Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Batı felsefesi kategorisinin coğrafi tanımı tutmuyor, çünkü kanonun kurucu isimlerinin çoğu bugünkü Batı'nın dışında yaşadı.
Soy tanımı daha sağlam ve tutarlı uygulandığında kategorinin bugün dışarıda tuttuğu duraklardan geçiyor: Aristoteles'in metinleri Süryanice ve Arapça üzerinden Latinceye ulaştı.
Sınır çizme işlemi eski ama bugünkü hali yeni; Hegel felsefe tarihini bir gelişim çizgisi olarak kurup Çin ve Hint düşüncesini felsefeden önceki bir aşamaya yerleştirdi ve en etkili dışlama biçimi yok saymak değil hazırlık ilan etmektir.
Fârâbî'nin anlatısında felsefenin asıl sahibi yoktur; diller arasında yer değiştiren bir çalışma biçimidir ve bu, aktarım anlatısının tam tersini kurar.
Kategori gerçek bir atıf ağını izler ve sınırlarını yanlış adlandırır; kullanılabilir olması, ne izlediğinin söylenmesine ve izlediğinden fazlasını iddia etmemesine bağlıdır.
Açılış sahnesi
Bir felsefe tarihi kitabının içindekiler sayfasına bakıyorsun.
Yunanistan'la başlıyor. Roma'yla devam ediyor. Sonra Orta Çağ Avrupası, sonra Rönesans, sonra modern Avrupa.
Arada bir bölüm var ve adı ilginç: aktarım. O bölümde İslam dünyasındaki düşünürler anlatılıyor. Yunanca metinleri koruduklarını, Arapçaya çevirdiklerini ve sonra Avrupa'ya ulaştırdıklarını okuyorsun. İbn Sînâ'ya üç sayfa ayrılmış ve şerhçi olarak tanıtılmış.
Şimdi şunu düşün.
İbn Sînâ altı yüzyıl boyunca okutulan sistemler yazdı. Kendi mantığını, kendi metafiziğini ve kendi tıp külliyatını kurdu. Avrupa'ya bir şey aktarmak gibi bir derdi hiç olmadı ve o kıtayla ilgilenmedi.
Kitabın kategorisi onu bir kuryeye çevirdi.
Bu ders o kategorinin ne olduğunu soruyor. Ve soruyu şu yüzden soruyor: on altı derstir kaynaklarımızı Atina'dan, Bağdat'tan, Çin'den, Hindistan'dan ve Kuzey Afrika'dan aldık ve hepsini aynı kelimeyle andık. O kelimenin sınırları nereden geçiyor?
Bu derste ne olacak
Önce kategorinin coğrafi bir tanımının olup olmadığına bakacağız. Bakılınca tutmuyor ve tutmaması bir ayrıntı değil.
Sonra soy tanımını deneyeceğiz: kesintisiz bir düşünce zinciri. Bu tanım daha güçlü ve o da bir yerde kırılıyor.
Ardından kategorinin ne zaman ve nasıl kurulduğuna bakacağız. Cevap sanılandan çok yeni.
En sonda da en sert itirazı ele alacağız: kategoriyi eleştirmek kolay, yerine ne konacak? Bu itiraz bu akademiyi de bağlıyor ve dersin sonunda kendi müfredatımıza döneceğiz.
Merkez soru
Sorumuz şu: Batı felsefesi bir coğrafya mı, bir gelenek mi, yoksa sonradan çizilmiş bir sınır mı?
Bu ders kategorinin kötü olduğunu söylemiyor. İşi başka: kategorinin neyi doğru izlediğini ve neyi yanlış adlandırdığını ayırmak.
Sıfır noktası
Önce en açık tanımı deneyelim ve nerede durduğunu görelim.
Bu karşı örnek tanımı bir kenara koydurtuyor. Coğrafya işlemiyor, çünkü sınır bugünkü haritaya göre çiziliyor ve o harita o dönemde yoktu.
İkinci tanımı deneyelim: kesintisiz bir soy.
Soy tanımı şunu söylüyor: Platon'dan bugüne uzanan, birbirini okuyan ve aynı sorular üzerinde konuşan bir zincir var. Bu tanım coğrafi tanımdan çok daha sağlam, çünkü gerçek bir şeyi izliyor: metinlerin birbirine yaptığı atıflar.
Ama zincir izlendiğinde beklenmedik yerlerden geçiyor.
İşte kategorinin ilk çelişkisi burada. Soy tanımı kabul edilirse İslam felsefesi kanonun içindedir; dışarıda tutulursa soy tanımı bırakılmış olur.
Argümanın yapısı
Şimdi iddiayı öncüllere ayıralım.
Birinci öncül: bir kategori, ya izlediği şeyle tanımlanır ya da keyfîdir.
İkinci öncül: Batı felsefesi kategorisinin iki aday tanımı var — coğrafya ve soy — ve coğrafya kanonun kendi başlangıcını dışarıda bırakıyor.
Üçüncü öncül: soy tanımı tutarlı biçimde uygulandığında, kategorinin bugün dışarıda tuttuğu gelenekleri içeri alıyor.
Sonuç: öyleyse kategori bugünkü sınırlarıyla ne coğrafi ne de soy temelli; sınırlar başka bir yerden geliyor.
O başka yeri bulmak için tarihe bakmak gerekiyor ve iki ayrı ana bakacağız.
Bu pasajın değeri, sınır çekme işleminin çok eski olduğunu göstermesi. Yazar bir tartışmanın içinde konuşuyor; demek ki o dönemde bile başka bir görüş vardı ve kaydedilecek kadar yaygındı.
İkinci an çok daha yakın ve kategorinin bugünkü halini o kurdu.
Bu kurgunun ne yaptığına dikkat et. Dışarıda bırakmıyor, önceye koyuyor. Bir gelenek hakkında en etkili sınıflandırma onu yok saymak değil; hazırlık aşaması ilan etmek, çünkü o zaman incelemek gereksiz görünüyor.
Görüşler ve pozisyonlar
Kategoriyle ne yapılacağı üzerine üç ayrı pozisyon var.
Birinci görüş kategoriyi savunuyor ve dayanağı sağlam. Platon'dan bugüne uzanan bir konuşma gerçekten var: aynı metinler okunuyor, aynı sorular devralınıyor ve ortak bir kelime dağarcığı kullanılıyor. Bu sürekliliği inkâr etmek, olan bir şeyi yok saymak olur.
Savunucuları şunu ekler: her gelenek kendi içinde bir süreklilik taşıyor ve bunu adlandırmak bir hiyerarşi kurmuyor. Hint felsefesi de bir kategori, Çin felsefesi de; kimse onları adlandırmayı sorun etmiyor.
İkinci görüş kategorinin sonradan kurulduğunu ve çarpıttığını savunuyor. Dayanağı yukarıdaki iki tarihsel an: sınır çizme işlemi belirli dönemlerde, belirli gerekçelerle yapıldı ve bugünkü hali on dokuzuncu yüzyılda yerleşti.
Bu görüşün eleştirisi de var. Her kanon sonradan kurulur ve bu tek başına bir kusur değil; bir seçim yapılmış olması, seçimin keyfî olduğunu göstermez. Sorulacak asıl soru şu: seçim hangi ölçütle yapıldı ve ölçüt tutarlı uygulandı mı?
Üçüncü görüş kategoriyi coğrafyadan çıkarıp probleme bağlamayı öneriyor.
Bu anlatının bugünkü tartışmadaki değeri büyük. Aktarım anlatısının tersini yapıyor: taşıyan tarafı ikincil kılmıyor, çünkü hiçbir tarafı asıl saymıyor. Felsefe burada bir uygarlığın başarısı değil, el değiştiren bir uğraş.
En güçlü itiraz
Şimdi en sert itiraza geldik ve bu akademiyi doğrudan bağlıyor.
İtiraz şu: kategoriyi eleştirmek kolay, yerine bir şey koymak zor. Bir müfredat bir sıra gerektiriyor ve her sıra bir seçim; hangi düzeni kurarsan kur, bir şey öne bir şey arkaya geçiyor.
Bu itirazı çürütemem ve tarif ettiği zorunluluk gerçek.
Ancak itiraz iki farklı şeyi tek torbaya koyuyor.
Bir sıra kurmak zorunlu ve bunu kimse reddetmiyor; teknik bir gereklilik. Kurulan sıranın ne izlediğini gizlemek ise zorunlu değil ve asıl mesele orada.
Şöyle: bir kanon bir atıf ağını izliyorsa bunu söyleyebilir. O zaman kategori bir uygarlık iddiası olmaktan çıkıp bir kayıt haline geliyor: bu metinler birbirini okumuş ve şu tartışmayı sürdürmüş. Bu kayıt doğru, sınırlı ve sınanabilir.
Bir kanon kendini bir uygarlığın düşünce tarihi diye sunduğunda ise iki hata birden yapıyor. Kapsadığından fazlasını iddia ediyor ve kapsadıklarının bir kısmını yanlış adlandırıyor; İbn Sînâ'yı bir kuryeye çeviren hata bu.
Şimdi bu ölçütü kendimize uygulamak gerekiyor, çünkü dokuzuncu derste kurduğumuz kural bunu şart koşuyor.
Bunu söylemek gerekiyordu ve söylenmeden geçilseydi ders kendi öğrettiği şeyi çiğnemiş olurdu.
Sıranın bir gerekçesi var: Türkçe okuyan bir kitlenin eğitim geçmişinde o omurga zaten mevcut ve bilinenden bilinmeyene gitmek bir öğretim kararı. Gerekçe savunulabilir ve yeterli değil, çünkü aynı gerekçe her yerde aynı sırayı üretir ve sıra kendini pekiştirir.
Kaynağın kendi kuralı burada bir denge kuruyor: Batı dışı gelenekler yalnız karşılaştırma eki değildir ve her biri kendi iç tartışmalarıyla temsil edilir. Kural sırayı değiştirmiyor, sıranın ne anlama geldiğini sınırlıyor — dokuzuncu program bir ek değil, kendi başına on ders taşıyan bir program.
Ölçülü iddia şu: bu kategori gerçek bir atıf ağını izliyor ve sınırlarını yanlış adlandırıyor. Kullanılabilir, yeter ki ne izlediği söylensin ve izlediğinden fazlasını iddia etmesin.
Açık kalan sorular
Dört soru açık kalıyor.
Birincisi: bir atıf ağını izleyen kanon ile bir uygarlığı temsil ettiğini söyleyen kanon arasındaki sınır pratikte nasıl korunur?
İkincisi: bilinenden bilinmeyene gitmek bir öğretim ilkesi olarak savunulabilir mi, yoksa mevcut sırayı sürekli yeniden mi üretir?
Üçüncüsü: karşılaştırmalı felsefe alanındaki asimetri nasıl giderilir? Alanın adını değiştirmek yetmiyor.
Dördüncüsü: bir gelenek kendi kategorilerini kullanarak mı incelenmeli, yoksa ortak bir kavram dağarcığı mı kurulmalı? İkisinin de bir bedeli var.
Yaygın hatalar
Bu konuda dört yaygın yanlış var.
Yaygın yanlışBatı felsefesi coğrafi bir kategoridir.
Kanonun kurucu isimlerinin çoğu bugünkü Batı'nın dışında yaşadı. Coğrafi okuma uygulandığında kategori kendi başlangıcını kaybediyor.
Yaygın yanlışİslam felsefesi Yunan felsefesini aktardı ve bitti.
Aktarım gerçekten oldu ve o dönemde üretilen özgün çalışmanın yanında küçük bir kısım. İbn Sînâ'nın metafiziği, Gazâlî'nin nedensellik eleştirisi ve İbn Haldûn'un toplum kuramı bir çeviri faaliyeti değil.
Yaygın yanlışKategoriyi eleştirmek geleneği reddetmektir.
Kategorinin sınırlarını tartışmak, içindeki metinlerin değerine dair bir şey söylemiyor. Bir haritanın sınırlarını düzeltmek, ülkeyi inkâr etmek değil.
Yaygın yanlışBütün gelenekler aslında aynı şeyi söylüyor.
Bu iyi niyetli cümle, ayrımları silerek eşitlik kurmaya çalışıyor ve tersini yapıyor. Gelenekler farklı sorular soruyor ve farklı cevaplar veriyor; birbirine indirgemek, her birinin kendine özgü katkısını görünmez kılıyor.
Kendin dene
İçindekiler listesine bak ve iki şeyi say. Birincisi: kaç bölüm bir coğrafya ya da uygarlık adıyla başlıyor? İkincisi: kaç bölüm bir problem adıyla başlıyor?
Sonra Batı dışı geleneklere ayrılmış bölümlere git ve tek bir soru sor: bu bölüm o geleneği kendi tartışmalarıyla mı anlatıyor, yoksa başka bir geleneğe ne kattığıyla mı?
Ölçüt basit. Bölümde o geleneğin kendi içindeki bir anlaşmazlık anlatılıyorsa, gelenek kendi başına ele alınmış demektir. Yalnız etkileri ve aktarımı anlatılıyorsa, aktarım anlatısıyla karşı karşıyasın.
Son adım: aynı ölçütü kaynağın Yunan ya da modern Avrupa bölümlerine uygula. Oralarda iç anlaşmazlıklar anlatılıyor mu? Neredeyse her zaman evet çıkar ve o fark, dersin konusunun ta kendisi.
Alıştırmanın işi bir kaynağı suçlamak değil. İşi, bir kategorinin bir metnin içinde nasıl çalıştığını gözle görülür hale getirmek.
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Batı felsefesi kategorisinin coğrafi tanımı tutmuyor, çünkü kanonun kurucu isimlerinin çoğu bugünkü Batı'nın dışında yaşadı.
Soy tanımı daha sağlam ve tutarlı uygulandığında kategorinin bugün dışarıda tuttuğu duraklardan geçiyor: Aristoteles'in metinleri Süryanice ve Arapça üzerinden Latinceye ulaştı.
Sınır çizme işlemi eski ama bugünkü hali yeni; Hegel felsefe tarihini bir gelişim çizgisi olarak kurup Çin ve Hint düşüncesini felsefeden önceki bir aşamaya yerleştirdi ve en etkili dışlama biçimi yok saymak değil hazırlık ilan etmektir.
Fârâbî'nin anlatısında felsefenin asıl sahibi yoktur; diller arasında yer değiştiren bir çalışma biçimidir ve bu, aktarım anlatısının tam tersini kurar.
Kategori gerçek bir atıf ağını izler ve sınırlarını yanlış adlandırır; kullanılabilir olması, ne izlediğinin söylenmesine ve izlediğinden fazlasını iddia etmemesine bağlıdır.
Sonraki derse köprü
Bu derste bir kategorinin sınırlarını sorguladık ve yerine ne konacağını tam olarak söylemedik. Söylemedik, çünkü asıl iş henüz yapılmadı.
Bir kategorinin çarpıttığını göstermek, çarpıtılan şeyi tanımak demek değil. Hint, Çin, Africana ve yerli gelenekler bu derste hep örnek olarak geçti ve hiçbiri kendi başına anlatılmadı — yani ders, eleştirdiği şeyi kendi içinde bir kez daha yaptı.
Sonraki alt ders bunu düzeltmeye başlıyor: dünya felsefeleri. Farklı geleneklerin hangi soruları sorduğunu, aynı sorulara nasıl farklı cevaplar verdiğini ve bazı geleneklerin ötekilerin hiç sormadığı soruları nasıl kurduğunu göreceğiz.