse normatif tartışmada hiçbir şey gösterilemez. Değer öncülü olgudan çıkmıyorsa nereden çıkıyor? Onu savunmak için başka bir değer öncülü gerekir ve o da başka birini; üçüncü derste sonsuz gerileme dediğimiz şey burada karşımıza çıkıyor. Sonunda herkes kendi tercihine varır ve tercihler tartışılmaz.

Bu cevabın yeterli olmadığını kabul ediyorum. Ortak zeminin bulunmadığı gerçek durumlar var ve orada tartışma gerçekten kilitleniyor.

Yine de itirazın çıkardığı sonuç fazla geniş ve iki şeyi karıştırıyor.

Birincisi: bir alanda son temel gösterilemiyorsa o alanda hiçbir şey gösterilemez. Bu çıkmıyor. Bir değer öncülü verildikten sonra ondan çıkanlar sıkı biçimde denetlenebilir; kişi kendi öncülüyle çelişiyorsa bu gösterilebilir ve gösterildiğinde bir şey olur.

İkincisi: olgular normatif tartışmada işe yaramıyor. Bu da çıkmıyor ve tersi doğru. Normatif tartışmaların büyük kısmı değer öncülünde değil, olgularda ayrılıyor.

Ölçülü iddia şu: normatif soru olgularla kapanmaz ve olgusuz da yürümez. Bir normatif tartışmayı ilerletmenin yolu, değer öncülünü açığa çıkarmak ve sonra tarafların olguda mı öncülde mi ayrıldığını sormaktır. Bu, cevabı garanti etmiyor; tartışmanın nerede geçtiğini gösteriyor ve çoğu tartışmanın eksiği bu.

Açık kalan sorular

Dört soru açık kalıyor.

Birincisi: ortak zemin bulunamadığında ne yapılır? Değer öncüllerinde hiç kesişmeyen iki taraf arasında tartışmanın nasıl süreceği bu derste cevaplanmadı.

İkincisi: değer öncülleri hiç mi sınanamaz? Evrenselleştirme bir sınama sunuyor ve tek başına yetmiyor; başka sınamaların olup olmadığı etik programının konusu.

Üçüncüsü: açık soru sınaması fazla mı güçlü? Aynı sınama, iyinin herhangi bir şeyle özdeşleştirilmesini engelliyor ve iyinin ne olduğunu söyleyen her önerinin önünü kesiyor olabilir.

Dördüncüsü: bir toplumun uzun süredir sürdürdüğü uygulama, kendi lehine bir kanıt sayılır mı? Mozi'nin birinci ölçütü bunu sayıyor ve neden sayılabileceği tartışmalı.

Yaygın hatalar

Bu konuda beş yaygın yanlış var.

Yaygın yanlışNormatif soruların cevabı yoktur, herkes görüşünü söyler.
Doğrusu

Bir değer öncülü kabul edildikten sonra ondan ne çıktığı sıkı biçimde denetlenir. Tutarsızlık gösterilebilir ve gösterildiğinde tartışma ilerler.

Yaygın yanlışOlgular yeterince bilinirse gerekeni söyler.
Doğrusu

Hastanedeki üç ay ne kadar iyi ölçülürse ölçülsün tedaviyi almayı gerektirmiyor. Aradaki öncül söylenmediğinde görünmüyor ve yok olmuyor.

Yaygın yanlışÇoğunluk ne diyorsa doğrudur.
Doğrusu

Çoğunluğun görüşü bir olgudur ve normatif sonucu vermez. Bir uygulamanın yaygınlığı, onun lehine bir gerekçe değil, açıklanması gereken bir durumdur.

Yaygın yanlışOlan-gereken uçurumu, ahlakın olgularla ilgisi olmadığını gösterir.
Doğrusu

Tam tersini gösteriyor: olgular gerekli ve yetersiz. Ceza tartışmasındaki iki kişi, caydırma olgusunda anlaştıklarında karara varacaktı.

Yaygın yanlışDeğer öncülü demek, kişisel tercih demektir.
Doğrusu

Bir tercih tartışmaya kapalıdır, bir öncül değildir. Öncül açıkça yazıldığında evrenselleştirme sınamasına, tutarlılık denetimine ve karşı örneğe açık hâle gelir.

Kendin dene

Birinci adım: kâğıdı ikiye böl. Sol tarafa yalnız olgu cümlelerini yaz; ölçülebilen, kaydedilebilen şeyler. Sağ tarafa bir tek cümle yaz ve bu cümlede «gerekir», «olmalı» ya da «değerli» geçsin.

İkinci adım: sağdaki cümleyi sesli oku ve şunu sor. Bu cümle olmasaydı, soldakilerden kararım çıkar mıydı? Çıkmıyorsa değer öncülünü bulmuşsun.

Üçüncü adım: bu kararı sevmeyen birini düşün. Sence soldakilere mi itiraz eder, sağdakine mi? Tahminini yaz.

Dördüncü adım: mümkünse o kişiye sor ve tahminini karşılaştır. İnsanlar çoğu zaman değer öncülünde anlaşıp olguda ayrılıyor ve tartışırken tersini sanıyor.

Alıştırmanın işi kararını değiştirmek değil. İşi, kararının hangi ayağının olgu hangi ayağının değer olduğunu kendi elinle ayırmak.

Aklında kalsın

Beş cümlede dersin iskeleti.

Normatif soru, bir şeyin nasıl olduğunu değil nasıl olması gerektiğini sorar ve hastanedeki iki cümle arasında hiçbir yeni olgu eklenmeden yeni bir şey söylenmişti.

Hume'un koyduğu şey bir yasak değil bir açıklama borcu: olan üzerine önermelerden gerekene geçen kişi, geçişi nasıl yaptığını göstermek zorunda.

Bir «gerekir» sonucu veren her sağlam çıkarımda en az bir değer öncülü vardır ve öncül genellikle söylenmez, çünkü taraflar üzerinde zaten anlaşmıştır.

Mill arzulananın arzu edilmeye değer olduğunu çıkarmayı denedi ve Moore'un açık soru sınaması bunu düşürdü: «çoğunluk istiyor, ama iyi mi?» sorusu anlamlı kalıyor.

Uçurum tartışmayı bitirmiyor; normatif tartışmaların çoğu değer öncülünde değil olguda ayrılıyor ve ilerlemenin yolu, iki taraftan hangisinde ayrıldığını sormaktan geçiyor.

Sonraki derse köprü

Bu derste sorduğumuz soru hep aynı biçimdeydi: ne yapılmalı? Ve dikkat edilirse, sorunun cevabı kime sorulduğuna bağlı değildi.

Köprü çökecekse geçmemek gerekir ve bu, senin için de benim için de aynı. Hekimin tavsiyesi, o durumdaki herhangi bir hasta için tartışılabilir. Normatif soru bu anlamda kişisiz çalışıyor; bir başkasına devredilebiliyor, bir kurula havale edilebiliyor, bir kurala yazılabiliyor.

Ancak bazı sorular devredilmiyor. «Bu meslekte kalmalı mıyım», «bu ilişkiyi sürdürecek miyim», «bunca yıldan sonra baştan başlar mıyım» sorularını bir kurula havale edemezsin. Havale etsen ve kurul bir cevap verse bile, cevabı uygulayacak kişi hâlâ sensin ve cevabın seni ilgilendiren kısmı orada başlıyor.

Sonraki alt ders bu türü ele alıyor: varoluşsal soru. Devredilemeyen soruların neden devredilemediğini, cevaplarının neden bir kanıtla değil bir bağlanmayla verildiğini ve bunun keyfîlik anlamına gelip gelmediğini göreceğiz.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.