İçeriğe geç

P00-D01-M04-02·Felsefenin çoğulluğu

Dünya felsefeleri

sıfırdan ileri3.005 kelime≈ 20 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Beş cümlede dersin iskeleti.

«Dünya felsefeleri» çoğulu bir soru listesi üzerinden birleştirilemiyor, çünkü her liste bir yerden yazılıyor ve Nyāya'nın «kaç yoldan bilinir» sorusu hiçbir listede yer almıyor.

Ad üzerinden de birleştirilemiyor: darśana «bakış», hikmet «bilgelik», felsefe «bilgelik sevgisi» diyor ve üçü birbirinin çevirisi değil.

Ortaklık iş yapma biçiminde ve en görünür izi bir geleneğin kendi içinde gerekçeli biçimde anlaşamaması; Mengzi ile Xunzi aynı okulun içinde insan doğası üzerine zıt cevaplar verdi ve ikisi de gerekçe gösterdi.

Gerekçeli tartışma Yunan malı değil; Mohistlerin bian pratiği, Hint münazara kuralları ve kelâmın karşı görüş kurma biçimi kendi adlarıyla doğdu.

Ölçüt doğru olabilir ve uygulanışı tek yanlı kalabilir; bir hikâyenin ne zaman gerekçe olduğunu tanımak, ölçütü kurmaktan daha zor bir iş ve o iş henüz yapılmadı.

Açılış sahnesi

Bir müzik mağazasındasın. Raflar türlere göre ayrılmış: rock, caz, klasik, pop, elektronik. En sonda bir raf daha var ve üstünde şu yazıyor: dünya müziği.

O rafa yaklaşıyorsun. Hint klasik müziği ile Batı Afrika davul kayıtları yan yana duruyor; Anadolu türküsü ile Endonezya gamelan orkestrası aynı bölmede. Bu kayıtların birbiriyle ortak hiçbir yanı yok. Ortak tek şeyleri, öteki raflardan hiçbirine girmemeleri.

Raf bir tür adı taşıyor ve bir tür değil. Neyi içerdiğini söylemiyor; neyi dışarıda bıraktığını söylüyor.

Şimdi bir felsefe kitaplığına geç. Orada da benzer bir raf var ve adı dünya felsefeleri. Önceki derste bu rafın karşısındaki rafı inceledik ve sınırlarının nereden geçtiğini sorduk. Bu derste rafın kendisine bakıyoruz.

Çünkü çoğul eki bir şey iddia ediyor. «Felsefeler» dediğinde tek bir etkinliğin farklı yerlerdeki hallerinden söz ediyorsun ve bu, kanıtlanmamış bir varsayım. Belki de o rafta duran şeyler aynı adı taşıyan farklı işler.

Bu derste ne olacak

Önce çoğulun iki okumasını ayıracağız. Birine göre felsefe tek bir şey ve gelenekler ona verilen farklı cevaplar; ötekine göre ad ortak, iş ortak değil.

Sonra üç geleneğin içine gireceğiz ve her birinde aynı şeyi arayacağız: kendi içindeki anlaşmazlığı. Bir geleneğin kendi kendisiyle tartıştığı yer, dışarıdan ona bakan gözün en az gördüğü yer.

Ardından soruların kendisine bakacağız. Bazı sorular her yerde soruluyor ve farklı cevaplar alıyor; bazı sorular ise yalnız bir yerde kuruluyor ve başka yerde biçimi bile yok.

En sonda en sert itirazı ele alacağız: ortaklığı bulmak için kullandığımız ölçüt, kendisi tek bir gelenekten geliyor olabilir.

Merkez soru

Sorumuz şu: farklı gelenekler aynı felsefeyi mi yapıyor, yoksa «felsefe» adını farklı işlere mi veriyoruz?

Bu soru bir sınıflandırma sorusu gibi görünüyor ve değil. Cevabı, bir Hint metnini okurken ne aradığını belirliyor. Aynı soruya verilmiş bir cevap arıyorsan bir şey bulursun; başka bir soru arıyorsan başka bir şey.

Sıfır noktası

En basit çözümü deneyelim: felsefe, belirli bir soru listesidir. Bilgi nedir, gerçeklik nedir, nasıl yaşamalıyız, adalet nedir. Bir gelenek bu soruları soruyorsa felsefe yapıyordur ve listeye verdiği cevaplar, onun felsefesidir.

Bu tanımın çekici bir yanı var: karşılaştırmayı hemen mümkün kılıyor. Aynı soruyu al, cevapları yan yana koy.

Bu durumun bir gelenek ölçeğinde karşılığı var ve onu görmek için Hint düşüncesine gitmek gerekiyor.

Şimdi listeye dön. Listede «bilgi nedir» var ve «kaç yoldan bilinir» yok. Nyāya geleneği listeye göre bilgi felsefesi yapmıyor mu? Böyle bir sonuç saçma, çünkü o gelenek bilgi üzerine yüzyıllarca süren teknik bir tartışma yürüttü.

Öyleyse liste tutmuyor. Tutmamasının nedeni eksik olması değil; herhangi bir liste yazılırken bir yerde yazılıyor ve o yerin soruları listeye giriyor.

Sıfır noktasından şu çıkıyor: ortaklık soru düzeyinde aranınca bulunmuyor. Daha derinde ya da başka bir yerde aranmalı.

Argümanın yapısı

İddiayı öncüllere ayıralım.

Birinci öncül: bir etkinliğin farklı yerlerde aynı etkinlik olması için ya aynı soruları sorması ya aynı adı taşıması ya da aynı biçimde yapılması gerekir. Üç aday var ve başka aday görünmüyor.

İkinci öncül: soru listesi tutmuyor. Bunu sıfır noktasında gördük; her liste bir yerden yazılıyor.

Üçüncü öncül: ad da tutmuyor. «Felsefe» Yunanca bir sözcük ve öteki gelenekler etkinliğe kendi adlarını vermiş. Bu öncülü şimdi kuracağız.

Dördüncü öncül: kalan aday etkinliğin biçimi ve o biçimin en görünür izi, bir geleneğin kendi içinde gerekçeli biçimde anlaşamamasıdır.

Sonuç: öyleyse «dünya felsefeleri» çoğulunun taşıdığı ortaklık ne bir soru listesi ne bir ad; bir iş yapma biçimi. Ve o biçim üçüncü derste kurduğumuz ölçütle aynı: gerekçe istemek ve gerekçeyi sınamak.

Şimdi üçüncü öncüle bakalım, çünkü adlar sanıldığından çok şey anlatıyor.

Adların anlattığı şey şu: her gelenek kendi işini kendi sözcüğüyle adlandırmış ve o sözcükler birbirinin çevirisi değil. Darśana «bakış» diyor, hikmet «bilgelik» diyor, felsefe «bilgelik sevgisi» diyor. Üçü aynı şeye bakıyor olabilir; ama aynı adı taşımıyorlar ve ad üzerinden birlik kurulamıyor.

Geriye dördüncü öncül kalıyor ve onu kurmak için geleneklerin içine gireceğiz.

Bu iki pasajı yan yana koy ve ne gördüğüne bak.

İki düşünür aynı okulun içinde; ikisi de Konfüçyüs'ü izliyor. Aynı soruyu soruyorlar: insan doğası iyi mi kötü mü? Zıt cevaplar veriyorlar ve ikisi de cevabını gerekçelendiriyor. Xunzi rakibini adıyla anıyor ve hatasını gösteriyor.

Dördüncü öncülün aradığı iz tam bu. Bir gelenek kendi içinde gerekçeli biçimde anlaşamıyorsa orada bir görüş listesi değil, bir tartışma var. Ve tartışma, dışarıdan bakan gözün en az gördüğü şey; çünkü dışarıdan bakan göz geleneği tek sesle konuşan bir blok sanıyor.

Görüşler ve pozisyonlar

Çoğulun ne anlattığı üzerine üç pozisyon var ve üçü de ciddi.

Birinci görüş evrenselci. Felsefe tek bir etkinlik ve gelenekler ona farklı yerlerden verilen cevaplar. Dayanağı sağlam: aynı sorular birbirinden habersiz yerlerde gerçekten doğuyor. İnsan doğasının iyi mi kötü mü olduğu sorusu Çin'de tartışıldı ve başka yerlerde de tartışıldı; benliğin ne olduğu sorusu Hindistan'da tartışıldı ve başka yerlerde de.

Savunucuları şunu söyler: bu pasajı okuyan bir Türk öğrenci, hiçbir hazırlık olmadan, sorunun ne olduğunu anlıyor. Benlik parçaların toplamı mı, yoksa onların ötesinde bir şey mi? Soru evrensel olmasaydı bu kadar kolay geçmezdi.

Bu görüşün zayıf yeri sıfır noktasında ortaya çıktı: hangi soruların evrensel olduğunu belirleyen liste bir yerden yazılıyor. Benlik sorusu geçiyor; pramāṇa sayma sorusu geçmiyor. Evrensel olan sorular, çoğu zaman listeyi yazanın zaten sorduğu sorular.

İkinci görüş ayrı dünyalar görüşü. Her gelenek kendi adını, kendi sorularını ve kendi biçimlerini taşır; hepsine «felsefe» demek yanlış bir birlik kurar. Bu görüşün en saygın hali bir küçümseme değil, bir ayrım: Çin'de bir düşünce geleneği var ve ona felsefe demek, Yunan sözcüğünü bir yere zorla giydirmek.

Ayrı dünyalar görüşünün gücü şurada: onursal tuzağı görüyor. «Hint felsefesi» diyerek Hint geleneğine iyilik yaptığını sanan kişi, aslında onu kendi ölçüsüyle ölçmüş oluyor. Gelenek, felsefe sayılmak için başkasının onayına muhtaç değil.

Bu görüşün de bir bedeli var ve ağır.

Üçüncü görüş bu dersin ölçülü iddiası: ortaklık soru düzeyinde de ad düzeyinde de değil, iş yapma biçiminde. Bir gelenekte gerekçe isteniyorsa, verilen gerekçe sınanıyorsa ve gelenek kendi içinde anlaşmazlığa düşüyorsa, orada aynı iş yapılıyor.

Bu görüş evrenselciden bir şey alıyor: gerçek bir ortaklık var. Ayrı dünyalar görüşünden de bir şey alıyor: ortaklık soruların içeriğinde değil. Sorular yerel, biçim ortak.

Üçüncü görüşün de bir bedeli var ve onu bir sonraki bölümde en sert haliyle ödeyeceğiz.

En güçlü itiraz

İtiraz şu: «gerekçe istemek ve sınamak» ölçütü tarafsız görünüyor ve değil. Bu ölçüt Yunan tartışma pratiğinin soyutlanmış hali. Sokrates'in sorgulaması, Aristoteles'in kıyası; ölçüt oradan çıkarıldı ve sonra her yere uygulandı. Ölçüte uyan gelenekler felsefe sayıldı, uymayanlar bilgelik rafına kondu. Yani liste tuzağından kaçarken aynı tuzağa bir kat aşağıda düştük.

İtirazın en güçlü hali bir örnekle geliyor ve örnek, tartışmanın kendisini sorgulayan bir metin.

İşte itirazın dayanağı. Bir gelenek, tartışmanın ölçü olmasına kendi içinden itiraz ediyor. Ölçütümüz Zhuangzi'yi nereye koyacak? Gerekçe sınamayı reddettiği için dışarıda mı bırakacak? Bu saçma olur; metin, geleneğin en çok okunan metinlerinden biri.

Bu itirazı çürütemem ve iki şeyi ayırarak cevap vereceğim.

Birinci şey: gerekçeli tartışma Yunan malı değil. Bunu söylerken bir iyi niyet göstermiyorum; adlara bakıyorum.

Hint geleneğinde tartışmanın kuralları ayrı bir öğreti olarak yazıldı; hangi hamlenin yenilgi sayıldığına kadar. İslam geleneğinde kelâm, karşı görüşü önce kurup sonra cevaplayan bir yazım biçimi geliştirdi ve o biçimde rakibin sözü yazarın sözünden önce gelir. Bu pratiklerin hiçbiri Yunan pratiğinin çevirisi değil; kendi adlarıyla, kendi kurallarıyla doğdular. Ölçüt Yunanistan'dan soyutlanmış gibi görünüyor, ama en az dört yerden soyutlanabilirdi ve aynı ölçüt çıkardı.

Ve dikkat et: Zhuangzi tartışmaya itiraz ederken gerekçe veriyor. Hakem örneği bir gerekçe; Konfüçyüsçüler ile Mohistlerin durumu bir kanıt. Tartışmanın ölçü olamayacağını tartışarak gösteriyor. Ölçüt onu dışarıda bırakmıyor; tam tersine, ölçütü en ince yerinden sınayan kişi o.

İkinci şey: itiraz bir noktada haklı kalıyor ve o noktayı kapatmayacağım.

Ölçüt, gerekçeyi zaten gerekçe gibi görünen yerde tanıyor. Bir Zhuangzi hikâyesinin ne zaman gerekçe olduğunu anlamak için o geleneğin hikâye kullanma biçimini öğrenmek gerekiyor ve bu öğrenilmeden ölçüt kör kalıyor. Yani ölçüt doğru olabilir ve uygulanışı yine tek yanlı kalabilir.

Bu boşluğu bu ders kapatamaz. Bir sonraki dersin konusu tam olarak bu: gerekçe, yazılı biçimin dışında hangi biçimlerde taşınıyor?

Ölçülü iddia şu: gelenekleri birleştiren şey gerekçe isteme ve sınama pratiği; pratiğin biçimleri yerel ve o biçimleri tanımak, ölçütü kurmaktan daha zor bir iş.

Açık kalan sorular

Dört soru açık kalıyor.

Birincisi: bir geleneğin gerekçe biçimi yalnız içeriden mi tanınır? Öyleyse dışarıdan hiçbir karşılaştırma tam olamaz ve karşılaştırmalı çalışma baştan sakat.

İkincisi: bir geleneğe felsefe demek onu ne zaman onurlandırır, ne zaman düzleştirir? Sözcüğün iki etkisi de gerçek ve hangisinin ne zaman devreye girdiğini söyleyen bir kural yok.

Üçüncüsü: soruların hepsi yerel mi? İnsan doğası ve benlik soruları birbirinden habersiz yerlerde doğdu; bu, evrensel sorular olduğunu mu gösteriyor, yoksa insanlık durumunun benzer koşullar üretmesini mi?

Dördüncüsü: adlandırma yetkisi kimde? «Hint felsefesi» mi diyeceğiz, «darśana» mı? İlki karşılaştırmayı kolaylaştırıp özgünlüğü siliyor, ikincisi özgünlüğü koruyup karşılaştırmayı zorlaştırıyor. Bu soru çeviri programında yeniden açılacak.

Yaygın hatalar

Bu konuda beş yaygın yanlış var.

Yaygın yanlışDünya felsefeleri, Batı felsefesinin dışında kalanlardır.
Doğrusu

Tanım olumsuzlukla kurulmuş ve olumsuzlukla kurulan tanım bir sınıf vermez. Dünya müziği rafı gibi: içeriği değil, dışlanma ortaklığını gösterir. Batı geleneği de dünya felsefelerinden biri.

Yaygın yanlışDoğu düşüncesi sezgisel, Batı düşüncesi akılcıdır.
Doğrusu

Nyāya'nın çıkarım kuramı ve Mohistlerin bian pratiği teknik mantık çalışmalarıdır; öte yandan Plotinos'un Bir ile birleşme öğretisi Akdeniz'in ortasında doğdu. Ayrım gelenekler arasından değil, her geleneğin içinden geçiyor.

Yaygın yanlışBir gelenek tek sesle konuşur.
Doğrusu

Mengzi ile Xunzi aynı okulun içinde zıt cevaplar verdi. Dışarıdan bakan göz geleneği bir blok görür; içeriden bakan göz tartışmayı görür ve tartışma, geleneğin felsefe olduğunun kanıtıdır.

Yaygın yanlışHer gelenek aynı büyük soruları sorar.
Doğrusu

Pramāṇa sayma sorusu bir gelenekte merkezde, ötekinde biçimi bile yok. Soruların benzerliği bazen gerçek, bazen çevirmenin eseri.

Yaygın yanlışBir düşünceyi felsefe saymak ona değer vermektir.
Doğrusu

Onursal kullanım tuzağı. Bir ritüel, bir şiir ya da bir atasözü felsefe olmadan da değerli olabilir; ona felsefe demek, onu kendi olmadığı bir biçime zorlamak olabilir.

Kendin dene

Birinci adım: deyimin içindeki iddiayı düz bir cümleyle yaz. «Adam olmak» deyimi kişi olmanın doğuştan gelmediğini iddia ediyor; «gözümle görmeden inanmam» sözü güvenilir sözün bilgi kaynağı olmadığını iddia ediyor.

İkinci adım: aynı dilden, bu iddiayla çelişen ikinci bir deyim bul. Türkçede «can çıkar huy çıkmaz» ile «adam olmak» yan yana duruyor ve ikisi zıt şey söylüyor: biri huyun değişmediğini, öteki kişinin sonradan olunduğunu.

Üçüncü adım: iki deyim arasındaki çelişkiye bak ve şunu sor: bu bir felsefi anlaşmazlık mı? Bu dersin ölçütünü uygula. İki deyim zıt iddialar taşıyor ve ikisi de bir gerekçe vermiyor; yalnız söylüyor. Mengzi ile Xunzi arasındaki fark, ikisinin de gerekçe vermesiydi.

Dördüncü adım: iki deyimi bir tartışmaya çevirmek için ne gerekirdi? Birinin çıkıp «adam olmak» deyimini savunması ve öteki deyimi neden yanlış saydığını söylemesi gerekirdi.

Şimdi son soru ve bu soruyu cevaplamadan bırak: deyimlerin arkasında böyle bir savunma yoksa, o deyimler bir felsefe taşıyor mu, yoksa felsefenin ham maddesi mi? Bu soru sonraki dersin konusu ve cevabı sandığından daha az açık.

Aklında kalsın

Beş cümlede dersin iskeleti.

«Dünya felsefeleri» çoğulu bir soru listesi üzerinden birleştirilemiyor, çünkü her liste bir yerden yazılıyor ve Nyāya'nın «kaç yoldan bilinir» sorusu hiçbir listede yer almıyor.

Ad üzerinden de birleştirilemiyor: darśana «bakış», hikmet «bilgelik», felsefe «bilgelik sevgisi» diyor ve üçü birbirinin çevirisi değil.

Ortaklık iş yapma biçiminde ve en görünür izi bir geleneğin kendi içinde gerekçeli biçimde anlaşamaması; Mengzi ile Xunzi aynı okulun içinde insan doğası üzerine zıt cevaplar verdi ve ikisi de gerekçe gösterdi.

Gerekçeli tartışma Yunan malı değil; Mohistlerin bian pratiği, Hint münazara kuralları ve kelâmın karşı görüş kurma biçimi kendi adlarıyla doğdu.

Ölçüt doğru olabilir ve uygulanışı tek yanlı kalabilir; bir hikâyenin ne zaman gerekçe olduğunu tanımak, ölçütü kurmaktan daha zor bir iş ve o iş henüz yapılmadı.

Sonraki derse köprü

Bu derste bir ölçüt kurduk: gerekçe isteme ve sınama pratiği, gelenekleri birleştiren şey. Sonra ölçütün bir körlüğünü kabul ettik: gerekçeyi yalnız gerekçe gibi görünen yerde tanıyor.

Ve bütün kaynaklarımız yazılıydı. Mengzi, Xunzi, Nyāya Sūtra, Milindapañha, Zhuangzi; hepsi metin. Afrika atasözünden, Daodejing dizesinden ve aile toplantısındaki cümleden söz ettik, ama onları kaynak olarak kullanmadık. Bu bir tesadüf değil; yazılı olmayan şeyi kaynak saymak için elimizde bir ölçüt yok.

Sonraki alt ders bunu soruyor: yazılı ve sözlü gelenekler. Bir atasözünün, bir anlatının ya da bir ritüelin felsefi kaynak sayılıp sayılamayacağını, sayılırsa nasıl okunacağını ve Afrika felsefesinde bu sorunun neden bir tanım kavgasına dönüştüğünü göreceğiz.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.