İçeriğe geç

P00-D01-M04-04·Felsefenin çoğulluğu

Akademik ve kamusal felsefe

sıfırdan ileri2.822 kelime≈ 19 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Beş cümlede dersin iskeleti.

Kurum felsefeye üç şey sağlıyor ve üçü de başka yerden gelmiyor: yıllarca tek soruda kalmayı mümkün kılan zaman, hatayı bulmakla görevli bir okuru zorunlu kılan hakemlik ve daha önce söylenmişi tutan hafıza.

Aynı kurum soruları da eliyor; özgünlük şartı doğru olanı değil yeni olanı seçiyor ve önemli ama çok yazılmış bir soru, önemsiz ama el değmemiş bir sorudan daha zor yayımlanıyor.

Kant felsefe fakültesini yararsız olduğu için özgür sayar ve aklın kamusal kullanımını dinleyici sayısıyla değil, kişinin bir görevin sözcüsü olup olmamasıyla tanımlar.

Kamusal alan filtresiz değil; hakemi dikkat ve bu hakem elediğini kayda geçirmediği için kurumun hakeminden daha az hesap verir.

İki oda birbirinin basitleştirilmiş ya da akademikleştirilmiş hâli değil: biri ayrımı kuruyor, öteki ayrımın gerçek bir vakada ayakta kalıp kalmadığını sınıyor ve alışveriş kesilirse ilki kısırlaşıyor, ikincisi gerekçesiz kalıyor.

Açılış sahnesi

Bir salı akşamı, aynı şehirde iki oda.

Birinci oda bir üniversite binasında. İçeride sekiz kişi var ve hepsi aynı alanda çalışıyor. Biri kâğıdını okuyor; konu, bir ayrımın içindeki bir ayrım. Kırk dakika sonra birisi elini kaldırıyor ve tek bir cümleye itiraz ediyor. Tartışma o cümlede kalıyor ve akşamın geri kalanı orada geçiyor.

İkinci oda bir kafede. Otuz kişi var; bir hemşire, bir taksi şoförü, iki lise öğrencisi, emekli bir mühendis. Ortada bir soru duruyor: affetmek zorunda mıyız? İki saat boyunca kimse bir kâğıt okumuyor ve kimse kaynak göstermiyor. Salonda üç kişi fikrini akşamın sonunda değiştiriyor.

Şimdi sor: hangi odada felsefe yapıldı?

İlk tepki ikisinde de demek oluyor ve bu tepki iyi. Ama hemen ardından şunu dene. Birinci odadaki tartışma ikinci odada yapılabilir miydi? Hayır. İkinci odadaki tartışma bir dergiye gönderilebilir miydi? O da hayır. İki ret var ve gerekçeleri birbirinden bambaşka.

Önceki dersin sonunda bir profesör bırakmıştık; elinde kayıt cihazıyla bir köye giren, yaşlı bir adamın sözünü felsefe sayan ve o sözü yayımlayan kişi. O adamın hiç görmediği bir kurum, onun sözüne felsefe adını verdi. Bu ders o kurumu inceliyor.

Bu derste ne olacak

Önce kurumun gerçekten ne sağladığını sayacağız. Üç şey çıkıyor ve üçü de gerçek; hiçbiri felsefenin kendisi değil.

Sonra aynı üç şeyin bedeline bakacağız. Bedel bir kusur değil, mekanizmanın kendisinden çıkıyor ve bu yüzden iyi niyetle giderilmiyor.

Ardından üç pozisyonu kuracağız: felsefe bir meslektir, felsefe bir yaşam biçimidir, felsefe kurumun sağladığı koşullarla yaşayan ama kurumun sorularına mahkûm olmayan bir iştir.

En sonda en sert itirazı alacağız: kamusal felsefenin de bir hakemi var ve o hakem dikkat. Bu itiraz kamusal tarafın özgürlük iddiasını sarsıyor.

Merkez soru

Sorumuz şu: kurum felsefeye ne katıyor ve karşılığında neyi seçiyor?

İkinci yarısı önemli. Kurumun bir şey kattığını görmek kolay; hangi soruların sorulacağını da seçtiğini görmek zor, çünkü seçim bir yasakla değil bir teşvikle yapılıyor.

Sıfır noktası

En yaygın ölçüt şu: akademik felsefe asıl felsefedir, kamusal felsefe onun halka anlatılmış hâlidir. Biri üretir, öteki aktarır.

Bu ölçütün arkasında gerçek bir gözlem var. Felsefi hatalar ince olur ve inceliği görmek eğitim ister. Bir kavram üzerine iki bin yıl konuşulmuşsa, o konuşmayı bilmeden söylenen şey çoğu zaman zaten söylenmiş ve zaten çürütülmüştür.

Bu gözlemin en iyi kanıtı, kamusal olarak anlatılması neredeyse imkânsız bir metin.

Bu makale kafede anlatılamaz. Anlatılabilmesi için önce iki bin yıllık tanımın bilinmesi gerekiyor ve o tanım bilinmeden karşı örneğin neyi vurduğu görünmüyor. Makale yayımlandıktan sonra bilgi üzerine yazan herkes ona cevap vermek zorunda kaldı.

Sıfır noktası şunu veriyor: kurum bir şey sağlıyor ve sağladığı şey görünür. Ölçüt yine de eksik, çünkü aktarma ilişkisi tek yönlü varsayılıyor. İkinci odanın birinci odaya ne verdiği hiç sorulmadı.

Argümanın yapısı

İddiayı öncüllere ayıralım.

Birinci öncül: felsefe, önceki iki derste kurduğumuz gibi, gerekçe isteyip gerekçeyi sınama işidir.

İkinci öncül: bu iş zaman ister, cevap verme zorunluluğu ister ve hafıza ister. Yıllarca tek bir soruda kalmayı, hatanı bulmakla görevli birinin varlığını ve daha önce söylenmişi bilmeyi.

Üçüncü öncül: modern dünyada bu üçünü bir arada sağlayan başka bir düzen yok. Maaş zamanı satın alıyor, hakemlik cevap zorunluluğunu kuruyor, literatür hafızayı tutuyor.

Dördüncü öncül: kurum bu üçünü bir kariyere bağlayarak sağlıyor ve kariyer, soruları önemine göre değil yayımlanabilirliğine göre eliyor.

Sonuç: kurum felsefenin koşullarının bugünkü en iyi taşıyıcısı ve aynı mekanizmayla hangi soruların sorulacağını daraltıyor. İki cümle de doğru ve ikincisi öğütle düzelmiyor, çünkü teşvikten çıkıyor.

Üçüncü öncülü önce kuralım.

Bu mekanizmanın değeri, itirazı iyi niyete bırakmaması. Bir düşünceye kimse itiraz etmiyorsa iki ihtimal var: düşünce sağlam olabilir ya da kimse yeterince ilgilenmemiştir. Hakemlik ikincisini eler.

Şimdi dördüncü öncül. Kurumun bedeli burada.

Görüşler ve pozisyonlar

Üç pozisyon var.

Birinci görüş felsefeyi bir meslek sayıyor. Her disiplinde uzman ile meraklı arasında bir çizgi var ve felsefede de olmalı. Cerrahını amatör seçmezsin; bir argümanın nerede kırıldığını görmek de eğitim ister.

Bu görüşün en eski dayanağı, felsefecinin dünyadan uzaklığını bir kusur değil bir koşul sayan anlatıdır.

Savunucuları bugün aynı şeyi başka sözcüklerle söyler: derinlik uzaklık ister ve gündelik dille konuşma zorunluluğu, ayrımların inceliğini öldürür.

Bu görüşün kurumsal savunması ise daha güçlü bir yerden gelir.

Kant'ın kurduğu şey bir ayrıcalık değil, bir iş bölümü. Felsefeye kurumda bir yer veriliyor ve o yerin şartı, oradan çıkanın kimseye hizmet etmek zorunda olmaması.

İkinci görüş buna kökten itiraz ediyor: felsefe bir meslek değil, bir yaşam biçimiydi ve kurum onu bir metin uzmanlığına çevirdi.

Bu görüşün çağdaş hâli daha keskin.

Üçüncü görüş bu dersin ölçülü iddiası ve ikisinden de bir parça alıyor.

Kurumun sağladığı üç şey gerçek ve başka yerden gelmiyor: zaman, cevap verme zorunluluğu, hafıza. Kurumun seçtiği sorular ise dar ve darlığı bir kusur değil, teşvikin sonucu. Öyleyse doğru ayrım akademik ile kamusal arasında değil; koşulları taşıyan iş ile soruyu seçen yer arasında.

Ve iki oda birbirine bir şey veriyor. Birinci oda ikinciye ayrım veriyor: affetmenin unutmakla aynı şey olmadığını gösteren ayrım o odadan çıktı. İkinci oda birinciye sınama veriyor: ayrım gerçek bir vakayla karşılaştığında ayakta kalıyor mu, ancak orada görülüyor.

Türkiye'de bu iki odanın kesiştiği bir örnek var. İoanna Kuçuradi hem üniversitede değer ve etik üzerine çalıştı hem de insan hakları alanında uluslararası kurumlarda görev aldı; savunduğu şeylerden biri, insan haklarının felsefi bir temel olmadan yalnız bir metne dayanamayacağıydı. Aynı iddia bir makalede de, bir sözleşme tartışmasında da yerini buluyor.

En güçlü itiraz

Şimdi en sert itiraz ve kamusal tarafı vuruyor.

İtiraz şu: kamusal felsefe kurumun filtresinden kurtuluyor ve filtresiz kalmıyor. Yerine geçen hakem dikkat ve bu hakem daha sert, daha hızlı ve hiç hesap vermiyor. Bir iddia doksan saniyede söylenemiyorsa söylenmiyor; bir ayrım başlıkta durmuyorsa taşınmıyor.

Bu itirazı çürütemem ve iki şeyi ayırarak cevap vereceğim.

Birincisi: itiraz kamusal felsefenin özgür olduğu iddiasını yıkıyor ve gereksiz olduğunu göstermiyor. İki filtre farklı şeyleri eliyor. Kurumun filtresi yeni olmayanı, kamusal alanın filtresi ilgi çekmeyeni eliyor. Bir iddianın ikisinden de geçmesi gerekmez; ama hangisinden geçtiğini bilmek gerekir.

İkincisi ve daha önemlisi: ikinci odanın yaptığı iş bir aktarım değil, bir sınama. Kafedeki otuz kişi bir kuramı öğrenmiyor; onu kendi hayatlarındaki bir vakaya çarptırıyor. Hemşirenin getirdiği vaka, seminer odasındaki ayrımın hesaba katmadığı bir durum olabilir ve bu, kuram için gerçek bir veridir.

Ölçülü iddia şu: iki oda iki ayrı işi yapıyor ve ikisi de vazgeçilmez. Ayrımı kuran oda ile ayrımı sınayan oda birbirinin popülerleştirilmiş ya da akademikleştirilmiş hâli değil. Aralarındaki alışverişin kesilmesi ilkini kısırlaştırıyor, ikincisini gerekçesiz bırakıyor.

Açık kalan sorular

Dört soru açık kalıyor.

Birincisi: özgünlük şartı olmadan hafıza korunabilir mi? Şart kaldırılırsa aynı tartışma her nesilde sıfırdan başlar; kalırsa büyük sorular yazılabilir olmadıkları için düşer. Üçüncü bir düzenek önerilmedi.

İkincisi: kamusal alanda bir iddia nasıl hesap verir? Kurumda cevap yükümlülüğü var; bir yazıya cevap yazılır ve cevap kayda geçer. Yorum akışında bu yok ve yerine ne konacağı belirsiz.

Üçüncüsü: kurum dışında üretilen ciddi bir çalışma nasıl bulunur? Adres sorusu bir kalite ölçütü değil ve pratikte kalite ölçütü gibi çalışıyor.

Dördüncüsü: felsefeyi bir yaşam biçimi sayan görüş bugün ne kadar uygulanabilir? Antik okullar bir topluluk ve bir gündelik düzen sunuyordu; üniversite bunu sunmuyor ve sunmaya kalkarsa başka bir şeye dönüşür.

Yaygın hatalar

Bu konuda beş yaygın yanlış var.

Yaygın yanlışAkademik felsefe asıl, kamusal felsefe onun basitleştirilmişidir.
Doğrusu

İkisi ayrı iş yapıyor. Biri ayrımı inceltiyor, öteki ayrımın gerçek bir vakada ayakta kalıp kalmadığını sınıyor. Sınama bir aktarım değil.

Yaygın yanlışKamusal felsefe özgürdür, akademik felsefe kısıtlıdır.
Doğrusu

İkisinin de bir hakemi var. Kurumun hakemi yavaş ve gerekçeli, kamusal alanın hakemi hızlı ve gerekçesiz. Filtresizlik iki tarafta da yok.

Yaygın yanlışZor yazmak derin olmaktır.
Doğrusu

Bir metnin zorluğu gerekli de olabilir gereksiz de. Ölçüt şu: teknik terim gündelik karşılığıyla değiştirildiğinde iddia değişiyorsa terim gerekliydi; değişmiyorsa terim bir kapıydı.

Yaygın yanlışFelsefe kafesinde herkes haklıdır.
Doğrusu

Kamusal biçim, gerekçe verme yükümlülüğünü kaldırmaz. İyi bir moderatörün tek işi vardır ve o iş sorudur: neden böyle düşünüyorsun? Yükümlülük kalkarsa oda bir sohbet olur.

Yaygın yanlışKurum felsefeyi bozdu.
Doğrusu

Kurum felsefenin üç koşulunu taşıyor ve bu koşullar başka yerde bulunmuyor. Bozan şey kurumun varlığı değil, soruların yayımlanabilirliğe göre elenmesi. İkisi ayrı şey ve ayrılmadan eleştiri yerine ulaşmıyor.

Kendin dene

Birinci adım: bu iddiayı bir arkadaşına akşam yemeğinde anlatacakmış gibi, altmış kelimeyi geçmeden yaz. Hiçbir teknik terim kullanma.

İkinci adım: aynı iddiayı, onu çürütmeye çalışacak birine yazacakmış gibi yeniden yaz. Yine altmış kelime. Bu sefer kayıtları ekle: hangi durumlarda geçerli, hangi durumlarda değil.

Üçüncü adım: iki metni yan yana koy ve birinci metinde olmayanı işaretle. Sonra tek soru sor: çıkardığın şey bir ayrıntı mıydı, yoksa iddiayı doğru kılan bir kayıt mı?

Ayrıntıysa basitleştirme meşru. Kayıtsa birinci metin artık başka bir şey söylüyor ve söylediği şeyi savunamazsın.

Dördüncü adım: birinci metni gerçekten birine anlat ve itirazını dinle. İtiraz çoğu zaman tam da çıkardığın kayda gelir. O an iki odanın birbirine ne verdiğini kendi cümlende görürsün.

Aklında kalsın

Beş cümlede dersin iskeleti.

Kurum felsefeye üç şey sağlıyor ve üçü de başka yerden gelmiyor: yıllarca tek soruda kalmayı mümkün kılan zaman, hatayı bulmakla görevli bir okuru zorunlu kılan hakemlik ve daha önce söylenmişi tutan hafıza.

Aynı kurum soruları da eliyor; özgünlük şartı doğru olanı değil yeni olanı seçiyor ve önemli ama çok yazılmış bir soru, önemsiz ama el değmemiş bir sorudan daha zor yayımlanıyor.

Kant felsefe fakültesini yararsız olduğu için özgür sayar ve aklın kamusal kullanımını dinleyici sayısıyla değil, kişinin bir görevin sözcüsü olup olmamasıyla tanımlar.

Kamusal alan filtresiz değil; hakemi dikkat ve bu hakem elediğini kayda geçirmediği için kurumun hakeminden daha az hesap verir.

İki oda birbirinin basitleştirilmiş ya da akademikleştirilmiş hâli değil: biri ayrımı kuruyor, öteki ayrımın gerçek bir vakada ayakta kalıp kalmadığını sınıyor ve alışveriş kesilirse ilki kısırlaşıyor, ikincisi gerekçesiz kalıyor.

Sonraki derse köprü

Bu modül boyunca hep bir sınır çizdik ve her seferinde çizginin başka yerden geçtiğini bulduk. Batı ile Batı dışı, yazılı ile sözlü, kurum içi ile kurum dışı. Üçünde de aynı şey oldu: çizgi gerçek bir şeyi izliyordu ve izlediğinden fazlasını iddia ediyordu.

Şimdi sonuncusu kalıyor ve en büyüğü o. Bu üç sınır felsefenin içinde çizilmişti; peki felsefenin kendi dış sınırı nerede?

Bu sınır duran bir şey değil. Fizik bir zamanlar doğa felsefesiydi ve ayrıldı. Psikoloji felsefe bölümlerinde doğdu ve ayrıldı. Mantığın bir kısmı matematiğe geçti. Öte yandan yeni konular içeri girdi: yapay zekânın kararları, iklim sorumluluğu, tıbbi müdahalenin sınırları.

Modülün son alt dersi bunu soruyor: felsefenin değişen sınırları. Bir alan felsefeden ne zaman ayrılır, ayrılınca geriye ne kalır ve bu ayrılmalar felsefeyi küçültüyor mu, yoksa yaptığı işin ne olduğunu mu gösteriyor?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.