Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Kavramsal soruyu tanıma işareti şu: taraflar bütün olgularda anlaştığı hâlde anlaşmazlık ayakta kalıyorsa soru kavramsaldır ve jürinin masasında bilinmeyen hiçbir olgu yoktu.
Karşı örnek yöntemi tek yönlü çalışıyor; Sokrates'in İskitleri Lakhes'in tanımını düşürüyor ve yerine bir tanım kurmuyor.
Kavramın çekirdeği kullanımla verilir ve tartışmaya kapalıdır, kenarı ise verilmemiştir; sınır vakasında bulunacak bir şey olmadığı için karar gerekir.
Kararı veren şey kavramın gördüğü iştir ve Hart'ın gölge alanında olan tam budur: parka bebek arabasının girip giremeyeceği sözlükten değil, tabelanın niye asıldığından çıkar.
Karar keyfî değildir çünkü iki bağla bağlıdır, çekirdek vakalar dışarıda bırakılamaz ve kavramın işi bozulamaz; bu ikisini çiğneyen bir karar, karar verilen bir yerde bile yanlıştır.
Açılış sahnesi
Bir fotoğraf yarışmasının jürisi toplanmış ve önlerinde bir sorun var.
Yarışmaya gönderilen işlerden biri çok güçlü ve jürinin üç üyesi onu ilk üçe koymak istiyor. Dördüncü üye itiraz ediyor, çünkü iş bir üretici modelle yapılmış; kimse bir makineyle bir şey çekmemiş, bir metin yazılmış ve görüntü ondan üretilmiş.
Şimdi dikkat et, çünkü burada bilinmeyen hiçbir olgu yok.
Jürinin dördü de görüntünün nasıl yapıldığını tam olarak biliyor. Hangi araç kullanıldı, hangi adımlar izlendi, ne kadar sürdü; hepsi masada. Kimse kimseye yeni bir bilgi veremez.
Ve anlaşmazlık olduğu yerde duruyor.
Geçen derste bir ölçüt kurmuştuk: bir soru olgusalsa, hangi gözlemin onu kapatacağını önceden söyleyebilirsin. Bu masada o gözlem çoktan yapıldı ve tartışma kapanmadı. Demek ki soru olgusal değil.
Soru şu: bu bir fotoğraf mı? Ve cevabı bu jürinin vermesi gerekiyor, çünkü ödül bugün dağıtılacak.
Bu derste ne olacak
Önce kavramsal sorunun tanıma işaretini kuracağız. İşaret tek cümlelik ve geçen dersin ölçütünün doğrudan devamı.
Sonra dördüncü derste bıraktığımız yerden devam edeceğiz. O ders kavram açıklamanın tarafların nerede ayrıldığını görünür kıldığını söylemiş ve orada durmuştu. Bu ders şunu soruyor: ayrım görünür olduktan sonra karar nasıl veriliyor?
Ardından hukuktan gelen bir kavram çiftine bakacağız. Bir kuralın hangi durumları kapsadığına karar verilirken ne olup bittiğini en açık anlatan yer orası.
En sonda en sert itirazı alacağız: karar demek keyfî demekse, kavramsal sorularda kimse yanılmıyor demektir. Bu itirazın cevabı var ve cevap bir sınır getiriyor.
Merkez soru
Sorumuz şu: bir kavramın sınırına neye dayanarak karar verilir?
Sorunun içindeki «karar verilir» ifadesi baştan bir şey kabul ediyor gibi duruyor ve bu kabul dersin tartışma konusu. Sınır bulunuyor mu, yoksa çiziliyor mu? İki cevap da savunuluyor ve ikisi de bu derste en güçlü hâliyle kurulacak.
Sıfır noktası
Kavramsal soruyu tanımanın işareti şu: taraflar bütün olgularda anlaşsa bile anlaşmazlık ayakta kalıyorsa, soru kavramsaldır.
Bu ikili, dördüncü derste yaptığımız işin üstüne biniyor. O ders kavram açıklamanın tartışmayı tarafsızlaştırmadığını, yalnız tarafların nerede ayrıldığını görünür kıldığını söylemişti. Doğruydu ve yetersizdi, çünkü jüri bugün karar vermek zorunda.
Şimdi en eski yöntemi görelim ve yöntemin ne yapıp ne yapamadığını ayıralım.
Aristoteles'in listesi Sokrates'in tek hamlesinden zengin ve aynı sınırı paylaşıyor. Bir tanımı sınamayı öğretiyor, sınamayı geçen bir tanımı nereden bulacağını değil.
Argümanın yapısı
İddiayı öncüllere ayıralım.
Birinci öncül: bir kavramın çekirdek vakaları kullanımla verilmiştir ve tartışmaya kapalıdır. Kimse bir manzara çekimine fotoğraf demeyi tartışmıyor.
İkinci öncül: sınır vakaları kullanımla verilmemiştir, çünkü kullanım o vakayla henüz karşılaşmamıştır ya da karşılaştığında ikiye bölünmüştür.
Üçüncü öncül: öyleyse sınır vakasında sorulan soruya bir keşifle cevap verilemez; bulunacak bir şey orada yok.
Dördüncü öncül: cevabı veren şey, kavramın hangi işi görmek üzere kullanıldığıdır. Bir kavramın bir işi vardır ve o iş, sınırın nereye çizileceğini kısıtlar.
Sonuç: kavramsal soru bir kararla cevaplanır ve karar keyfî değildir, çünkü iki şey onu bağlar. Çekirdek vakalar dışarıda bırakılamaz ve kavramın gördüğü iş bozulamaz.
Dördüncü öncül taşıyıcı öncül ve onu en iyi anlatan yer hukuk, çünkü orada kararın kaçarı yok.
Görüşler ve pozisyonlar
Kavramın sınırının bulunduğu mu yoksa çizildiği mi konusunda üç pozisyon var.
Birinci görüş sınırın bulunduğunu söylüyor. Kavramlar keyfimize göre değişmez; bir şeyin gerçekten ne olduğu, onu nasıl adlandırdığımızdan bağımsızdır. Su neyse odur ve biz ona ne dersek diyelim yapısı değişmez.
Savunucuları güçlü bir örnek gösteriyor: balina uzun süre balık sayıldı ve sonra sayılmaz oldu. Bu bir moda değişikliği değildi; canlının nasıl ürediği ve nasıl solunum yaptığı anlaşıldı ve sınıflandırma düzeltildi. Yani sınır çizilmedi, yanlış çizilmiş olduğu görüldü.
İkinci görüş sınırın çizildiğini ve çizerken ne istediğimizi sormamız gerektiğini söylüyor.
Üçüncü görüş bu dersin ölçülü iddiası ve ikisini birleştiriyor.
Kavramın çekirdeği bulunur, kenarı çizilir. Çekirdekte keyfilik yok; bir manzara çekimine fotoğraf demek bir tercih değil, dilin bize verdiği şey. Kenarda ise bulunacak bir şey yok ve karar gerekiyor; ancak karar boşlukta verilmiyor, çünkü çekirdeği korumak ve kavramın işini sürdürmek zorunda.
Bu görüş, birinci görüşün haklı olduğu yeri de teslim ediyor. Bazı kavramlarda kenar çok dardır ve neredeyse her şey çekirdektedir; orada tartışma da azdır. Bazılarında kenar çok geniştir ve tartışma orada yoğunlaşır.
En güçlü itiraz
Şimdi en sert itiraz.
İtiraz şu: kavramın kenarı çiziliyorsa, orada kimse yanılmıyor demektir. Yanılmak için bir doğrunun olması gerekir ve karar verilen yerde önceden duran bir doğru yok. O hâlde bütün kavram tartışmaları, dördüncü derste sözcük tartışması dediğimiz şeye indirgenir ve ciddiye alınmayı hak etmez.
Bu, itirazın bir yarısını daha alıyor. İtiraz, kenar bulanıksa kavramın kusurlu olduğunu varsayıyordu; oysa bulanıklık çoğu kavramın çalışma biçimi ve gündelik kullanımda hiçbir sorun çıkarmıyor. Sorun yalnız bir karar gerektiğinde çıkıyor ve o zaman da kenar, o karar için o kadarcık keskinleştiriliyor.
Ölçülü iddia şu: kavramsal soru bir kararla kapanır ve karar iki şeyle bağlıdır. Çekirdek vakalar dışarıda kalamaz ve kavramın gördüğü iş bozulamaz. Bu ikisi bir sözlük maddesi kadar kesin değil ve bir keyfi tercihten çok daha fazlası.
Açık kalan sorular
Dört soru açık kalıyor.
Birincisi: bir kavramın «işi» kim tarafından belirlenir? Yarışmanın şartnamesi vardı ve gündelik kavramların şartnamesi yok; işi kimin söyleyeceği tartışmalı.
İkincisi: çekirdek vakalar gerçekten tartışma dışı mı? Bir dönemin çekirdeği başka bir dönemde tartışmaya açılabiliyor ve açıldığında kavram mı değişmiş olur, yoksa aynı kavramda mı yanılmışızdır?
Üçüncüsü: iki iş çatışırsa ne olur? Bir kavram aynı anda iki farklı işi görüyorsa ve işler zıt sınırlar istiyorsa, kavramı bölmek mi gerekir yoksa birini seçmek mi?
Dördüncüsü: onarıcı çözümleme ne zaman meşru, ne zaman dayatma? Haslanger işi göstermeyi şart koşuyor ve işin kendisinin tartışmalı olduğu durumlar için bir ölçüt vermiyor.
Yaygın hatalar
Bu konuda beş yaygın yanlış var.
Yaygın yanlışKavram tartışması sözcük tartışmasıdır ve önemsizdir.
Gişedeki indirim, parktaki tabela ve yarışmadaki ödül birer sonuç doğuruyor. Kavramın sınırı kimin ne alacağını belirlediğinde tartışma sözcük üzerine değil, sonuç üzerinedir.
Yaygın yanlışKavramsal sorunun cevabı sözlükte durur.
Sözlük yerleşmiş kullanımı kaydeder ve sınır vakası tam da kullanımın yerleşmediği yerdir. Sözlük çekirdeği verir, kenarda susar.
Yaygın yanlışİyi tanım, gerek ve yeter koşulları verendir.
Dördüncü derste görüldüğü gibi ilginç kavramların çoğunda böyle bir tanım üretilemedi. Bu bir emek eksikliği değil; kavramların bir kısmı örtüşen benzerliklerle tutuluyor.
Yaygın yanlışSınır vakası olan kavram kusurludur.
Kenarı bulanık olmayan kavram neredeyse yok ve gündelik kullanımın tamamı bu bulanıklıkla sorunsuz yürüyor. Kusur, bir karar gerektiğinde kenarı keskinleştirememektir.
Yaygın yanlışSınır çiziliyorsa istediğin gibi çizersin.
İki bağ var. Çekirdek vakalar dışarıda bırakılamaz ve kavramın işi ortadan kaldırılamaz. Bunları çiğneyen bir karar, gerekçesi sorulduğunda savunulamayan bir karardır.
Kendin dene
Birinci adım: kuralı olduğu gibi yaz ve içindeki bulanık sözcüğün altını çiz.
İkinci adım: iki örnek bul. Biri herkesin kural kapsamında saydığı bir çekirdek vaka olsun; öteki, kimsenin emin olamayacağı bir sınır vakası.
Üçüncü adım: sözlüğe bak ve sözlüğün sınır vakasında ne söylediğini gör. Çoğu zaman hiçbir şey söylemiyor ve bu adımın işi zaten bunu görmek.
Dördüncü adım: kuralın hangi işi gördüğünü tek cümlede yaz. Bu adım en zoru ve kuralı yazanlar çoğu zaman işi yazmamıştır; kuralın hangi sorunu çözmek için konduğunu tahmin etmen gerekecek.
Beşinci adım: sınır vakasını içeri almanın o işi koruyup korumadığına bak ve kararını gerekçesiyle yaz. Kararın doğru olup olmadığını bilemezsin; gerekçesinin işe bağlı olup olmadığını bilebilirsin ve bu dersin verdiği tek şey o.
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Kavramsal soruyu tanıma işareti şu: taraflar bütün olgularda anlaştığı hâlde anlaşmazlık ayakta kalıyorsa soru kavramsaldır ve jürinin masasında bilinmeyen hiçbir olgu yoktu.
Karşı örnek yöntemi tek yönlü çalışıyor; Sokrates'in İskitleri Lakhes'in tanımını düşürüyor ve yerine bir tanım kurmuyor.
Kavramın çekirdeği kullanımla verilir ve tartışmaya kapalıdır, kenarı ise verilmemiştir; sınır vakasında bulunacak bir şey olmadığı için karar gerekir.
Kararı veren şey kavramın gördüğü iştir ve Hart'ın gölge alanında olan tam budur: parka bebek arabasının girip giremeyeceği sözlükten değil, tabelanın niye asıldığından çıkar.
Karar keyfî değildir çünkü iki bağla bağlıdır, çekirdek vakalar dışarıda bırakılamaz ve kavramın işi bozulamaz; bu ikisini çiğneyen bir karar, karar verilen bir yerde bile yanlıştır.
Sonraki derse köprü
Bu ders bir şeyi tekrar tekrar aynı yere getirdi. Kavramın kenarını çizen şey onun gördüğü işti ve her seferinde şu soruyu sormak zorunda kaldık: bu kural, bu indirim, bu yarışma ne için var?
Şimdi o soruya dikkatle bak. «Ne için var» sorusu bir olgu sorusu değil; parkın tabelasını asanların aklından geçenleri sormuyoruz. Bir kavram sorusu da değil; bir sözcüğün sınırını değil, neyin korunmaya değer olduğunu soruyor.
Yani kavramsal sorunun cevabını verirken, cevaplanmamış üçüncü bir türe yaslandık. Parkın gürültüden korunması iyi bir şey miydi, müzenin geliri düşük olanı içeri alması gerekli miydi; bunların hiçbirini tartışmadık, hepsini kullandık.
Sonraki alt ders o üçüncü türü ele alıyor: normatif soru. Ne olduğunu değil ne olması gerektiğini soran soruların nasıl çalıştığını, bir «gerekir» cümlesinin olgulardan çıkarılıp çıkarılamayacağını ve bu tür soruların cevapsız mı yoksa başka bir yolla mı cevaplı olduğunu göreceğiz.