Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Olgusal soru, cevabı dünyanın nasıl olduğuna bakılarak verilen sorudur ve ayırt edici işareti, karşıtının da düşünülebilir olmasıdır.
«Bakmak» hiçbir zaman çıplak değildir; termometreye bakan kişi bir kuramın içinden bakar ve İbnü'l-Heysem'in tartışmayı bitiren düzeneği, iki görüşün farklı sonuç verdiği bir yer kurmaktı.
Pratik ölçüt tek bir soruya iniyor: hangi gözlem bu soruyu benim için kapatırdı? Gözlemin bugün elde edilebilir olması gerekmiyor, önceden tarif edilebilmesi gerekiyor.
İki taraf hangi gözlemin hangi cevabı vereceğinde anlaşamıyorsa anlaşmazlık olgu üzerinde değildir; mahalle tartışmasında iki komşu da kendi sorusunda haklıydı ve kilit «güvenlik» sözcüğündeydi.
Çizginin yeri zamanla kayar ve kayması onu işe yaramaz kılmaz; ölçüt zamansız bir sınıflandırma değil, bir tartışma anına uygulanan bir teşhis aracıdır.
Açılış sahnesi
İki komşu, bir apartman girişinde tartışıyor.
Birincisi diyor ki: bu mahalle eskisinden daha güvenli. Elinde bir belediye raporu var; kayıtlara geçen hırsızlık sayısı beş yılda düşmüş.
İkincisi diyor ki: hayır, daha güvensiz. Elinde bir anket var; aynı beş yılda «akşam sokağa çıkarken tedirgin oluyorum» diyenlerin oranı yükselmiş.
İkisinin de sayısı gerçek ve ikisi de sayısını doğru okuyor. Ve tartışma bitmiyor.
Şimdi dikkatle bak, çünkü burada üç ayrı soru birbirine geçmiş.
Birincisi: kayıtlara geçen hırsızlık sayısı düştü mü? Bunun tek bir cevabı var ve cevabı kayıtta.
İkincisi: insanların tedirginliği arttı mı? Bunun da tek bir cevabı var ve cevabı ankette.
Üçüncüsü: güvenlik hangisidir? Bu sorunun cevabı ne kayıtta ne ankette. Ve tartışmayı asıl bu soru kilitliyor.
Önceki kursun son dersinde bir ayrım kullandık: bazı sorular bir yöntemle karara bağlanıyor, bazıları yöntemin dayandığı yerde duruyor. O ayrımı araç olarak kullandık ve kurmadık. Bu kurs onu kurmaya başlıyor ve ilk durak en temel tür: cevabı dünyaya bakılarak bulunan soru.
Bu derste ne olacak
Önce olgusal sorunun en yaygın tanımını kuracağız ve tanımın içindeki «bakmak» sözcüğünü kurcalayacağız. Bakmanın hiçbir zaman çıplak olmadığını göreceğiz.
Sonra bir sorunun olgusal olup olmadığını anlamanın pratik bir ölçütünü kuracağız. Ölçüt tek bir soruya iniyor ve bu dersin en işe yarar parçası o.
Ardından ölçütün iki zorlu vakasını ele alacağız: aynı veriye iki kuramın uyduğu durumlar ve olgusal görünüp içinde bir karar saklayan sorular.
En sonda en sert itirazı alacağız: olgusal ile olgusal olmayan arasındaki çizgi belki de sabit değil, dilin bir dönemdeki alışkanlığından ibaret.
Merkez soru
Sorumuz şu: bir sorunun olgusal olması ne demek?
İki yanlış cevabı baştan eleyelim. Olgusal soru, cevabı kolay olan soru değil. Olgusal soru, cevabında sayı bulunan soru da değil. İkisinin de karşı örneği bu derste çıkacak.
Sıfır noktası
En açık tanım şu: olgusal soru, cevabı dünyaya bakılarak bulunan sorudur. Bu tanımın kökü çok net bir ayrımda ve ayrımı kuran kişi onu iki kutuya indirmişti.
Tanım işe yarıyor ve içinde kurcalanmamış bir sözcük var: bakmak.
Bakmak, gözü açıp görmek değil. Altıncı derste kuram yüklü gözlem dediğimiz şey burada devreye giriyor.
Bu, olgusal sorunun elini zayıflatmıyor. Yalnız «bakmak» sözcüğünün yerine daha kullanışlı bir şey koymayı gerektiriyor.
Buradaki hamle dersin merkezine götürüyor. İki görüş vardı; biri görmenin gözden çıkan bir ışınla olduğunu, öteki nesneden gelen ışıkla olduğunu söylüyordu. İbnü'l-Heysem'in kurduğu düzenek, iki görüşün farklı şeyler öngördüğü bir yer buldu.
Bir sorunun olgusal olması, işte bu düzeneğin kurulabilmesi demek.
Argümanın yapısı
İddiayı öncüllere ayıralım.
Birinci öncül: bir soru olgusalsa, cevabının bir yönde değil öteki yönde çıkması dünyada bir farka karşılık gelir.
İkinci öncül: bu fark, tarif edilebilir bir gözlemle görünür hâle gelebiliyorsa soru sınanabilir. Gözlem her zaman elimizde olmayabilir; tarif edilebilir olması yeter.
Üçüncü öncül: tarafların hangi gözlemin hangi cevabı vereceğinde anlaşamadığı bir tartışmada, anlaşmazlık olgu üzerinde değildir. Anlaşmazlık kavramın kapsamı ya da ölçütün seçimi üzerindedir.
Sonuç: bir sorunun olgusal olup olmadığı, cevabını bilmeden önce şu tek soruyla sınanır. Hangi gözlem bu soruyu benim için kapatırdı?
Bu ayrımı bir örnekle sağlamlaştıralım.
Şimdi ölçütü açılış sahnesine uygulayalım.
Birinci komşuya sor: hangi gözlem seni yanıltırdı? Cevap verebilir: kayıtlara geçen hırsızlık sayısı artmış olsaydı yanılmış olurdum.
İkinci komşuya sor: hangi gözlem seni yanıltırdı? O da cevap verebilir: tedirginlik oranı düşmüş olsaydı yanılmış olurdum.
İki cevap birbirinden farklı ve ikisi de sağlam. Demek ki ikisi ayrı soruyu cevaplıyor ve ikisi de kendi sorusunda haklı. Kilitlenme, üçüncü soruda: güvenlik hangisiyle ölçülür? Bu bir olgu sorusu değil ve dördüncü derste sözcük tartışması dediğimiz şeye benziyor. Benziyor, aynısı değil; farkı bir sonraki bölümde göreceğiz.
Görüşler ve pozisyonlar
Olgusal olan ile olmayan arasındaki çizginin ne kadar keskin olduğu üzerine üç pozisyon var.
Birinci görüş çizgiyi keskin sayıyor. Hume'un ayrımı sağlamdır: bir cümle ya dünyanın nasıl olduğunu söyler ve deneyimle sınanır, ya da sözcüklerin ne anlama geldiğini söyler ve tanımla çözülür. Üçüncü bir şey yoktur.
Savunucuları pratik bir dayanak gösteriyor: ölçüt işe yarıyor. Bir tartışmada taraflara «hangi gözlem seni yanıltırdı» diye sorulduğunda tartışmaların büyük kısmı ya çözülüyor ya da niteliği açığa çıkıyor.
İkinci görüş çizgiyi bulanık buluyor ve dayanağı gözlemin kendisinden geliyor.
Bu görüşün en sert hâli çizgiyi büsbütün kaldırmaya kadar gidiyor. Sınamanın hep bir bütüne yapılması, hiçbir cümlenin tek başına «olgusal» damgası taşımadığı anlamına gelebilir.
Üçüncü görüş bu dersin ölçülü iddiası ve çizgiyi başka yere koyuyor.
Çizgi cümlelerin arasından değil, aynı tartışmanın içinden geçiyor. Bir tartışma olgusal olabilir, kavramsal olabilir ve çoğu zaman ikisinden birden yapılmıştır. İşe yarayan şey cümleleri iki kutuya bölmek değil, bir tartışmanın hangi parçasında durduğunu bilmek.
En güçlü itiraz
Şimdi en sert itiraz ve üçüncü görüşü de vuruyor.
İtiraz şu: olgusal ile kavramsal arasındaki ayrım sabit değil. Bugün bir tanım sayılan şey yarın bir olgu iddiası olabilir ve tersi de olabilir. Öyleyse ayrım dünyada bir şeye karşılık gelmiyor; bir dönemin dil alışkanlığını gösteriyor.
Bu itirazı çürütemem ve tarif ettiği kayma gerçek. Ancak itiraz iki farklı sonucu tek torbaya koyuyor.
Birinci sonuç şu: çizginin yeri zamanla değişir. Bu doğru ve zaten üçüncü görüş bunu söylüyordu. Bir soru bir yöntem bulduğunda taraf değiştiriyor.
İkinci sonuç ondan çıkmıyor: çizginin yeri kayıyor diye çizgi işe yaramaz hâle gelmiyor. Bir tartışmanın şu anda hangi tarafta durduğunu bilmek, çizginin ebediyen sabit olmasını gerektirmiyor.
Ölçüt bu yüzden zamansız bir sınıflandırma değil, bir tartışma anına uygulanan bir araç. Şu soruyu bugün soruyorsun: sen ve muhatabın, hangi gözlemin bu tartışmayı kapatacağında anlaşıyor musunuz? Cevap evetse tartışma bugün olgusal ve gözlemi arayın. Cevap hayırsa tartışma bugün kavram üzerinde ve ondan önce halledilecek bir iş var.
Açık kalan sorular
Dört soru açık kalıyor.
Birincisi: çözücü gözlem tarif edilebiliyor ama ilkece elde edilemiyorsa soru olgusal mıdır? Evrenin başka bir bölgesinde olup bitenler böyle ve cevap, «olgusal» sözcüğünü ne kadar geniş kullandığımıza bağlı.
İkincisi: yetersiz belirlenim ne kadar yaygın? Duhem'in tarifi fizikte açık; gündelik sorularda da aynı ölçüde geçerli mi, ölçülmedi.
Üçüncüsü: bir kavramın kapsamına karar verirken neye dayanırız? Karar keyfî değil ve neyin onu gerekçelendirdiği bu derste cevaplanmadı.
Dördüncüsü: yatak önermeleri nasıl fark edilir? Onları sınamadığımız için görünmezler ve görünmedikleri için sınanmazlar.
Yaygın hatalar
Bu konuda beş yaygın yanlış var.
Yaygın yanlışOlgusal soru, cevabı kolay olan sorudur.
Bin yıl önce o sahilde kaç kum tanesi olduğu sorusu olgusaldır ve cevapsızdır. Cevabın erişilebilirliği sorunun türünü değiştirmiyor.
Yaygın yanlışİçinde sayı olan soru olgusaldır.
İşsizlik oranı, yoksulluk sınırı ve hastalık eşiği birer sayı taşır ve her biri bir kararın üstüne kurulmuştur. Sayı, kararı görünmez kılar ve ortadan kaldırmaz.
Yaygın yanlışOlgusal olmayan soru anlamsızdır.
Hume'un ayrımı bu biçimde okunursa kendisi de eleneceklerin arasına düşer. Kavramsal ve normatif sorular anlamlıdır; yalnız gözlemle kapanmazlar.
Yaygın yanlışGözlem tarafsız bir başlangıç noktasıdır.
Her ölçüm bir aletin, her alet bir kuramın içinden geçiyor. Bu, gözlemi değersizleştirmez; onu sınanabilir bir bütünün parçası yapar.
Yaygın yanlışTartışma sözcük üzerineyse önemsizdir.
Güvenliğin kayıtlı suçla mı tedirginlikle mi ölçüleceğine karar vermek, hangi bütçenin nereye gideceğini belirliyor. Kavram kararı sonuçsuz değil; yalnız gözlemle verilmiyor.
Kendin dene
Birinci adım: anlaşmazlığı tek bir soru cümlesi hâline getir. İki tarafın da «evet, tartıştığımız şey bu» diyeceği bir cümle olsun. Bu adım göründüğünden zor ve çoğu tartışma burada bitiyor.
İkinci adım: kâğıdın bir yüzüne şunu yaz. Hangi haber, hangi belge ya da hangi ölçüm beni fikrimden döndürürdü? Somut yaz; «kanıt gösterilse» yetmez, hangi kanıt olduğunu söyle.
Üçüncü adım: aynı soruyu karşı tarafa sor ve cevabını olduğu gibi al. Tartışma başlatmadan al; bu adımda amaç ikna değil kayıt.
Dördüncü adım: iki cevabı yan yana koy ve üç ihtimalden hangisinde olduğuna bak. Aynı şeyi yazdıysanız tartışma olgusal; gidip bakın ve bitsin. Farklı şeyler yazdıysanız aynı sözcükle iki ayrı şeyi ölçüyorsunuz. Biriniz hiçbir şey yazamadıysa o tarafta sınanan bir iddia yok.
Alıştırmanın işi tartışmayı kazanmak değil. İşi, tartışmanın türünü cevabı bilmeden önce görebilmek.
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Olgusal soru, cevabı dünyanın nasıl olduğuna bakılarak verilen sorudur ve ayırt edici işareti, karşıtının da düşünülebilir olmasıdır.
«Bakmak» hiçbir zaman çıplak değildir; termometreye bakan kişi bir kuramın içinden bakar ve İbnü'l-Heysem'in tartışmayı bitiren düzeneği, iki görüşün farklı sonuç verdiği bir yer kurmaktı.
Pratik ölçüt tek bir soruya iniyor: hangi gözlem bu soruyu benim için kapatırdı? Gözlemin bugün elde edilebilir olması gerekmiyor, önceden tarif edilebilmesi gerekiyor.
İki taraf hangi gözlemin hangi cevabı vereceğinde anlaşamıyorsa anlaşmazlık olgu üzerinde değildir; mahalle tartışmasında iki komşu da kendi sorusunda haklıydı ve kilit «güvenlik» sözcüğündeydi.
Çizginin yeri zamanla kayar ve kayması onu işe yaramaz kılmaz; ölçüt zamansız bir sınıflandırma değil, bir tartışma anına uygulanan bir teşhis aracıdır.
Sonraki derse köprü
Bu derste ölçüt her çalıştığında aynı duvara çarptık.
Mahalle tartışmasında duvarın adı güvenlikti. İşsizlik oranında işsiz kimdir sorusuydu. Muayenehanede hastalığın eşiğiydi. İlaç tartışmasında iyileşmenin ne sayılacağıydı. Her seferinde olgusal soruyu sorabilmek için önce bir sözcüğün neyi kapsadığına karar vermek gerekti.
Bu kararın kendisi bir soru ve gözlemle verilmiyor. Keyfî de değil; iki komşu «güvenlik» sözcüğünü canları istediği gibi kullanamaz, yoksa birbirlerini anlamazlardı.
Sonraki alt ders bu ikinci türü ele alıyor: kavramsal soru. Bir kavramın sınırlarına neye dayanarak karar verildiğini, karşı örneğin bu işte nasıl çalıştığını ve bir kavram tartışmasının ne zaman gerçek bir iş, ne zaman yalnız sözcük çekişmesi olduğunu göreceğiz.